18 MART ZAFERİNİN KOMUTA MERKEZİ ÇÖPLÜK OLDU…
Birinci Dünya Savaşı sırasında Çanakkale’de, Türk topçusunun büyük bir başarıyla yönettiği ve zaferle sonuçlandırdığı 18 Mart 1915 saldırısına karşı koyan Müstahkem Mevki Karargahı’nın neredeyse 50 yıldır çöplük olarak kullanıldığı anlaşıldı. Gazeteci Yetkin İşcen ve Salih Şen’in uzun bir araştırmadan sonra belirlediği bu gerçek, geçmişimize ve kahramanlarımıza gösterdiğimiz affedilmez umursamazlığımızın da bir kanıtı…
Bundan 93 yıl önce, emperyalist imparatorlukların zırhlılarının oluşturduğu Birleşik Donanma Çanakkale Boğazı önüne dayanmış, bu su kanalının öbür ucundaki Osmanlı başkentini tehdit ediyordu. Bu donanmanın önünden kaçan iki Alman gemisi Marmara’ya girmiş ve bu gemilerin Osmanlı hükümetince satın alındığı ilan edilmişti. Bu durum her ülkenin tarafını belirledi; İngiltere, Fransa ve Rusya bir tarafta; Almanya, Avusturya-Macaristan ve Osmanlı karşı taraftaydı. Zaten, İngiltere ile Fransa, yaklaşık bir yıldır Avrupa cephelerinde Almanlar’la savaşıyordu. Yavuz ve Midilli isimleri verilen bu iki geminin bir Alman amiral yönetiminde Karadeniz’e açılıp kuzeyde Rus limanlarını bombalaması, Osmanlı’nın da savaşa katılmış olduğunu gösterdi. Bu saldırıya Ruslar derhal yanıt verdiler ve Rus orduları doğu sınırlarından Anadolu’ya girdi, orada Osmanlı 3. Ordusu Sarıkamış faciasını yaşadı.
Bu beklenmedik olaylar zinciri, Osmanlı’nın yine bir Alman oldu-bittisiyle Mısır’a ve Kanal’a saldırmasıyla devam etti. Almanlar’ın amacı, Avrupa’da karşı cephelerinde olan Müttefik askerlerini farklı cephelere bölerek azaltmaktı. Bunun için de Osmanlı askerini kullanmayı planlamışlardı. Aynı yöntemi Ruslar da düşünüyorlardı ki, İngilizler’den, Osmanlılar’a karşı yeni bir cephe açmasını talep ettiler. Talep kabul edildi; yeni cephe Çanakkale Boğazı olacaktı.
Çanakkale Boğazı’nı zorlamanın çeşitli yararları vardı; öncelikle hemen İstanbul’a, Osmanlı’nın kalbine ulaşılacak ve Sultan yenilecekti. İkincil olarak Boğazlar seyrüsefere açılacak ve Karadeniz’de kapalı kalan yüzlerce gemi İngiltere’ye Rus buğdayını ulaştıracaktı. Üçüncü olarak ise, henüz kararsız olan İtalya ve Balkan devletleri de güçlünün yanında yer alacağından Almanya Avrupa’da dört bir taraftan sıkıştırılarak kısa zamanda yenilecekti…
Ne var ki, bu “dört dörtlük” planı, Çanakkale’nin bekçisi Türk topçuları bozdu… O tarihe kadar bir araya gelmiş en büyük deniz gücü olan Birleşik Donanma gemilerinin toplarına cesaret ve tevekkülle yanıt verdiler. 1915 yılının ilk günlerinden Mart’ın 18’ine kadar hemen hergün gelip Boğaz kıyılarındaki farklı noktaları ağır bombardımana tutan Donanma, nihayet 18 Mart günü “son darbe”yi vurmak için Boğaz’a saldırdı, ama iki kıyıdaki tabya ve kaleleri akşama kadar dövdüyse de Boğaz’ı geçemedi. Üç gemisinin mayın ve top mermileriyle batması, bir çoğunun da yara alması nedeniyle saldırıdan vazgeçerek geri çekildi.
Bu müthiş topçu düellosunu yönetenler, Müstahkem Mevki Kurmay Başkanı Yarbay Selahattin Adil, diğer Türk subayları ile Alman Askeri İslah Heyeti üyesi Metren ve von Usedom gibi Alman generalleriydi. Şubat 1915 sonlarına kadar Çanakkale’nin merkezindeki Çimenlik Kalesi’ndeki karargahta çalışırken, 25 Şubat günü yapılan Donanma saldırısında kalenin ciddi isabetler aldığını fark edince, burada savaş yönetilemeyeceğini görmüşlerdi. Bu nedenle karargah olarak kendilerine daha güvenli bir yer aramış ve Hacıpaşa Çiftliği denilen bir mekana taşınmışlardı. Yine de işi sağlama almış ve çiftliğin 200 metre arkasındaki yamaca da bir “gözetleme mevkii” tesis etmişlerdi. İşte, bu Hacıpaşa Çiftliği ve gözetleme mevkiinden, o günden beri sadece tarih kitaplarında sözedildi. Kimse nerede olduklarını merak etmemiş, kimse araştırmamıştı. Bugün de kimsenin yerini bilmediği bir mekan olarak kitaplardaki varlığını sürdürüyordu.
Yaklaşık bir yıldır Hacıpaşa Çiftliği ve gözetleme mevkiinin tam yerini bulmak için araştırma sürdüren gazeteci Yetkin İşcen, sonunda çiftliğin temellerini ve birkaç metrelik yanılgı payıyla gözetleme mevkiinin yerini belirledi. Çiftliğin kalıntılarının, Çanakkale iskelesine 3 km kadar uzaklıkta, İzmir yolu üzerinde, eski arazisinin üzerinde yapılmış sitelerin arasında kalmış; gözetleme mevkiininse, ne yazık ki uzun yıllardır çöplük alanı olarak kullanılmış olduğunu gördü.
İşcen’in araştırmalarına göre, 25 Şubat 1915 günü öğleden sonra Hacıpaşa Çiftliği’ne taşınmış olan Müstahkem Mevki Kumandanlığı, I. Dünya Savaşı bitimine kadar bu mekanı kullanmış olduğu anlaşılıyor. Mirliva Sedat’in “Boğazlar Meselesi” isimli kitabı dışında yayınlanmış hiçbir tarih kitabında hakkında bilgi yer almayan bu çiftlik, 1918’de ünlü ressam Mehmet Ali Laga tarafından resmedilmiş. Çiftlik, 1950 senelerine kadar ayakta kalabilmişse de, o tarihlerde çıkan bir yangınla temellerine kadar yanmış. Çiftliğe ismini veren Hacıpaşa ve varislerinin bütün eşyaları da bu yangınla kül olmuş. Bu nedenle çiftlik ve içindeki köşkün resmi pek az… Köşkün yangından kalan temellerinin üzeri bugün eternitlerle kapatılarak ahır yapılmış. Bu ahır, bitişikte sonradan yapılan bir başka evde yaşayan Hacıpaşa’nın torunlarının çocuklarına ait büyükbaş hayvanları barındırıyor. 1915’te 40 dönüm kadar olduğu söylenen arazisinden ise bugün birkaç dönüm yer kalmış…
Gözetleme Mevkii’nin durumu ise daha içler acısı… Bu yer, çiftliğin hemen arkasından başlayan yükseltide ve 90 metre rakımda… Buradan görülen manzara ise müthiş; tüm Boğaz, neredeyse Bozcaada’dan Nara Burnu’na kadar ayaklar altında… Gerçekten de Boğaz’da yapılan bu savaşı izlemek için ideal bir konumda. Hemen yanıbaşında bugün 18 Mart Üniversitesi’nin arazisinin tel örgüleri başlıyor. Ancak, bu tepenin üzeri, önü ve arkasına, yıllarca Çanakkale’nin çöpü dökülmüş. Giderek şiddetli koku ve metan gazı salmaya başlayan bu çöplüğe birkaç yıldır çöp dökmek yasak ama, yıllar boyu dökülenlerin doğaya karışması yine uzun yıllar alacak gibi görünüyor. Özellikle yaz aylarında, koku nedeniyle civarda yaşamak bir işkence haline gelmiş. Bu nedenle çevredeki konutlar da ya boş, ya da çok düşük fiyatlara satılıyor veya kiralanıyorlar.
Çanakkale’nin “Barışın Kenti” olduğu iddiasındaki kent yönetimi ise bu tarihi mekandan tamamen habersiz. Bölge hakkında hiçbir kayıtları yok, hiçbir arşivde belge yok, hatta arşiv bile yok… İşcen, tüm araştırmalarına rağmen çiftliği gösteren ancak iki kare fotoğraf bulabilmiş. Bir de Mehmet Ali Laga tabloları… Oysa bu mekan, tarihe Türk zaferi olarak geçen 18 Mart topçu düellosunun nasıl yaşandığını, nasıl gerçekleştiğini anlatacak mükemmel bir “bakı terası”na dönüştürülebilecek bir yer. Ancak, Çanakkale kara savaşlarının yaşandığı Gelibolu Yarımadası’na 100 milyon dolar dökerek orayı Disneyland’a çeviren Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nun Çanakkale’nin Anadolu yakasına hiç ilgisi yok. Gerek 18 Mart gerekse 25 Nisan saldırılarında aynı yarımada gibi Türk kanı dökülen, şehit verilen Anadolu yakası, Kumkale, nedense hiçbir devlet kurumunun ilgisini çekemiyor. Şehitlikler perişan, eski anıtlar bakımsız, ve nihayet, kumanda merkezinin de çöplerin altında kaldığı anlaşıldı…
Türk’ün geçmişine ve atalarına saygısı bu olmasa gerek…


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla