• Reklam
7 sonuçtan 1 --- 7 arası gösteriliyor
  1. #1
    eNigMaTr adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-10-2005
    Mesajlar
    2,621
    Karizma Gücü
    0

    Tarîhten Ve Bu Günden ''Ergenekon'' Manzaraları [ ~ BDP ~ Ar-Ge ]

    İktidarı deviren Ergenekoncular






    Uzun süren iktidarlar tarihimizde hep mesele olmuştur.

    Nevşehirli İbrahim Paşa'nın 12 yıl süren sadrazamlığı yerinde gözü olanları harekete geçirmiş ve 1730'da çıkan Patrona İsyanı'yla bir dönem sona ermişti.Viyana bozgunundan sonra kendisini toparlamaya çalışan Osmanlı İmparatorluğu, Venedik ve Rusya'yı mağlup etmişse de 1715- 1718 harplerinde Avusturya'ya yenilerek Sırbistan'ın bir bölümünü kaybetmişti. Sadrazam Nevşehirli İbrahim Paşa, 1718'de imzalanan Pasarofça Antlaşması'ndan sonra yaklaşık 35 yıldır süren savaş dönemine son verdi ve Lale devri başladı. Bu dönem hem yenileşme, hem de eğlence dönemiydi.


    Fazla İktidar Oldun


    Nevşehirli'nin iktidarında yıllar yılları kovalıyor, görünüşte her şey yolunda gidiyordu. Ancak Lale Devri'nin sadrazamı Nevşehirli İbrahim Paşa'nın uzun süren görevi birçok kişiyi rahatsız etmekteydi. Nevşehirli 12 yıldır sadrazamdı ve bu görevde gözü olanların önünde bir engeldi. Kaptanıderya Mustafa ve bazı devlet ileri gelenleri sadrazamı görevinden uzaklaştırmak için bir isyan düzenlemeye karar verdiler.

    Bu yıllarda İran savaşlarından dolayı meydana gelen huzursuzluk ortamı ve ekonomideki bozukluk isyan için elverişliydi. İsyanı başlatması için o dönemde Kapalıçarşı'da tellallık yapan Patrona Halil bulundu. Patrona Halil ve arkadaşları dikkat çekmemek için 25 Eylül 1730'da Beyazıt'taki hamamda yaptıkları toplantı da sözde şeriatın emrettiği hususları yerine getirmek için 28 Eylül Perşembe günü isyan etmeyi kararlaştırdılar. Perşembe sabahı Bâyezid Camii önünde toplanan asilerin miktarı başlangıçta sadece 30 kişiydi. Üç bayrak altında üç guruba ayrılan isyancılar Kapalıçarşı'ya üç koldan girerek propagandaya başladılar.


    Dükkan Kapattırdılar


    Şeriatı tatbik etmek için çarşı halkını kendilerine katılmaya davet edip zorla dükkânları kapattırdılar. Çarşıdan çıkan asiler kendilerine katılanlar ile birlikte Divanyolu'ndan Etmeydanı'na yürüyüp, buradaki yeniçeri kışlalarında kalan bir kısım yeniçeriyi de kendilerine katılmaya çağırdılar. Arnavut asıllı Patrona Halil, sadece gönüllülerden oluşan ve barış zamanlarında İstanbul'un diğer avamı gibi zanaatları ile uğraşan yeni tip yeniçerilerdendi. Patrona Halil, Kapalıçarşı'da tellallık yapıp, eski giysiler satarken, yandaşlarından biri manav, bir üçüncüsü ise İzmir'de asi olarak isim yapmış biri idi.


    Çığ Gibi Büyüdüler


    Patrona Halil ve yandaşları yeniçerileri yanlarına çektiler, hapishanelerin kapılarını açıp, esirleri serbest bıraktılar. Halktan insanlar etrafına toplandı ve kapalıçarşı tüccarları da davetlerine karşı koymayıp, dükkanlarını kapattılar ve asilere katıldılar. Otuz asi, bir anda 150 kişi oldu ve birkaç saat sonra binlerce insandan oluşan silahlı ve silahsız bir kalabalık At Meydanı'na toplandı. Aslında ufak bir önlem bile isyanı bastırmaya yetecekti.

    Ancak Perşembe günü devlet daireleri tatil olduğu için memurlar yoktu. Ayrıca Padişah ve devlet ileri gelenleri de İran seferi için Üsküdar'daydılar. İstanbul tarafında isyanın ilk anda üzerine gidecek dirayetli bir kimse bulunmuyordu. Üsküdar'da bulunan padişah durumu haber alınca bir meclis topladı. Sadrazamın şiddet kullanılarak isyanı bastırma fikrine ulemadan bazıları "Müslüman kanı dökmenin doğru olmadığını" söyleyerek karşı çıktılar.

    Bir sonuca varılamadan toplantı dağıldı. İsyanın ne şekilde bir sonuç vereceği belli olmadığı için asker, halk, esnaf ve devlet adamları nasıl davranmaları konusunda tereddütlüydüler. Asilerin etrafında toplanan kalabalık ilk günün akşamına doğru azaldıysa da, Patrona Halil'in çabalarıyla isyana katılanların tamamen dağılması önlendi.


    Asilerin Sayıları Arttı


    İsyanın ikinci gününün akşamına doğru yeniçeri ve acemi oğlanların katılımıyla asilerin sayısı oldukça artmıştı. Asiler, yaptıkları işleri şeriat kılıfına uydurmak için ulemadan bazı kimseleri de aralarına kattılar. Onlardan istedikleri şekilde fetvalar alarak hareket alanlarını genişletiyorlardı. Zindanlarda ve gemilerde bulunan mahkumlar da isyancılar tarafından serbest bırakılmışlardı. Çeşitli askeri guruplardan da iltihaklar oluyordu. Asilerin sayısı iki bini aşmıştı.


    Bir Dönemin Sonu


    Saraydaki kararsızlık yüzünden bir şey yapılamıyordu. Bir saray ağası gönderilerek asilerin fikrinin öğrenilmeye çalışılması isyancılara güven vermişti. İsyancılar, dağılmadıkları gibi başta sadrazam ve şeyhülislâm olmak üzere devlet ricalinden 37 kişinin kendilerine verilmesini istediler. Bu işin kan dökülmeden halledilemeyeceğini anlayan padişah sancak-ı şerifi sarayın kapısının önüne diktirerek halkı asilere karşı mücadeleye çağırdı. Ancak geç kalınmıştı. Asilerle işbirliğinden şüphelenilen Kaptan-ı derya Mustafa Paşa görevden alınarak yerine Abdi Paşa getirildi. Patrona Halil'i bu isyana teşvik eden Kaptan-ı derya Mustafa Paşa'ydı. Ancak yeni kaptan paşa da Patrona'nın yanında yer aldı.


    Kararsızlık Bir Dönemi Sona Erdirdi


    30 Eylül Cumartesi sabahı padişah isyancılarla uzlaşmak için bir heyet gönderdi. Asilerin isteği aynıydı. Sadrazam ve bazı devlet adamlarının kendilerine verilmesi. Padişah damadı olan sadrazamını kurtarmaya çalıştı ancak asiler onu istemekten vazgeçmediler. Sarayın suyollarını kapatan asiler içeri erzak girmesini de engellemişlerdi. Sarayda bulunan ulema da asilerin isteklerinin yerine getirilmesini istiyordu. Asilerin sarayı kuşattığı şayiası üzerine ortalık daha da karıştı ve başka çaresi olmadığını gören Üçüncü Ahmed, damadı Nevşehirli İbrahim Paşa'yı da kurban etti.

    1 Ekim 1730 sabahı idam edilen bu üç kişinin cesetleri öküz arabaları üzerinde saraya getirildi ve parçalanmak üzere asilere teslim edildi. Zorbalar tarafından parçalanan cesetler Üçüncü Ahmed Çeşmesi'nin önüne bırakıldı. Hakimiyetlerini iyice artıran asiler Üçüncü Ahmed'in tahttan indirilmediği takdirde kendi sonlarının iyi olmayacağını biliyorlardı. Artık yeni hedef padişahın tahtan indirilmesiydi. Sultan Üçüncü Ahmed tahttan feragat ederek kendisinden sonra hanedanın en büyüğü olan Sultan İkinci Mustafa'nın oğlu Şehzâde Mahmud'un padişah olmasına razı oldu. Böylece bir dönem sona ermişti.


    İktidarları Kısa Sürdü


    Yeni padişah Birinci Mahmud, ilk fırsatta fesadın kaynağı olan ve iktidarını gölgeleyen asileri ortadan kaldırmak için kolları sıvadı. İlk olarak, zorbabaşılarından canları yanan devlet ricalini etrafında topladı. Daha sonra yeniçeri ileri gelenlerini, askere yüklü bir miktarda para vermek suretiyle, kendi tarafına kazandı. Patrona, Topkapı Sarayı'nda hil'at giydirilmek bahanesiyle 25 Kasım 1730'da saraya gitmeye ikna edildi. Saraya gelen Patrona, Revan Köşkü'nde padişahı beklemeye başladı. Ancak bu onun son anlarıydı. Birden içeriye yeniçeriler doldu ve kısa bir arbedenin ardından asi liderini öldürdüler. Saray'ın kapıları kapatıldı ve Orta Kapı'da bulunan diğer asiler de teker teker kılıçtan geçirildi. İstanbul asilerden büyük nispette temizlendi.

    * * *

    İttihatçılara ve Ergenekonculara dair


    İttihatçılığın şahsında tecessüm ettiği Enver 'Paşa' darbeci, komitacı ve hayalperestti. Prut'tan sonra Ruslara karşı Kırım istisnası ile hep yenilmiş Osmanlı'nın intikamını almaya çalışırken 90 bin askeri Allahuekber Dağları'na gömmüş, ardından İstanbul'a dönmüş ve hiçbir şey olmamış gibi vatan evlatlarını telef etmeye devam etmişti.

    İstanbul halkı Allahuekber faciasını sansür yüzünden ancak savaş bittikten sonra öğrenebilmişti.

    İttihatçılar için esas olan iktidar, gerisi teferruattır. Prof. Mardin'in tespitiyle bu gelenekte tutarlı bir fikir manzumesi bulmak kabil değildir. Bütün enerji, iktidarı ele geçirmek için harcanmalı, gerisine sonra karar verilmelidir. Nitekim Abdülhamid-i Sani'yi alaşağı etmek için dağlara çıkan "Hürriyet Kahramanı" Enver, Bab-ı Ali darbesini bizzat idare ettikten 5 yıl sonra bütün imparatorluğu paramparça etti. İttihatçılar iktidarı ele geçirdiler geçirmesine ama büyük zulümlerin irtikap edildiği birkaç yıl içerisinde Osmanlı'yı tarihe gömdüler.

    Ergenekon'la dirilen 'yeni İttihatçılık', Abdülhamid'in yerine Erdoğan'ı koyuyor, siyasi suikastlarına Türkiye'yi bütün dünyada rezil etme pahasına Danıştay, Hrant Dink, Rahip Santoro ile devam ediyor. O zamanın darbecileri dağlara çıkıyordu, şimdikiler gazete ve televizyonlara. Nasıl zavallı İttihatçılar, Abdülhamid'i tahttan indirdiklerinde bütün sorunları çözdüklerini vehmettilerse, Ergenekoncular da Erdoğan'ı alaşağı ettiklerinde Türkiye'nin süt liman olacağını zannediyor.

    İttihatçılar, Abdülhamid'i hedef aldıklarında muhtemelen imparatorluğu da hedef tahtasına yerleştirdiklerini idrak edemeyecek kadar saftılar. Ergenekoncular da Erdoğan'la birlikte Türkiye'yi de harap edeceklerini belki göremiyorlar. AK Parti'nin yargı darbesi ile iktidardan uzaklaştırıldığı bir Türkiye'de Kürt sorunu, Alevi meselesi, din-devlet ilişkilerinin nasıl çözüleceğine dair en ufak bir fikri olmayan Ergenekoncular da muhtemelen Türkiye'nin bekasını tehdit edecekler. Aynı İttihatçılar gibi.

    AK Parti'nin, hedefin kendileri değil, milli irade, demokrasi ve halkın hakiki iktidarı olduğunu idrak etmesi gerekiyor. 2002-2004 arasındaki o muazzam irade, 301. maddeyi behemehal kaldırarak geri döndüğünü müjdeleyemez mi? Neo-İttihatçı Ergenekoncular tasfiye edilirken yarım yamalak demokrasimiz yeni bir anayasa ile ikide bir havale geçiren hastalıklı halinden kurtarılamaz mı? 100 yıl sonra imparatorluğu batıran İttihatçı zihniyet Cumhuriyet'e de göz diktiyse, üstün körü, pansuman tedbirlerle bu belayı def etmek mümkün müdür?

    Değildir! Ergenekon'a en etkili, en sonuç alıcı cevap, İttihatçı zihniyeti kazıyacak tavır II. Demokratikleşme atılımı olmayacaksa ne olacaktır?

    Avrupa, net ifadelerle Erdoğan'a "bu işin üzerine git, arkandayız" diyor. Avrupa Parlamentosu raportörü, Savcı'nın davasından bir gün önce "Ergenekon nereye kadar gidiyorsa peşini bırakmayın" demedi mi? AB Komisyonu'nun her yıl ilerleme raporlarında yargıyı nasıl ele aldığına bir bakın!

    Ergenekoncular, Erdoğan'a büyük bir fırsat sunuyor: Ya tam demokrasi ya da -Allah korusun- bu defa da temizlenemeyen Ergenekoncuların eliyle memleketin harap olması!

    * * *

    Ergenekon'un çok yönlü terör bağlantısı


    Ergenekon örgütünün başta Hizbullah olmak üzere bölücü terör örgütü PKK ve DHKP-C ile bağlantılı olduğu belirtiliyor. Yapılanmaya yurtdışından yüklü miktarda para aktarıldığı da ileri sürülüyor. Polis şu anda bu gizli kasayı araştırıyor.

    Geçen hafta Türkiye’nin gündemine polisin yaptığı bir operasyon damgasını vurdu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin’in “Ergenekon Terör Örgütü” olarak nitelendirdiği gruba yönelik birçok ilde eşzamanlı gerçekleştirilen operasyonda 36 kişi gözaltına alındı. Bunlar arasında JİTEM’in kurucusu olduğu iddia edilen emekli Tuğgeneral Veli Küçük, avukatlar Kemal Kerinçsiz ve Fuat Turgut, gazeteci Güler Kömürcü, Türk Ortodoks Patrikhanesi Yöneticisi Sevgi Erenerol, Mersin’de silah üzerine “ölme öldürme yemini” ettiren emekli Albay Fikri Karadağ, Susurluk skandalına ismi karışan Sami Hoştan, “Drej Ali” olarak bilinen Ali Yasak gibi kamuoyunun yakından tanıdığı isimler vardı.

    Uzun bir takibin sonucunda ilişkiler ağı tespit edilen Ergenekon üyeleri hakkında, DTP’li bazı isimlerle kamuoyunun yakından tanıdığı ünlü yazarlara suikast düzenleyeceklerine dair iddialar yer alıyor. Ses getirecek cinayetlerle toplumda “kaos” oluşturarak 2009’da bir darbeye zemin hazırlamakla suçlanan Ergenekon yapılanmasının Necip Hablemitoğlu cinayetiyle de ilintili olduğu öne sürülüyor. 18 Aralık 2002 tarihinde Ankara’da Hablemitoğlu’nu öldürdüğünü itiraf ettikten sonra cinayetin ayrıntılarını savcıya anlatan ama inandırıcı bulunmadığı için serbest bırakılan “Çerkes İbrahim” lakaplı İbrahim Çiftçi’nin “Ergenekon” tarafından Ekim 2006’da öldürüldüğü belirtiliyor. İbrahim Çiftçi’yi öldüren el bombaları ile Ümraniye’deki bir evde ele geçirilen el bombalarının aynı seriden olması kuşkulu gözleri bu ilginç grubun üzerine çeviriyor.

    İstanbul Ümraniye’de ele geçirilen el bombalarıyla ilgili olarak daha önce emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin ve yazar Ergun Poyraz’ın da aralarında bulunduğu 13 kişi tutuklanmıştı. Son “Ergenekon” operasyonunun ilk “derin” aşaması olarak kabul edilen bu olay sırasında polisin önemli delillere ulaştığı ve harekete geçmek için uzun süre “uyuma” evresinde beklediği dile getiriliyor. İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesi, el bombalarıyla ilgili soruşturmayı sürdürürken, Organize Suçlarla Mücadele Şubesi de “silahlı çete ve suikast iddialarını” yakından takip ediyor. Alınan mahkeme kararıyla takipteki zanlılardan bazılarının telefonları bir yıl boyunca dinleniyor. Hatta “gizli izleme” kararı çıkartılarak zanlılar arasındaki irtibatlar ve ziyaret trafiği kamerayla tespit ediliyor. Polisin operasyon için düğmeye basması ise örgütün planladığı “provokatif” suikastları gerçekleştirmek için cinayet suçundan hükümlü bir “tetikçi” ile bağlantı kurulduğu bilgisine ulaşmasıyla başlıyor. Bir emekli askerin Erzurum doğumlu S.A ile bağlantı kurmasıyla harekete geçen polis, hakkında “gıyabi tutuklama” kararı bulunan S.A’yı yakalıyor. Bir gece emniyette tutulan S.A hakkında çıkartılan “gıyabi tutuklama” kararı “vicahiye” çevrilerek cezaevine gönderiliyor.

    Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre örgütün bir “infaz” listesi hazırladığı da anlaşılıyor. Dinlenen telefonlarda yapılan ilginç konuşmalardan birinin de Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’le ilgili olduğu söyleniyor. Kullandığı cep telefonları mahkeme kararıyla yaklaşık bir yıl süreyle dinlenen Kuvayı Milliye Derneği Genel Başkanı Fikri Karadağ’ın, kayda alınan bir konuşmasında, Bakan Çelik için “Annesi Kürt, babası Arap olan bir adam bu ülkede nasıl Millî Eğitim Bakanı olabilir?” dediği iddia ediliyor. Emekli Kurmay Albay Karadağ, daha önce basına yansıyan bir demecinde, ellerinde 13 bin 500 kişilik bir “hainler listesi” olduğunu söylemişti. Ortaya atılan iddialara göre Bakan Çelik’in ismi 5 kişilik infaz listesine ilave edilmek üzere bekletiliyordu.

    İstihbarat birimlerine göre Ergenekon yapılanması 46 katmandan oluşan bir “aysberg” şeklinde. Şu aşamada ortaya çıkarılan ilişkiler ağı ise aysbergin sadece görünen yüzü. Dinlenen telefon görüşmelerine yansıdığı kadarıyla örgüt üyeleri “emir-komuta” sistemi içinde hareket ediyor, birbirlerine “askerî rütbeler” ile hitap ediyor. Fikri Karadağ’ın “lobi” adı verilen gizli oluşum içerisinde “istihbarat ve araştırma” ile “silahlı” birim kurduğu da öne sürülen iddialar arasında. Araştırma ve istihbarat toplama biriminin eylem yapılacak hedeflere dönük bilgi topladığı öne sürülüyor. Operasyondan bir buçuk ay önce tutuklanan S.A’nın “ilk” eylem için Diyarbakır’ın DTP’li Belediye Başkanı Osman Baydemir’e suikast yapması için görevlendirildiği öne sürülüyor. Bir süre önce Osman Baydemir’in, takım elbisesinin altına çelik yelek giydiği görülmüştü. Bir iddiaya göre S.A gelen ikinci bir emirle Diyarbakır’a gönderilmedi. Diğer bir iddiaya göre de Diyarbakır’a gitti ve buradaki grup üyeleriyle görüşüp şehri dolaştı. Hatta suikast için plan bile hazırladı.


    Dışardan Para Geliyor


    Ergenekon örgütüne mensup şahıslardan bazılarının Mernis projesinden faydalanarak, bazı önemli kişilere ait “şecere” bilgilerine ulaştıkları ve bunları kendilerine karşı gelen bazı üst düzey kamu görevlilerini “ikna” etmek için kullandıkları ileri sürülüyor. Ortaya atılan bir diğer iddia ise örgüte dışarıdan para yardımı yapıldığı şeklinde. İstihbarat birimlerinin elde ettiği bazı banka dekontlarıyla hesap bilgilerine göre, uyuşturucu baronu olarak bilinen Ertuğrul Yılmaz ile Ergenekon örgütü arasında bir ilişki var. 23 Nisan 2003’te Almanya’nın Hannover kentindeki bir villada uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürülen Yılmaz’ın Türkiye’ye gönderdiği uyuşturucu parasını, 1999’da kurduğu Doğuş Factoring isimli şirketle akladığı cinayetten sonra ortaya çıkmıştı. ATA Ocakları eski Genel Başkanı Ayhan Parlak’ın kuzeni olan Yılmaz’ın İstanbul Kadıköy’deki cenaze törenine Sedat Peker, İbrahim Şahin, Muzaffer Tekin de katılmıştı. Hatta o dönem görevde olan Albay Fikri Karadağ’ın bu cenaze törenine üniformalı katıldığı ortaya çıkmıştı. Şimdi polis, Yılmaz’ın ölümünden sonra para trafiğini ve kasayı kimin devraldığı üzerinde duruyor.

    Örgütle ilgili olarak öne sürülen bir diğer önemli iddia ise terör örgütleriyle irtibatı olduğu yönünde. Ergenekon yapılanması içinde olan bazı kişilerin bir dönem Hizbullah terör örgütünün içinde yer aldığının ve bazı eylemlerde aktif rol aldığının tespit edildiği belirtiliyor. Yine elde edilen bulgulara göre örgüt, 1999 yılında TİT (Türk İntikam Tugayı) aracılığıyla Akın Birdal’ı öldürdükten sonra, sanatçı Mahsun Kırmızıgül ve İbrahim Tatlıses’e de suikast düzenlemeyi planlamış. Ayrıca, Ümraniye’deki HADEP binasına bombalı saldırı düzenleyerek toplanan kalabalığın arasından Kürt kökenli bir kişiye meydanda bulunan Atatürk büstünü devirterek, Kürt-Türk çatışması çıkartmaya çalışmış.

    Ergenekon örgütüyle ilgili en çarpıcı iddia ise bölücü terör örgütüyle irtibat kurduğu yönünde. İddialara göre Ergenekon, TİT elemanları aracılığıyla PKK’nın şehir eylemlerini gerçekleştiren TAK (Kürdistan Özgürlük Şahinleri) ile bağlantı hâlindeydi. İtirafçılar üzerinden TAK ile birtakım ilişkilere girildi, bazı eylemlerin zamanlaması ve stratejisi belirlendi. Daha önce itirafçıların TAK militanlarını eğittiğine dair birtakım iddialar ortaya atılmıştı. TAK, PKK’nın derin kolu ile çalıştığı bilinen bir örgüt yapılanması. Söz konusu ilişkinin Diyarbakır’daki bir grup üzerinden başladığı belirtiliyor. Grubun ayrıca DHKP-C ile temas kurduğu öne sürülen bilgiler arasında. Sami Hoştan’ın ayrıca bu ilişki konusunda da sorgulandığı ileri sürülüyor. Daha önce Hoştan ile ilgili hazırlanan MİT raporunda DHKP-C ile ilişkili olduğu, İspanya, Hollanda ve Kolombiya bağlantılı uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı belirtilmişti.

    Haber hazırlandığı sırada soruşturmalar devam ediyordu. Bu çerçevede polisin bazı gazetelerin muhabirlerini de sorguya çektiği; gelişmelerin seyrine göre Ergenekon ile bağlantısı olduğu sanılan bazı ünlü gazetecileri gözaltına alabileceği de öne sürülen iddialar arasında. Operasyona hazırlık sürecinde bir “infaz” listesiyle karşılaşan polis şimdi suikast emrini kimin verdiğini bulmaya çalışıyor. Ayrıca grubun devlet görevlileriyle bir bağının olup olmadığını da araştırıyor. Polisin bu noktaya odaklanması ise telefon dinlemelerine hâlen önemli birimlerde görev yapan bazı kamu görevlilerinin de takılmış olması. Bu yüzden emniyetin operasyonu başlatmadan önce kendi içinde de birtakım gizliliklere girdiği belirtiliyor. Operasyona katılacak emniyet mensuplarının gece evlerinden tek tek alınarak operasyona dâhil edildiği dile getiriliyor.

    * * *

    Ergenekon'dan çıkış


    Tarihçiler, Ergenekon tarzı efsanelere "menşe efsanesi" adını veriyor. Eski çağlarda her toplum, nereden geldikleri, kim olduklarına dair bir efsaneye sahipler. Efsaneler aynı zamanda o toplumun birlikte yaşamasına anlam kazandırıyor. O toplumu bir arada tutan ortak sembollerden birine dönüşüyor.

    Ortak ahlakî değerler, ortak endişeler, hatta ortak düşmanlar o efsaneler vasıtasıyla yaşamaya devam ediyor. Nesilden nesile sözlü olarak aktarılan bu efsanelerin bir gerçeklik taşıması gerekmiyor. Önemli olan, bu hikâyelerde yer alan semboller. Bu yüzden efsanelerin gerçeklerle ilgisine değil, neyi anlattığına, neyi önemsediğine eğilmek gerekiyor.

    "Ergenekon" ilk defa Kurtuluş Savaşı yıllarında keşfedilmiş, Cumhuriyet'in ilk yıllarında kabul görmüş bir efsane. Keşfeden de, Cumhuriyet döneminin önemli yazarlarından Yakup Kadri. Yakup Kadri, Kurtuluş Savaşı sırasında yazdığı makaleleri daha sonra 1929'da "Ergenekon" başlığı ile bir araya getirmiş. Ergenekon, Kurtuluş Savaşı'nı yeni devletin "menşe efsanesi" olarak özetliyor. Bu efsanenin eski çağlardaki izine dair tek kaynak, Arap tarihçi Reşidüddin'in "Camiü't-Tevarih" isimli kitabı. İlhanlılar döneminde yaşamış bu ünlü tarihçi, bu hikâyeyi Moğollara ait bir efsane olarak kayda geçiriyor. Üstelik efsanenin anlattığı topluluk, Hunların yendiği bir kabile. Reşidüddin'e inanacak olursak bu efsane Türklerin savaştığı ve yendiği bir topluluktan ödünç alınma.

    Efsane'nin eski çağlarda kimden çıktığı sonucu değiştirmiyor. Ergenekon Efsanesi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluşu hakkında sembolleri içeren modern bir "menşe efsanesi" olarak okunmalı. O zaman bugünün Türkiye'sine dair hepimizin bilmesi gereken simgeleri içinde barındırıyor. Kısaca efsane bize geçmişi değil, bugünü anlatıyor; Ergenekon Çetesi gibi.

    O zaman bu efsaneyi, Kurtuluş Savaşı'na paralel olarak gözden geçirmemiz lâzım: Düşmanlar Türklere saldırıyorlar ve on gün savaşıyorlar. Türkler galip geliyor. Sonra bir gece baskını hilesi ile düşmanlar Türkleri kılıçtan geçiriyorlar. "I. Dünya Savaşı'nda Türkler yedi düvel ile savaşıyor ve galip geliyor; ama savaş sonunda yenilmiş sayılıyorlar." Çok az sayıda kalan Türk, çevresi sarp dağlarla kaplı bir vadiye sığınıyor. "Koskoca imparatorluktan geriye Anadolu kalıyor. Sevres ile Anadolu'nun ortasına sıkışıyorlar." Sonra Türkler çoğalıyor ve kendilerine geliyorlar. Çıkışı bulamıyorlar. Bir demirci ustası, kocaman körüklerle demirden dağı eritiyor ve küçük bir yol açıyor. Börteçine isimli bir kurt çıkışı onlara gösteriyor. Türkler bütün dünyaya yayılıyorlar. "Cumhuriyet dar bir alanda kuruluyor, bilge bir demirci onlara yolu gösteriyor. Sonra bir kurt koca toplumu peşine takarak onları kurtuluşa ulaştırıyor."

    Bugünün uluslararası ortamında Türkiye'yi bir Ergenekon olarak tanımlar, demirci ve kurt sembollerini de "kurtuluş" için yerli yerine yerleştirirsek sembolleri çözmüş olacağız. Kurt, hiçbir zaman ehlileştirilemeyen, boyun eğmeyen bir yaratık. Kurallarını kendi koyuyor. Hukuka riayet etmeyen bir liderlik bu. Ergenekon'dan çıkış, orman kanunları ile mümkün. Madem vatan tehlikede... Bilge demirci, çaresizlik arttığı zaman bizi kurtuluşa götürecek yolu önümüzde açacak kişi.

    Ergenekon, emekli askerlerin kurduğu bir çetenin adı değil. Ergenekon, devlet içinde fiilen sahip olunan ve fiilen yürütülen karanlık bir iktidarın alanı. Ergenekon, kendilerini devletin sahipleri ve koruyucuları olarak ilan edenlerin ideolojisi. Sahip oldukları ayrıcalıkları, üstlendikleri sorumlulukla temellendiren bir demirciler ve kurtlar koalisyonu.Bir demirci, kocaman körükleri yerleştirmiş, ateşi yakmış, dağın bir tarafını eritmekle meşgul. Kurtlar pusuda bekliyor. "Devletin sahipleri" kendileri için bir çıkış yolu arıyor. Toplum, geçmişte ağır bedeller ödediği karanlık bir maceraya, Ergenekoncular tarafından sürükleniyor.

    Başsavcının iddianamesi, karanlık çağlardan fırlayan bir hayalet gibi önümüzde duruyor.

    Birileri Ergenekon'dan çıkmaya çalışıyor. Bize de efsaneleri ciddiye almak düşüyor.



    *Erhan AFYONCU, MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE, Fatih Uğur, Hamdi Yılmazer, Ali Bayramoğlu
    _______________
    ____________
    _________
    ____
    __



    ||BDP||

    TürkForum
    Bağımsız Demokrat Parti



    Yiğit isen uslandır beni,
    itirazlarımın altında kalayım,
    huzurla geri alayım söylediğim her itirazı !..

    _______________
    ____________
    _________
    ____
    __

  2. #2
    <span style='color: #000080'>MaZLuM</span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-04-2005
    Mesajlar
    3,953
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    Ben Bu Yaziyi Bu Sabah Okumustum Tekrar Senin Sayende Okumus Oldum

    Bu Konu Hakkinda M.Akif Ersoy'un çok Sevdiğim Bir Söz&#252; Vardır :
    -"Tarih Tekerr&#252;rden Ibarettir, Hiç Ibret Alınsaydı Tekerr&#252;r Edermiydi."

    Yanlış Yerde Doğan İnsanların Hikayesi...


  3. #3
    barisa_rock adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    31-12-2007
    Mesajlar
    348
    Karizma Gücü
    0
    fazla saman-tv izlemiş bu arkadaslar.

  4. #4
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    25-10-2006
    Mesajlar
    10,900
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Yine elde edilen bulgulara göre örgüt, 1999 yılında TİT (Türk İntikam Tugayı) aracılığıyla Akın Birdal’ı öldürdükten sonra...
    Bu vatandaşların , son seçimlerde Akın Birdal'ın DTP'den Milletvekili seçildiğinden haberi yok sanırım . Akın Birdal yaşıyor arkadaşlar . Gidin bu yazıyı yazan kendinden geçiklere söyleyin bir zahmet .

    Neyse ...

    Size , Ergenekon adlı örgütü koz olarak kullanıp , Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'nin önündeki son direnç kalesi olan Milliyetçiliği pasifize etme görevinizde başarılar diliyorum .


  5. #5
    Lapolm adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    04-02-2008
    Mesajlar
    1,768
    Karizma Gücü
    5
    Yahu arkadaşlar daha Savcı iddanameyi hazırlayamadı , siz tarihini yazdınız helal olsun . Söylendiğine göre ergenekon 1500 yıllıkmış, mazallah hikayelerde fazla abartıya kaçmayında Osmanlı Tarihindende eskiye gitmesin .
    Bu ülke bizim
    Biz bilimin aydınlığından gücümüzü alanlarız
    Biz darbelerde ızdırap çeken , 1980 lerde Komünist
    2000 li yıllarda darbeci diye hapiste yatanlarız
    Biz ülkemiz için İzmirde Ankarada İstanbulda milyonları meydanlarda toplayanlarız
    Biz Atatürk gençiyiz
    Bu uğurda ölsek te son sözümüz
    NE ŞERİAT NE DARBE TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE olacaktır
    Yazan : lapolm

  6. #6
    Mustafa adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-08-2005
    Mesajlar
    9,477
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    Ergenekonu Temizle , Yerine RABITACILAR Gelsin ... Bu Ayak D&#252;zeni Hep aynı ...

    Şehir ESKİŞEHİR'dir !



    YİNE BİR KEMAL, YENİ BİR KEMAL !


  7. #7
    eNigMaTr adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-10-2005
    Mesajlar
    2,621
    Karizma Gücü
    0
    Tabi Ergenekoncular &#199;ete bile olsalar sırf iktidarla didiştikleri için sizin göz&#252;n&#252;zde bir kahraman oluveriyor...

    Sizin siyasi gör&#252;ş&#252;n&#252;zdeymiş gibi göz&#252;k&#252;yorlar ama uzun vadede ne kadar zahiyat verecekleri alalade ortada...

    Tabi bu durumdan siz şikayetçi olmayacaksınız ama çoçuklarımız bunun ceremesini çekecekler...

    Bir de &#252;stte yorum yazmaya çalışan arkadaşların kişisel fikirlerini öne s&#252;rm&#252;ş, buna saygı duyarım ama biraz da somut örneklerle karşımıza gelirseler daha sağlam bir fikir alışverişi içine girebiliriz...
    _______________
    ____________
    _________
    ____
    __



    ||BDP||

    TürkForum
    Bağımsız Demokrat Parti



    Yiğit isen uslandır beni,
    itirazlarımın altında kalayım,
    huzurla geri alayım söylediğim her itirazı !..

    _______________
    ____________
    _________
    ____
    __

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Doğduğunuz günden bu yana hayatınız filme çekilse...
    KOMEDİ VE GEYİK MUHABBET bölümünde mayahanım tarafından açılmış
    Yanıt: 6
    Son Mesaj: 18.10.11, 18:25

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •