TARİHİ SÜREÇTE SELÇKLU-ERMENİ İLİŞKİLERİ
Ermenilerin Hıristiyanlığı 301 yılında kabul etmelerinden[1]-506 yılında Bizans Ortodoks kilisesinden ayrılmaları-[2]Türklerin Anadolu’yu iskanlarına kadar süren bir Ermeni-Bizans çatışmasına,Bizans’ın Ermenileri Rumlaştırma, Ortodokslaştırma siyasetine ve esasen Bizans’a tabi olan Ermeni Beylikierinin yok edilmesine yol açmıştır.İlk İslam fethinde, Yakın doğu Hıristiyanları,Bizans’ın emperyalist,yayılmacı siyaseti yüzünden,Müslümanların fetihlerini kolaylaştırmıştır. Selçuk istilasında Doğu Anadolu’da azınlık bir halk olarak yaşayan Süryani ve Ermeniler,Türklere karşı Bizans’la beraber olmadılar ve Bizans’ın Selçuklu Türklerine yönelik Anadolu müdafaasına samimiyetle yardım etmediler.Bizanslıların dini baskılarına,mali baskı ve zulümleri de ekleniyordu.Devletin vergilerinin çokluğu halkı ezmiş;arazi şahısların mülkiyetinde toplanarak aristokrasisi sınıfı meydana gelmiş ve yavaş yavaş halk topraksız ve esir duruma düşmüştü.[3]
Selçuklu fethinden önce Anadolu’nun doğusunda Bizans’a tabi iki Ermeni prensliği bulunuyordu.Bunlardan birisi Bagrat Hanedanı’nın elindeki Anı,diğeri de Ardzuruni ailesinin başında bulunduğu Van Gölü’nün doğusundaki Vaspuragan prensliği idi. Her iki prenslik daha önce Abbasilere tabi iken,X.yüzyıl sonlarında bölge Bizans hakimiyeti altına girmiştir.[4]
Lustinianos’dan Monomakhos’a bütün Bizans İmparatorları Kafkasya’da Ermenilerin milli kimliklerini ortadan kaldırmak ve Gregoryen Ermeni mezhebini yok etmek için çalışmışlardır.Bizans’ın kudretli imparatoru II.Basilelos(976-1025)doğu hudutlarını emniyet altına almak ve islam ülkelerine doğru genişletmek siyaseti gereğince,doğudaki küçük Ermeni Prenslik ve Krallıklarını ortadan kaldırarak,Ermeni halkını Orta Anadolu ve Sivas’a zorunlu göçe tabi tutmuş,Bizans sınırlarını Azerbaycan ve Kafkasya’ya kadar genişletmişti.
Anı,Kars,Van bölgelerinin Ermenilerden temizlenmesi üzerine,bu bölgelerde Bizans,askeri garnizonlar oluşturmuştur.Bizans bu tür bir siyaseti izlemekle,Kafkasya Ve Doğu Anadolu bölgesindeki Ermenileri yok etme politikasını gütmüştür.Bazen zor kullanarak,bazen ödüller vererek Ermeni Sergerdelerini doğudan çekerek imparatorluğun çeşitli yörelerine dağıtma politikasını uygulamıştır.Türklerin Bizans topraklarına doğru akınları başlayınca Vaspuragan(Van Bölgesi)Prensi Senekherim’in,Bizans imparatoru II.Basileios ile anlaşarak,1021 yIlInda Van’ı Bizans’a terk etmek suretiyle,tebaasının büyük bir kısmı ile kendisine tahsis edilmiş olan Sivas bölgesine yerleşmiştir.Aslında Senekherim mülkünü Basileios’a devretmek istememiştir. Basileios,Senekherim’e güvenemediği için Ermenileri bölgeden zorla göç ettirmiştir.[5]
Bizans İmparatorlarının Ermenilere karşı izlediği politika incelendiğinde,Ermenilerin sürekli ihanetlerinden, dönekliklerinden bahsedildiği görülmektedir.
Çağdaş Ermeni tarihçisi Aristakes Lastivertsi, Bizans İmparatorunun,bölgede meydana gelen Bizans-Ermeni mücadelesini gerçek boyutları ile araştırmadan Ermeni askerlerinden ve halkından nefret etmesini ve onlara düşmanca davranmasını,izah etmenin mümkün olmadığını açıklıyordu.[6]
XI.yüzyılın başlarında Doğu Anadolu’da azınlık bir halk olarak yaşayan Ermeniler,Bizanslılara düşman olduğundan,Türklere karşı Bizans İmparatorluğunu müdafaa etmiyorlardı.Bizans İmparatorları bu asırda,Doğu Anadolu’da bulunan Ermeni prensliklerini yıkıp,onları büyük bir nüfus ile Orta Anadolu’ya sürdüğü ve Ortodoksluğu kendilerine ve diğer Hıristiyanlara zorladıkları için bu kavimlerin Bizans düşmanlığı çok derin idi.Nitekim Ermeni vekayi-namecisi Urfalı Mateos:“İktidarsız ve kadınlaşmış iğrenç Rum Milleti,Ermenistan’ın cesur evatlarını yurtlarından koparıp dağıttılar;milletimizi tahrip edip Türklerin istilasını kolaylaştırdılar”ifadeleri ile Ermeni kavminin düşüncelerini ve Anadolu’nun fethini hazırlayan iç sebepleri meydana koymaktadır.[7]
Matheos,Bizanslılara olan kızgınlığını eserinin bir başka yerinde şöyle dile getirmektedir:“Ermeni Milletinin,korkak Grek Milletinin yüzünden çektiği ıstırapları kim tasvir edebilecektir?Çünkü Grekler, Ermeni Milleti’nin kumandanlarını kendi eyaletlerinden çıkarıp götürmüşler ve Ermenistan’ın krallık tahtını devirmekle askerlerin ve kumandanların desteği olan suru kendi elleriyle yıkmışlardı.Kaçmağı kendileri için bir zafer ve kahramanlık addeden bu Grekler,kurdu görür görmez kaçmağa başlayan kötü çobanlara benzediler.”[8]
Türklerin Anadolu kapısında görünmesi ve Bizanslılar üzerine zafer kazanması,Hıristiyan azınlıklar için özellikle,Gregoryen Ermenileri için müspet yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur.
Henüz Selçuklu Devleti kurulmadan önce,1015-1021 yılları arasında Çağrı Bey’in,ilk Selçuklu-Ermeni İlişkilerini oluşturan Doğu Anadolu’ya yaptığı keşif seferi sırasında,Ermeni ve Gürcüler yasal statülerine rağmen Bizans’la ciddi bir anlaşmazlık içinde bulunuyorlardı.Çağrı Bey,üç bin kadar atlı kuvvetiyle Maveraünnehir’den hareketle Horasan ve Azerbaycan üzerinden Doğu Anadolu’ya ulaşıp,Van Gölü bölgesine(Vaspurakan’a)girdi.Urfalı Mateos’un ifade ettiği üzere,o zamana değin hayatında hiç Türk askeri görmemiş olan Ermeniler,mızrak,ok ve yaydan silahları çekili olan,beli kemerli,kadınlarınkine benzeyen uzun uzun ve örülü saçları,rüzgar gibi uçan Türk atlıları karşısında korku ve dehşete kapılmışlardır.Yapılan çarpışmalarda Ermeniler özellikle yağmur gibi atılan okların yarattığı panik dolayısıyla,bozguna uğramaktan kurtulamamışlardır.Selçuklu akınının başladığı tarihlerde Ermenilerle Gürcüler arasında birlik olmaması,İmparator II.Basileios’un Balkanlarda sonu gelmez savaşlarla meşgul olması,buna mukabil Bizans politikasının doğuda ilhak hususundaki ısrarı,fakat Bizans savunma tedbirlerinin zayıflığı,Ermeni-Bizans gerginliği,Gürcü-Bizans mücadelesi Çağrı Bey’in seferini başarılı kılmıştır.Çağrı Bey,mahfuz ve müstahkem kaleler dışında Vaspuragan bölgesinin batı taraflarını ele geçirmeyi başarmış,kendisine artık hiçbir Ermeni kuvveti karşı koyamamıştır.Bu ilk sefer Ermeni Ardzruni ve Bagratuni hanedanlarının istiklallerini kaybetmelerini, dolayısıyla Ermeniler eski yurtlarından ayrılarak Orta Anadolu’ya yayılmalarını ve XII.-XIII.asırlarda Anadolu tarihinde rol oynamalarını sağlamıştır.[9]
İlk fetihlerin Ermeniler için olumsuz neticelerine rağmen,Türklere karşı belirgin bir düşmanlık duygusuna kapılmamışlardır. Çoğu zaman bu fetihleri kendilerine karşı bir hareket gibi algılamamışlar; Bizans’ın cezalandırılması olarak yorumlamışlardır. Zaten sorun o tarihte Rumlarla Türkler arasında idi.Anadolu’daki küçük Monofizit grupları ile Ermeniler zaten teba olmuşlardı.
1028 yılında Arslan Yabgu Oğuzları,Ermeni bölgelerine yönelik akınlarda bulunurken,1038’de üçüncü bir sefer daha yapmışlardı. Birçok ihanet ve felaketlere uğrayan bu Oğuzlar,1042’de Urmiye’de 15.000 kişilik bir ordu ile,Van bölgesine girmişler; Ermeni Prensi Haçig’i öldürüp,bir takım mücadelelerden sonra tekrar başkent Rey’e dönmüşlerdi.[10]
1040’larda Selçuklu Türkleri Doğu Anadolu’ya fetihlere başladıkları zaman,bölgede Maverayı Kafkasya’nın(İngilizce Transkafkasya ve Rusça Zakafkasya denmektedir)siyasi haritası üzerinde hiçbir bağımsız Ermeni yerleşimi yoktu.Ermeni toprakları Bizans tarafından yönetiliyordu.[11]Bu tarihlerde Selçuklu Türklerinin Anadolu’ya yönelik fetih hareketlerine karşı yeni Bizans hududunun dayanma noktaları Van,Malazgirt ve Anı kaleleri idi.[12]
Bizans çağında“Anadolu’nun Doğu Kilidi”sayılan ve ana göçlerle,istilalar yolu üzerinde bir kapı olan Kafkasya’nın fethi ile, bu bölge Türk hakimiyeti altına alınmakla kalmayacak,gelecekte Anadolu’ya yapılacak akınlara da yol açılmış olunacaktır. Nihayet böylesine sistemli,planlı ve programlı olarak başlatılan,fakat aralıksız yıllarca devam eden akınların tek gayesi, Kafkasya’yı Bizans’tan koparmak ve onu Türk Yurdu haline getirerek asıl hedef olan Anadolu ve Bizans topraklarının fethinde üs olarak kullanmaktı.
1045 yılında Anı Krallığını ele geçiren Bizans[13]ırk ve mezhep farklılığı sebebiyle Ermenilere her türlü zulmü ve katliamı yapmış,ağır vergiler koymuş,dini kurumlarına ve kiliselerine saldırmış ve din adamlarını yakalayarak sürgün etmiştir.Bu düşmanlık ve menfi tavırlar,Selçuklu Türkleri’nin bölgeyi ele geçirmelerine kadar sürmüştür.Bizans zulmü altında ezilen Ermeniler ve Süryaniler“rafizi ve kadınlaşmış”saydıkları Rumların cezalandırılması için Allah’ın Türkleri gönderdiğine inanmakta ve bu sebeple de Türklere yardım etmektedirler.[14]
Sultan Tuğrul Bey,1054 başlarında bizzat ordusu ile harekete geçerek Doğu Anadolu’da fetihlere başladı.Kars yönünde harekatta bulunan bir Selçuklu birliği ise çoğunluğunu Ermeni askerlerinin oluşturduğu Bizans kuvvetlerini,bozguna uğratmakta güçlük çekmedi.Tuğrul Bey,Bizans muhafızı olarak Ermeni Vasil’in savunduğu Malazgirt kalesini kuşatıp sıkıştırdı ise de fethedemedi. Bu kuşatmada,şehirde nüfus çoğunluğunu teşkil eden Ermeniler,Türk saldırılarına karşı kayıtsız kaldıkları bu döneme ait eserlerde ifade edilmektedir.[15]
Selçuklu-Ermeni İlişkileri Sultan Alp Arslan zamanında da devam etmiştir.Sultan Alp Arslan Anadolu’yu Türk Milletine ebediyen vatan yapmak düşüncesi ile 22 Şubat 1064 yılında Kafkasya seferine çıktı.1045 yılı öncesi Ermeni Bagratuni Krallığının başkenti bulunan ve Doğu Anadolu’nun en müstahkem ve önemli kalelerinden birisi olan Anı’yı kuşatmaya başladı.Anı’yı ücretli askerlerden kurulu bir Bizans askeri birliği korumakta idi.Surları ve şehrin etrafını çeviren Arpaçayı ile meşhur Anı şehrini kuşatan Selçuklu orduları,şiddetli hücumlar neticesinde 16 Ağustos 1064’de Bizans’ın doğudaki bu ünlü kalesini fethetti.[18]
Selçuklu istila ve fetihleri dolayısıyla Anadolu’da Bizans hakimiyetinin çöküşünden istifade eden ve Bizans’la araları açık ve gergin bulunan Ermeniler de zaman zaman isyan ederek bu çöküşü süratlendirmişler ve Selçukluları,kendileri için adeta bir kurtarıcı olarak karşılamışlardır.
Ermeni Bagratuni Krallığı’nın,Selçuklular tarafından alınmasından(1064)kısa bir süre önce Bizans tarafından kendi topraklarına katılması(1045)Türk bakışı açısından oldukça rahatlatıcı bir olaydır.1064 yılında Anı ve Kars bölgesinde herhangi bir Selçuklu-Ermeni çatışması vuku bulmamıştır.1045 yılında Bizanslılar Bagratuni Krallığının varlığına son vererek, Anı ve Kars bölgelerindeki Ermenileri tehcire(göçe)tabi tutmuşlardır.Ermeni tarihçisi Asoghik’in ifade ettiği üzere, Selçukluların Ermeniler tarafından kurtarıcı olarak karşılandıklarını ileri sürmüştür.[17]Selçukluların bir Ermeni Devleti ya da Prensliğini işgal ve istila ettikleri yolunda ileri sürülebilecek herhangi bir iddianın tarih karşısında doğrulanmasına maddeten imkan yoktur.
Malazgirt Savaşı öncesi kalabalık Bizans Ordusu Kızılırmak vadisini takip ederek Sivas’a geldi.Burada El-basan’ın zaferi dolayısıyla Rumların:“Ermeniler bize Türklerden daha fazla taşkınlık ve merhametsizlik gösterdiler”şikayetleri ile karşılaşan Bizans İmparatoru Romanos Diogenes şehri tahrip etti ve pek çok Ermeni’nin öldürülmesini emretti.Ermeni Prensleri Adom ve Abusahl’ı da Sivas’tan sürdü.Bizans İmparatoru Romanas Diogenes,Türklere karşı yaptığı seferin dönüşünde,Ermeni mezhebinin kökünü kazıyacağına dair yemin ederek,ordusu ile birlikte Erzurum’a doğru seferine devam etti.[18]
Malazgirt Savaşında Ermeni kaynaklarının,açıkça itiraftan kaçınmalarına rağmen,çağdaş Ermeni müellifi Aristakes’in,Bizans İmparatorunun,bu esnada“sebepsiz yere Ermeni askerlerine ve milletine öfkelendi”ibaresi onlarında daha önce olduğu gibi, savaş zamanında da kaçtıklarını göstermektedir.Nitekim tarafsız bir müellif olan Süryani Mihael Bizanslıların“bozuk mezheplerini kabule zorladıkları Ermeniler muharebede sırtını çevirerek kaçtılar”ifadesi bu durumu doğrulamaktadır.Bu suretle imparator ordusunun dağılmakta ve Türklerinde şevkle ve sür’atle saldırmakta olduğunu görüyordu.[19]
Claude Cahen’in ifade ettiğine göre,Malazgirt savaşında Bizans İmparatorunu derhal savaşı kabul etmeye zorlayan sebeplerden biri de; Bizans ordusuna,Ermenilerle Bizanslılar arasındaki köklü dini düşmanlığın doğurduğu karşılıklı bir şüphe ve moral bozukluğu hakimdi.[20]
Selçuklu Orduları,Malazgirt Zaferini müteakip birkaç yıl içinde Anadolu’yu baştan başa kat ederek Marmara sahillerine ulaştılar.Gerçekten de Bizans’ın kendi halkına ve Ermenilere karşı kötü yönetimi,Türk fethini kolaylaştırdı.Bizans’ın toprak aristokratları elinde ezilen Rum köylüleri ile,Rumlaştırılmaya ve Ortodokslaştırılmaya zorlanan Ermeniler Türklere kucak açmaya,hatta onlara yardım etmeye başladılar.Zira Selçuklular getirdikleri miri toprak sistemi ile,mülkiyeti devlete tasarrufu köylüye-ezilen köylüleri toprağa kavuşturdukları gibi,Anadolu’da Selçuklu idaresinde yaşayan Rum,Ermeni, Süryanilerin ne dinlerini,ne de milliyetlerini değiştirmeye zorlamadılar.Anadolu’daki Hıristiyan kavimler Selçuklular idaresinden ne kadar memnun idi ise,Anadolu’da hüküm süren Bizans yönetiminden de o derece şikayet ve hatta nefret ediyorlardı.Zira milli ve insani ideallere bağlı,Türk devlet nizamı yabancı kavim,din ve mezheplere yalnız hürriyet ve adalet getirmemiş;aynı zamanda karşılaştıkları feodalizmi yıkarak bütün memleket arazisini de topraksız yerlilere ve esir köylülere dağıtmıştır.[21]
Sultan Melikşah’ın idaresinden Ermenilerin çok hoşnut ve memnun olduklarını başta Urfalı Mateos olmak üzere Ermeni tarihçiler sık sık eserlerinde bahsederler.Anı Ermeni Başpiskopusu Barseğ,Ermeni Patrikliğinin durumunu arz etmek üzere,1091 yılında Isfıhan’a,Sultan Melikşah’a gitti.Sultan,huzuruna kabul ettiği Ermeni heyetini çok iyi bir şekilde karşılamış,“Ermeni Katolikosluğunun tek bir makamla temsil edilmesi,bütün kilise,manastır ve ruhanilerin vergi dışı tutulmaları”hususlarında bir buyruk(ferman)hazırlatıp Barseğ’e verdi.Sultanın söz konusu ferman emirlerini yerine getirmekle görevlendirilen,Azerbaycan Genel Valisi Kutbeddin İsmail,derhal vergileri kaldırdığı gibi,Ermenilerin oturdukları memleketleri imar ettikten başka, bütün Ermeni kilise ve manastırlarını da Selçuklu Devleti adına himayesi altına almıştır.Urfalı Mateos,Kutbeddin İsmail hakkında“İsmail iyi ve çok merhametli ve imar edici bir şahıstı.O,bütün Ermenistan’ı idaresi altına almış olup,memleketi imar etmeye başlamış ve bütün manastırları İranlıların fenalıklarına karşı himaye etmiştir”şeklinde düşüncelerini ifade etmiştir. Urfalı Mateos 129 numaralı kroniğinde,Sultan Melikşah hakkında şu övgü dolu sözlerle onu tanımlamaktadır.“Aynı yılda evrenin sahibi Sultan Melikşah,Rumların ülkelerine doğru ilerledi.Kalbi Hıristiyanlara karşı şefkat ve iyimserlikle doluydu. Katettiği ülkelerin ahalisine bir baba sevgisiyle muamele etti.Pek çok kent,eyalet Melikşah’a teslim oldu.İsa’nın evlatlarına karşı çok iyi davrandı.Ermeni halkına refah ve mutluluk getirdi.”Sultan Melikşah’ın ölümü dolayısıyla Mateos“Herkesin babası, bütün insanlara karşı merhametli ve hüsnüniyet sahibi sultanın ölümü,bütün dünyayı büyük bir matem içine düşürdü”demiştir.[22]
Gürcü Tarihçisi,Kartlis Tshovreba,Kral David’in Tarihi adlı eserinde,Melikşah’ı enerjik ve devlet faaliyetlerinde üstün yetenekli biri olarak görmekte,Melikşah’ın özellikleri ve hayranlığını,onun dış görünüşü ve karakter özelliklerini tasvir etmekle ortaya koymaktadır.Ona göre Melikşah,adil ve merhametli bir sultandı.Yazar,Melikşah’ın Hıristiyanlarla olan ilişkilerindeki sabrının altını çizmiş ve tamamıyla yumuşak başlı bir insan olduğunu yazmıştır.[23]
Selçuklu Türkleri,Bizans’ın ezmeye ve yok etmeye çalıştığı Ermeni kilisesini himaye etmeye başlamış,Ermeni Kilisesi, manastırları ve ruhban sınıfına Bizans tarafından konulan ağır vergileri kaldırarak,bunları vergiden muaf tutmuş,Ermeni toplumunu ibadet,eğitim ve iç işlerinde serbest bırakmış ve Ermenileri Müslüman olmaya hiçbir zaman zorlamamıştır.Ermeni Ruhani Lideri Selçukluların bu tutumu karşısında Sultan Melikşah’ı ziyaret ederek,Ermeni Milleti adına şükranlarını bildirmiştir.
Sonuç olarak,Ermeniler tarih boyunca gerek toplum olarak varlıklarını,gerek din ve kiliselerini Türkler sayesinde koruyabilmişlerdir.Bugün Ermenilerin milli kiliseleri varsa,yeryüzünde Ermeni Milleti mevcutsa,bunu Türklerin müsamahasına, hoşgörüsüne borçludurlar.Türkler Ermenilere ve onların dini inanışlarına sahip çıkmamış,müsamaha göstermemiş olsaydı,bugün bir Gregoryen Ermeni Kilisesi olmayacaktı ve belki de Kafkasya’da bağımsız Ermenistan Devleti mevcut olmayacaktı.
Yrd.Doç.Dr.Erol KÜRKÇÜĞLU*


LinkBack URL
About LinkBacks
KLU-ERMENİ İLİŞKİLERİ
ĞLU* 

Alıntı Yaparak Cevapla