Bir türlü bitmeyen bir kâbus tefrikası

Geceyle gündüzün yeniden eşitlenmiş olduğu bir pazar sabahının o yumuşak gerinişli gevşekliğine, kaşları çatılmamış satırlarla katılmak mı; nerede, ne mümkün...
* * *
1953 yılında, Kore’ye gönderilen askeri birliğin azaldıkça tamamlanacağını, yani “standart bir birlik” olduğunu ve Türkiye’de NATO üsleri dışında ABD’nin özel üsleri de bulunduğunu yazdığım için; bir amiral beni karşısına çekmiş:



- Sen Türk müsün, bir Türk böyle şeyler yazmaz,



diyordu.


* * *
2008 yılının 22 Mart sabahı...
Hürriyet’in sürmanşeti:
“12 MART’TAN
21 MART’A
12 Mart 1971 darbesinden sonra Ziverbey Köşkü’nde işkence görüp tutuklanan Cumhuriyet Gazetesi Başyazarı 83 yaşındaki İlhan Selçuk, Ergenekon soruşturması kapsamında dün sabah saat 4.30’da evine yapılan polis baskınıyla gözaltına alındı”


* * *



Bizim kuşaktan arta kalmış 4-5 kalem emekçisinden biri de İlhan Selçuk.
Üstelik can güvenliği tehdit altında görüldüğü için; 2 resmi koruma görevlisi verilmiş kendisine.
Ve...
Ve sabaha karşı saat 4.30’da evini polisler basıyor, kendisini de gözaltına alıp sorgulamaya götürüyorlar.



* * *


Geceyle gündüzün eşitlendiği, ağaçların çiçeklenmeye başladığı bir pazar sabahına layık düşecek bir yazı özeni için; olanak mı var oligarşik, yeterince “gelişmemiş”ler dünyasında?


* * *


Geçtiğimiz salı akşamı Canan Barlas ile Mehmet Barlas’ın 40’ıncı evlilik yıldönümlerini kutlama davetinde, İlhan’la yine karşılaşıp sarmaş dolaş olmuştuk.
İkimiz de 40 yıl önce Canan’la Mehmet’in kıyılan nikâhlarında, nikâh şahitleriydik.
Geçip giden yıllar, ikimizin de saç örgüsü anılarla dolu gençliğini silip süpürüp götürmüştü.



* * *


12 Mart’ta bendenizi de bir sabah vakti evden alıp Selimiye Kışlası’na getirmişler, kapısının üstünde “Sorgu odası” diye yazılı, yatağı da bulunan büyükçe bir odaya tıkmışlardı.
2 hafta boyunca her gece, odadaki hoparlörlerden sabaha dek işkence sesleri dinletmişlerdi.



* * *


2 hafta sonra da Selimiye Kışlası’ndan alıp, Kartal’daki askeri cezaevine götürdüler.
İlhan Selçuk da oradaydı. Birbirimizi görünce ne kadar çok sevinmiş ve kahkahalarla eğlenmeye başlamıştık.



* * *


Sonra aramıza daha kimler getirilmedi ki; Aziz Nesin, Sabahaddin Eyüboğlu; kadınlar bölümüne Azra Erhat, Tilda Gökçeli...


* * *


Nedense yüz yılı aşkın bir süreden bu yana; aşırı bir şair, yazar, gazeteci, sanatçı düşmanlığı vardı Hazine’den geçinmeli “mevki sahipleri”nde.
Oysa kimsenin pek de bir şey okuduğu yoktur yeterince gelişmemiş olan dünyalarda.
21. yüzyılın başında bile hâlâ 20 kişiye 1 gazete, 6 kişiye de 1 kitap düşüyor.
Japonya’da ise 2 kişiye 1 gazete düşüyor; AB’de de 1 kişiye 12 kitap.



* * *


Sabaha karşı saat 4.30’da İlhan Selçuk’un evini basarak, kendisini gözaltına almak...


* * *


1958 yılında 82 yaşındaki Hüseyin Cahit’i de, bendeniz götürmüştüm cezaevine.


* * *


Ağaçların çiçeklenmeye başladığı bir pazar sabahına layık, şöyle espri fıkırtılı bir yazı özenine bile olanak yok; 20. yüzyılı da tümden ıskalamışlar ve her yağmur yağışta “sellere teslim olanlar” ülkesinde.
İlhan’cığım, ne diyeyim bilemiyorum ki, geçmiş olsun.



* * *


Bu kez de bir fıkrayla bitirelim yazıyı.
Bektaşi babasına sormuşlar:
- Sence şu bizim “mevki sahipleri” neye benziyor?
Baba erenler:
- Piknik yapan turistlerin çadırlarına, demiş.
- Nasıl yani?
- Biliyorsun piknik çadırları çevresine kazıklar ata ata kurulur; bizim “mevki sahipleri” de, aynen öyle kuruluyorlar koltuklarına.



//////////////////



ÇETİN ALTAN

23 MART 2007

MİLLİYET


www.milliyet.com.tr