• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
1 sonuçtan 1 --- 1 arası gösteriliyor
  1. #1
    Ancillae adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    21-12-2007
    Mesajlar
    541
    Karizma Gücü
    0
    Ask, bize güç veren tek özgürlük yitimidir.

    Önce, nedensiz mantıksız, akli yöntemlerle -en azından her zaman- açıklanamayan "ilk heyecan". sonra o "ilk heyecan"ın gafil avladığı beden ve bilincin, o nedensiz ve mantıksız heyecanın kaynağına tutkuyla bağlanışı; bir estetik hayranlık, karizmatik bir "yörünge"ye oturuş ve karşıdaki "yarım"ı kapsayarak, ona ulaşarak, bir bütünleme güdüsü. "Yarım"ı "tamamlama" arzusu...

    Aşk insan yaratımıdır. İnsanlaşma değer aktarımıdır. Peki bugün yaşayan varlığa değer aktarımı nasıl yapılmalı. Önce o varlığa tarih bilinci vermekle başlamalı. Tarih bilinci o varlığa, adına insanlık dediğimiz değerleri üreten... gitgide insanlaşan, ürtken eylem bütününü kavratır.

    Tarih bilinciyle birlikte, insanın estetik mücadelesini kavramak, o varlığın nasıl estetik değer yarata yarata, garip seslerden sonra, sözgelimi 5.Senfoni'ye geldiğini somut olarak görmeyi sağlar. O varlığın insanlaşırken verdiği pratik, estetik, felsefi ve bilimsel mücadeleyi kavramakla mümkündür.

    Kadınla erkek, karşı karşıya gelince, bu iki insan aşk yaratır. Bu aşk nasıl bir aşktır! Herşeyden önce aşk bir durum değildir. Sürekli bir oluştur. Aşk yaratılır, ama bitmez. Her gün yenilenir... her gün yeni bir oluşa dönüşür.

    İki insan; kadın erkek, Herakleitos'un akarsuyuna benzer. Hiçbir insan dünkü insan değildir. Her gün aynı olmamak insana özgüdür. Adına yanlışlıkla insan denen meta hep aynı kalır. Hani metaların biçimi 'yeni' diye sık sık değiştirilir ya. Meta insanda, berberle, giysiyle değiştiğini sanır. Metalar değişmedikleri için hem kendilerinden hem de öbür metalardan bıkarlar.

    Ama insan, insan değişir. Öbür insan sevgilisinin değiştiğini görür. Aşkın oluş süreci yeniden başlar. Meta bunu göremez.

    Aşk cinsel ilişkiyi kapsar. Ama cinsel ilişki metanın ilişkisine benzemez.


    •İnsan cinsel fantazi kurmaz. Meta kurar. İnsan sevgilisinin dudağına, ellerine, gözlerine, bacaklarına, saçlarına anlam katar. Bir et beden değildir. O beden, o bedenin kıvrımları, insan olmanın onurunu ve bunu anımsatan estetik bütünlüğü yansıtır. İki estetik bütünlüğün her sevişmesi, estetik tatları ve heyecan ve hazları yeniden yaratır.
    •Meta sevişmede cinsel hazzı organlarından çıkarır. insan sevişmesinde estetik hazzı, bilincinden çıkarır. Metaların sevişmesinde, kör çarpışma sesleri yaratılırken, insanların bu eyleminde senfoni yaratılır.
    •Metada haz doğaldır. İnsanda haz kültüreldir. Metada hedef yatmadır. İnsan için estetik yaratımdır.
    •Meta sevdiği kadının ayağının serçe parmağında ki tırnağı görür. İnsan orada şırıl şırıl akan bir suyu görür.
    •Meta tırnağını koparır sevişirken sevdiği kadının, insan su içer serçe parmağından...
    •Meta kadın, erkeğin gözündeki çapağı görür. İnsan kadın, erkeğin gözünde, az sonra alevlerin içine çırılçıplak girecek olan heyecanı görür.
    •Meta kadın, yatakta buz gibi çıkar, insan kadın alevli bir dansa çağırır sevdiğini.

    İnsani aşk, topluma kapalı kaçış aşkı değildir. Toplum açık ve bundan ötürü toplumun insanileşmesi için mücadele verilir. Bu sayede aşk zenginleşir. Çünkü aşkta vefa, sorumluluk hem bireyselliği hem toplumsallığı kapsar. Bireysel vefa, bireysel sorumluluk, insanın bireyselliğinde anlam bulur. Bireyselde kalan ben hep kısırlaşır.

    Aşk insanın insanlaşma sürecini hızlandırır.

    Bu o varlığın tekil ben'inden çıkıp, öbür ben'le birikte varoluşunu düşünmesidir., O bundan böyle yalnız kendi ben'ini değil, öbür ben'i de düşünecektir. Tehlike karşısında yalnız kendi için değil, öbürü içinde mücadele verecek.

    Hin şairi Amura, bir genç kızın aşkını şöyle anlatır.

    - Nereye güzelim? Yollar karanlık.
    - Gönül sultanımın beklediği yere
    - Yalnızsın yavrucuğum, korkmuyor musun?
    - Yollar uzun, yollar tehlikeli.
    - Yoldaşı aşk olan korkar mı hiç, deli!

    Hint Şair Bilhana;

    Şu anda yine tek düşüncem
    Asılacakmışım vızgelir
    Onsuz yaşamanın acısını
    Ancak ölüm dindirebilir.
    Nerdesin cellat? Nerdesin?
    Yalvarırım sana uçur kellemi
    Acılarım sona ersin.


    Aşk, töretanımazdır; ya da en azından törelerle didişmeyi göze almayı gerektirir. Duygu yoğunluğu ve hazza yöneliş, aklın buyruklarına ve nefs denetimine karşı, aşkın yolunu ne zaman çizmemiştir? Zaman kavramı göz açıp kapayıncaya kadar geçer, "vaktini şaşırmış aşık" geçerli tasvirdir. Akla karşı duygunun, imgelemin ve düşgücünün yüceltimesi başlıca dayanak ve gerekçedir. Hiçbir aşık, aşkıyla çelişen, onu yok sayan "akıllı önerileri" kabullenemez. Kafasının değil kalbinin sesini dinler.

    Aşk, hem aşık olanın kendi verili durumuna, hemde çevresine yönelttiği bir eleştiridir.

    ***

    Özgür insan,
    bir aşk ilişkisinin
    kölelik zincirlerinden
    uzak olmalıdır;
    ama aşktan değil!

    Nietszche

    Aşk, bir durum olarak anlatılmak istendikçe sıkıntı büyüyor. Herkes duyulan bir şeyi anlatamanın sancısıyla kasılıp gevşiyor. Bu Aşk'ın kendisine benziyor: Erişilemeyen güzellik. - Aşk, onu anlatma isteminin tatminsizliği gibidir. - Anlatırken de kendisi gibidir. Var. Yok. O kendisini, kendi, herkese, bir kez ve sonra -belki- pek çok kez anlatır. Dinleyen anlar, ama anlatamaz. Anlatırsa da herkesi inandıramaz.

    Çünkü -belki- sonraki bir dinleyişte, bir öncekine -artık- o da inanmaz.

    •İki kalp arasında en kısa yol:
    Birbirine uzanmış ve zaman zaman
    Ancak parmak uçlarıyla değebilen
    İki kol.
    Merdivenlerin oraya koşuyorum,
    Beklemek gövde kazanması zamanın;
    Çok erken gelmişim seni bulamıyorum,
    Bir şeyin provası yapılıyor sanki.

    Kuşlar toplanmış göçüyorlar
    Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.


    ***


    •Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git
    Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
    Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
    Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık
    Sevgideydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı
    Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü
    Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti
    Yoktu dünlerde evelsi günlerdeki yoksulluğumuz
    Sanki hiç olmamıştı

    Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu
    Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı
    İstanbullar
    Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların
    dünyaların
    Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek
    Ki Karaköy köprüsüne yağmur yağarken
    Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
    Çünkü iki kişiydik

    Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
    Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
    Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
    İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
    Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
    Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
    Sonrası iyilik güzellik.


    ***


    •Oydu bir bakışta tanıdım onu
    Kuşlar bakımından uçarı
    Çocuk tutumuyla beklenmedik
    Uzatmış ay aydınlık karanlığıma
    Nerden uzatmışsa tenha boynunu

    Dünyanın en güzel kadını oydu
    Saçlarını tarasa baştan başa rumeli
    Otursa ama hiç oturmaz ki
    Kan kadını rüzgardı atların
    Hep andım ne yaşanır olduğunu

    En çok neresi mi ağzıydı elbet
    Bütün duyarlıklara ayarlı
    Öpüşlerin türlüsünden elhamra
    Sınırsız denizinde çarşafların
    Bir gider bir gelirdi işlek ağzı

    Ah şimdi benim gözlerim
    Bir ağlamaktı tutturmuş gidiyor
    Bir kadın gömleği üstümde
    Günün maviliği ondan
    Gecenin horozu ondan

    ***


    •Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
    En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu
    kesmemeye
    Laleli'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
    Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
    Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
    Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
    Bütün kara parçalarında
    Afrika dahil

    Aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma
    Yatakta yatmayı bildiğin kadar
    Sayın Tanrıya kalırsa seninle yatmak günah, daha neler
    Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının
    Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde
    Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor
    Bütün kara parçaları için
    Afrika dahil

    Senin bir havan var beni asıl saran o
    Onunla daha bir değere biniyor soluk almak
    Sabahları acıktığı için haklı
    Gününü kazanıp kurtardı diye güzel
    Birçok çiçek adları gibi güzel
    En tanınmış kırmızılarla açan
    Bütün kara parçalarında
    Afrika dahil

    Birlikte mısralar düşünüyoruz ama iyi ama kötü
    Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse
    değerlendiremez
    Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
    İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
    Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
    Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna
    diziyorlar
    Bütün kara parçalarında
    Afrika dahil

    Burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası
    Kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki
    Padişah gibi cesaretti o, alımlı değme kadında yok
    Aklıma kadeh tutuşların geliyor
    Çiçek Pasajında akşamüstleri
    Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor
    Bütün kara parçalarında
    Afrika hariç değil

    Şiirler Cemal Süreya'ya aittir. Ve herbir şiirin görkemi vardır, aşk'a dair subjektif oyukları izlendirir. Ve hümanist insanın doğru ölçümlenmesi tedavüldedir.

    Aşkın sevgiden ne ayrımı var diye düşündüğümde, Aşık Veysel'i anımsadım. Bir gün sorulur: "Æşık, aşk dediğin nedir?" Gülüverir Aşık, "Seversin, kavuşamazsın, aşk olur."

    İçtenlikle alaysılığı birleştiren bu dizelerde gerçeklik payı yüksek.

    Bence aşk; kan dolaşımı gibidir.... Bu dolaşımın sağlanması için iki kişiye ihtiyaç vardır.
    Aşk duygusu karşısındakiyle değil sadece, onun duygularıyla da beslenir.
    Aşk varsa karşılıklıdır, karşılıksızsa hissedilen duygu başka bir duygunun yanlış algılanışı, takıntı ya da benlikteki her hangi yanlış gidişatın kendini bir obje etrafında yansıtmasıdır.


    Sevgine karşılık beklemiyorsan... sevmiyorsundur.
    Çünkü seviyorsan sen istemesen de sevgin karşılığını ister.
    Üstelik sevgisi karşılıksız kaldığında insanın tipik tavrı bu acıyı verene yönelik ciddi bir düşmanlıktır ki, bu da aslında beklentinin büyüklüğünü kanıtlar.
    Mesele beklentinin olması değil bunun insanca bir derinliğe sahip olması.


    Asıl aşk, kendimizi onarıp kişi olduğumuzda mümkün olur ve o zaman yaşanan kaos gerçekten aşkın kaosu olur. Gereksiz kıskançlıklar, doğumgünü hatırlama gibi törensel talepler, iktidarı ele geçirme-karşısındakini silme çabalarından uzak yaraladığı kadar güzelleştiren de bir kaos.


    Bir insan, diğeri için bekleyebileceği en iyi şeyse ayrıca artık ondan fazladan bir beklentisi olamaz insanın, bazen de artık beklemekten sıkılır, sadece yaşar...


    Aşk varsa aile yoktur,aile varsa da tersi.
    Aşk denen meret tabiatı gereği zaten özgürdür ve aile denen kutuya sığmaz. Dolayısıyla birini tanımlayarak diğerini açıklayamamış olur insan ancak.
    Aşkın özgürlüğünü sanat dışında tanımlayan her şey üç noktalı yapısını tek noktaya ve bir şeylere hizmete indirgiyor demektir zaten ya da.
    Aileyi tanımlamaksa -en özgür kalıbıyla bile sonuçta bağlayıcı bir kılıftır aile insan ilişkilerine-onu reddetmemektir.onu reddetmeyen anarşizmin kalbini bir yerde reddediyordur sanki.
    Bu mesaj en son " 15.03.08 " tarihinde saat 00:27 itibariyle Rüzgar tarafından düzenlenmiştir...

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Hayata dair
    2006 Konuları bölümünde chatlax99 tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 22.03.06, 14:19

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •