Sovyetler Birliği’nin dağılmasını müteakip bölgede özerkliklerini ilan eden Türk Cumhuriyetleri ve Türk toplulukları içerisinde uzun bir süredir devam eden “Misyonerlik” faaliyetlerinin planlı bir şekilde giderek arttığı gözleniyor. SSCB dönemi itibariyle baskı altında tutulan ve kendi dinlerini öğrenme ve gereklerini yerine getirme fırsatı verilmeyen bölge halklarının bilinçsizliği ve özellikle ekonomik anlamda geri kalmışlığı fırsat bilinerek, oluşan boşluktan faydalanma niyetindeki çeşitli ülke organizasyonlarının aktivitelerinde her geçen gün artış kaydediliyor.

Örneğin, Özbekistan'da Almanya ve Japonya'nın, son dönemde gerek Büyükelçilik ve gerekse NGO'ları vasıtasıyla büyük bir kültür atağına kalktıkları, bu çerçevede ülkelerini tanıtıcı video kaset, DVD, müzik CD, müzik klip CD'leri, turizm broşürlerinin yanı sıra dini propaganda içeren materyalleri ücretsiz olarak bol miktarda dağıttıkları gözlemleniyor. Bu gelişmelerden rahatsızlık duyduğu anlaşılan Özbekistan Din İşleri Komitesi Başkanı Soazım Münevverov da, “Bağımsızlığın ardından ülkede misyonerlik faaliyetlerinin arttığı, ancak iddia edildiği gibi birçok Özbek vatandaşının İslam dinini bırakarak diğer dinlere geçtiğinin görülmediği, Hıristiyanlığı tercih eden birkaç kişinin de melez aile çocuklarından oluştuğu, başkent Taşkent'teki bir Protestan kilisesinde Özbekçe ayinlerin yapıldığını bildikleri, misyonerlik kitaplarının zorla veya ısrarla dağıtılmasının yasalara aykırılık teşkil ettiği, böyle durumlarda söz konusu kitaplara el konulacağı” yönünde açıklamalar yapmaya gerek duyuyor.


Burada durumu daha iyi anlamak için bir parantez açarak Japonya’ya dikkat çekmek gerekiyor. Batılı ülkelerin bölge ülkeleri üzerindeki menfaat kaynaklı emelleri geçmişten bu yana herkes tarafından bilinen bir gerçek. Bu sefer batılı ülkelere bir de Japonya ekleniyor. Neden Japonya ? Anlamak güç değil. Bilindiği üzere Japon sanayisi, sadece ve sadece petrol ve yan ürünlerine dayalı, yani Japonya’nın varlığının ve devamının kaynağı, olmazsa olmazı PETROL, bu da Japonya’nın Özbekistan’daki mevcudiyetini ve asıl amacını gün gibi ortaya koyarak açıklıyor.


Kırgızistan’ın diğer şehirleri gibi özellikle Oş il merkezi ve köylerinde de Hıristiyan misyonerlerce yoğun faaliyet yürütüldüğü belirtiliyor. Ancak bu sefer de misyonerlerin içerisinde Güney Koreli şahısların sayısal çoğunluğu dikkat çekiyor.

En ücra köylere bile büyük çaba göstererek ulaşan G.Koreli Hıristiyan misyonerlerce, özellikle fakir köylülerle irtibat kurularak, Hıristiyanlığa geçilmesi halinde, söz konusu şahıslara maddi yardım verileceği taahhütünde bulunuluyor. Japonya için açılan parantezin, bu defa Güney Kore için de açılması mümkün. Çünkü PETROL, G.Kore için de Japonya gibi “olmazsa olmaz”.


Acaba neden dünyanın bir ucundan bir başka ucuna, üstelik büyük miktarda paralar bir çırpıda harcanarak gelinir de, insani yardım kisvesi altında çeşitli çalışmalar sürdürülür ? Bunu anlamak ve değerlendirmek için bilim adamı, devlet adamı, kaşif veya falcı olmaya gerek yok. Açık ve nettir ki, dünyada az bulunan ve kıt olması nedeniyle de çok değerli bölgedeki petrol ve doğal gazın cazibesi, özellikle bazı batı devletlerinin dikkatlerini anılan bölgeye çevirmelerine sebep vermiş, ele geçirme imkan ve kabiliyetleri konusundaki arayışların da çeşitlenmesine ve giderek boyutlanmasına neden olmuştur. Belli amaçlar doğrultusunda, “Böl, Parçala, Yönet” ilkesinden yola çıkarak faaliyetlerini sürdüren söz konusu organizasyonların, bu defa “Din” unsurunu kullanarak, genellikle “İnsani Yardım” çerçevesindeki safiyane (!) faaliyetleri oldukça dikkat çekiyor.


Bazı batılı devletlerin başını çektiği, Japonya ve G.Kore’nin de son dönemde buna dahil olduğu bu türden faaliyetlerden vazgeçilmeyeceğinin anlaşıldığına göre, burada yapılması gerekenin, “Türk toplulukları yönetimlerinin, varsa küçük şahsi veya ülke menfaatlerini bir tarafa bırakarak önlerini görmeleri, gelecekte oluşacak hayati tehditlere karşın topyekün olarak şimdiden radikal tedbirler geliştirmeleri” olduğu belirtiliyor.
DİPLOMATİK GÖZLEM GAZETESİ / DG