BİR
SINAVDAKİ ( GÖRÜNMEYEN!!! ) YANLIŞLARIMIZ
Bir sınavın esas amacı; Sınava girenin ( kişinin ) kendisinin hangi ölçüde olduğunu bilmesi ve görmesidir. Bunun için de düzenlenen tüm sınavlar bunu göstermelidir. Tabii ki kişinin kendisine. Bu yüzden sınava girecek kişinin öncelikle bu bilinçte olması sağlanmalıdır. Daha sonra sınav uygulanmalıdır.
Görülüyor ki, özellikle okullarda yapılan tüm sınavlar bu amaçtan genel olarak uzaklaşmaktadır. Nedeni de sınavı uygulayanlar. Çünkü onlar da sınavın gerçek amacının ne olduğunun bilincinin çok uzağındadırlar. Hepsi de not’a odaklanırlar.
İşte gerçek hata burada.
Not önemli, ancak kişinin geçip geçmeme veya yeterli olup olmaması açısından önemlidir. Gerçek amaçsa kişinin kendisinin ne olup olmadığını neyi bilip bilmediğini belirlemesi olmasıdır. Bu belirlenemediğinden kişinin kendisi tarafından yapılan tüm çalışmalar ( Verilen ve alındığı sanılan eğitim ) bir yalan olur ve anlamsızlaşır. Bu da yapılan sınavı anlamsız kılar.
Sınavın anlamlı hale gelebilmesi için gerçek bilginin ne kadarının bilindiğini hem sınava girenin hem de sınava girenin görmesidir. Bu da ancak sınav dürüst bir şekilde yerine getirildiğinde mümkün olur. Sınav esnasında yapılan açıklamalar veya yardımlar sınavı anlamsız kılar. YALAN olur.
Burada dikkat edilmesi gereken şey, sınavın esasında kişiye katacağı anlamın bilinmesidir. Yani hayatında karşılaşabileceği problemleri çözebilmesidir. Ve eğitimin önemi de bu yönde olmalıdır.
Kişiye veya kişilere verilen bu eğitim şekli onun veya onların hayatına bir anlam ve tat katar. Aksi yapılırsa onu anlamsızlaştırır ve hayatı yalan yapar. Çünkü kişi hayatta karşılaşabileceği problemleri çözemez ve üstesinden de gelemez. Bunun neticesinde sıkıntı ve çaresizliğe düşmesine neden olur. Bunun adı da STRES veya DEPRESYON olur.
İşte görmemiz gereken sorun bu! Çünkü onu yaratan bizleriz. Onlara veren bizleriz. Anne babalar, öğretmenler ve çevremiz.
Onlara iyilik veya yardım düşüncesi ile yaptığımız katkılar ( Not yükseltme v.s.) özünde onların hayatından çaldıklarımızdır. Bunun sonucunda ilerleyen yıllarda istenmeyen acı olayların meydana gelmesine neden vermemizdir.
Buna bir iki örnek verelim:
Ameliyata giren bir hastanın ölümüne sebep olan şey, aslında doktorun bilgisizliğidir ( Bilgi eksikliği, ameliyata özen göstermemesi, yeterli araştırmayı yapmaması, v.s. ) . Tabii tıbben geçerli olmayan durumlarda. Bunun sonucunda ortaya çıkan durum karşısında hepimiz doktora yükleniriz. Meydana gelen ölümden onu sorumlu tutarız. İŞTE BU YANLIŞ.
Çünkü o doktoru bu duruma getiren bizleriz. Ailesidir, öğretmenidir, çevresidir. NEDEN Mİ? Çünkü onu doktor yapmak için bir şekilde notunu yükseltmeye çalışan bizleriz.
( Hakkı ile olanlar hariç )
Bu arada bunu yapmayan ve doğru olanı yapmaya çalışanlara da ayrıca yükleniriz. (Ne olacak be bir not’cuktan! ) Sonucunda bu olay meydana geldiğinde hepimiz hayret ederiz, şaşkınlığa düşeriz. Feveran ederiz. İşte anlamsız olan şey de, bu!
Bir de mühendislerle ilgili bir örnek verelim.
Binayı yapan mühendisin esas amacı; Bina içinde oturacak kişi veya ailenin mutluluğunu ve mutlu olmasını sağlamasıdır. Bunun için de yapılan binanın ısı iletim ve iletişimi, sağlamlık ve dayanıklılığı, kalite ve niteliği, depreme dayanıklılığı, kullanılırlılığı v.s gibi özellikleri taşımasını gösterebilmesidir. Ancak… Amaç para olunca, ortaya istenmedik ( ama yapılırken daha sonra gelebilecek ) sonuçlar çıkıyor. Bunun sonucunda şikayetler, ölümler (deprem fırtına, yangın v.s gibi durumlarda ) ortaya çıkıyor. Halbuki bunların tümü önceden hesaplanabilir ve önlenebilir şeylerdir.
Bunun nedeni de bizleriz. Çünkü önemli olanın, her davranışımızla, aslında insan veya insanın kendisi değil, paranın, malın veya mevkinin önemli olduğunu gösteriyoruz. Bunun için de her yalanı sergiliyoruz. Ve yalanın peşinden gidiyoruz.
İşin bir yanı da bunu meziyet sanıyoruz. İşte en komiği de bu. Kendi kendimizi kandırmış gibi gösterebiliriz ama hayatı… ASLA. Hayat hataları affetmez. Doğruyu görmek ister. Yapılanlara mutlaka cevabını günün birinde verir. Bunu da en bariz ve en acımasız dediğimiz şekillerde ( Ör. Bir deprem anında… )
Bu yüzden hayata kızmamız tamamen anlamsız. Çünkü nedeni bizleriz. Kendimiziz.
İnsan varlığını, yaşamını ve yaşamın anlamını aradığı zamandan beri bunları sürekli görmekte ve yaşamaktadır. Ama nedense ders almamakta veya almak istememektedir. Yalanın tatlı görüntüsüne aslında görünmeyen zalimliğine kanmaktayız.
Pekiii….. Kim bu insanlar? Sen, ben , o. Biz. Biziz. Kendimiziz. Sonra da çaresizliğe düşeriz.
Sokağa çıkın ve bir bakınız. Ne görüyorsunuz? Büyük bir dağınıklık, kesmekeşlik, umursamazlık, vurdumduymazlık, v.s. mi? Eeee… Kim bunu/bunları yapıyor? BİZ…. KENDİMİZ.
Her şeyi….. Hertürlüsünü….
SONUÇ: Tabii ki hepimiz için hüsran, büyük bir hayal kırıklığı…
Eeee….. Ne bekliyorduk yani, bu YALANLA nereye kadar?.
Yalancının mumu yatsıya kadar yanar….. Değil mi?
Kubilay Öğütveren