Ask, bize güç veren tek özgürlük yitimidir.
Önce, nedensiz mantıksız, akli yöntemlerle -en azından her zaman- açıklanamayan "ilk heyecan". sonra o "ilk heyecan"ın gafil avladığı beden ve bilincin, o nedensiz ve mantıksız heyecanın kaynağına tutkuyla bağlanışı; bir estetik hayranlık, karizmatik bir "yörünge"ye oturuş ve karşıdaki "yarım"ı kapsayarak, ona ulaşarak, bir bütünleme güdüsü. "Yarım"ı "tamamlama" arzusu...
Aşk insan yaratımıdır. İnsanlaşma değer aktarımıdır. Peki bugün yaşayan varlığa değer aktarımı nasıl yapılmalı. Önce o varlığa tarih bilinci vermekle başlamalı. Tarih bilinci o varlığa, adına insanlık dediğimiz değerleri üreten... gitgide insanlaşan, ürtken eylem bütününü kavratır.
Tarih bilinciyle birlikte, insanın estetik mücadelesini kavramak, o varlığın nasıl estetik değer yarata yarata, garip seslerden sonra, sözgelimi 5.Senfoni'ye geldiğini somut olarak görmeyi sağlar. O varlığın insanlaşırken verdiği pratik, estetik, felsefi ve bilimsel mücadeleyi kavramakla mümkündür.
Kadınla erkek, karşı karşıya gelince, bu iki insan aşk yaratır. Bu aşk nasıl bir aşktır! Herşeyden önce aşk bir durum değildir. Sürekli bir oluştur. Aşk yaratılır, ama bitmez. Her gün yenilenir... her gün yeni bir oluşa dönüşür.
İki insan; kadın erkek, Herakleitos'un akarsuyuna benzer. Hiçbir insan dünkü insan değildir. Her gün aynı olmamak insana özgüdür. Adına yanlışlıkla insan denen meta hep aynı kalır. Hani metaların biçimi 'yeni' diye sık sık değiştirilir ya. Meta insanda, berberle, giysiyle değiştiğini sanır. Metalar değişmedikleri için hem kendilerinden hem de öbür metalardan bıkarlar.
Ama insan, insan değişir. Öbür insan sevgilisinin değiştiğini görür. Aşkın oluş süreci yeniden başlar. Meta bunu göremez.
Aşk cinsel ilişkiyi kapsar. Ama cinsel ilişki metanın ilişkisine benzemez.
•İnsan cinsel fantazi kurmaz. Meta kurar. İnsan sevgilisinin dudağına, ellerine, gözlerine, bacaklarına, saçlarına anlam katar. Bir et beden değildir. O beden, o bedenin kıvrımları, insan olmanın onurunu ve bunu anımsatan estetik bütünlüğü yansıtır. İki estetik bütünlüğün her sevişmesi, estetik tatları ve heyecan ve hazları yeniden yaratır.
•Meta sevişmede cinsel hazzı organlarından çıkarır. insan sevişmesinde estetik hazzı, bilincinden çıkarır. Metaların sevişmesinde, kör çarpışma sesleri yaratılırken, insanların bu eyleminde senfoni yaratılır.
•Metada haz doğaldır. İnsanda haz kültüreldir. Metada hedef yatmadır. İnsan için estetik yaratımdır.
•Meta sevdiği kadının ayağının serçe parmağında ki tırnağı görür. İnsan orada şırıl şırıl akan bir suyu görür.
•Meta tırnağını koparır sevişirken sevdiği kadının, insan su içer serçe parmağından...
•Meta kadın, erkeğin gözündeki çapağı görür. İnsan kadın, erkeğin gözünde, az sonra alevlerin içine çırılçıplak girecek olan heyecanı görür.
•Meta kadın, yatakta buz gibi çıkar, insan kadın alevli bir dansa çağırır sevdiğini.
İnsani aşk, topluma kapalı kaçış aşkı değildir. Toplum açık ve bundan ötürü toplumun insanileşmesi için mücadele verilir. Bu sayede aşk zenginleşir. Çünkü aşkta vefa, sorumluluk hem bireyselliği hem toplumsallığı kapsar. Bireysel vefa, bireysel sorumluluk, insanın bireyselliğinde anlam bulur. Bireyselde kalan ben hep kısırlaşır.
Aşk insanın insanlaşma sürecini hızlandırır.
Bu o varlığın tekil ben'inden çıkıp, öbür ben'le birikte varoluşunu düşünmesidir., O bundan böyle yalnız kendi ben'ini değil, öbür ben'i de düşünecektir. Tehlike karşısında yalnız kendi için değil, öbürü içinde mücadele verecek.
Hin şairi Amura, bir genç kızın aşkını şöyle anlatır.
- Nereye güzelim? Yollar karanlık.
- Gönül sultanımın beklediği yere
- Yalnızsın yavrucuğum, korkmuyor musun?
- Yollar uzun, yollar tehlikeli.
- Yoldaşı aşk olan korkar mı hiç, deli!
Hint Şair Bilhana;
Şu anda yine tek düşüncem
Asılacakmışım vızgelir
Onsuz yaşamanın acısını
Ancak ölüm dindirebilir.
Nerdesin cellat? Nerdesin?
Yalvarırım sana uçur kellemi
Acılarım sona ersin.
Aşk, töretanımazdır; ya da en azından törelerle didişmeyi göze almayı gerektirir. Duygu yoğunluğu ve hazza yöneliş, aklın buyruklarına ve nefs denetimine karşı, aşkın yolunu ne zaman çizmemiştir? Zaman kavramı göz açıp kapayıncaya kadar geçer, "vaktini şaşırmış aşık" geçerli tasvirdir. Akla karşı duygunun, imgelemin ve düşgücünün yüceltimesi başlıca dayanak ve gerekçedir. Hiçbir aşık, aşkıyla çelişen, onu yok sayan "akıllı önerileri" kabullenemez. Kafasının değil kalbinin sesini dinler.
Aşk, hem aşık olanın kendi verili durumuna, hemde çevresine yönelttiği bir eleştiridir.
***
Özgür insan,
bir aşk ilişkisinin
kölelik zincirlerinden
uzak olmalıdır;
ama aşktan değil!
Nietszche
Aşk, bir durum olarak anlatılmak istendikçe sıkıntı büyüyor. Herkes duyulan bir şeyi anlatamanın sancısıyla kasılıp gevşiyor. Bu Aşk'ın kendisine benziyor: Erişilemeyen güzellik. - Aşk, onu anlatma isteminin tatminsizliği gibidir. - Anlatırken de kendisi gibidir. Var. Yok. O kendisini, kendi, herkese, bir kez ve sonra -belki- pek çok kez anlatır. Dinleyen anlar, ama anlatamaz. Anlatırsa da herkesi inandıramaz.
Çünkü -belki- sonraki bir dinleyişte, bir öncekine -artık- o da inanmaz.
•İki kalp arasında en kısa yol:
Birbirine uzanmış ve zaman zaman
Ancak parmak uçlarıyla değebilen
İki kol.
Merdivenlerin oraya koşuyorum,
Beklemek gövde kazanması zamanın;
Çok erken gelmişim seni bulamıyorum,
Bir şeyin provası yapılıyor sanki.
Kuşlar toplanmış göçüyorlar
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
***
•Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git
Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık
Sevgideydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı
Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti
Yoktu dünlerde evelsi günlerdeki yoksulluğumuz
Sanki hiç olmamıştı
Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu
Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı
İstanbullar
Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların
dünyaların
Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek
Ki Karaköy köprüsüne yağmur yağarken
Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik
Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
Sonrası iyilik güzellik.
***
•Oydu bir bakışta tanıdım onu
Kuşlar bakımından uçarı
Çocuk tutumuyla beklenmedik
Uzatmış ay aydınlık karanlığıma
Nerden uzatmışsa tenha boynunu
Dünyanın en güzel kadını oydu
Saçlarını tarasa baştan başa rumeli
Otursa ama hiç oturmaz ki
Kan kadını rüzgardı atların
Hep andım ne yaşanır olduğunu
En çok neresi mi ağzıydı elbet
Bütün duyarlıklara ayarlı
Öpüşlerin türlüsünden elhamra
Sınırsız denizinde çarşafların
Bir gider bir gelirdi işlek ağzı
Ah şimdi benim gözlerim
Bir ağlamaktı tutturmuş gidiyor
Bir kadın gömleği üstümde
Günün maviliği ondan
Gecenin horozu ondan
***
•Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu
kesmemeye
Laleli'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil
Aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma
Yatakta yatmayı bildiğin kadar
Sayın Tanrıya kalırsa seninle yatmak günah, daha neler
Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının
Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde
Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor
Bütün kara parçaları için
Afrika dahil
Senin bir havan var beni asıl saran o
Onunla daha bir değere biniyor soluk almak
Sabahları acıktığı için haklı
Gününü kazanıp kurtardı diye güzel
Birçok çiçek adları gibi güzel
En tanınmış kırmızılarla açan
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil
Birlikte mısralar düşünüyoruz ama iyi ama kötü
Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse
değerlendiremez
Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna
diziyorlar
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil
Burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası
Kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki
Padişah gibi cesaretti o, alımlı değme kadında yok
Aklıma kadeh tutuşların geliyor
Çiçek Pasajında akşamüstleri
Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor
Bütün kara parçalarında
Afrika hariç değil
Şiirler Cemal Süreya'ya aittir. Ve herbir şiirin görkemi vardır, aşk'a dair subjektif oyukları izlendirir. Ve hümanist insanın doğru ölçümlenmesi tedavüldedir.
Aşkın sevgiden ne ayrımı var diye düşündüğümde, Aşık Veysel'i anımsadım. Bir gün sorulur: "Æşık, aşk dediğin nedir?" Gülüverir Aşık, "Seversin, kavuşamazsın, aşk olur."
İçtenlikle alaysılığı birleştiren bu dizelerde gerçeklik payı yüksek.
Bence aşk; kan dolaşımı gibidir.... Bu dolaşımın sağlanması için iki kişiye ihtiyaç vardır.
Aşk duygusu karşısındakiyle değil sadece, onun duygularıyla da beslenir.
Aşk varsa karşılıklıdır, karşılıksızsa hissedilen duygu başka bir duygunun yanlış algılanışı, takıntı ya da benlikteki her hangi yanlış gidişatın kendini bir obje etrafında yansıtmasıdır.
Sevgine karşılık beklemiyorsan... sevmiyorsundur.
Çünkü seviyorsan sen istemesen de sevgin karşılığını ister.
Üstelik sevgisi karşılıksız kaldığında insanın tipik tavrı bu acıyı verene yönelik ciddi bir düşmanlıktır ki, bu da aslında beklentinin büyüklüğünü kanıtlar.
Mesele beklentinin olması değil bunun insanca bir derinliğe sahip olması.
Asıl aşk, kendimizi onarıp kişi olduğumuzda mümkün olur ve o zaman yaşanan kaos gerçekten aşkın kaosu olur. Gereksiz kıskançlıklar, doğumgünü hatırlama gibi törensel talepler, iktidarı ele geçirme-karşısındakini silme çabalarından uzak yaraladığı kadar güzelleştiren de bir kaos.
Bir insan, diğeri için bekleyebileceği en iyi şeyse ayrıca artık ondan fazladan bir beklentisi olamaz insanın, bazen de artık beklemekten sıkılır, sadece yaşar...
Aşk varsa aile yoktur,aile varsa da tersi.
Aşk denen meret tabiatı gereği zaten özgürdür ve aile denen kutuya sığmaz. Dolayısıyla birini tanımlayarak diğerini açıklayamamış olur insan ancak.
Aşkın özgürlüğünü sanat dışında tanımlayan her şey üç noktalı yapısını tek noktaya ve bir şeylere hizmete indirgiyor demektir zaten ya da.
Aileyi tanımlamaksa -en özgür kalıbıyla bile sonuçta bağlayıcı bir kılıftır aile insan ilişkilerine-onu reddetmemektir.onu reddetmeyen anarşizmin kalbini bir yerde reddediyordur sanki.


LinkBack URL
About LinkBacks

-/-/-MaKsAt MuHaBbEt-/-/-
Alıntı Yaparak Cevapla