• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
3 sonuçtan 1 --- 3 arası gösteriliyor
  1. #1
    Ancillae adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    21-12-2007
    Mesajlar
    541
    Karizma Gücü
    0

    Cahit sıtkı tarancı'dan şiirler ^^

    Önce biraz bilgi olarakdan ;
    1910 yılında Diyarbakır'da doğdu. Orta öğrenimini Saint Joseph ve Galatasaray Liselerinde tamamladıktan sonra Mülkiye Mektebi'nde ve Paris Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde okudu. Yurda döndükten sonra Ankara'da Anadolu Ajansı'nda çevirmen olarak çalıştı. Bir ara da Toprak Mahsulleri Ofisi'nde memurluk yaptı. 1956 yılında Viyana'da öldü. Mezarı Ankarada'dır.
    “İlk şiirleri temiz dili ve yeni buluşlarıyla dönemin edebiyat çevrelerinde ilgi uyandırdı. Belli duyguları hece ölçüsüne bağlı olarak işlediği bu evresinde Ahmed Hamdi, Necip Fazıl etkileri taşırken, giderek XIX. yüzyıl Fransız şairlerinin dünyasına girdi, özellikle Baudelaire'i, Verlaine'i severek okudu. Kimi şiirlerini dilimize çevirerek onların biçim güzelliği anlayışına yaklaştı. Daha sonra yayımladığı şiirlerde Garip hareketinin yönelişlerinden esinlendi. Hece ölçüsünde durakları atarak yeni uyumlar arama kaygılarına bağlı eski tekniği değiştirdi; biçimde daha serbest, konularda yaşama, gerçeğe daha açık şiirler yazdı. Her döneminde içten, Türkçenin olanaklarını kullanmada başarılı, 'şairane'ye kaçma eğilimini yendiği zaman etkili şiirleriyle kendisinden sonra yetişen kuşaklara yeni söyleyiş ufukları açan bir kimlik kazandı"


    Yahya Kemal'den Tanpınar'a uzanan bir çizginin uzantısında, Dranas ve bir ölçüde de Dağlarca'yla ortak özellikler taşıyan şiirlerinde, Fransız şiirinin ve bizim halk şiirimiz biçimlerinin etkileri de gözlemleniyor, öte yanda, özgür koşukla yazdığı şiirlerde, Nazım Hikmet'ten etkilenmiş olduğu söylenebilir. Ziya Osman Saba'nın ve daha sonra Behçet Necatigil'in küçük adamıyla ortak özellikler taşıyan lirik kahramanı, (genellikle şairin kendisidir bu), Orhan Veli şiirine göre dünyası biraz daha kapanık, daha karamsar bir kişidir. Fakat, alçak gönüllü yaşama sevinciyle, ortak tema ve seslerle Cahit Sıtkı, Orhan Veli'ye, belki de O.Rifat ve M.Cevdet'ten daha yakın konumda bir şairdir... Şiirleri, kendinden sonra gelen şairler üzerinde geniş ölçüde etkili olmuştur. (Bu etkinin ilginç bir örneği, Yarın Pazar Değil (C.Sıtkı) ve Pan (C.Süreya) şiirleri arasındaki benzerlikte görülebilir.) Bazı şiirlerinin eskimişliğine ve bugün fazlaca basit görünmelerine karşın, bir çok şiiri günümüzde de haklı bir sevgiyle okunan, çağdaş şiirimizin klasikleri arasına girmiş bir şairimizdir.

    ............................................................
    ŞİİRLERİ....

    Otuz Beş Yaş

    Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder.
    Dante gibi ortasındayız ömrün.
    Delikanlı çağımızdaki cevher,
    Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
    Gözünün yaşına bakmadan gider.
    Şakaklarıma kar mı yağdı ne?
    Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
    Ya gözler altındaki mor halkalar?
    Neden böyle düşman görünüyorsunuz;
    Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
    Zamanla nasıl değişiyor insan!
    Hangi resmime baksam ben değilim:
    Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
    Bu güler yüzlü adam ben değilim
    Yalandır kaygısız olduğum yalan.
    Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
    Hatırası bile yabancı gelir.
    Hayata beraber başladığımız
    Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
    Gittikçe artıyor yalnızlığımız
    Gökyüzünün başka rengi de varmış!
    Geç farkettim taşın sert olduğunu.
    Su insanı boğar, ateş yakarmış!
    Her doğan günün bir dert olduğunu,
    İnsan bu yaşa gelince anlarmış.
    Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
    Her yıl biraz daha benimsediğim.
    Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
    Nerden çıktı bu cenaze? Ölen kim?
    Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar.
    N'eylesin ölüm herkesin başında.
    Uyudun uyanamadın olacak
    Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
    Bir namazlık saltanatın olacak.
    Taht misali o musalla taşında.
    ...............................................................

    BİR MEMLEKET İSTERİM

    Memleket isterim
    Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
    Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

    Memleket isterim
    Ne başta dert ne gönülde hasret olsun;
    Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

    Memleket isterim
    Ne zengin fakir ne sen ben farkı olsun;
    Kış günü herkesin evi barkı olsun.

    Memleket isterim
    Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
    Olursa bir şikayet ölümden olsun.
    .......................................................................
    ABBAS

    Haydi Abbas, vakit tamam;
    Akşam diyordun işte oldu akşam.
    Kur bakalım çilingir soframızı;
    Dinsin artık bu kalp ağrısı.
    Şu ağacın gölgesinde olsun;
    Tam kenarında havuzun.
    Aya haber sal çıksın bu gece;
    Görünsün şöyle gönlümce.
    Bas kırbacı sihirli seccadeye,
    Göster hükmettiğini mesafeye
    Ve zamana.
    Katıp tozu dumana,
    Var git,
    Böyle ferman etti Cahit,
    Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan;
    Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan
    ....................................................................

    Affet Bizi Lamba

    Öyle sarmaş dolaş olduk,
    O kadar geçtik ki kendimizden
    Lambayı söndürmeyi unutmuşuz,
    Perdeleri çekmeyi de.
    Meğersem sabah olmuş;
    Gün pencereden bizi gözetler.

    .......................................................
    Anne Ne Yaptın ?

    Anne sana kim dedi yavrunu doğurmayı?
    Sanki karnında fazla yaramazlık mı ettim?
    Senden istemiyordum ne tacı ne sarayı
    Karnında yaşıyordum kafiydi saadetim.

    Bir kere doğurdunsa sonra niçin büyüttün?
    Kundakta beşikte de bir zahmetim mi vardı?

    .............................................................
    Aşk Adamı

    Dolaştığım denizlerce düşünüyorum,
    Bineceğim son gemi değil midir
    Hayır sahibi omuzlarda giden tabut.
    Herkes gibi teselliye muhtaç olsaydım eğer,
    Derdim ki: 'Elbet bir ağlayanım olur benim de;
    Ramazan geceleri Yasin okuyanım,
    Baharda kabrime menekşe getirenim de.'

    ............................................................
    Aşk Masalı

    Nerde ne zaman bu hava çalınsa
    Hoş geldi geçmişteki güzel günler
    Nereye gidersen git günlük tasa
    Bırak biraz da şad olsun gönüller

    Beşiktaş'ta gün görmüş bir bahçede
    Nisan akşamlarının en tatlısı
    Sevdiceğim on dördünü sürmede
    Bende gönüllerin en kanatlısı

    Ben delikanlıyım o kız ve dilber
    Bahar kokan o yanıp tutuşan ben
    Şakadan derken dalmışız beraber
    .........................................................
    BATAN GEMİ

    İnsanlar dalgasına tutulmuş bir gemiyim!
    Sağa sola sallanıp,bakın,çırpınıyorum;
    Fakat bilmem ki sarhoş onlar mıdır,ben miyim;
    İnsanlar dalgasına tutulmuş bir gemiyim!

    Deliklerim açıldı tazyikinden suların;
    Kudurmuş denizinde hakkın çırpınıyorum!
    Güverteyi yıkıyor çığlığı yolcuların.
    Kudurmuş denizinde hakkın çırpınıyorum!

    Gittikçe kabarıyor,amanın,bu dalgalar;
    Ufuk sise gömülü,ne gelen var ne giden.
    Kaptan imdat düdüğü durmadan çalar!
    Kaptan imdat düdüğü beyhude çalar!

    Ne zaman kara yüzü göreceğim,ne zaman!
    Bir ümit dağılıyor çıkan her nefesimden.
    Batacağım galiba bir limana varmadan!
    Ne zaman kara yüzü göreceğim,ne zaman
    ..........................................................
    BEN ÖLECEK ADAM DEĞİLİM

    Kapımı çalıp durma ölüm,
    Açmam;
    Ben ölecek adam değilim.

    Alıştım bir kere gökyüzüne;
    Bunca yıllık yoldaşımdır bulutlar.
    Sıkılırım,
    Kuşlar cıvıldamasa dallarında,
    Yemişlerine doymadığım ağaçların,
    Yağmur mu yağıyor,
    Güneş mi var,
    Farketmeliyim
    Baktığım pencereden.
    Deniz görünmeli çıksam balkona.
    Tamamlamalı manzarayı
    Karlı dağlarla sürülmüş tarlalar.
    Ekmekten olamam doğrusu,
    Nimet bildiğim;
    Sudan geçemem,
    Tuzludur teneffüs ettiğim hava.
    Ya nasıl dururum olduğum yerde,
    Öyle upuzun yatmış,
    İki elim yanıma getirilmiş,
    Hareketsiz,
    Sükûta râmolmuş;
    Sanki devrilmiş bir heykel?

    Ellerim ne der sonra bana?
    Soğumuş kalbime ne cevap veririm?
    Utanmaz mıyım ayaklarımdan?

    Kalkmalıyım,
    Dolaşmalıyım,
    Sokaklarda, parklarda.
    El sallamalıyım
    Giden trenlere,
    Kalkan vapurlara.
    Bilmeliyim,
    Gölgelerin boyundan,
    Saatin kaç olduğunu...
    Islık çalmalıyım.
    Türkü söylemeliyim
    Yol boyunca,
    Keyfimden ya hüznümden.
    Geçmiş günleri hatırlamalıyım,
    Dalıp dalıp akarsuya,
    Hayaller kurmalıyım,
    Güzel geleceğe dair.
    Yanımdan geçenler olmalı,
    Selâm almalıyım;
    Robenson'u düşünmeliyim,
    Garipliğini:
    Şükretmeliyim
    İnsanlar arasında olduğuma.
    Nedir ki eninde sonunda ölüm?
    Ayrı düşmek değil mi aşinalardan?

    Kapımı çalıp durma ölüm,
    Açmam;
    Ben ölecek adam değilim.

    ...................................................................
    BEN AŞK ADAMIYIM

    Dolaştığım denizlerce düşünüyorum,
    Bineceğim son gemi değil midir
    Hayır sahibi omuzlarda giden tabut.
    Herkes gibi teselliye muhtaç olsaydım eğer,
    Derdim ki: "Elbet bir ağlayanım olur benim de;
    Ramazan geceleri Yasin okuyanım,
    Baharda kabrime menekşe getirenim de."

    Fakat bütün bunlar da olur,
    Yine tasa etmem,
    Yine kırılmam kimseye.
    Ben aşk adamıyım,
    Sevmeye geldim insanları,
    Gönlümle, elimle, kafamla sevmeye;
    Hesapsız, karşılıksız,
    Ayrılık gayrılık gözetmeden.
    Gün gelip gidersem şayet,
    Öyle severekten gideceğim ki,
    Karanlık kıyılardan bile olsa,
    Candan selamlarım,
    Civarımdan geçecek gemileri;
    Güneşli gemileri;
    Şarkılı gemileri;
    İçlerinde kendim varmışım gibi!
    ........................................................
    BİR KAPI AÇIP GİTSEM

    Ben bu dünyaya yanlış gelmiş olacağım ben
    Ben öyle her insandan, o kadar uzağım ben
    Yine bu gözlerimdir okşanacak şey arar
    Yoksa içimde başka bir dünya hasreti var

    Uyanır gibi birden bir korkulu rüyadan
    O içimden sevdiğim, benim olan dünyadan
    Bir ses bana: 'Gel! ' dese, ben o sesi işitsem
    Kimsecikler duymadan bir kapı açıp gitsem

    ......................................................

    CAN YOLDAŞI

    Can yoldaşın olmazsa olmasın
    Yalnızım diye hayıflanmayasın,
    Eğilmiş üstüne gökyüzü masmavi
    Bir anne şefkatine musavi.
    Üç adım ötede deniz
    Dosttur, ne öfkesi ne durgunluğu sebepsiz.
    Bir derdin varsa açabilirsin ağaçlara
    Ağac yaprak verir, sır vermez rüzgara
    Ve kış yaz,
    Dalda kuş eksik olmaz
    Dağ başında duman
    Yalnızlık nedir göreceksin
    olduğun zaman.
    ..........................................................
    ÇÖKÜYORUM

    Saltanat sürmektedir içimde bir hükümdar,
    Hırsının pençesinde,şehvetinin esiri;
    Etrafını almıştır dalkavuk ve riyakar;
    Korkulu bir sarayım doğduğum günden beri.

    Ne gizli cinayetler,neler neler oluyor,
    Denize her gün körpe cesetler döküyorum.
    Ne baharlar soluyor,ne baharlar soluyor,
    Azamet ve ihtişam içinde çöküyorum!



    ÇOCUKLUK

    Affan dedeye para saydım,
    Sattı bana çocukluğumu.
    Artık ne yaşım var ne de adım;
    Bilmiyorum kim olduğumu.
    Hiç bir şey sorulmasın benden;
    Haberim yok olan bitenden.
    Bu bahar havası, bu bahçe;
    Havuzda su şırıl şırıldır.
    Uçurtmam bulutlardan yüce,
    Zıpzıplarım pırıl pırıldır.
    Ne güzel dönüyor çemberim;
    Hiç bitmese horoz şekerim!
    ...........................................................
    ESKİ SAADETİNLE

    Mazim! Ah,o bir daha bulunmazbir hazine!
    Hırsız gibi dalardım altın gümüş içine.
    Dalardım!Fakat şimdi o servetten bana ne!
    Mazim!Ah, o bir daha bulunmaz bir hazine!

    Mazim çılgınca çalan,çalan bir orkestra!
    Her günüm bir ahenkte,her biri bir hatıra!
    Piyano,keman,flüt,saksafon ve tambura!
    Mazim bir orkestra,mazim bir orkestra!

    Mazim tüten bir baca,dumanın yoktu sonu.
    Her günüm göğe çıkan bir duman helezonu.
    Hangi mel'un şeytandır bilsem söndürdü onu!
    Mazim tüten bir baca,dumanın yoktu sonu.

    -Eski saadetinle,geçmiş günleriyle kal!
    Gözlerini yumarak o dünyayı seyre dal!
    O değil mi hayatta tutunduğun en son dal!
    Eski saadetinle,geçmiş günlerinle kal!
    ..................................................................

    GECE BİR NETİCEDİR

    Renkler çekildi işte simsiyah bir saraya
    Birbirine müsavi artık her şey: Gecedir.

    Geldi minarelerle kuyular bir hizaya;
    Ya her şey dev gibidir, yahut her şey cücedir,.

    Bir sular hücumudur ansızın hafızaya
    Bu, başlayan, belki de biten bir işkencedir.

    Kafalar ayna gibi şimdi bir muammaya
    Bu, içinden çıkılmaz bir müthiş bilmecedir.

    Korku bir kokudur ki karışmış bu havaya,
    Ve sükut bir çığ gibi büyüyen düşüncedir.

    Şimdi her kımıldanış usulca, sessizcedir.
    Bir torba tutmuş gibi boşlukta bir el güya

    Gülen, ağlayan başlar düştü aynı torbaya,
    Gece bir sebep değil belki bir neticedir.
    ......................................................
    GENÇLİK BÖYLEDİR İŞTE

    İçimi titreten bir sestir her gün.
    Saat her çalışında tekrar eder:
    'Ne yaptın tarlanı, nerede hasadın?
    Elin boş mu gireceksin geceye?
    Bir düşünsen yarıyı buldu ömrün.
    Gençlik böyledir işte, gelir gider;
    Ve kırılır sonra kolun kanadın;
    Koşarsın pencereden pencereye.'

    Ah o kadrini bilmediğim günler,
    Koklamadan attığım gül demeti,
    Suyunu sebil ettiğim o çeşme,
    Eserken yelken açmadığım rüzgâr
    Gel gör ki, sular batıya meyleder,
    Ağaçta bülbülün sesi değişti,
    Gölgeler yerleşiyor pencereme;
    Çağınız başlıyor ey hâtıralar.
    ..................................................
    Adamın Biri
    1

    Çifte koştuğun öküzler,
    Senin kadar yorgun değil kardaş!
    Sen ki kış ve yaz düşünceli
    Sen ki kış ve yaz yalınayak!

    Ne esnaf ne tüccar ne efendi
    Senin kadar değil düşünceli
    Senin kadar yorgun değil kardaş!
    Sen ki kış ve yaz düşünceli
    Sen ki kış ve yaz yalınayak!

    Sevmesi sana mahsustur
    Yüreğin hükmedince,
    Boynun damarları kabararak
    Türkü söylersin söyleyince,
    En iyi sen gülersin,
    Ölürsün öl deyince,
    Sana mahsus çalışmak.
    Sen ki kış ve yaz düşünceli
    Sen ki kış ve yaz yalınayak!
    ................................................
    Cebeci Köprüsü
    Cebeci köprüsünün üstü
    Karınca yuvasına benziyor,
    Hamallar, körler, topallar,
    Oturmuş nasibini bekliyor.

    Cebeci köprüsü yüksek
    Altından tren geçiyor,
    Ya benim aklımdan geçenler?
    Kimse bilmiyor.

    Şu dünya güzelim dünya
    Tıkır tıkır işliyor,
    İnsanlar insanlar insanlar
    Neden böyle çekişir durur
    Aklım ermiyor.

    Cebeci köprüsünün korkulukları
    Kara boyalı,
    Daha böyle köprülerden geçersin çok

    ..........................................................
    Çürüyen Otlar-II
    Senin oturdugun sehirde
    Gökyüzü mavidir benimkinden,
    Çiçekler daha taze
    Kuslar bile güzeldir birbirinden.

    Sarkilar daha neseli, daha mahzun
    Aksamlar daha garipsi,
    Umut alabildigine genis,
    Umutsuzluksa denizler gibi;

    Trenler bile daha sevinçli
    Daha kederli gelir gider.
    Gençler bütün hasari
    Yaslilar büsbütün kederlidirler.

    Kadinlarin sütü daha gür, daha ak
    Çocuklarin istahi, yerinde,
    Gemiciler bile daha sarhostur
    Dogup büyüdügün sehirde.

    Garibim! Nazlim! Öksüzüm
    Hayal rüzgarlariyla emzir beni de
    Uzak ya, kokunu duyuyorum
    Gül gibi açildigin sehirde.

  2. #2
    TürkForum bacanak adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    24-08-2003
    Mesajlar
    5,018
    Karizma Gücü
    25
    CAN YOLDAŞI

    Can yoldaşın olmazsa olmasın
    Yalnızım diye hayıflanmayasın,
    Eğilmiş üstüne gökyüzü masmavi
    Bir anne şefkatine musavi.
    Üç adım ötede deniz
    Dosttur, ne öfkesi ne durgunluğu sebepsiz.
    Bir derdin varsa açabilirsin ağaçlara
    Ağac yaprak verir, sır vermez rüzgara
    Ve kış yaz,
    Dalda kuş eksik olmaz
    Dağ başında duman
    Yalnızlık nedir göreceksin
    olduğun zaman.
    Paylasim icin tesekkur ederim.. Bu siiri ayri bir sevdim

    iyi forumlar
    Buralardayim....

  3. #3
    onur58 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    04-02-2005
    Mesajlar
    2,224
    Karizma Gücü
    0
    diyabakırda askerliğimi yaptığımda müzeolan şuanki evini ziyaret etmiştim gayet güzel bir müze haline getirmişler avini açıkçası.Cahit sıtkı tarancının en sevdiğim eseri 35 yaş şiiri doğrusu


    TÜRKYAŞAMFENERBAHÇELİLE
    Hep DESTEK
    Tam DESTEK!!


    THE RISING SUN OVER EUROPE FENERBAHÇE

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Erdoğan'dan Cahit Sıtkı şiiri
    2005 Konuları bölümünde De sousa tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 12.08.05, 13:07

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •