• Reklam
4 sonuçtan 1 --- 4 arası gösteriliyor
  1. #1
    Uye ostrakismos adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-09-2007
    Mesajlar
    4,973
    Karizma Gücü
    5

    Besleme Basın-Ümit zileli

    Besleme Basın!..

    Bugün size kapatma davası ve Ergenekon soruşturması sürecinde manşetlerini " vurucu tim " gibi kullanan " iliştirilmiş " gazeteleri ve meslektaşım demekten özenle uzak durduğum tetikçi tipleri anlatacaktım, ama vazgeçtim!..

    Vazgeçtim, çünkü bu gazeteleri zaten kendi yazarları, bu türden tetikçileri ise aynı cephede kalem sallayan ya da geçmişlerini ve bugünlerini gayet iyi bilen yazarlar " en ağır " ve en açık biçimde anlatmış bile!.. Emin olun, ben " en ağır şekilde nasıl anlatırım " diye düşünsem daha iyisini yapamazdım!..

    Önceki gün Sabah gazetesinde, tüm zamanların genel yayın yönetmeni Ergun Babahan , "Eğreti Demokratlar" başlıklı yazısında gazetesini şöyle tarif ediyor:

    - Sabah, böylesi kritik dönemde demokrasiden, AB hedefinden şaşmadan bir yayıncılık anlayışını sürdürmeye çalışıyor...

    Aynı gün, aynı gazetede, yalnızca iki sayfa ötede Hıncal Uluç , "Veda yazısı" başlığıyla aynen şunları yazıyor:

    -Yok canım, Sabah'a veda etmiyorum. Gerçi burada kalma konusundaki inadım ve kararlılığım giderek zayıflıyor.. Artık çok zorlanıyorum. Hele yazıişlerinde yapılan değişikliklerden sonra gazetenin haber sayfalarının 'besleme basın' günlerini hatırlatmaya başlaması beni çok sarsıyor.

    Çok ağır, değil mi?!.

    ***

    Besleme basın deyince aklıma Sabah gazetesinden Emre Aköz geldi nedense... Cumhuriyet Mitinglerine katılan milyonları darbeci ilan eden Aköz, Ergenekon soruşturmasıyla ilgili olarak da " yeni şoklara hazır olun", "şaşkınlıktan küçük dilinizi yutacaksınız " türünden, iddianameyi bizzat hazırlamış savcı tavrıyla yazılar döşeniyor bir süredir. Bu "adam" hakkında Akşam gazetesi yazarı Oray Eğin , " Terbiyesizi tanıyalım " başlıklı bir yazı kaleme aldı. İşte o yazıdan çarpıcı bölümler:

    - Kendisinin iki büyük terbiyesizliği oldu şu son günlerde. Bir kere TRT ekranına çıkıp Cumhuriyet Mitinglerine katılan halkı Ergenekon'la ilintilendirmesi bugüne kadarki günahlarının belki de en büyüğüydü. Hayatta bugüne kadar hiçbir şey olamamasının, hep bir yere itilip kakılmasının ve adam yerine konulmamasının intikamını günümüzün iktidarına karşı kahverengi ruj sürerek göstermesinin daha itidalli bir uzantısı olabilirdi halbuki. Eskiden de ciddiye alınmazdı, bir parodiydi ama şimdikinden daha düzgün bir parodiydi. Keşke bu dönemi ranta çeviren ağabeylerinden üslup ve şıklık öğrenseydi. Kraldan çok kralcılık ve kaba bir ideoloji tetikçiliği yerine... Bir başkasının utancını onun adına yaşarsınız ya, hiç kimsenin kendini bu kadar alçaltamayacağını düşünüp onun adına yüzünüz kızarır ya... Öyle bir andı izlemek. Maalesef, bu kadar dipte, bu kadar aşağıda yaşıyor bu canlı türü. Benim için daha büyük ayıbı şu oldu: Yazısının sonuna " İnşallah 83 yaşındaki İlhan Selçuk 'a gözaltında iyi bakılır. Aksi takdirde hükümetin üstüne kalır " diye not koymuş... Çirkin bir ifade. Ben mesela " Bedava yedikleri restoranlar Emre Aköz ve karısına iyi baksın, şişip patlarlarsa üzerine kalır " yazarsam yakışık alır mı?

    Okurken, muhatabı adına bana ateş bastı!.. Eğer geleneğimizde olsaydı, bu yazı tam bir düello nedeniydi!. Ertesi gün " adam "ın köşesine baktım, " yağmur yağdı " havalarındaydı!..

    ***

    Yağmurdan söz açınca Star gazetesi Ankara Temsilcisi Şamil Tayyar düştü aklıma. Hani şu Ergenekon soruşturmasında kimlerin gözaltına alınacağını günler önceden bilen, daha kimlerin gözaltına alınması gerektiğini televizyon ekranından açıklayan, sonra da kendisini aklamaya çalışırken iyice batan "Şeyh Şamil" den... Bu arkadaşla ilgili tanımlamayı da Yeni Şafak gazetesi yazarı Kürşat Bumin yaptı. Şamil efendinin her şeyi çok iyi bilen, her ifadeyi sanki bizzat kendisi almış havalarda konuşmasından son derece rahatsız olan Bumin, gayet net bir teşhis koydu:

    - Görüyorsunuz; 'gazeteci' değil de sanki 'operasyon' un her safhasına ilişkin istihbarata sahip bir yetkili konuşuyor...

    Vay, vay, vay... Bu 'adam' lar bu yazıları okuduktan sonra sokakta nasıl dolaşıyorlar acaba?..

    - Hangi sokak; mekânları plazalar ya da sorgu odaları dediğinizi duyar gibiyim!
    kaynak

  2. #2
    Uye ostrakismos adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-09-2007
    Mesajlar
    4,973
    Karizma Gücü
    5
    Besleme Basın (II)

    Gerçekten inanılmaz!..

    Anayasa Mahkemesi'nin AKP'yi kapatma davasını kabul ettiğini, Cumhurbaşkanı Gül 'ü de geçmişteki eylemleri nedeniyle bu yargılamaya kattığını açıkladığı andan itibaren, öylesine bir hakaret, öylesine bir tehdit kampanyası başlatıldı ki, şaştım kaldım...

    Çok açıkça sırıttığı üzere, tek " odaktan " yönetilen bu kampanyanın aktörlerinin cüreti ve cehaleti ise, doğrusu evlere şenlik!.. Bir gazeteci olarak, bir insan olarak yan yana dahi duramayacağım bu güruhun hukuk anlayışı da pek yaman:

    - Anayasanın kendisine tanıdığı yetkiyi kullanarak kapatma davasını açan, 162 sayfalık iddianame, 17 klasör dolusu belgeyi açıkça ortaya koyan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, davanın kabulüne hem de oybirliğiyle karar veren 11 yüksek yargıç hukuk dışı, siyasi karar vermiş oluyor, aradan neredeyse bir yıl geçtiği halde ortada henüz tek sayfa iddianamesi bulunmayan, tutuklu sanıkları aylardır nedenini dahi bilmeden yargıç önüne çıkarılmayan, en müthiş(!) soruşturma bilgilerinin neredeyse bitpazarında haraç mezat satıldığı, işbirlikçi gazetelerin manşetlerine taşındığı Ergenekon soruşturmasının savcısı ise büyük hukuk âlimi, " temiz eller " soruşturmasının Türk Di Pietro' su oluyor...

    Ayıptır, ayıp!..

    ***

    Besleme basının kalemşorları o denli ileri gittiler ki; kendilerini de kapısına bağlandıkları AKP'nin yanına koyarak, "Mevcut iktidar mücadelesi, bundan böyle, demokrasi yanlıları ve demokrasi karşıtları arasındaki mücadele halini almıştır " diye yazabildiler, iyi mi?!..

    İliştirilmiş medyanın, AKP'yi demokrasi kahramanı ilan etmekten çekinmeyen köşe yazarlarının içler acısı halinden bazı örnekler vermek de gerek... İktidarın yarı resmi yayın organı Yeni Şafak gazetesinin " liberal" yazarı Ali Bayramoğlu, " Kara defterlere not düşülmeli " satırlarıyla başladığı yazısında, Anayasa Mahkemesi'nin verdiği kararı " en az Yargıtay Başsavcısı'nın girişimi kadar siyasi" ilan ettikten sonra şu müthiş(!) saptamayı yapıyor:

    "Oybirliği hukukiliği akla getirmesin... Bu, yargı üzerinden atılan bir 28 Şubat adımıdır. Devletin kimi kurum ve aktörlerinin, devletin işletmecisine karşı kalkışmasıdır, bir darbe girişimidir..."

    Aynı gazetenin çift kişilikli yazarı Fehmi Koru ise pek güzel becerdiği, " suçlamayı kim olduğu belli olmayan başkalarının" üzerinden yapıyor, "Mahkeme 367 kararı aldığında, 'bazı çevrelerin telkini' söylentisi çıkmıştı; acaba benzer söylentiler yine çıkacak mı?" diye soruyor ve dehşetengiz yorumunu 'karanlık senaryo' adı altında patlatıyor:

    "...(davanın) ardından ekonomik bir altüst oluş yaşanıyor, bunu da sosyal nitelikli kalkışmalar ve siyasi suikastlar izliyor..."

    İktidara "iliştirilmiş" olmak açısından müthiş bir performans sergileyen Star gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Karaalioğlu da kararı, " hukuk değil, AKP'yi ve onun üzerinden millet iradesini, Türkiye'nin özgürleşme ve dünyayla bütünleşme arzusunu hedef alan son derece planlı bir saldırı" olarak tanımladıktan sonra kendini tutamıyor, ucundan kan damlayan kılıcını, pardon kalemini çekiyor:

    "Bu öylesine gözü kara bir darbedir ki... Birkaç yargı adamı, ülkenin birliğini temsil eden Cumhurbaşkanı'nı bile yargılamayı göze almışlardır. Arkasında yüzde 47 oy bulunan Başbakan'ı sanık sandalyesine oturtmaya cüret etmişlerdir..."

    Aynı doğrultuda birçok yazı mevcut, ama yerim yok. Örnekler gösteriyor ki, bu arkadaşların ne hukuktan ne de demokrasinin " güçler ayrılığı " ilkesinden zerre kadar haberleri yok!.. Denetlenmeyen siyasi iktidarların ülkeyi nerelere sürüklediğini, ne türden " sivil dikta "lar yarattığını ya okumamışlar ya da " gözleri var görmezler, kulakları var duymazlar, dilleri var söylemezler!!!"

    -Demek ki; iktidar kapısına bağlanınca böyle oluyor!..

    İlhan Abi'ye mektubumdur

    Sevgili İlhan Abi , yorulduğunu, yıprandığını biliyorum. Üç beş çapulcunun cepheden saldırısı değil sözünü ettiğim; bu güzelim ülke adına yüreğinde ve beyninde yaşattığın kaygılar... Bir an önce aramıza ve yazılarına dön; bu karanlıktan çıkmak için sana öylesine ihtiyacımız var ki... Herkes gibi ben de seninle omuz omuza, olmaktan, Cumhuriyetin neferi olmaktan onur ve kıvanç duyuyorum... Sevgilerimle...
    kaynak

  3. #3
    Uye ostrakismos adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-09-2007
    Mesajlar
    4,973
    Karizma Gücü
    5
    Besleme Basın (III)

    İkinci dalga saldırı pek yaman başladı!..

    Anayasa Mahkemesi'nin, Yargıtay Başsavcısı'nın kapatma davasını, üstelik oybirliğiyle kabul etmesinin ardından başlatılan ve de tek merkezden yönetilen akıl almaz hakaret kampanyası, yerini bir başka toplu gösteriye bıraktı!..

    Bu kez işin içine Batı'nın " demokratik müdahalesi" ni istemekten, orduyu açıkça suçlamaya, iktidarı " daha sert " olmaya davet etmekten, üniversite önlerinde yaratılan alçakça ve de aptalca provokasyonları kullanmaya dek bir yığın " operasyon " da dahil edildi!.. Üstelik operasyon metinleri, pardon köşe yazıları, öylesine " birlik ve beraberlik içinde " yazılmış ki, aynı odada kaleme alındığını zannedebilirsiniz!.. Bu zevatın yazılarını okurken gerçekten bir "operasyon" yapılıyor hissine kapıldım...

    - Medusa operasyonu!..

    ***

    Besleme basının önde giden kalemleri, ipin ucunu öylesine kaçırmış durumdalar ki, yazdıkları her satırda nasıl biraz daha battıklarının, nasıl deşifre olduklarının bile farkında değiller!..

    Art arda müthiş(!) haberler servis etmekle görevli Taraf gazetesinin başyazarı Ahmet Altan , önceki gün köşesinde, Anayasa Mahkemesi'nin iddianameyi kabulünü "rejimin intiharı" olarak niteledikten sonra hızını alamıyor ve bu rejimi sürdürmek isteyen zümrenin, "benim olmayacaksa kimsenin olmasın diyerek ülkeyi çökertme planını devreye soktuğunu " yazabiliyor. Altan, çökertme planının ayaklarından biri olarak yargıyı, diğer ayağı olarak da Ergenekon çetesini gösterebiliyor! Artık barışma umudunun kalmadığını da özenle vurguladıktan sonra kurtuluş yolunu gösteriyor:

    - Bunu da ancak gelişmiş dünyayla ve o dünyanın evrensel değerleriyle bütünleşerek yapabiliriz!..

    Tesadüfe bakın, aynı gün Referans gazetesinde Cengiz Çandar, Batı dünyasını Türkiye'ye " demokratik müdahale "de bulunmaya çağırıyor!.. Amerikan çevrelerinde Türkiye'ye ilişkin olarak en çok dinlenilen insanlar olarak lanse ettiği Morton Abramowitz ve Henri Barkey' in birlikte kaleme aldıkları " Türkiye'nin yargı darbesi" başlıklı makaleden geniş alıntılar yapan Çandar, onların ağzından ABD'nin hemen müdahale etmesini istedikten sonra sadede gelip kendi düşüncesini şöyle anlatıyor:

    -Türkiye jeopolitiği, uluslararası ilişkiler sisteminin bugünü; Türkiye ile ilgili "tayin edici" gelişmelerin Türkiye'nin iç işi olmasını ve Türkiye'nin içine kilitlenmesini ve hapsedilmesini men ediyor...

    Anladınız değil mi?!. Türk yazar, Amerikalı "Türkiye uzmanlarının" bile cesaret edemeyip yanından dolandığı " ABD'nin doğrudan müdahalesini " son derece sıradan, bir an önce gerçekleşmesi gereken bir durum olarak ilan ediyor!.. Bunu da daha önce bazı arkadaşlarının kullandığı şu çok veciz ifadeyle taçlandırıyor:

    - Türkiye, kendi kaderine terk edilemeyecek kadar değerli bir ülke...


    ***

    Altan ailesinin iki numarası Mehmet Altan, 1997 yılında kaleme aldığı "Yeniden sömürge olmak isteyenler " başlıklı yazısında Doğu Afrika'daki Comoros Adaları'ndan üç tanesinin öyküsünü anlatıyordu. Ülkede isyan çıkmıştı. İsyancılar, " Fransa bizi geri al" sloganıyla gösteri yapıyorlardı. 1912 yılında Fransızlar tarafından işgal edilen adaların Müslüman halkı, yaşamını uzun yıllar sömürgecilerin kölesi olarak sürdürmüştü. 1975 yılında yapılan bir referandumla adalardan üçü bağımsızlığı, bir tanesi, Mayotta Adası ise sömürge olarak kalmayı tercih etmişti...

    Sonra ne olmuştu dersiniz? Bağımsızlığı seçenler bir türlü adam olamamış, istikrarsızlık almış başını gitmişti!.. Peki ya sömürge olmayı seçen Mayotta Adası? Mehmet Altan'ın kaleminden okuyalım:

    " ...Mayotta Adası'nda yaşayanlar Fransız vatandaşları sayıldıklarından parasız eğitim, aile yardımı ve sosyal güvenlikten yararlanmakla kalmamış, yabancı yatırımlar sayesinde rahatça iş de bulur olmuşlar. Öyle ki; bağımsız adaların halkı bile Mayotta Adası'na gizlice girip kaçak işçi olarak çalışmaya başlamış. Sonunda canlarına tak etmiş, "bağımsızlık rantını" sömürerek zaman öldüren yönetime başkaldırmışlar ve tekrar sömürge olmak için yola koyulmuşlar..."

    Bu yazının üzerinden 11 yıl geçti. O günden bugüne birçok " aynı kıratta" yazı yayımlandı ama Mehmet Altan'ı yakalayan, sömürge ruhunu en az onun kadar yansıtan en iyi yazı, Cengiz Çandar'ın yukarıdaki yazısı oldu...

    - Kutlarım!..
    kaynak

  4. #4
    poisithanatos adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    31-12-2007
    Mesajlar
    199
    Karizma Gücü
    5
    bu yazıyı yazaz da basın mensubu olduğuna göre o kimin beslemesi acaba???????????
    Ey insan! Kerim olan Rabbine karşı seni aldatan (mağrur kılan) nedir?
    82 / İNFİTAR - 7

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •