• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon
16 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    M.571 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-08-2007
    Mesajlar
    1,676
    Karizma Gücü
    0

    Arapça Turani bir Dil mi?

    İnternette ilgimi çeken ve sizinde ilgisini çekeceğini düşündüğüm bir yazı...

    Arapça Turani bir Dil mi?


    Bu yazıyı hazırlamaktaki amacımız yorumdan ziyade 1930’lu yıllarda yazılmış bir eserin tanıtımını yapmaktır. Son günlerde Hz. Muhammed (S.A.V.)’in Türk kökenli olduğu yönünde ortaya çıkan bazı görüşlere göre; Araplar, Orta Asya’dan şimdiki yaşadıkları bölgelere gelmiş Turani kavimlerdir, kullandıkları dilin bağlı bulunduğu dil ailesi olan Hami-Sami dil ailesi de köken bakımından Turani’dir.


    Bu görüşler, Atatürk tarafından ortaya konulan “Güneş-Dil Teorisi” ne bağlı olarak savunulmuştur. 1930’lu yıllarda, kısaca Avrupa medeniyetini kuran Etrüsklerin, Anadolu’da yaşayan Sümerlerin ve bunların kullandıkları dillerin Türk kökenli olduğunu ispat etmeye çalışan düşüncelerin kağıtlara döküldüğü, araştırmaların yapıldığı dönemlerde de üzerinde durulan görüşlerdir. Çünkü o yıllarda, bu amaç için yazılan eserler vasıtasıyla “bu araştırmalar Türklüğün siyasi varlığını kurduğu ve koruduğu kadar fikri ve harsi varlığını da kurmak ve cihanda layık olduğu mevkie yükseltmek azminde bulunan ulu Gazi’nin vücude getirdiği ilmi intibahın eseridir.” düşüncesi verilmeye çalışılmıştır. Bu amaçla yapılan araştırma ve çalışmalar neticesinde “Türk gençliği ümit ederim ki bunu az zaman içinde yapacak ve Türk dilinin diller anası, Türk ırkının milletler anası olduğu büyük hakikatini bütün dünyaya tanıtacaktır.”

    Alıntılardan da anlaşılacağı gibi bu yıllarda “Türk dilinin diller anası, Türk ırkının milletler anası” olduğunu ispat etmek, dil çalışmalarının amacı olmuştur.


    İşte bu dönem eserlerinden biri de Yusuf Ziya’nın 1933 yılında İstanbul Marifet Matbaası tarafından yayınlanan Samiler-Turaniler adlı 322 sayfalık eseridir.

    Eserin giriş bölümünde anlatılanlara göre dördüncü devir (buzul çağı) adamları, yüzlerce asır Sibirya ve Turan yaylasını çeviren buz çemberleri içinde yaşadıktan sonra, buzların erimesiyle daha uygun yaşama imkanları bulunan yerlere doğru göç etmişlerdir. Bunların bir kısmı da Kafkas eteklerinden Anadolu’ya, Fırat ve Dicle kıyılarına, bir bölümü de Horasan ve İran üzerinden Basra Körfezi’ne ve Arabistan’a inmişlerdir. Arabistan’a gelen kabilelerden “Arba” adlı kabile zamanla genelleşerek Arap adını almıştır. Yazara göre bu bölgelere gelen kabileler Türkçe’nin çeşitli lehçelerini kullanmaktaydılar, yani Sami dillerinin “cezirleri bir aslı müştereke, bir membaı müştereke ittisal eder ki o da Türkçe’dir.”

    Eserin birinci bölümünde “Semitik kavimler” başlığı ile Hami-Sami dil ailesinin teşekkülü üzerinde durulmuştur. Bölümün ilk sayfalarından itibaren yazar öncelikle bu dilleri konuşan halkın kökeni hakkında bilgi vermektedir ki yazarın bunu yapmaktaki amacı “Semitik akvam ve kabaili tetkik ettiğimiz vakit bunların elyevm ahfadı Asya ortalarında yaşayan Türk akvam ve kabailinden başka bir şey olmadığını” ispattır. Hami-Sami dil ailesi bu ismi, bildiğimiz gibi, Hz. Nuh’un oğulları Ham ve Sam’ın Tevrat’ta geçen isimlerinden almıştır. Yazara göre Ham ve Sam isimleri Türkçe “Kam” kelimesinin fonetik değişime uğramış şekilleridir ve “Gök” anlamına gelmektedir. Hz. Nuh’un üçüncü oğlu Yafis ise Türkçe’deki “yapıcı” kelimesidir.

    Yazar eserinde, Tevrat’ta düzenlendiği şekilde jeneolojiyi verdikten sonra bu soy ağacındaki isimlerin hangi Türk kabilelerinin değişikliğe uğramış şekli olduğunu anlatmaktadır. “Tevrat’ın Sam, Ham ve Yafis’e isnat ettiği akvamın her biri bu günde şarki ve orta Asya’da yaşamakta olan Türk oymaklarından başka bir şey değildir.”

    Yusuf Ziya’ya göre Yafis’in evlatları şunlardır:


    “Gomer”ler: Kimmerler’dir.
    “Eşkinaz”lar: Işık, ışıklı adını taşıyan kabiledir.Özbek kabilelerinden İşkalı adıyla bulunmaktadır.
    “Rifat”ler: Kafkaslardaki Rif kabilesidir.
    “Togarma”: Doğu Asya’da bir Türk kabilesidir.
    “Magog”. Bildiğimiz Moğollardır.
    “Maday”lar: Med kabilesidir.
    “Yavan”lar: İyonlar, yani Yunanlılardır. İyon halkı ise Türklerin “Ay” kabilesidir.
    “Alişa”: Saruların dört büyük kabilesinden biridir.
    “Tarsis”ler: Asya’nın büyük bir kabilesi olan Tartış/Tarduş/Tartuş’lardır. Orhun Kitabeleri bunlardan şikayetle bahseder.
    “Kitim”ler: Kitay denilen ve eski dönemlerde Çin’e ismini vermiş olan kabiledir.
    “Dodonim”ler: Bunlar Tödün, Tözön veya Tütün kavmi olmalıdır.
    “Tubal”: Türklerin meşhur kabilelerinden Tubalardır.
    “Meşeg”ler: Ermenistan bölgesinde yaşamış olan Moşoglardır. Moskova şehri bunların eseridir.
    “Tiras”: Yafis’in diğer oğlu ve bizim için en önemli olanı da budur. Çünkü kelimenin aslı Türk’tür. Bunlar İtalya’da Etrüsk; İyoniyen ve Finike sahillerinde Tur şehrini oluşturmuşlardır.
    “Şu hale nazaran Tevrat’ın Yafis evladı olmak üzere gösterdiği akvam kamilen Türk kabailidir.”
    Tevrat’ta Ham oğulları ise şöyle gösterilmiştir:
    “Kuş”lar: Bugün bunların nesli Asya’nın her yerinde kuş oymakları bulunur.
    “Saba”lar: Türk oymağıdır ki Sebeler adıyla bilinmektedir. Seba kraliçesi Belkıs meşhurdur.
    “Havillâ”lar: Kaballardır. Kafkas eteklerinde yaşamışlardır.
    “Sabta”lar: Altay Türkleri arasında Çaptı adıyla yaşamakta olan kabiledir.
    “Raema”lar: İrig veya Yarug isimli Türk kabilelerinden biridir.
    “Nemrut”lar: Aslı İmürdür.
    “Mısrayım”: Mısır halkıdır.
    “Lûdim”ler: Lut kavmidir.
    “Anamim”ler: Anu kabilesidir. Ana anlamındadır.
    “Naftohim”ler: Nabat kabilesidir.
    “Patrozim”ler: Yomutlar’da Batrak adıyla bulunmaktadırlar.
    “Kaslohim”: Kaş kabilesidir ki Asya’nın her yerinde bulunurlar. Yinsey Türklerinden Karagaslar ve Kaçinski Tatarları ve Abakanlar arasında bulunurlar.
    “Kaftorim”: İsmin Göktur/Göktürk olması kuvvetle muhtemeldir.
    “Kanan”lar: Asıl adı Kana’dır ki Türk şecerelerine göre Oğuz Han’ın ahfadındandır.
    “Sidon”: Sitlerdir. Bunlar Heyve Türkmenlerindendir.
    “Yebuz”lar: Türkistan’da Kırkmingyüz kabileleri arasında Yabu adıyla bulunurlar.
    “Amor”lar: İmor adıyla bilinen Türkmen kabilesidir.
    “Gırgaz”lar: Kırgız dediğimiz büyük Türk boyudur.
    “Heve”ler: Efe Türkleridir.

    Sam’ın oğulları:

    “Arpakşat”lar: Yazar eserinde, Sam’ın oğullarından biri olup bugünkü Arap milletini gösteren Arpakşat’ın bir şubesinin Asya’da Arpacı adıyla yaşamakta olan Arpag kabilesi olduğunu belirtir. Yazara göre bunlar Arabistan’a ilk gelen ve adını o kıtaya veren Türk kabilesidir.
    “Şelah”lar: Tike Türkmenlerinin içinde bulunan Salahlı, Saluk adıyla bilinen Türk kabilesidir.
    “Peleg”: Asya’da Paylagas adıyla yaşayan Türk kabilesidir.
    “Yoktan”: Yakut Türkleridir.
    “Elmudat”: Altaylardaki Elmat kabilesidir.
    “Yerah”: Yaruk kabilesi. Tike Türklerindendirler.
    “Hadoram”: Esen Türklerinin Hadur kabilesidir.
    “Ozal”: Bu da Esenlilerin bir oymağıdır.
    “Sebe”: Şor Türklerinin bir şubesidir.
    “Elam”: Kırgızlar arasında önemli bir oymak olarak bulunurlar.
    “Asur”: As ve ur kelimelerinin birleşmesiyle oluşmuştur. “Nuru beyza” anlamındaki bu kelime de Türkçe’dir.
    “Aram”: Ar kabilesi Altaylar’da bir oymaktır.
    Bunlar dışında Kuran’da isimleri geçen Ad, Themud ve İmilak/Amilak kabileleri de Türklerin At, Tümet ve İmlak kabileleridir.

    Arap şecerelerinde de Arap ve Arabistan isimlerinin Arba kelimesinden geldiği belirtilir ki bu isim de yazara göre Arpag: Arpak kelimesidir.

    Arap şecerelerindeki Kuzey ve Güney Arabistan kabilelerinin hepsi de Yusuf Ziya’nın eserinde Türk kabilesi olarak gösterilir. Bu kabilelerin birisi de Peygamberimizin de mensup olduğu Kureyş kabilesidir. Bu kabile “Türklerin Koruş kabilesidir ki ezminei kadîmede Ege denizi havzasında çok yerlerde izine tesadüf olunmaktadır. Bilhassa Üsküdar’ın eski ismi Hirisopolis yani Hıris, Kuruş şehri bu kabileyi göstermektedir. Bugün bu kabile Türkistan’da inhilal etmiş gibi görünür ve Dersim dağlarında bulunan Kureşan kabilesi de bu Koruş kabilesidir ki nihayetine mutat olarak bir “n” lahik olmuştur.”

    İşte günümüzdeki tartışmanın bir kaynağı da eserde savunulan bu görüştür ki yazara göre; değişik lehçeler konuşan bu Türk kabilelerinin kaynaşmasından Araplar diye adlandırılan millet ve bunların dili olan Arapça meydana gelmiştir. Arapça’ya akraba olan diğer diller de böylece oluşmuştur.

    Eserin ikinci bölümü Arapça’ya ayrılmıştır. Bu bölümde de yazar genellikle Türkçe bir kelimenin Arapça’da aldığı muhtelif şekilleri vermiştir. Buna göre; aslı Türkçe olan Arapça’nın dışını örten perdenin bir kenarı kaldırılır kaldırılmaz, Türkçe’nin çehresinin meydana çıktığı ve Arapça kelimelerin köken bakımından Türkçe olduğu ispat edilmeye çalışılmıştır.

    Ayrıca yazar bu ikinci bölümde Arap harflerinin sırasını takip ederek bunların Türkçe kelimelerden nasıl farklılaştıklarını ve bu değişiklikleri örneklerle açıklamaya çalışır ve bu uzun bölümü şu cümlelerle özetler: “Şu gösterdiğimiz binlerle misallerden açıkça anlaşılmış olacaktır ki Arap lisanının bünyesi ve temeli Türkçe ve Turani lisanlardan başka bir şey değildir. Bu lisanı konuşanlar; kabileler bahsinde isimlerini zikrettiğimiz ve hangi Türk kabileleri olduğunu gösterdiğimiz Türk kabileleri idi. Ve bu kabileler içinde Ural’dan Bahri muhiti kebire kadar bugün de yaşayan akvamın muhtelif lehçelerini ve muhtelif gramer tarzların istimal eden diğer kabileler dahi beraberce kaynaşıyorlardı. İşte Arap lisanının normal Türkçe’den gayri aldığı istikamet bu kaynaşmanın, bu birbirine girişmenin tabiî bir neticesidir.

    Eserin “Son Görüş” bölümünde de yazar, savunduğu fikirlerden elde ettiği sonuçlara yer verir. Buna göre Sümerler ve Arbalar, kuzey Asya’dan ilk gelen insan dalgalarını oluşturuyordu. Sümerler Fırat ve Dicle kıyılarına inerken, Arbalar da Basra körfezi yoluyla Arabistan sahillerine ve içlerine yerleşmişlerdir.

    Yazara göre Arapların Sibirya ve Turan yaylasından gelen insanlar olduğunun en belirgin delili Arap kabile isimleri, Arapça kelimeler ve bu dilin kurallarıdır. Bu deliller dışında Arapça’daki ziraate ait kelimelerin Asya’dan geldiği gerçeği önemlidir. Ayrıca Arapların ren geyiğini bilmiş olmaları da bir delildir. “Malumdur ki bu geyik şimalde buzlar arasında yaşayan bir hayvandır, bu hayvan Yakutlar için Sibirya’nın ebedi karları ve buzları içinde atın ve ineğin vazifesini görmektedir. Yakutlar’ın kızaklarını bu hayvan çeker, Yakutları, çocuklarını bu hayvan südile besler. Arabistan’da ren geyiği asla yaşamış değildir ve Arabistan çölleri hiçbir vakit kar ve buz tabakaları altında kalmamıştır. Şu halde Araplar şimalden Sibirya ve Turan yaylasından gelmiş olmayıp da Arabistan’ın yerli ahalisi olsalardı bu hayvan hakkında nereden vukuf peyda edeceklerdi ve nasıl olup da o geyiğe şimalde verilen isim Arabistan’da da verilmiş olacaktı. Buna aklen imkan ve ihtimal tasavvur bile edilemez. Şu halde bunun yegane sebebi Arapların cumudiyeler çözülmeden evvelki devirlerde Sibirya ve Turan yaylasında yaşamış olmaları ve ren geyiğini orada tanıyarak ismini de o sahadan Arabistan’a getirmiş bulunmalarıdır. Bunun başka türlü tevcih ve tefsiri mümkün değildir. Bütün bu ahval Arapların yukarı Asya’dan gelmiş Turani akvam olduklarının bedihi delillerindendir ve işte bundan dolayı Arap lisanı da Turani cezirlerden tekevvün etmiş ve fonetik tahavvüllere uğramış bir lisandan ibarettir.

    Yazımızın başlarında da belirttiğimiz gibi, bugünlerde ortaya atılan Arapların ve Hz. Muhammed (S.A.V.)’in Türk kökenli olduğu yönündeki görüşlerin kaynaklarından biri olan Samiler-Turaniler adlı eserini Yusuf Ziya şu cümlelerle sonuçlandırmaktadır:

    Önümüzde muazzam bir bina vardır ki bütün taşları, keresteleri Türkçe’den ve bunlar arasında harç vazifesini gören şeyler Türkçe’den ve Turan dillerinden alınmıştır, fakat üzerine öyle bir boya vurulmuştur ki heyeti umumiyesine bakıldığı vakit Türkçe ile bir münasebet arz etmez gibi görünür, buna rağmen binayı terkip eden ankaz ayrı ayrı yoklandığı vakit Türkçe olduğu anlaşılır. Vazifemiz bu ankazı bulmak, tanımak ve göstermektir; bununla o binaya tesahüp etmek kastu niyetinde değiliz, maksadımız ancak beşeriyetin tarihi mebdeini bulmak ve medeniyetin seyrindeki amilleri anlamak ve göstermekten ibarettir.


    Yrd. Doç. Dr. Çimen Özçam

    * Fırat Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fak. Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Elazığ.

    1 Yusuf Ziya, Samiler-Turaniler, İstanbul 1934, s.3
    2 Yusuf Ziya, a.g.e. s.7
    3 Yusuf Ziya, a.g.e. s.11
    4 Yusuf Ziya, a.g.e. s.12
    5 Yusuf Ziya, a.g.e. s.16
    6 Yusuf Ziya, a.g.e. s.18
    7 Yusuf Ziya, a.g.e. s.42
    8 Yusuf Ziya, a.g.e. s.240
    9 Yusuf Ziya, a.g.e. s.317
    10 Yusuf Ziya, a.g.e. s.318

    [KAYNAK]

  2. #2
    recognizer adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-04-2007
    Mesajlar
    509
    Karizma Gücü
    6
    İlginç bir tez
    Paylaşım için M.571'e teşekkürler.

    Arapların bir ırk olduğu tüm dünyaca kabul görmüş bir bilgidir. Peki bu ırk dillerini türkçeden almadan önce hangi dille konuşuyorlarmış. Yoksa bu ırk türkçe öğrendikten sonra mı ortaya çıkmış

    Bu tür yazarlar “Türk dilinin diller anası, Türk ırkının milletler anası” olduğunu ispat etmek için yakında Adem peygamberin de türk olduğunu iddia ederlerse hiç şaşmam. Çünkü bunlar kendini eksik hisseden tipler bu şekilde tatmin oluyorlar. Yani şimdi olduğumuz yerde durunca illa eksik mi sayılmalıyız...

    Yine hızını alamayan Nuh peygamberin çocuklarına gidiyor şimdilik. Halbuki Nuh peygamberin çocuklarını isimleri ve ayrıntılarıyla veren tek kaynak bu gün hiç bir mevsukiyeti olmayan tevrat. Diğerleri yahudilerce dahi muteber olmayan kaynaklar... Müslümanlar işine gelmeyince tevrat tahrif oldu diye iltifat etmezler işlerine gelince de böyle üstüne yumuluyorlar.

    Herşeye rağmen illa ki aynı kökten olsa bir kaç kelime benzerliği dışında yapısal benzerlik de olması gerekmez mi...
    Bakıyoruz ne harfler, ne telaffuz, ne ses, ne imla ve yazı en ufak ortak nokta yok.

    Valla ne diyeyim helal olsun Çimen Özçam Bi zamanlar Zekeriyya Kitapçı diye biri sahabelerin yarısını türk yapmıştı. Eee önde giden diğerine yol açıyor işte. Kendimiz çalıp kendimiz oynarsak bu işin sonu ancak komedi benden uyarı...
    Ibn Abbas (r.a)’tan, Peygamber (s.a.v):"Sen Allah’ı bollukta bil, Allah da seni şiddet anında bilsin, istediğin zaman Allah’tan iste, yardım dilediğin zaman Allah’tan yardım dile. Olacak şeyler hakkında kalem kurudu. Eğer yaratıkların tümü Allah’ın hükmetmediği birşeyle sana fayda vermek isteseler, buna güç yetiremezler. Şayet Allah’ın senin aleyhine yazmadığı birşeyle sana zarar vermek isteseler, buna da güç yetiremezler. Bil ki hoşlanmadığın şeye sabırda çok hayır vardır, zafer sabırladır, çıkış kapısı sıkıntıyladır ve zorlukla beraber kolaylık vardır."
    [Hadis Hasen-Sahihtir. Tirmizi, Sünen - Ahmed b. Hanbel, Müsned - Abd b. Humeyd, Müsned - İbn Receb, Câmiu'l-Ulûm, vd.]

  3. #3
    student adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-09-2005
    Mesajlar
    5,219
    Karizma Gücü
    8
    Öyle deme recognizer kardeşim ,

    ''Ne mutlu Türküm Diyene '' felsefesine göre yazar Araplarıda , sahabeyide , Hz.Muhammed (sas) mide Türk yapmaya çalışıyor


    selam ve dua ile,
    En-am Suresi 68.Ayet;

    Ayetlerimiz konusunda 'alaylı tartışmalara dalanlar:' -onlar bir başka söze geçinceye kadar- onlardan yüz çevir. Şeytan sana unutturacak olursa, bu durumda hatırlamadan sonra, artık zulmeden toplulukla beraber oturma.

  4. #4
    Karapapag adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    13-08-2007
    Mesajlar
    792
    Karizma Gücü
    5
    Türkü araplaştırıyodunuz, önüne Atatürk çıktı tabi geriye çeviremedi malesef ancak durdurabildi, bakdınız olmadı, arabımı Türkleştiriyonuz Zaten sayenizde dünya kamuoyunda arapdan bir farkımız yok, İslam sayesinde barbarda tanındık dünyaya.
    Savaşlara sebep olan tüm farklılıkların yokolması dileğiyle, En baştata dinlerin...

    İzinden ayrılmayacağız m.

  5. #5
    M.571 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-08-2007
    Mesajlar
    1,676
    Karizma Gücü
    0
    Onlar iftiradır Karapapag. Bana bükemediği eli öpmüşler ama yediremeyip arkasından da barbar demişler gibi geldi.

  6. #6
    Karapapag adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    13-08-2007
    Mesajlar
    792
    Karizma Gücü
    5
    Özeleştiri yapabildiğin zaman sende göreceksin tüm gerçekleri.
    Savaşlara sebep olan tüm farklılıkların yokolması dileğiyle, En baştata dinlerin...

    İzinden ayrılmayacağız m.

  7. #7
    M.571 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-08-2007
    Mesajlar
    1,676
    Karizma Gücü
    0
    Babar kelimesi uygar olmayan insanlar için kullanılır. "Peki bunu diyen kim?" desem mesajından "tüm Dünya" cevabına ulaşıyorum. Birincisi -tüm Dünya'nın- bizleri barbar olarak tanımladıklarını sanmıyorum, ama dediğin gibi barbar diye tanımlayanlar da var olmalı. Çünkü, ortalıkta "Barbar Türkler" diye bir söz dolaşıyor ve inkar etmenin manası yok.

    Büyük ihtimalle Avrupalıların bizleri böyle tanımladıklarını düşünerek diyorum ki (ve tarafsızca yaklaşarak) "onlar önce kendi tarihlerini okuyup öğrensinler".

    Dünya'daki uygarlığın gelişmesinde İslam dini üzere olan Türklerin katkıları indirgenemez. İşte bu da su götürmez bir diğer gerçek.

    Senin öz eleştirini dinlemek isterdim doğrusu. Ayrıca bize niçin barbar dediklerini biliyorsan ve paylaşırsan sevinirim.

    Saygılar..

  8. #8
    avşar 07 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    22-08-2007
    Mesajlar
    319
    Karizma Gücü
    0
    Bazıları Türk olmaktan utanıyormu ?

    Bugünlerde dünya türklere imreniyor vede kıskanıyorlar

    son bir ay içinde ki gelişmeler bunun ısbatıdır

    Örnek kandilden indirilen 1300 pkklı ve 64 KuzeyIrak aşiretinin Türkiyeye ilhakını istemesi gibi Barzani aşiretleri dahil


    Gizlenen Türk Tarihi ve Hazreti Muhammed
    “Eğer araştırırsanız Peygamberimizin Türk olduğunu ispat edebilirsiniz” ATATÜRK

    Muharrem Kılıç, Büyük Atatürk’ün bu araştırma isteğinin/buyruğunun izine düşmüş ve bana sorarsanız bir hayli de yol almış. Toplumsal Çözüm Yayınları arasından yeni çıkan “Gizlenen Türk Tarihi/Hazreti Muhammed” adlı kitabını okuyunca vardım bu
    kanıya.
    Kitabı esas olarak iki bölüme ayırabiliriz. İlk bölümde varlığı Naakal Tabletleri ile ortaya çıkan MU uygarlığının bir Türk uygarlığı olduğu, MU kıtasının o “Büyük Tufan” la yok olduğunda, bu uygarlığın Uygur Türkleri aracılığı ile dünyanın muhtelif yerlerine saçıldığı iddiası (Aztek, Maya, İnka gibi); sağlam kanıt, bulgu ve bilgilerle berkitiliyor. Sümerler de işte bu Uygurların devamı. Öz be öz Türkler ve dilleri de Turanî bir dil. Dahası; Türk dili, o zamanlar bütün insanlığın ortak diliydi. (Bu son tespit, Atatürk’ün “Güneş-dil Teorisi” ni yeniden gündeme sokuyor.)
    İkinci bölümde ise, Hazreti İbrahim’in, Musevilerin iddialarının aksine (Kur’an-ı Kerim de bu iddiayı yalanlıyor) Yahudi değil, Sümer asıllı bir Türk olduğu kanıtlanıyor. Muharrem Kılıç Bey, işte tam burada, benim de çocukluğumda Hocalardan bellediğim bir ifadeye dikkati çekiyor: “Muhammed’in ümmmetinden, İbrahim’in milletindenim.”
    Aslında Hazreti Peygamber de İbrahim’in milletinden. Muharrem Kılıç Bey, Yüce Peygamber’in kısa ve uzun şeceresini de kitabına almış. Bu kitapta bu şecereyi destekleyen ve doğrulayan sayısız delil var. Bunların bir kısmını aktaralım.
    -Hazreti Peygamber’i Medine’ye davet eden Evs ve Hazreç kabileleri Sümer asıllı idiler, Sümerler’in dağılışı sırasında Yemen’e göçmüşlerdi. Medine’ye gelişleri daha sonraydı. Akabe biatında “Muhammed bizdendir” demişlerdi ve Hazreti Peygamber’den “Kanınız kanımdır” yanıtını almışlardı.
    -Kureyş ileri gelenleri Ebu Talip’in yanına gelmişler ve ona; ya yeğenini susturup davasından vazgeçirmesini ya da Türk yurtlarına çekip gitmelerini tavsiye etmişlerdi. Peygamberimizin amcası Ebu Talip, bu tehdit dolu talebe, 94 beyitten oluşan “Kaside-i Lamiyye” ile cevap verdi. İşte o şiirden bazı bölümler:
    “Düşman bizim gücümüze boyun eğip kahroluyor/Halbuki onlar bizim Türk ve Aftalitler kapılarına sığınmamızı isterler/Allah’ın evine ant olsun ki sizler yalan söylüyorsunuz/İşleri karmakarış etmeden ne Mekke’yi terk/Ne de buralardan Türk yurtlarına gitmeyeceğiz.”
    Ebu Talip’in bu şiirinde Türkler yanında “Aftalitler” yani “Akhunlar” dan söz etmesi oldukça ilginç ve önemli. Demek ki Araplar Hazreti Peygamber’in soyunu sopunu çok iyi biliyorlardı.
    -Hazreti Peygamberin torunu Hazreti Hüseyin’in Kerbela olayından önce Türk yurtlara gitme isteği, Yezit tarafından reddedildi, çünkü Hazreti Hüseyin Horasan’daki soydaşlarıyla birleşerek tekrar gelecekti.
    -Bir gün Peygamberimiz ashabıyla otururken, bilinmeyen bir dille “Ne güzel üzüm” dedi. Sahabe anlamayarak “Ya Muhammed Arapça konuş” dediler. Yüce Peygamber: “Durun yakınmayın, ben köküm olan Hz. İbrahim’in dili ile konuşuyorum, Arap benden ama ben Arap’tan değilim” diye yanıt verdi.
    Bu kitap her Müslüman Türk’ün kütüphanesinde olmalıdır. Yazarı ve yayıncıyı yürekten kutlarım.
    *
    *
    *
    İnsanı dıştan ahlaklaştırmak imkansızdır. Onu en derin varlığa inandırmak gereklidir. Yoksa satıhta kalınca, eşyânın ve hâdiselerin esiri olmaya mahkumdur. İlâhî din insanları biri birine bağlayan kuvvetli bir unsurdur
    ***************
    Pir-i Gâlibi
    H.Galip Hasan Kuşçuoğlu

  9. #9
    student adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-09-2005
    Mesajlar
    5,219
    Karizma Gücü
    8
    Çok merak ettim

    -Bir gün Peygamberimiz ashabıyla otururken, bilinmeyen bir dille “Ne güzel üzüm” dedi. Sahabe anlamayarak “Ya Muhammed Arapça konuş” dediler. Yüce Peygamber: “Durun yakınmayın, ben köküm olan Hz. İbrahim’in dili ile konuşuyorum, Arap benden ama ben Arap’tan değilim” diye yanıt verdi.
    bu hadişs hangi hadis kitabında yazıyor ?

    Malesef birileri kendi görüşlerini müslümanlara kabul ettirmek için hadisler uydurmuşlardır , nbu yüzden herhangi bir hadis alıntılarken kaynağını yazarsak çok iyi olur.


    selam ve dua ile,
    En-am Suresi 68.Ayet;

    Ayetlerimiz konusunda 'alaylı tartışmalara dalanlar:' -onlar bir başka söze geçinceye kadar- onlardan yüz çevir. Şeytan sana unutturacak olursa, bu durumda hatırlamadan sonra, artık zulmeden toplulukla beraber oturma.

  10. #10
    Karapapag adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    13-08-2007
    Mesajlar
    792
    Karizma Gücü
    5
    Alıntı M.571 tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Babar kelimesi uygar olmayan insanlar için kullanılır. "Peki bunu diyen kim?" desem mesajından "tüm Dünya" cevabına ulaşıyorum. Birincisi -tüm Dünya'nın- bizleri barbar olarak tanımladıklarını sanmıyorum, ama dediğin gibi barbar diye tanımlayanlar da var olmalı. Çünkü, ortalıkta "Barbar Türkler" diye bir söz dolaşıyor ve inkar etmenin manası yok.

    Büyük ihtimalle Avrupalıların bizleri böyle tanımladıklarını düşünerek diyorum ki (ve tarafsızca yaklaşarak) "onlar önce kendi tarihlerini okuyup öğrensinler".

    Dünya'daki uygarlığın gelişmesinde İslam dini üzere olan Türklerin katkıları indirgenemez. İşte bu da su götürmez bir diğer gerçek.

    Senin öz eleştirini dinlemek isterdim doğrusu. Ayrıca bize niçin barbar dediklerini biliyorsan ve paylaşırsan sevinirim.

    Saygılar..
    Müslüman olduğumuz için tabiki, cizyee almak için, kılıçla müslüman yapmak için sağa sola saldırdık, belkide ondandır ne dersin.
    Savaşlara sebep olan tüm farklılıkların yokolması dileğiyle, En baştata dinlerin...

    İzinden ayrılmayacağız m.

 

 
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •