Yasama,Yürütme,Yargı
Türkiye’de Anayasa gereğince sistem üç temel güç üzerinde durmaktadır.Yasama,yürütme ve Yargı..
Yasama görevi ,TBMM’nin elinde olup ülke ihtiyaçları çerçevesinde milletvekillerinden ve hükümetten gelen tasarıları ve taslakları kanunlaştırmaktır.
Yargı görevi ise hakim ve savcılar tarafından yerine getirilmektedir.Bu görevi yerine getirirken ve karar verirken gücünü Türk milletinden almaktadırlar.Yani kararı yasa gereği
kendilerine verilen yetki çerçevesinde yerine getirirler.Savcılık mesleğinin başında da “cumhuriyet” ibaresi vardır.Cumhuriyeti korumak onların ana görevi olduğu için bu ibare konmuştur “cumhuriyet savcısı” denilmiştir.
Anayasamızın 9.maddesi şöyle der “Yargı yetkisi,Türk milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.”
Yürütme yetkisi,bakanlar kuruluna aittir.Bu kurul ülke yönetimindeki en aktif güç olup TBMM’si içerisinde seçilmektedirler.
Bu üç güç kuvvetler ayrılığı ilkesine bağlı olarak,birbirlerinin görev sahasına karışmadan
Türkiye’de ki sistemin sağlıklı işlemesini sağlarlar.
AKP’ye kapatma davası açan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı da görevi gereği,ilgili parti hakkında bir iddianame hazırlamıştır.Bu iddianamede savcının dile getirdiği ve ilgili parti üyelerince söylendiği belirtilenler dava dosyası ekinde Anayasa mahkemesine iletilmiştir.
Şimdi burada yanlış olan nedir?
Kabul edilmeyen nedir?.Savcı yasa gereğince görevini yerine getirmiştir. Yoksa,kabul edilemeyen belli bir oy yüzdesi ile iktidara gelen partiye dava açılamayacağımıdır?
Veya bu ülkenin Cumhuriyet savcıları görevlerini yaparken dava açmak için kimin ne oy alıp almadığına mı bakmalıdır?
Kimine göre bu kadar oy almış bir partiye kapatma davası açmak milli iradeyi hiçe saymaktır.Kimine göre demokrasiye vurulmuş en büyük darbedir.Peki şöyle bir örnek vereyim.”Diyelim ki,milli irade ile göreve gelenler yasalara aykırı hareket ve söylemlerini derinleştirmekte ve rejimi tehlikeye sokacak eylemlerde bulunmaktadırlar.”Bu durumda acaba ne yapılmalıdır?
Demokrasi de parti kapatmak çare değildir ve geçmiş uygulamalara bakınca da çare olmadığı ve yerine yenisinin kurulduğu görülmektedir.Bu bağlamda AKP’nin kapatılmasına karşı çıkılmaktadır. Ancak kimse çıkıp ta AKP’nin kapatılması için öne sürülen gerekçeler doğrumudur değilmidir dememektedir.
Anayasamızın 68.ve 69.maddeleri 1982 yılından bu yana yerini muhafaza etmektedir.
Madem parti kapatmak için dava açılmayacaktır da bu iki madde Anayasa’da neden vardır?
Yargıtay savcısının açtığı davanın “halkın iradesine rağmen” açıldığını iddia edenlere soruyorum..
1-Tekel’in yabancılara satılarak tütün üreticisinin yabancıların insafına terk edilmesi halka rağmen değilmidir?
2-IMF’nin ve bazı sermaye kesiminin dayatması sonrası çıkarılmaya çalışılan ve çalışanların haklarının kısıtlamaya yönelik maddelerin yer aldığı “sosyal güvenlik yasası” halka rağmen değilmidir?
3-Bu ülkenin en güzide yerlerinin yabancılara satılması halka rağmen yapılmamışmıdır?
4-Bankaların % 50 ye yakın kısmı ve sermayenin önemli bir bölümünün yabancıların eline geçmiş olması nedir?
5-Özel okullarda Atatürk köşesinin mecburiyet olmaktan çıkarılması halkın düşüncesimi yoksa AB’nin isteğimidir?
6-Vakıflar kanunu ile getirilmeye çalışılanlar kimin isteğidir?
7-Belediye ve yerel yönetimler kanununun çıkarılmasını halkın düşüncesimidir?
8-301.ci maddenin kaldırılmaya çalışılması ve “Türklüğe hakareti” aleni hale getirilmeye çalışılması kimin isteğidir?
Aslolan bu ülkenin yasalarına ve hukuk düzenine sahip çıkmaktır.
Hukuk herkese lazımdır.Bu bağlamda hukukçuların yaptığı, yasa gereğince görevini yerine getirmektir.
Açılan davada iddia edilenlerin gerçekle alakası olmadığını açıklamak ve belgelemekte AKP’nin işidir.Nasıl ki iddia makamı bir takım belgelerle şunlar şunlar yapılmıştır diyorsa,sana da düşen o iddiaları çürütmektir.
18 Mart 2008 - 18:01:01 - 31 günlük
Hüseyin GÜZEL
KAYNAK


LinkBack URL
About LinkBacks

Alıntı Yaparak Cevapla
