• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 4 1234 SonSon
35 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    MISRA adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    05-04-2008
    Mesajlar
    981
    Karizma Gücü
    0

    Bu da müftü hurafesi

    Burdur Müftüsü, Çanakkale Savaşları’nda Hz. Muhammed-in Türk askerleriyle birlikte savaştığını söyledi.
    Burdur’da Kutlu Doğum Haftası etkinliklerine katılan Burdur Müftüsü Halil Arık, Çanakkale Savaşları’nda Hz. Muhammed’in Türk askerleriyle birlikte savaştığını söyledi.

    Yeşilova Belediyesi Düğün Salonu’ndaki etkinliğe katılan Arık, Hz. Muhammed’in Çanakkale Savaşı’nda şehit olacak Türk askerlerine gözüktüğünü belirttti. Arık, şunları kaydetti:

    “1915’te kabrini ziyaret eden bir Hindistanlı hacı, Peygamber Efendimizi makamında göremiyor ve olayı yanındakilere anlatıyor. Hindistanlı’ya inanmayan bir görevli o gece rüyasında Peygamber Efendimizi görüyor. Hz. Muhammed rüyada, ‘Gördüğü doğrudur, ben kabrimde değildim. Ben Çanakkale’de var olma, yok olma savaşı veren, yedi düvele aslanlar gibi karşı koyan Türk evlatlarıma yardım ettim’ diyor.”

    DHA muhabirinin telefonla görüştüğü Arık, önce “Orada hurafeleri anlattım” dedi. Arık, daha sonra, “Bunu bütün hatipler yapar. Lütfen böyle şeylerle uğraşmayın” diye konuştu.
    Bu da müftü hurafesi haberi - 27 Nisan 2008 Pazar 07:16

    baya bi sallamış ama

  2. #2
    burak-35 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    23-10-2006
    Mesajlar
    1,209
    Karizma Gücü
    6


    Hain Vahidettin,Damat Ferit ve Şeyhülislam Dürrizade ile birlikte Vatanı satarken ve de onlar Vatanın neredeyse tamamını işgal ederken onların yanında niye savaşmamış?

    Allahuekber dağlarında 90.000 askerimiz kırılırken onların yanında niçin savaşmamış?

    Emperyalistler komşumuz Irak'ı işgal ederken,neredeyse iki miyona yakın sivili katlederken Irak'ta conilere karşı neden savaşmamış?

    Ayıp ayıp,ATATÜRK'ün zaferlerini halkın gözünde küçültmek için her yalanı söylüyorlar.Böyle müslümanlık,böyle din adamlığı olmaz.

    1919 Ruhu İle ...


    Atatürk'ü sevmeyebilirisiniz,
    Fikirlerini benimsemeyebilirsiniz,
    Ama ona asla saldıramazsınız,
    Saldırırsanız ya kanınız,
    ya sütünüz bozuktur...



    "Demokrasilerde bir dâhi ile bir budalanın eşitliğini kabul ediyorum, ancak iki budalanın bir dâhiye üstünlüğünü reddediyorum."

    "Szı Lard"



    Adil olmak gerekir,Üç kuruşluk adama beş kuruşluk ceza fazla gelir.

  3. #3
    ultrAslan37 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    21-04-2008
    Mesajlar
    2,714
    Karizma Gücü
    5
    Orada manevi olayların olduğu kesin.

    O iman dolu genç şehitlerin nasıl savaştıkları ortada.
    G A L A T A S A R A Y


    K A S I M P A Ş A





    İmparator Fatih Terim ... !!!

  4. #4
    MISRA adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    05-04-2008
    Mesajlar
    981
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı burak-35 tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle


    Hain Vahidettin,Damat Ferit ve Şeyhülislam Dürrizade ile birlikte Vatanı satarken ve de onlar Vatanın neredeyse tamamını işgal ederken onların yanında niye savaşmamış?

    Allahuekber dağlarında 90.000 askerimiz kırılırken onların yanında niçin savaşmamış?

    Emperyalistler komşumuz Irak'ı işgal ederken,neredeyse iki miyona yakın sivili katlederken Irak'ta conilere karşı neden savaşmamış?

    Ayıp ayıp,ATATÜRK'ün zaferlerini halkın gözünde küçültmek için her yalanı söylüyorlar.Böyle müslümanlık,böyle din adamlığı olmaz.
    çok haklısın dedim ya epey atmış.din adamı vasfını böyle saçma sapan şeylerle harcayanlara yazıklar olsun

  5. #5
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    22-04-2008
    Mesajlar
    178
    Karizma Gücü
    0
    Hem müslümanım diyip hemde dinini bukadar aşşağılayan bir millet daha varmıdır acaba

    Düşmanın meşhur Golyat adlı zırhlısının batırılması olayında da ortalığı bir anda kaplayan sis Osmanlı askerlerinin çok işine yaramıştı. Haince saldırılar planlayan Golyat, bu şekilde teslim alınabilmişti. Golyat’in batırılması karşısında da General Hamilton hüsranla şu satırları yazmıştı: “Dün geceki kesif sis sırasında, bir Türk torpidobotu, Çanakkale Boğaz’ından sızıp Golyat zırhlısını torpidoladı. Düşman madalyayı hak etti. Kahrolsunlar!”

    Sadece bulut olayları değildi meydana gelenler. İngilizler yön bulmak için kullandıkları pusulalarında bile zaman zaman akıl almaz oynamalar görüyor ve ne yapacaklarını şaşırıyorlardı. Örneğin John Hargrave adlı İngiliz subayının verdiği raporda, elindeki pusulanın sık sık yön değiştirdiği ve aynı anda birçok yeri kuzey olarak gösterdiği yazılıdır. Üç Anzak istihkam askerinin yemin ederek ve Anzak Sahra Birliği’ndeki diğer 19 arkadaşlarını da şahit göstererek anlattıkları “Düşman yutan bulut” hadisesi şu şekildedir: 267 kişilik Norfolk Kraliyet Taburu, Alçıtepe’den bir önceki tepe olan 60. tepeye doğru rahat bir şekilde ilerler. Havada soluk renkli bulutlar vardır. Bu bulutlar saatte 6 veya 8 km. hızla esen rüzgâra rağmen sabit bir şekilde durmaktadırlar. Bunlardan yaklaşık 250 m uzunluğunda 60’ar metre eninde ve 60 m yüksekliğinde olan bir bulut tepeyi kaplamıştır. Norfork Kraliyet alayının subayları ve askerleri bulutun içine girmeye başlarlar. Son asker de girince bulut yükünü almış bir uçak gibi havalanmaya başlar. Havadaki diğer soluk renkli bulutlarla birleşerek kuzeye yani Trakya tarafıa doğru gider. Savaş sonrasında bu 267 kişilik alayın bir tek ferdine bile -ne ölüler arasında ne de esirler arasında rastlanamamıştır.


    Harbin, manevî cephesiyle alakalı, eksik kalan ve fazla işlenmeyen kesitlerden biri de "Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) harbe nüzulleri, Mehmetçiğe manevî teşvik ve destekleri"dir. O'nun davasını yedi iklim üç kıtada bayraklaştıran, Viyana önlerine kadar Sancak-ı Şerif'ini taşıyan, "Haremeyn'inin hâdimi" olmayı şeref telakki eden ve nihayet O'na ve kutsal topraklarına sonsuz bir muhabbet ve hürmet besleyen soylu ceddimizi/milletimizi, dara düştüğü bu en felaketli anında "vefalıların en vefalısı" Kutlu Nebi, elbette ki yalnız bırakmazdı. Kim bilir; milletimizin Çanakkale'de "yeniden dirilişinde", Hz. Peygamber'in "kutsî himmeti" belki de hayat iksiri hükmüne geçmiştir. Bu durum aynı zamanda, Enbiyalar/Şüheda Yurdu mübarek vatanımızın manevî koruma altında olduğunu, başımız sıkıştığında daima "ilahî inayetin" imdadımıza yetiştiğini ispatlayan en bediî bürhanlardandır.
    Yarbay Hasan: "Zahmet Buyurdunuz Ya Resullallah!"
    Gelibolu kara savaşlarının başladığı ilk günlerde, yarımadanın güneyinde ileri hatlarda bulunan 26. Alayın taburları, kendilerinden dokuz misli kalabalık düşman askerine karşı kahramanca mücadele ediyorlardı. 27 Nisanda, Morto koyu civarından Fransız birlikleri Kerevizdere'ye doğru taarruza geçmişlerdi. Buradaki birliklerimize acil takviye gerekiyordu. Takviye birliklerden 5. Tümene bağlı 17. Piyade Alayı, deniz yoluyla Kilya'ya gelmişti. Yarbay Hasan Bey de birliklerinin önünde atıyla ilerlemekteydi. Hasan Bey, Kerevizdere'de Fransızlarla hemen her gün kanlı çatışmalara soyunacaktı.
    11 Temmuz günü de şiddetli siper çatışmaları yaşanmıştı. Mehmetçik, Fransızların taarruzunu püskürtmeyi başarmış; üstelik karşı taarruza geçerek düşman birliklerini siperlerinden söküp atmaya muvaffak olmuştu. Hasan Bey, mıntıkada dolaşırken, bir Fransız askeri dikkatini çekmiş ve kıpırdanmasından yaralı olduğunu düşünmüştü. Yarbay Hasan, dininin verdiği yüce ahlâk ve şefkat hissiyle, yerde yatan askere düşmanı bile olsa yardım etmek için yaklaştı. Tam yarasının olup olmadığını araştırmak niyetiyle eğilmişken; ölü numarası yapan düşman askeri birden elindeki kasaturayı Yarbay Hasan Bey'in göğsüne saplayıverdi. Hasan Bey, göğsünden oluk oluk kan aktığı halde yere yığıldı. Askerler müdahale etmiş, ancak geç kalmışlardı.

    Hasan Bey'in gözleri buğulanmaya, güzel çehresi solmaya başlamıştı. Birden silkindi ve gözleriyle ufku takip etmeye koyuldu. Gözleri ötelerde seyran eder bir vaziyette, askerlere fısıltıyla "Beni ayağa kaldırınız." dedi. Komutanlarının son emrine uydular ve koltuklarına girerek kaldırdılar. Üstü başı kan içinde son demlerini yaşamakta olan Yarbay Hasan Bey, "Lailahe illallah Muhammedün Resulullah" dedi ve yüzünde derin bir tatlı tebessüm belirdi. Dudaklarından son olarak şu sözler döküldü: "Niçin zahmet buyurdunuz ya Resulallah!.." Ruhunu teslim ettiğinde, "nur yüzünde ince bir huzur çiçeklendi; gözlerini mavi göğün sonsuzluklarına daldırmış sükun içinde bulunuyordu."

    "Ben, Medine'de Değil, Çanakkale'deyim!"

    Alasonyalı Cemal Öğüt aktarıyor: Hâdise 1928'de Medine-i Münevvere'de, Cemal Öğüt Hoca ile Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) türbedarı arasında geçer. Piri fâni türbedar, tam bir Osmanlı hayranıdır; Osmanlı ile oturuyor, Osmanlı ile kalkıyor. Halbuki, ne Osmanlı kalmıştır ortalıkta ne de esamesi. Cemal Öğüt Hoca, bir gün dayanamaz sorar: "Niçin bu derece Osmanlı muhabbeti? Neden Allah ve Resulünün muhabbeti, Osmanlı'yı sevmeyi gerektirir?" Türbedar, duraksamadan cevap verir: "Osmanlı'yı, İslâm namına sevmek için şu hatıram sana yeter de artar!" der ve anlatmaya başlar:

    1915 yılı haccına, Hindistan ulemasından, Allah dostu bir zat da gelmişti. Hacdan evvel, Resulullah'ı ziyaret için Medine'ye teşrif etmişti. Kendisiyle tanıştık ve uzun uzun sohbet ettik. Fakat bir türlü gözünün yaşı, gönlünün kederi dinmiyordu. Bu hüznün günlerce geçmediğini görünce sebebini sordum: "Burası, Cennet bahçesi, Resulullah'ın mescidi, makamı... Neden bu ziyaret sizi sevindirmiyor; yoksa gözünüzden akan sevinç gözyaşları mı?" Gözyaşları daha da çoğalan Hindistanlı âlim şu cevabı verdi: "Keşke göz yaşlarım gönlümün sevinçlerini yansıtmış olsaydı! Bunca yıl sonra nasip oldu, o "Güzeller Güzeli'ni" ziyarete geldim. Yanında, yakınında özlem giderecektim. Fakat müşahede ettim ki, Resulallah makamında değil... Resulullah niçin burada değil? Yoksa, benim kalp gözüm mü körelmiş? Resulallah'ın varlığını neden hissedemiyorum? Hangi hatam, hangi günahım onunla olmaya, onunla dolmaya engeldir? İşte, geldim geleli bu düşüncelerle perişanım!"

    Alim zatın bu sözleri üzerine hayretler içerisinde kaldım ve ne diyeceğimi bilemedim. Bin bir düşünce içinde bir şey söylemeden yanından ayrıldım. Bu düşünceler içerisinde geç vakitte yatağa uzandım ve gece rüyamda Hz. Peygamber'i gördüm. Gün boyu kafamı meşgul eden düşünceler, şimdi Hz. Peygamber'in açıklamasıyla dağılacaktı. Hz. Muhammed ( s.a.v.) bana şunları söyledi: "Evet, hissedilen doğrudur. Ben şimdi Medine'mde değilim, Çanakkale'deyim... Çok zor durumda olan asker evlatlarımı yalnız bırakmaya gönlüm razı olmadı. Şimdi onlara yardım ediyorum."

    Hintli Alimden Menderes'e:

    "O, Sizi Çanakkale'de Ruhaniyetiyle Korudu!"

    Yukarıdaki olayla bağlantılı olarak bir de Türkiye Cumhuriyeti'nin başbakanlarından Adnan Menderes'in başından geçen şu hâdiseye nazar edelim: Menderes, 1955'te Hindistan'a bir resmi ziyaret düzenler. Ülkedeki temaslarını tamamladıktan sonra, Hintli yetkililere, büyük bir âlim zatı ziyaret edip, duasını almak istediğini bildirir. Halbuki, bu Hintli âlim yanına gelen çoğu kimseyi kabul etmemekte ve görüşmeden geri göndermektedir. Bir hayli yol alıp, müşkülat çekildikten sonra âlimin uzlet mekânına varılır. Kendisine, Türkiye'nin Başbakanı'nın ziyarete geldiği haber verilir. Alim zat gelenleri kabul eder; ama pek de hoşnut değildir. Menderes uzaklardan geldiklerini ve kendisinden dua talep ettiklerini söyler. Hintli âlim, söylenenlere itibar etmez ve asıl dua merkezinin İstanbul'da "Eba Eyyub el-Ensari"nin makamı olduğunu söyler ve ekler:

    "O, Resulullah'ın mihmandarıdır, seçkin sahabelerinden biridir... İstanbul'un manevî fâtihi ve sahibidir. Böyle bir yâriniz varken, ta buralara dua için gelmeniz uygun mudur? Sen git, o mübarek zatın himmetini iste; onun şefkat ve şefaatine sığın... Biz onun ayağının tozu bile olamayız. Siz, Güzeller Güzeli'nin himayesini görmüş bir millete mensupsunuz. O, sizi Çanakkale'de, İstiklâl Harbi'nde ruhaniyetiyle korumuştur. Bunun şuurunda olunuz..."

    Menderes'le konuşan bu büyük Hintli âlim kimdi? Tahmin edileceği gibi, 1915 yılında hacca giden ve Medine'de Hz. Peygamber'i makamında müşahede edemeyip, günlerce gözyaşları içerisinde ıstırap çeken o Hintli âlimden başkası değildi.



    "Yetiş Ya Muhammed Kitabın Gidiyor!"

    Dr. Hikmet Arda naklediyor: Edirne'deki 2. Alayın 3. Tabur doktoruydum... 1. Tabur Kumandanı Binbaşı Lütfi Bey, uzun boylu, zayıf ve babacan bir zattı... Bir hafta sonra biz de Çanakkale'nin yolunu tuttuk. Artık harp sahasında girmiştik. Seddülbahir ve Kerevizdere'de bize ayrılan siperleri teslim aldık. Siperlerimiz, düşmanınkilere çok yakın, bazen birbiri içine girmiş vaziyetteydi. Sargı yerim, diğer harp sahnelerinde olduğu gibi geride değil, harp sahası olan siperler arasındaydı. Seddülbahir'de bizim karşımızda Fransız kıtaları vardı... Bir gün, gene bir ölüm kalım harbine tutuşmuştuk. Düşman askerleri sel gibi hücuma kalktılar. Karşılık vermemiz fayda etmiyordu. Esir kaldım...

    Kaç dakika geçti, hatırlamıyorum; müthiş bir "Allah, Allah!" nidası kulaklarımızı yırttı. Başlarında, o mütevazı ve dindar kahraman, 1. Tabur Kumandanı Binbaşı Lütfi Bey... Askerlerin başına geçmiş ve "Yetiş Ya Muhammed! Kitabın gidiyor!" diye naralar atarak, askerleri heyecana getirip ileri atılmıştı. Peşine takılan kükreyen aslanlarla, siperlerimizi tekrar düşmandan geri almıştı... Korkunç bir rüyadan uyanır gibiydik. Alay Kumandanımız, Lütfi Bey'e itimat ve sevgisini şöyle açıkladı: "İşte, görüyorsunuz; himayemi çok gördüğünüz ve serzenişte bulunduğunuz bu zatı, ben bugün için tuttum." Sonra haber aldım ki, Binbaşı Lütfi Bey, Çanakkale'den sonra İran'da şehit olmuş. Allah rahmet eylesin..."



    İkbal'in, O'na (s.a.v.) Sunduğu "Çanakkale Kanı"

    Şair Nedvi Ebul Hasan anlatıyor: Lahor'da bir meydanda ciddi bir toplantı olmuştu; sayılamayacak kadar kalabalık vardı, heyecan son haddine gelmişti. Trablusgarp işgal edilmişti ve arkasından Çanakkale'ye geçilecekti. Lahor halkı, sırtlarındaki elbiselerine kadar, evlerindeki bakıra kadar çıkarıp verdiler. "Osmanlı'nın, Mehmetçiğin imdadına" diyorlardı, vagonlara yükleyip gönderiyorlardı. Konuşma kürsüsü hazırlanmıştı. Nazarlar bir tarafa teveccüh etti, belli ki büyük bir âlim şair geliyordu. O gelen insanda, bütün bir milletin ıstırabını çekmenin havası saklıydı, iki büklümdü. Konuşma kürsüsüne çıktı. Çok belagatlı ve tatlı konuştu, insanları coşturmuştu. Müslümanlara yardım etmenin faziletini anlatıyordu:

    "Bu zaman hengamesi bana ağır geldi; pılımı pırtımı toplayarak bu dünyadan göçtüm. Hayatımı, akşam ve seher sınırlarında geçirdim. Ama dünyanın eski düzenini öğrenemedim. Melekler beni, Hz. Peygamber'in huzuruna götürdüler; rahmet ayetinin sahibinin önüne çıkardılar. Hz. Peygamber buyurdu: Ey Hicaz bahçesinin bülbülü! Senin her goncan, senin terennümünün ateşiyle ısındı; senin gönlün aşk şarabıyla coşkundur. Senin coşkunluğun, Allah'a secde ve niyazda bulunmaktır. Senin, dünyanın alçaklığından göklere doğru uçtuğun zaman melekler sana yüksekliğin sırrını öğrettiler; cihan bahçesinden çıkıp bana bir koku gibi yaklaştın. Söyle bana ne gibi bir hediye getirdin!" dedi. Dedim: "Ya Muhammed ( s.a.v.)! Dünyada yok rahatlık, bütün özlemlerimden ümidi kestim. Varlık aleminde binlerce gül, lale var; ama ne renk ne koku; hepsi vefasızdır. Yalnız bir şey getirdim kutlanmış tekbirle bir şişe kan ki, eşi yoktur cennette bile! Bu senin ümmetinin namusu, vicdanıdır. Bu, Trablusgarp (Çanakkale) şehidi, Mehmetçiğin kanıdır!.."

  6. #6
    ultrAslan37 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    21-04-2008
    Mesajlar
    2,714
    Karizma Gücü
    5
    Yazdığın bilgiler çok sağol...

    Buna da hurafe falan derler ama sadece demekle yetinirler

    Canlar Sana Feda Olsun
    Ya Resulullah
    G A L A T A S A R A Y


    K A S I M P A Ş A





    İmparator Fatih Terim ... !!!

  7. #7
    <span style='color: #8B0000'>Tek Adam</span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    21-09-2007
    Mesajlar
    8,692
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    6
    T&#252;rk ulusunun zaferlerini saçma şeylere bağlarak k&#252;ç&#252;k d&#252;ş&#252;rmek, kimsenin haddi değil.

    Bu işler imanla olsaydi islam &#252;lkeleri s&#252;r&#252;nmezdi, Şeriatci Osmanlı yıkılmazdı.
    “Dünyaca bilinmektedir ki, bizim devlet yönetimimizdeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, yönetimde ve politikada bizi aydınlatıcı ana çizgilerdir. Fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya yaşamdan almış bulunuyoruz.”

    Ülke ne zaman darda kalsa bir KEMAL çıkıyor!

  8. #8
    ultrAslan37 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    21-04-2008
    Mesajlar
    2,714
    Karizma Gücü
    5
    Alıntı Tek Adam tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Türk ulusunun zaferlerini saçma şeylere bağlarak küçük düşürmek, kimsenin haddi değil.

    Bu işler imanla olsaydi islam ülkeleri sürünmezdi, Şeriatci Osmanlı yıkılmazdı.
    Hz.Muhammed'in yardım etmesi saçma mı ?
    G A L A T A S A R A Y


    K A S I M P A Ş A





    İmparator Fatih Terim ... !!!

  9. #9
    <span style='color: #8B0000'>Tek Adam</span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    21-09-2007
    Mesajlar
    8,692
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    6
    Alıntı ultrAslan37 tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Hz.Muhammed'in yardım etmesi saçma mı ?
    O zamanlar yaşasaydi saçma olmayabilirdi, bu haliyle elbette saçmalık.

    Biraz Aklınızı ve Mantığınızı kullanın.
    “Dünyaca bilinmektedir ki, bizim devlet yönetimimizdeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, yönetimde ve politikada bizi aydınlatıcı ana çizgilerdir. Fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya yaşamdan almış bulunuyoruz.”

    Ülke ne zaman darda kalsa bir KEMAL çıkıyor!

  10. #10
    TF ****** efsane_lipton adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    03-12-2007
    Mesajlar
    1,370
    Karizma Gücü
    5
    Bakın bu savaşı kazandıran askerlerimizdek y&#252;ksek vatan sevgisi,iman g&#252;c&#252; ve T&#252;rk komutanların askerlik dehalarıdır.

    Şehitlerimizin ve gazilerin başarılarını buluta bilmem nereye saçma sapan hurafelere bağlamayın.

    Biling_biling yazdığın yazıyı sen mi kafandan uydurdun yoksa bir kaynaktan mı aldın. Eğer uydurmadıysan aldığın kaynağın adını söyler misin. Bu arada vereceğin kaynak blog yada forum sitesi gibi insanların her aklına geldiği şeyi yazdığı platformlar değil akademik araştırmaların olduğu altında bu araştırmaların adının bulunduğu kaynaklar olsun. Hadi bakalım kaynak göster de biz de uydurmadığını anlayalım
    bbbb Bu ülkenin çocuklarına ateş edip öldürmek “demokratik hak” kabul ediliyorsa, parti liderine girişmek niye “ırkçılık” oluyor?Başbakan geçmiş olsun diye aramış Ahmet Türk'ü, ki aramalı. Peki, Deniz Baykal'a niye geçmiş olsun yok?Taş atmak,yumurta fırlatmak şiddete girmiyor mu?Light linç olur mu?

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Türkiyede ilk: Diyanet iki kadın müftü yardımcısı atadı 02.09.2005
    2005 Konuları bölümünde hakdin tarafından açılmış
    Yanıt: 2
    Son Mesaj: 02.09.05, 17:17
  2. Minareyi sarı-laciverte boyayan uyanık Fenerli'ye müftü dur dedi...
    2003 - 2004 Konuları bölümünde emosh-gs tarafından açılmış
    Yanıt: 13
    Son Mesaj: 27.06.04, 01:20

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •