Lenf kanserini yenen Siren Ertan Çarmıklı, kanseri nasıl yendiğini 6 maddede açıkladı
Lenf kanserini yenen Siren Ertan Çarmıklı, Kanser Haftası'nda hastalıkla mücadele edenlere 6 altın nasihat sundu:
1- Gülümseyin.
2- Hayatı yaşayın.
3- Hastalıkla ilgili internete başvurmayın.
4- Kalabalık ortamdan (Sinema, tiyatro, uçak v.s.) kaçının.
5- Bol bol komedi filmi izleyin.
6- Depresyondan uzak durun.
"Hayat bir paket, içinden kötü şeyleri çıkarıp sadece iyi olanları alamıyorsunuz. Evet kanser tedavisi çok zor ama ölmediniz ki! Maksimum performans şart. Fiziken ve ruhen kendini ihmal ettiğinde kanser kapını çalıyor. En önemli şey kendini sevmen"..
Güzeller güzeli bir kadın... Barbie bebeklere benzetiyorum ben onu. Cemiyet hayatının tanınmış isimlerinden biri. Her davette boy boy fotoğraflarıyla karşılaşıyoruz. İki yıl önce, inşaat sektörünün devlerinden Çarmıklı Yapı'nın Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Çarmıklı ile evlendi; birbirlerine çok âşıklar... Dört yıl önce bir atölye açarak aldığı tasarım eğitimini profesyonelliğe döktü. Herkesin imrenerek baktığı bir hayat işte! Daha ne olabilir ki? Öyle olmuyor işte... Her şey bu kadar düz, bu kadar sorunsuz yaşanmıyor. Hayat öyle bir şey ki, bir anda seni nakavt ediyor, sırtından yere yapıştırıyor. Kanser olduğunu öğrendi geçen sene Siren Ertan Çarmıklı da. Lenf kanseri... Aileden genetik miras yok! İçki yok, sigara yok, düzensiz hayat yok, sağlıksız beslenme yok, kendini ihmal etmek yok. Yine de gafil avlandı. Kemoterapi gördü aylarca ama, kimse onu kendini bırakmış, her şeyden vazgeçmiş, o hasta haliyle görmedi. Kendiyle barışık, inançlı oldu hep, hastalığı yendi. Bir sene önce onunla ofisinde buluşmuştum. Madem bu kadar güçlü bir savaşçı, herkese örnek olması, konuşması için iknaya çalışıyordum onu. O ise merak edene kısa açıklamalar yapmak dışında konuşmak istemedi. Geçen hafta telefonum çaldı; 40 yaşında kanserden hayatını kaybeden Mehpare Edin'in duasından geldiğini, Ender Mermerci'nin kanser haberini aldığını, çok üzüldüğünü ve konuşmak istediğini anlattı. Bu hastalıkla boğuşanlara destek olmak istediğini söyledi. İşte Ertan'ın kanser hikâyesi...
- En baştan başlayalım... Kanser olduğunuzu ne zaman, nasıl öğrendiniz?
- Eşimle Miami'deydik. Elimi boğazıma götürdüğümde, erik büyüklüğünde bir beze buldum. Gökhan nezle bile olmama alışık olmadığından hiç hastalık kondurmadı. Ama benim içime kurt düşmüştü. Bir-iki hafta kadar sonra aile doktorumuz Mustafa İşcan'a gittik. Tüm kan testlerim yapıldı ama hiçbir şey çıkmadı; 'bu kadar mükemmel kan değerleriyle asla hasta olmazmışım!' Benim içim hiç öyle demiyordu. Mustafa Ağabey'in de içinden öyle geldi herhalde, bir hafta sonra aradı ve "Gel biz bu bezeyi boğazından alalım, patolojiye yollayalım garanti olsun," dedi. Birkaç gün sonra da sonucu eşime bildirmiş. Gökhan'ın o gece bana belli etmeden sabaha kadar nasıl bir gece geçirdiğini tahmin edebiliyorum.
- İnsanın aklından ilk geçen ne oluyor peki?
- İlk düşündüğüm; Gökhan'ın üzülmemesiydi. İçimden 'Dik durmalıyım beni perişan görüp hasta olmamalı' diye düşündüm.
- Bu kadar güçlü olabiliyor mu insan? Hiç ağlamadınız mı mesela?
- Günler sonra, sabaha karşı tuvalette beni ağlarken buldu Gökhan. İlk kez! Onun uyumasını bekliyor sonra tuvalette ağlıyor, rahatlıyordum. Çünkü Gökhan'ın karın zarı üzerinde aktif olmayan ama kansere eğilimli hücreleri var ve bu dünyadaki hiçbir şey beni onun hasta olması kadar üzemez. O bir sigara içtiğinde bile içimden öldürmek gelir onu! Kendi hastalığıma bile, onun kanser olma ihtimaline üzülmemin onda biri kadar üzülmedim.
- Bu kadar âşıksınız yani eşinize? - Ben Gökhan'ı başka severim; ne annem, ne babam, ne kardeşlerim... Dünya bir yandadır o bir yanda. Bunu söylediğim için annemler de alınmaz üstelik, bilirler ve birini böyle sevebilen bir insan olduğum için çok mutlular.
- İnsan kanser olduğunu öğrendiğinde 'Niye ben?' sorusunu sormuyor mu?
- Hiç 'Niye ben?' diye düşünmedim. O kadar üzüldüğüm şeyler olmuştu ki bir yerimden çıkması normaldi. Zaten bu soruyla vakit kaybedecek biri de değilim. Öğrendiğim andan itibaren 'Bu bir süreç, bu da geçecek, hiçbir şeye yenilmedim bir hastalığa mı yenileceğim,' diye geçirdim hep kafamdan. Sadece iyileşmeye odaklandım.
- Ne tür bir kanserdi sizinki?
- Lenf kanseriydim. Neden hasta olduğumu değil, çok şanslı olduğumu düşündüm hep. Çünkü tedavi oranı çok yüksekti. Tek handikapı geri gelme riski var yani tekrarlayabilir.
- Neden Amerika'ya gitmenize rağmen orada tedavi olmadınız?
- Tedaviden emin olmak için gittik ama kendi evimde olmak istedim. Çok sevdiğim işimden ve beni yalnız bırakmayacak arkadaşlarımdan uzakta olmak istemedim. Eşimin de kafasını dağıtması için işinden uzak olmamasını istedim. 'Bu kemoterapi Türkiye'de yapılabilir mi?' diye sordum. Evet denince döndük. Sadece bir ilaç, uçakla, buz kutusunda Almanya'dan geliyordu. Sonraki her gün ne kadar doğru bir karar verdiğimi düşündüm. Her ne kadar bazı cerrah ve hemşire hatalarıyla dayanılmaz acılar ve halen süren sorunlar yaşasam da, her gün gördüğüm sevgi ve ilgiye şükrettim.
Aklım başımda saçım başımda olmasa da olur
- Amerika'dan peruklar almıştınız ama saçlarınız dökülmedi sanırım...
- Ah herkesin meraktan öldüğü şu malum saçlarım konusu! Amerika'daki doktorlar da, buradaki doktorum Yıldız Hanım da ilk kemoterapimi aldığımın 14. gününden itibaren saçlarımın döküleceğini söylediler. Hatta doktorum 'Saçlarınızı kısa kestirin isterseniz, daha çok üzülmeyin,' dedi. Kocam uzun saçlarımı çok sever, ucundan bile kestirmeme karşıdır. Bir kadın olarak tabiki saçlarımın olmamasını istemezdim ama hele Gökhan için hiç istemedim! New York'a gittiğimizde Gökhan'la çok güzel peruklar aldık. İşimde uyguladığım 'kusurları örtme' taktiğini hayata geçirip çene hizamda kestirdim saçlarımı sadece. Hani doktorların anlattığı gibi tutam tutam değil de yavaş yavaş dökülürse uzun süre dışarıdan belli olmayacaktı. İyice seyreldiğinde ise atkuyruğu toplayarak kafa derimi tamamen kamufle edecektim. Kemoterapim bittiğinde saçlarımın yüzde 80'i dökülmüştü ama böylece kimse anlamadı. Kanser hastaları bana saçlarımın nasıl dökülmediğini sorduklarında içim cız ediyor. Keşke onlara söyleyebileceğim sihirli bir formülüm olsa ama yok! Sadece 'Saçlarım ben sizi bırakmıyorum, siz de beni bırakmayın ne olur,' dedim. Tıpkı bana güvenen eşimi, ailemi, çalışanlarımı, dostlarımı, köpeğimi bırakmayacağım gibi... Saçlarım da beni dinledi. Ama kirpiklerim tamamen döküldü, onlara seslenmeyi unutmuşum! Şimdi saçlarımın yüzde 80'i 8-10 santim uzunluğunda, o kadar komik duruyor ki sekiz aydır atkuyruğu toplayıp, spreyle yapıştırıyorum onları. Bazen hâlâ rüzgârda, uzun ve gür saçlarımın 35 yıldan sonra yüzüme çarpmamasını yadırgıyorum ama hep dediğim gibi buna da şükür. Eğer tamamen dökülselerdi bile şöyle düşünürdüm: Aklım başımda ya çok şükür, saçım başımda olmasa da olur!
Kemoterapi büyük bir yalnızlık...
Bir dostum tedavimi de iş projelerim gibi planladığımı ve uyguladığımı söyledi. Evet, aynen öyleydi!..
Tümörlerim yok oldu ama kontrol sürüyor
-Tamamen iyileştiniz mi şu anda, tedavi süreciniz bitti mi?
- Dört ayda bir scan'la kontrol ediliyorum, göğüs kafesimin içindeki ve boynumdaki tümörler tamamen yok oldu. En büyük sorunum, uyku düzenimdeki bozukluk. Bu yüzden bazı günlerde yorgunluğum artıyor. Öğlen 12'ye kadar kesinlikle çalışmıyorum, evde dinleniyorum. Kesinlikle sigara dumanı olan yerlerden kaçıyorum. Tedaviden kaynaklanan ufak tefek hasarlarım var ama onlarla da uğraşıyoruz.
- Bu dönem için neler tavsiye ediyorsunuz?
- Birçok hasta kemoterapileri bitince dağıtıyorlar ne yazık ki!
- Nasıl yani?
- Kendinize en çok dikkat etmeniz gereken zaman kemoterapi sonrasındaki süreç. Çünkü vücudunuz yorgun ve siz herkesten daha çok hastalıklara açıksınız.
Depresyona asla girmem!
- Ölmekten korkmadınız mı hiç?
- Ölmekten değil sürünerek ölmekten ve yakınımdakileri süründürmekten korktum.
- Yapmayın, nasıl olur da korkmaz insan?
- Ben güçlü biri olarak yetiştirildim. Başka bir yol bilmiyorum. Başıma ne gelirse gelsin depresyon denen şeye asla giremem, kendime bunu yapamam. Kocama bensizliği, ölümümün acısını yaşatmak istemiyorum. Yatak odamdan çıkamadığım o kötü günlerimde annemin kapı önündeki çaresizliğini, arkadaşımın 12 kemoterapim boyunca kocasını, çocuklarını, işini bırakıp saatlerce hastanede beklemesini, kayınpederimin kederini hatırlıyorum çünkü. Hem kardeşlerim de küçük daha, bana ihtiyaçları var.
kaynak


LinkBack URL
About LinkBacks

Alıntı Yaparak Cevapla
moral yüksek olmalı hiç birşeyi takmamalı ki kurtulabilsin
