• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon
15 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    HAN DEMİR adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-11-2007
    Mesajlar
    935
    Karizma Gücü
    0

    Sözde Soykırım Günü 24 Nisan

    Yine bir 24 Nisan, yine yıllardır Osmanlı Devleti'nin, devlete ve millete kasteden dernek ve örgütlere müdahale ettiği günü, anma günü yapan Ermeniler'in toplandığı, Türklük ve devleti için hakarette buluştuğu bir gün. Adının soykırım ilan edildiği, Osmanlı Devleti'nin emperyalist devletlerin ayak oyunları ile isyan başlatmış ve birçok yerde katliam yapan Ermeniler'e dur demek için çetecileri topladığı, tutukladığı bir gün. Türk tarihine küfretmeyi bir görev sayan dahili ve harici bedhahların birleştiği, devlet ve millete kin kustuğu, hain emellerine ulaşamadığı Sevr'i diriltme hayallerinin yeşertildiği bir gün.

    Yıllardır bu paranoyayla hareket eden Ermeniler ve emperyalist yandaşları, Türk toprakları üzerinde emellerini gerçekleştirmek için sözde soykırım gününü düzenlemekte ve eskiden olduğu gibi lobi faaliyetlerini üst seviyeye taşı*****, Türkiye Cumhuriyeti Devletinden hak talep etmektedir. Bugünlerin nasıl hasıl olduğu ve böylesi bir katliamın varlığını ortaya koyabilmek için tarihsel bir değerlendirme yapmak, olayların nasıl cereyan ettiği ve katliamı kimlerin yaptığını ortaya koymak için gerekli bilgilerden faydalanmak yerinde olacaktır. Bu bağlamda, bu süreci ve olayların tarihsel gelişimini değerlendirmek gerekmektedir.

    Ermenilerin kökeni hakkında en yaygın ve kabul göreni, M.Ö. 700'lerde Fırat'ın doğusuna yerleşen Hint-Avrupa kökenli Phrygialıların bir kolunun, bölgenin eski halklarının kalıntıları (Urartular, Hurriler) ve Kafkas kökenli halklarla karışmasından meydana geldiğidir.Güçlü bir yapıya sahip olmayan ve kendini kabul ettiremeyen Ermeniler, bir kaç prenslikten ibaret olarak bugünlere gelmiş, daha çok başka milletlerin hakimiyeti altında kalmış, emperyalist güçlerin gayretleri sonucunda 20. yüz yılda bir devlet olma niteliği kazanmışlardır.

    Tarih boyunca Medlerin, Perslerin, Romalıların ve Bizanslıların idaresinde kalan Ermeniler ile Türkler'in ilk münasebetleri Çağrı Beyin Doğu Anadolu'ya ilk keşifleri sırasında başlamış, Alparslan'ın Malazgirt'te Bizans kuvvetlerini bozguna uğratması akabinde bölgeye Türk göçünün başlamasıyla hız kazanmıştır. Bir süre Bizans'a bağlı bir prenslik olarak yaşayan Ermeniler, daha sonra Anadolu Selçuklu Devleti hakimiyeti altına girmiş, Memlüklüler tarafından ise ortadan kaldırılmıştır. Anadolu'nun Osmanlı iradesi altına girmesiyle Ermeniler'de artık bir başka Türk Devletinin hakimiyetine girmiştir.

    Osmanlı ve daha önceki Türk devletleri idaresi altında yaşayan Ermeniler, bu devletlerin yönetiminden memnun olduklarından, bu devletlere tabi olmayı kolay benimsemiş, Osmanlı Devleti döneminde gördükleri aşırı hoşgörü ve bunun karşılığında devlet kademelerinde almış olduğu görevlerde göstermiş olduğu özveriden dolayı ''millet-i sadıka'' ünvanını almışlardır.

    Osmanlı idaresi altında bulundukları dönemde dini ve sosyal işlerine karışılmayan Ermeniler 19. yüzyıla kadar müreffeh ve huzurlu bir toplum olarak yaşamışlardır. 19. yüzyılda emperyalist devletlerin Osmanlı üzerinde ki emelleri, Ermenileri tahrik ederek kargaşa yaratmaya çalışmışları ortamını doğurmuştur. Balkanlarda başarıya ulaşan yabancı devletler, bu sefer Anadoluya yönelmiş, Ermeniler'i kışkırtmaya başlamışlardır.

    Kışkırtma hareketleri ilk olarak Ruslarca başarıya ulaşmıştır. 1. Petro İran'la yapmış olduğu savaşta Ermeniler'den yararlanmış, kazandığı savaş sonrası, imzalamış olduğu Türkmençay anlaşması ile Revan ve Nahçıvan alınmış, buralar birleştirilerek Rusya'ya bağlı bir Ermeni vilayeti kurulmuştur. Gitikçe bağlılığı sağlayan Rusya, Osmanlı-Rus savaşlarında yine Ermeniler'den faydalanmış, Ermeniler ihanet ederek Rus saflarında asker olarak görev yapmıştır.

    Osmanlı hakimiyeti altında sosyal, kültürel, ekonomik ve dini özgürlüklere sahip olan Ermeniler özellikle İngiliz ve Rus oyunlarının aleti durumuna düşmüş, çete ve derneklerin oluşmasına ortam hazırlamıştı. Bu durum daha fazla devam etmeyip, ilk olaylar 1890 yılında Erzurum'da meydana gelmiş, her iki taraftan 12 kişinin ölümüyle son bulmuştu. Yabancı devletler bu olayları bir katliam olarak duyurmuş, Osmanlı Devletini göreve davet etmiş, Ermenilerin ise cezasız kalması ile sonuçlanmasını sağlamıştı. Bu ise Ermenileri iyice cesaretlendirmiş, birçok çetenin ve derneğin faaliyetlerini daha fütürsuzca yapmasını tetiklemişti.

    İlk isyanı, yine aynı yıl meydana gelen Kumkapı gösterisi, 1892-93'te Kayseri, Yozgat, Çorum ve Merzifon olayları, 1894'te Sasun isyanı, Babıali gösterisi ve Zeytun isyanı, 1896'da Van isyanı ve Osmanlı Bankası'nın işgali, 1903'te ikinci Sasun isyanı, 1905'te Sultan Abdülhamid'e suikast girişimi ve nihayet 1909'da gerçekleşen Adana isyanı izlemiştir.

    Ardı, ardına takip eden isyanlar ve katliamlar Avrupa basını tarafından Ermeni katliamı yapılıyor diye lanse edilmiş, Ermeniler için bir lobi oluşturmayı amaçlamışlardır. Bunda başarılı olan ülkeler Osmanlı'yı sıkıştırarak birçok imtiyaz sahibi olmuşlardır.

    1. Dünya savaşının patlak vermesi ile Osmanlı hükümeti seferberlik ilan edilmişti. Seferberlik ilanından itibaren Osmanlı Devleti dokuz ay boyunca iyi niyetli ve küçük tedbirlerle işi çözmeye çalışmıştı. Ama olayların önüne geçemeyince ciddi tedbirler almak zorunda kaldı. 24 Nisan tarihinde vilayetlere acil kaydı ile bir genelge yolladı. Ermeni derneklerinin kapatılması, elebaşlarının tutuklanması bildirildi. Bu emir üzerine İstanbulda 2345 kişi tutuklandı. Alman Büyükelçisi Wangenheim bir raporunda tutuklamanın; ''24/25 nisan 1925 gecesi ve Ertesi günü olduğunu, İstanbul'da aralarında doktor, gazeteci, yazar, din adamı ve mebusların olduğu 500 ermeninin, taşnak ihtilal örgütü üyesi olması sebebiyle gerçekleştiğini belirtmektedir.'' Komite ve teşkilatları için bir yıkım olan bu tutuklamadan dolayı ermeniler, genelgenin çıkarıldığı bu tarihi, her yıl katliam günü olarak kabul ettiler.

    Ermeniler, Osmanlı-Rus savaşlarının birçoğunda onların saflarında yer alarak, Osmanlı kuvvetlerine karşı çarpışmış, Osmanlı kuvvetleri hakkında verdiği bilgiler ile kayıplar verilmesine neden olmuşturlar.

    Nitekim İstanbul'da bulunan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Askerî Ateşesi Joseph Pomiankowski de Ermenilerle Ruslar arasındaki ilişkiyi şu şekilde açıklamaktadır:


    "Talat ve Enver Paşa, hemen harp başlar başlamaz, Ermenilerin düşman tarafını tutmaları, bilhassa Osmanlı ordusuna karşı düşmanca girişimlerde bulunmaları halinde şiddetli karşı önlemler alınacağı hususunda kesinlikle uyardı. Buna rağmen Ermeniler, Türklere karşı düşmanca faaliyetlerde bulunmaktan, bilhassa Türk silahlı kuvvetlerine saldırmaktan geri kalmadılar. Başlangıçta çok sayıda Ermeni asker, bazı Ermeni subayları, başlarında bir Ermeni milletvekili olduğu halde kaçıp usya'ya gittiler. Bunlar, Rus hududunu geçen Ermenilerle birlikte Ermeni gönüllü alaylarına katıldılar. Rusların safında Türk hududunu geçerek Müslüman halka barbarca saldırılarda bulundular. Ermeni haydud çeteleri Osmanlı ordusunun gerisine, ikmal kuvvetlerine, postalara ve bağımsız birliklere hücum ettiler. Türk hükûmeti ve ordusunun ileri gelenleri, Ermenilerin genel bir ayaklanmaya girişecekleri hususunda endişe etmekte haksız değildi. Gerçekten de bu isyan Nisan 1915'te Van'da patlak verdi"


    Osmanlı Devleti Ermenilerin isyanının önüne geçebilmek ve olayların vehametinin ciddi boyutlara ulaşmasının ardından, cephe gerisine müdahale edebilmek adına Ermenilerin isyan çıkaramayacak şekilde dağıtılması kararı alındı. Ve böylece tehcir kararı alınmış oldu.


    İlk olarak Erzurum, Van, Bitlis, Antakya, Maraş, Adana, Kozan ve Mersin vilayetlerinin boşaltılmasına karar verildi. Alınan teddbirler Ermenilerin savaş halindeki Osmanlıya hem arkadan hançer vurmasını engellemek, hem de isyan çıkarıp iç huzursuzluk yaratarak, kan dökülmesini engellemek üzereydi.


    Tehcir daha sonra genişletilerek uygulamaya konulmuş, 438 bin kişinin yeri değiştirilmiştir. Tehcir sırasında ki ölmlerin çokluğu ise yine abartıdır. Yerleri değiştirilen Ermenilerin sayısı 438 bin kişi ike, yeni yerlerine ulaşan Ermeni sayısı 382 bin kişidir. Yollarda çete saldırıları sonucu hayatını kaybedenlerin sayısı 9 bin kişidir. Ayrıca kalabalık bir tehcir esnasında, tifo dizanteri gibi hastalıkların yaygın olması düşünüldüğünde, yine burdaki kişilerin ölümünden Osmanlı Devleti sorumlu tutulamaz. Osmanlı Devleti zaten savaş halinde olmasına rağmen, tehcir için büyük bir ödenek ayrımış, bunu vilayetlere ve bu işlerden sorumlu olan kişilere ulaştırmıştır.


    Tehcir kararının alınmış olduğu vilayetler göz önüne alındığı zaman bu yerlerin cephelerin güvenini sarsacak bölgeler olduğu görülmektedir. Birincisi Kafkasya ve İran, ikincisi ise Sina Cephesinin art bölgeleridir. Bu yerlerde sürekli isyan çıkarılan Ermeniler, ayrıca düşmanla işbirliği yaparak, bu cephelerin düşmesi için kolaylaştırma hareketleri yapıyorlardı. Cepheden yaralı dönenlere ve cepheye yardım için çıkan asker ve mühimmat birliklerine saldırarak güç kaybına neden oluyorlardı.

    Osmanlı Devleti almış olduğu tedbirlerle, zor şartlara ve savaş içinde bulunmasına rağmen Ermenilerin canlarını ve mallarını koruma altına almıştır. Osmanlı'nın asıl amacı soykırım olsaydı, masrafa ve zahmete girmek yerine Ermeniler'i bulundukları yerlerde imha yoluna girmezler miydi?

    Görüldüğü üzere, Osmanlı Devleti soykırım yapmamış olup, savaş halindeyken cephe gerisini güvence altına almış olup, Ermeniler'in isyanını durdurmak ve kan dökülmesini engellemek üzerine çalışmıştır. Ayrıca Osmanlı Devleti idaresinde yaşayan 120 bin Ermeni Yunanistan'a geçiş yapmış, 50 bin Ermeni ise Osmanlı Devleti'ne karşı Rus saflarında yer almıştır. Yine Amerika ve Fransa'ya iltica eden Ermenilerin varlığıda yine belgelerle sabittir. Osmanlı iradesi altında hiç bir zümreye zulüm ve soykırım uygulanmamış, bu yıllardır süregelen emperyalist güçlerin Ermeniler için yürütmüş olduğu lobi faaliyetlerinin bir ürünüdür.

    Halbuki durum Ermeniler açısından böyle değildir. Ermenlilerin yapmış olduğu katliamlar ve vahşetin boyutunu günümüze kadar belgelerle ulaşmıştır. 600 bine yakın Türk Ermeniler tarafından katledilmiştir. Katliamın boyutunu daha detaylı görebilmek için birkaç örnek verelim.

    Çarlık Kafkas Orduları Karargâhı'na bağlı askeri mahkemede görülen bir dava bu mezalimin boyutlarını göstermektedir. 3'üncü ve 4'üncü Ermeni gönüllü birliklerine bağlı 8 Ermeni subay ve askerinin yargılandıkları davanın karar metni insanın tüylerini ürpertmektedir:

    "Azerbaycan-Van Birliği'ne bağlı Kolordu Mahkemesi, 1916 yılı 10 Eylül günü, gereken heyet toplanarak 3'üncü ve 4'üncü Ermeni gönüllü birliklerine bağlı Ermeni gönüllülerden sanıklar Seno Arutunyan , Hay (hem de Ayk ) Ohanyan ve diğerlerinden oluşan toplam sekiz kişiyle ilgili davayı görerek; onları Kürt kadın ve kızlara tecavüz, 26 kadın ve çocuğa kasıtlı olarak işkence etme ve ölümcül yaralayarak öldürme konusunda suçlu bularak adı geçen sanıkların tümünün asılarak idam edilmelerine ve tüm imtiyazlarının alınmasına karar verdi."

    Rus arşivlerinde bulunan Türk Orduları Kafkas Cephesi Kumandanı Vehbi Paşa 'nın Rus Orduları Kafkas Cephesi Başkumandanı General Prjevalski'ye yazdığı 22 Ocak 1918 tarihli mektup Rus ordularının ayrılmasının yol açtığı vahşeti başka bir gözle kanıtlar niteliktedir:

    "Rus ordularının işgal ettikleri malum vilayetlerdeki Osmanlı tebaası Müslümanların Ermenilerin zulmüne karşı korunmasıyla ilgili tarafınızca sorumlu görevlilere verilen kesin emirden ve doğabilecek her türlü uygunsuz hareketlerin önlenmesine yönelik somut ve sert tedbirlerin alınması sözünüzden dolayı en içten teşekkürlerimi iletirim. (...) Özellikle Erzincan'dan Rus kolordusunun ayrılmasının ardından Ermeni zulmü, hanelere saldırı ve kuytu köşelerde adam öldürme boyutunu aşarak daha da yayılmış ve köylere açık saldırılara, kadınlara tecavüze, erkek nüfusun katledilmesine, köylerin ateşe verilmesine dönüşmüştür. Bu arada Erzincan'dan güneydoğu istikametine 18 kilometre uzaklıktaki Zekkih köyü, 12 Ocak 1334 tarihinde bu tür talihsiz olaylara maruz kalmıştır. Bir hafta öncesinde Ardası'dan 3 kilometre uzaklıktaki Müslüman köyü Koska, 30 kişilik bir Ermeni çetesinin saldırısına uğramış, köyün yakılmasının ardından insanlığa kan ağlatacak bir dram yaşanmıştır."

    Bir Ermeni Subayı yine Ermenilerin Türk esirlere nasıl davrandığı hakkında şunları iafede ediyor: ''Türklerin Aleksandropol'a yaklaşmaları üzerine biz de Karakilise'ye çekilip oradaki ana kuvvetlerimize katıldık. Bu çekilişimizde Ruslar tarafından harpte esir edilmiş ve Rusların harbi bırakması üzerine de bizim elimizde kalan 3 bin kadar harp esiri Türk askerini de beraberimizde götürdük. Karakilise'ye çekiliş sırasında 2 bin tanesi merhametsizce öldürüldü. Gösterilen vahşet beni hasta etmiş, fakat yapılanlara itiraz etme imkanı bulamamıştım. Bazıları yine nispeten acı çektirilmeden vurulup öldürüldüler. Çoğu ise yakılarak öldürüldü... Esirlerden bin kadarı da öldürülmeyip muhafaza edildi. Bunun sebebi de Avrupa'da bizim Ruslardan büyük sayıda esirin devraldığımızın bilinmesi ve ileride bu esirlerin hesabının bizden sorulacağı endişesi idi.''

    İngiltere'nin Halep Başkonsolosu Barnham'ın hükümetine gönderdiği raporunda; ''Sonuçta şunu açıkça belirtmeliyim ki sülfürik asit ve bomba atarak yeteri kadar barbarlık yapanlar aynı zamanda bu katliamın sorumlularıdır. Görünen o ki anarşi tarihinde ilk kez böylesine cehennemi bir yöntem kullanarak mezalim gerçekleştiren Ermenilerdir'' ifadesi yer almaktadır.

    Bunlar Osmanlı'nın mezalim yaptığı iddia edilen tarihin gerçeklikleridir. Ermenilerin katliamcı bir millet olduğunu anlatan, binlerce bilgi ve belge mevcuttur. Bunlar sadece bu dönemden sadece bir kaç örnektir. Nasıl katliamcı bir millet olduğunu gözler önüne seren ASALA terör örgütünün hariciyecilerimizi katlettiği günler çok eskide kalmamıştır. Daha 15 yıl öncesinde Hocalı'da yine birçok Azeri Türk'ün kanına giren, hunharca katleden yine Ermenilerdir. Hamile Türk kadınlarının karnından bebeklerini çıkarıp kesen, hızarlarla insanlarımızı yine katleden onlardır.

    Yıllardır Türkiye'yi soykırım ile suçlayan emperyalist devletler kendi pisliklerini temizlemelidirler.

    18. yüzyılın sonlarında 21 milyon Zaireli'ye soykırım uygulayan ve yine Cezayir'de 1 milyon kişiye işkence çektirip yüzbinleri katleden Fransızlar, 2 milyon Kenyalı'yı soykırım yapan İngilizler, Milyonlarca yerliyi katleden Christoph Colomb ve George Washington'un ABD'si, bu günde 1 milyondan fazla Irak'lıya soykırım yapmaktadır. 1 milyon Bedeviyi zehirleyerek ve açlığa terk ederek soykırıma uğratan İtalyanlar, 1,5 milyon Müslümanı techir ederek yüz binlercesinin ölümüne sebep olan Ruslar'dır. Yüzbinlerce Türkmen'in kanına giren Çin'lilerdir. Bunlar nedense soykırım sayılmamış, yıllardır Osmanlı katliam yapmış deyip teraneler uyduran yine onlardır.

    Her şey ortadadır. Soykırımı yapan kimlerdir, apaçık bellidir. Müslüman ve Türk'e kin besleyen emperyalist güçler emellerinin ardından koşmaktadır. Bunun adı bugün soykırım, bunun adı bugün tek yanlı bağımlılık olan AB, bunun adı bugün demokrasi götürüyorum diyen ABD'dir. Bunun adı ''Türkler 1.5 milyon Ermeni'yi ve 30 bin Kürt'ü katletti'' diyen, emperyalist uşağı Orhan Pamuk'tur. Bunun adı, aydın kisvesine bürünmüş; gazete, dergi ve televizyon köşelerini eline almış, Türk'e hakaret için fırsat kollayan, 301. Madde kaldırılsın diyen, vatan millet düşmanı emperyalistler ve onların işbirlikçileridir. Bunun adı kısaca; 24 Nisan sözde Soykırım Gününde birleşen Sevr hayaliyle yananların hıyanetidir...

    Saygılar...


    DEMİRHAN &#199RACI

    Yazı şahsıma ait...Herhalde yorum yapmak zorunda değilim artık.
    ''Önemli olan, bir insanın dövüşmek için ne denli kuvvetli olduğu değil, sizlerin mücadeleyi omuzlamak için ne kadar güçlü ve istekli olduğunuzdur.''

    “Kün tuğ bolgıl, kök kurıkan!”

  2. #2
    .ihtiyatname. <span style='color: #800080'><span class='glow_800080'>nikomedia</span></span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    16-02-2007
    Mesajlar
    4,387
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    6
    Ah şöyle iki &#252;ç tane hem cebi dolu hemde y&#252;reği sağlam adam olacak, çıkar her 24 Nisan'da t&#252;m T&#252;rkiye'de etkinlik d&#252;zenler bende kendi ölen insanlarım için tören d&#252;zenler , ağıtlar yaktırırdım.

    Diasporanın parası var , politikacıları var!
    Uyan T&#252;rk&#252;m diyen işadamları , uyan T&#252;rk&#252;m diyen b&#252;rokratlar!
    ..Müjgan'ı unutmak, Müjgan'ı sevmemek..

  3. #3

    Kayıt Tarihi
    22-02-2008
    Mesajlar
    134
    Karizma Gücü
    0
    Hem çıkıp

    "Neden Ermeniler ortak komisyon kurma önerimize cevap vermiyor"
    "Ermeniler yada Batılı Tarihçiler neden gelip T&#252;rk tarihçilerle tartışmıyor"
    "Biz arşivlerimizi açtık, gelsinler tartışalım"

    diyorsunuz...

    Hem de "farklı" d&#252;ş&#252;nen yazarların yazılarının yayınlanmasını engelliyorsunuz.

    Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu derler adama...

  4. #4

    Kayıt Tarihi
    22-02-2008
    Mesajlar
    134
    Karizma Gücü
    0
    24 Nisan 1915’te, İstanbul’da zaptiyelerin ellerindeki listelere göre tutukladığı iki y&#252;zden fazla Ermeni aydınından pek çoğu, hayatları boyunca ellerinde kalemle fikir m&#252;cadelesi vermişlerdi.

    &#199;oğunluğu gazeteci, yazar, öğretmen, siyasetçi ve din adamı olan bu insanların yarıya yakını, s&#252;r&#252;ld&#252;kleri &#199;ankırı ve Ayaş’ta katledildi. İlk s&#252;rg&#252;n grubuna dahil edilmeyip bir s&#252;re daha İstanbul’da kalmasına göz yumulan Krikor Zohrab, Vartkes Sereng&#252;lyan gibi isimlerse sonraki aylarda onlarla aynı kaderi paylaştı.

    O ilk b&#252;y&#252;k kafileyle s&#252;r&#252;lenler arasından, kaçıp canını kurtaranlar, isim benzerliği nedeniyle yanlışlıkla s&#252;rg&#252;n edilenler, özel bir izinle geri dönenler de çıktı. B&#252;y&#252;k bestek&#226;r ve din adamı Rahip Gomidas gibi, İstanbul’a dönmesine izin verildiği halde yaşadıkları ve görd&#252;kleri nedeniyle akıl sağlığını yitiren ve 20 yıl sonra hastane köşelerinde can verenler de oldu.

    24 Nisan, Anadolu’nun çeşitli yerlerinde ‘çart’ (kesim), ‘ağed, yeğern’ (felaket), kafle, seferberlik gibi adlarla anılan ve y&#252;z binlerce insanın öl&#252;m&#252;yle sonuçlanan B&#252;y&#252;k Felaket’in başlangıcı değil ama en önemli dönemeçlerinden biridir. Bir halkın k&#252;lt&#252;r hayatını şekillendiren seçkin tabakanın ortadan kaldırılmasının acısı ve etkisi çok b&#252;y&#252;k olmuş, bu durum sonraki b&#252;t&#252;n kuşakları etkisi altına alacak bir çoraklaşmaya yol açmıştır.

    Ermeniler, bu b&#252;y&#252;k yaratıcılar grubuna duydukları saygının sonucu olarak 24 Nisan’ı milat kabul ettiler. Onları anmak, bu kadim halkın b&#252;t&#252;n masum kayıplarını anmak anlamına geliyor.



    24 Nisan nedir?

    Binlerce cevabı olan bir soru.

    Yerevan’da ayrı, Beyrut’ta ayrı, Halep’te ayrı, Paris’te ayrı, Los Angeles’ta ayrı, İstanbul’da ayrı. Glendale’de, Watertown’da, Alfortville’de, Burc Hamud’da, Kurtuluş’ta ayrı…

    Ailesi Der Zor yollarında kalmış, kendisi misyoner yetimhanelerinde b&#252;y&#252;m&#252;ş olanın cevabı ayrı, Sivaslı ana babadan doğup Ermenice bilmeyen New York’lu sanat öğrencisinin cevabı ayrı, Marsilya’da konfeksiyon atölyelerinde öm&#252;r t&#252;ketmiş, kocası da kendi gibi kılıç artığı olan ihtiyar kadının cevabı ayrı, geçim derdiyle İstanbul’a gelip yaşlılara bakan Yerevanlı hastabakıcının cevabı ayrı.

    Yine de, d&#252;nyanın farklı enlem ve boylamlarındaki Ermenileri yatay ve dikey olarak kesen b&#252;t&#252;n çizgilerde, her bireyin y&#252;reğinde ve belleğinde ayrı bir vurguyla dillenen hisler yelpazesi ortak: H&#252;z&#252;n, özlem, naçarlık, korku, öfke, kavga arzusu, haykırış…

    1915’te Ermenilerin Trakya ve Anadolu’nun bağrından, Sivas’tan, Adana’dan, Diyarbakır’dan, Samsun’dan, Merzifon’dan, İzmit’ten, &#199;orlu’dan sök&#252;l&#252;p atılmasının, topraklarından s&#252;r&#252;l&#252;p öld&#252;r&#252;lmesinin, Ortadoğu’da, Avrupa’da, Amerika’da, bilmedikleri diyarlarda yeni hayatlar kurmak zorunda kalmasının yarattığı acıyı simgeleyen tarih 24 Nisan… Dahası, bu acının görmezden gelinmesi, yok sayılması, k&#252;ç&#252;msenmesi, sayıya vurulması, politikaya alet edilmesi, tarihten silinmeye çalışılması, velhasıl ink&#226;r edilmesi karşısındaki duygusal patlamanın ifadesi.

    *

    Yerevan’daki bir tepeye kurulu anıta doğru bir nehir gibi akan, bayramlık kıyafetlerini giymiş, çoluk çocuk, kadın erkek, genç yaşlı, g&#252;neşin altında, metin, ağırbaşlı adımlarla y&#252;r&#252;yen, ellerindeki kırmızılı beyazlı çiçekleri sırt sırta vermiş soğuk taşların ortasında hiç sönmemecesine yanan ateşin çevresine bırakan binlerce insan. B&#252;t&#252;n memleket o ateşin çevresinde dön&#252;yor, öl&#252;leri anmak için hayat bir g&#252;nl&#252;ğ&#252;ne duruyor. Gomidas’ın derinden y&#252;kselen ezgileri bu sessiz y&#252;r&#252;y&#252;şe eşlik ederken, tepeye adını veren kırlangıçlar insanların başları &#252;zerinde hızla kanat çırparak geçiyor.

    Ulusların mutluluklarını, sevinçlerini paylaştığı g&#252;nler vardır; Ermenilerin ulusal g&#252;n&#252; ise yasla birlikte anılır. Ermenice takvimlerde, o g&#252;n, geri kalan 364 g&#252;nden farklı olarak siyah çerçeve içine alınmıştır.

    İlk kez 1919’da, İstanbul’da, kendileri de tehcirin ateşten y&#252;z&#252;n&#252; görm&#252;ş aydınların girişimiyle yas ve anma g&#252;n&#252; olarak idrak edilen g&#252;n, T&#252;rkiye’den gayri, d&#252;nyanın dört bir yanında, Ermenilerin olduğu her yerde insanları bir araya getirir.

    Dermansız bir cerahat gibi duran ink&#226;rın y&#252;zs&#252;zl&#252;ğ&#252;ne karşı öfkeyi dil olarak kuşanan, y&#252;kselen sloganlarla ve çıkarcı batılı siyasilerin ihtiraslı söylevleriyle masumiyetine gölge d&#252;ş&#252;r&#252;lmeye çalışılan, en önde siyah giyimli, ak saçlı ihtiyarların saf tuttuğu, yitip gidenlerin dolmayacak boşluğunu itiraf eden gözyaşlarının damla damla s&#252;z&#252;ld&#252;ğ&#252; bir kara g&#252;n.

    24 Nisan… Kaybedilen yurdun, kaybedilen canların ardından yakılan ağıt; yok edenin, yok sayanın, hor görenin y&#252;z&#252;ne karşı y&#252;kselen zılgıt.



    Yeni yollar

    B&#252;y&#252;k Felaket’in y&#252;z&#252;nc&#252; yıldön&#252;m&#252; yaklaşırken, diasporadaki Ermeniler için öfkelerini bastırıp, aklıselimi ve barışçı bir dili sahiplenmekten başka çıkar yol var mı?

    Devletin b&#252;t&#252;n imk&#226;nlarını seferber ederek s&#252;rd&#252;rd&#252;ğ&#252; ink&#226;r kampanyasına karşı m&#252;cadeleyi elden bırakmamak elbette önemli. Ancak, 1915’te yaşananları kendince geçerli nedenlerle soykırım olarak tanımlamaktan kaçınan herkesi ink&#226;rcı ve d&#252;şman ilan etmek de akıl k&#226;rı değil.

    Yaşanan acıların ön&#252;nde saygıyla eğilen, on yıllardır s&#252;ren ink&#226;ra karşı m&#252;cadele eden ve sayıları giderek artan T&#252;rkiyelilerle bir araya gelmek için yollar aramak, onlarla özg&#252;rce konuşabilmenin ön&#252;ndeki engelleri kaldırmak, işbirliği kanallarını açık tutmak, T&#252;rkiye kamuoyunun doğru bilgilenmesini sağlayacak projelere imza atmak gerek.

    Vaktinde, katliamdan kaçan Ermeni muhacirleri saklayıp onları Rusların kontrol&#252; altındaki emniyetli bölgelere geçiren Dersimli Alevi K&#252;rtleri, İttihatçıların katil emirlerine karşı çıktığı için görevden alınan, hatta öld&#252;r&#252;len Osmanlı memurlarını hatırlamak, 1915’e dair anlatıya onları da dahil eden bir yaklaşım geliştirmek gerek.

    &#214;zc&#252; bir bakış açısıyla b&#252;t&#252;n T&#252;rkleri ve art arda gelen nesilleri cinayetle suçlamanın, diplomatik ayak oyunlarına alet olup T&#252;rkiye’yi nafile yere köşeye sıkıştırmaya çalışmanın zamanı değil artık. Profesör Papazian’ın geçen haftaki Agos’ta belirttiği gibi, T&#252;rkiye’nin sorunlarını özg&#252;rce tartışıp geçmişiyle y&#252;zleşmesini isteyenlerin verdiği m&#252;cadeleye destek olmak, belki de yapılacak en doğru şey.

  5. #5
    asibaşak adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-12-2007
    Mesajlar
    4,760
    Karizma Gücü
    5
    Sen neyin derdindesin...Evet Halaçoğlu ortak çalışma için Ara Sarafian ı gel beraber çalışalım ve belgeleriyle ortaya çıkaralalım demesine rağmen son anda bundan vaz geçmiştir....Şimdi bu çalışmaya katılmak sana mı kaldı da burda hala böl&#252;c&#252;l&#252;k yapmaya devam ediyorsun...
    Kuvay-i Milliye Kadınları;“Onlar bu vatanın isimsiz kahramanlarıydılar, Vatan size minnettardır”


    Ben Damarlarında Asil Kanın Aktığı Irkım,Benden Bahseder Destanım,Ağıtım,Türküm,
    Ben TÜRK'üm Taa İliklerime Kadar MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'üm....
    Ya Siz Kimsiniz?


  6. #6
    KUKLALARIN EFENDİSİ (: umudun_guncesi adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-10-2006
    Mesajlar
    10,233
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    mesajlarınız siliniyor ç&#252;nk&#252; tamamen T&#252;rk milletini katliamcı ve soykırımcı olarak gösteriyor ve bunu kabbullenmemizi istiyorsunuz.
    bu kabul edilemez birşeydir.
    istedikleriniz gerçekleşmeyecektir.bunun gibi birşeyi kabullenemeyiz,ç&#252;nk&#252; olmayan birşeyi olmuş gösterip saygısızlık yaratanlara tahamm&#252;l yoktur.
    ayrıca 1 konunuzu ibretlik varsayarak silmiş değilim.
    ve bu mesajınız da sözde soykırımı desteklediği için silinmesi gerekiyor fakat bunu da silmiyorum.
    buyrun d&#252;ş&#252;ncelerinizi kurallara bağlı kaldığınız m&#252;ddetçe arkadaşlarımızla tartışın
    şu mesajı okuyan biri acaba ne kadar tahamm&#252;l edebilir onun silinmemesine diye ayrıca d&#252;ş&#252;n&#252;yorum.
    baştan sona zırvayla dolu !
    Bu mesaj en son " 27.04.08 " tarihinde saat 01:00 itibariyle umudun_guncesi tarafından düzenlenmiştir...
    En basit yalanları gözümün içine bakarak söyleyen aptallar tanıdım; inandığımı Sandılar...Bense onların kuş kadar akılları ve cahil cesaretlerine hayrandım...

    Dedim: Çok yalnızım.
    Dedin: ... Ben ki sana çok yakınım. Bakara-186


  7. #7

    Kayıt Tarihi
    22-02-2008
    Mesajlar
    134
    Karizma Gücü
    0
    Kimse işlediği suçtan öt&#252;r&#252; suçlanamaz da cezalandırılamaz da.

    Kimse 100 yıl önce işlenmiş cinayetlerden bugun yaşayan insanları sorumlu tutmaz, tutmuyor da...

    Burda sadece tarihe farklı pencerelerden bakan T&#252;rk yazarların yazıları sunuluyor.

    Böylece yöneticlerin ne kadar hoşgör&#252;l&#252; ve demokratik olduğu da ortaya çıkıyor.

    Hoşlarına gitmeyen d&#252;ş&#252;ncelerin ifade edilmesini engelleyen bir site mi, "yasakçı" bir site mi onu gör&#252;yoruz.

    Burda paylaşılanların hiçbiri suç değil, öyle olsa bu yazıları yayınlayanlar yargılanıp ceza alırdı belli ki burda yazılı olmayan kanunlar işliyor. Yöneticiler beğenmedikleri d&#252;ş&#252;ncelerin ifade edilmesini engelleyen bir tutum içindeler. Mussolini İtalya'sı, Salazar Portekiz'i, Franco İspanya'sı, Castro K&#252;bas'sı, Stalin Sovyetleri gibi...

    Seçim sizin...Mussolini İtalya'sı, Salazar Portekiz'i, Franco İspanya'sı, Castro K&#252;bas'sı, Stalin Sovyetleri gibi bir yönetim şekli mi benimseyeceksiniz, yoksa gelişmiş batı demokrasileri gibi bir yönetim şekli mi?
    Bu mesaj en son " 27.04.08 " tarihinde saat 01:39 itibariyle Tuğrul tarafından düzenlenmiştir... Neden: Türkiyelilik diye bir kavram yok. Lütfen element uydurmayın.

  8. #8
    KUKLALARIN EFENDİSİ (: umudun_guncesi adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-10-2006
    Mesajlar
    10,233
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    bu tavırlarınızla ben diğer yönetici arkadaşımı mesajın durması için boşuna ikna etmeye çabalıyorum o zaman !
    eğer dş&#252;ncelerinize değer vermiş olmasam ki - onaylamadığım şeyleri gelip burada paylaşıyorsunuz- o iki mesaj silinirdi. - silinmesi gerektiği halde silmedim-
    ama karşıt d&#252;ş&#252;ncelere yer verip bunu tartışmaya sunuyor olmamı göremiyorsanız o sizin işg&#252;zarlığınız !
    yönetimi bu konuda suçlayamazsınız !
    ç&#252;nk&#252; bu böl&#252;m soykırımı destekleyen değil reddeden bir böl&#252;md&#252;r. bu halde bile, mesajlarınızı tartışmaya açık olarak bırakıyorsam dam &#252;st&#252;nde saksağan vur beline kazmayı - sizin tabirlerinizle - olduğu halde yine de memnuniyetsizliğiniz diğer mesajlarınızı da silmeme bir nedendir !
    beğenmiyorsanız eğer, bu forumda konu açmayabilir ve gör&#252;şlere cevap vermeyebilirsiniz.
    kimse alnınıza silah dayamıyor konu açarken,yorumda bulunurken .
    olmayan birşey hakkında bu kadar iddada bulunmak bu kadar tartışma yaratmak ve yönetimi azarlamak ne gibi bir durumdur acaba.
    kimse sizin soykırım şaklabanlıklarınız hakkındaki yazıları okumak zorunda değildir LEF*
    eğer karşıt bir d&#252;ş&#252;nceyi paylaşmak istiyorsanız &#252;lkemi "katliamcı" sıfatından çıkarınız!
    böyle bir d&#252;ş&#252;ncenin bile bir adabı olmalı !
    Bu mesaj en son " 27.04.08 " tarihinde saat 01:17 itibariyle umudun_guncesi tarafından düzenlenmiştir...
    En basit yalanları gözümün içine bakarak söyleyen aptallar tanıdım; inandığımı Sandılar...Bense onların kuş kadar akılları ve cahil cesaretlerine hayrandım...

    Dedim: Çok yalnızım.
    Dedin: ... Ben ki sana çok yakınım. Bakara-186


  9. #9
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    26-09-2007
    Mesajlar
    4,264
    Karizma Gücü
    0
    m&#252;sl&#252;man insan soykırım yapmaz.biz zaten soykırımın kimin yaptığını çok iyi biliyoruz.
    biz onları y&#252;zyıllarca barış içinde yaşatmadık mı. yapsaydık ozaman yapardık.

  10. #10

    Kayıt Tarihi
    22-02-2008
    Mesajlar
    134
    Karizma Gücü
    0
    Karşıt d&#252;ş&#252;nceleri tartışmaya sunmak sizin tekelinizde mi?

    Yoksa özg&#252;r bireylerin insiyatifiyle olacak bir şey mi?

    "&#220;lkeye komunizm gelecekse onu da biz getiririz" diyen Nevzat Tandoğan geldi aklıma. 1940'larda Hitler ve Mussoli'nin pek populer ve kudretli olduğu zamanlardaki tek parti zihniyeti.

    "Farklı d&#252;ş&#252;nceler paylaşılacaksa onu da biz paylaşırız" diyen Turkforum yöneticileri de iki oldu.

    Neden? Burası özg&#252;r bir tartışma platformu değil mi?

    Neden karşı gör&#252;şleri paylaşmak sizin tekelinizde?

    &#220;stelik rahatsız olduğunuz paylaştığım yazılar benim d&#252;ş&#252;ncelerim bile değil...

    Ulusal gazetelerde, ulusal basın-yayın organlarında çıkan yazarlara ait yazılar.

    Ben cevabımı aldım.

    Demek sizin yönetim anlayışınız Mussolini İtalya'sı, Salazar Portekiz'i, Franco İspanya'sı, Castro K&#252;bas'sı, Stalin Sovyetleri gibi olacak.

    Bir şey yapılacaksa "onu da biz yöneticiler yaparız" mantığı h&#252;k&#252;m s&#252;recek burda.

    Ne kadar özg&#252;r bir tartışma platfor mu değil mi? Sadece belli bir gör&#252;ş yansıtılabilir, diğerleri silinebilir.

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Dersim ve yeni sözde soykırım tartışmaları
    Benim Gündemim-Benim Köşe Yazılarım bölümünde hunt me down tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 25.11.11, 04:58

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •