• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
8 sonuçtan 1 --- 8 arası gösteriliyor
  1. #1
    Rüzgar adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    23-01-2007
    Mesajlar
    3,713
    Karizma Gücü
    6

    Kant’a Göre Katil Zanlısına Arkadaşınızın Yerini Söylemek Neden Etiktir?


    Kant’a Göre Katil Zanlısına Arkadaşınızın Yerini Söylemek Neden Etiktir?


    Kant’ın ahlak anlayışı bağlamında önemli bir ikilemin ortaya konması, konunun ne kadar tartışmalı olduğunun ve derinlemesine bir akıl yürütme gerektirdiğinin de bir kanıtı olarak görülebilir. Burada tartışacağımız ikilem ya da örnek olay, daha önce Göttingen Üniversitesi teoloji profesörü Johann Daniel Michaelis (1717-1791) tarafından dile getirildiği anlaşılan (1), ancak Kant (2), ile popülerlik kazanan “yardımseverlik amacıyla yalan söyleme hakkı” üzerinedir.

    Kant, bazı felsefecilerin doğru söylemeyi bir erdem olarak görmelerine karşın, istisnai durumlarda “yalan söyleme hakkının” olduğunu savundular. Onlara göre, bu istisnalara katil zanlısına, evinize sığınan arkadaşınızı ele vermek de dahildir. Çünkü, doğru sadece ve sadece, “doğruya hakkı olan” kişilere söylenebilir. Eğer bir kişi başkalarına zarar vermeyi hedefliyorsa, doğruya hakkı yoktur.

    Kant’ın ahlak anlayışı bağlamında konuyu tartışmadan önce, kısaca Kant’ın “doğruya hakkı olmak” düşüncesi üzerine eleştirisini ortaya koymakta yarar vardır. Kant’a göre, böyle bir tavır, doğru söyleme hakkını kişinin kendi iradesine bağımlı kılar ki, bu durum “doğruluk hakkını” en baştan öznelleştirir. Oysa Kant’ın ahlak anlayışının temelinde nesnellik arayışı vardır.

    Böyle bir giriş, Kant’ın ahlak anlayışındaki biçimselliği ortaya koymamızı kolaylaştırır. Biçimsellikten anlaşılması gereken her türlü deneyimden önce geliştir. Bir başka ifadeyle, deneyimlerimize göre değişen bir ahlaktan ziyade, her koşulda aynı davranmayı gerektiren kodlar içerir ahlak. Kant’ın, arkadaşınızın evinde olduğunu, onu arayan katil zanlısına söyleyip söylememe sorununa çözümsel yaklaşımı da biçimsellik üzerine kuruludur. Asıl amaç bütün ifadelerinde aklın yönlendirdiği yasalara hiçbir istisna kabul etmeksizin bağlı olmaktır.

    Kant’a göre, doğru söylemek aklın bir yasası ise, bir ödev ise, bazı durumlarda yalan söylemek insanlığa ve ödeve karşı yapılmış bir “yanlıştır”. Bu durumda, Kant’a göre, katil zanlısına, doğruyu, yalnızca doğruyu söylemek etiktir.

    Peki ya arkadaşınıza tavrınız? Doğruyu söylemekle ona da etik davranmış oluyor musunuz?


    Sıradan bir akıl yürütme, doğru sözün arkadaşınıza zarar vereceğinden söylenmemesi gerektiğini söyler. Böyle bir akıl yürütme, doğru söylemek eylemi ile arkadaşınızın zarar görmesi arasında koşulsuz bir doğru orantı kurar. Oysa Kant açısından bu iki yönlü ahlaki hata içerir.

    İlk hata, “zarar”, “acı” gibi “yararcı” kavramlar üzerine ahlakın inşa edilmesidir. Buradaki temel sorun, olumsal (durumsal, contingent) bir insan değerini diğerlerinin üzerine çıkarmaktır ki burada yapılan zarar görmemenin (mutluluğun) ön plana çıkarılmasıdır. O zaman, yapmamız gereken bütün iş, bu değere nasıl ulaşılacağı yolunda araçsal bir tavır takınmaktır ki o zaman felsefi etik, yarı bilimsel tekniklerin en etkili değer maksimizasyonunu hedeflemesinden başka bir şey olmayacaktır. Bu durumda, son (örneğin mutluluk), aracı meşrulaştıracaktır. Kant’a göre, böyle bir anlayış, insanoğlunun asaleti ile uyumlu olmayacaktır.


    İnsanoğlu Kant’a göre “diğer doğal yaratıklarda kendi özgürlüğü dolayısıyla, yani fiziki nedenlerden ziyade akıldan kaynaklı eylem kapasitesi ile ayrılır. Ahlakiliği, görgül (empirik) değerler ile, sadece bazı olumsal olgularla temellendirmeye çalışmak, insanlığın bu temel özelliğini karaltmaktır. Zira insan temelde özgür ve ussal bir yaratıktır. Bu nedenle, sadece aklın belirlediği bazı sonlar, insanlığın asaletine saygı gösterecek ahlaki bir kural için temel değeri sağlayabilir.” (3) Nitekim, herhangi bir hayvan da bir çeşit yararcı düşünce ile hareket edebilir (örneğin acıdan kaçabilir). Oysa bir zarardan söz ediyorsak, ortada bir zarar var ise, bu “hakikatin temel kaynağının bozulması”ndan başka bir şey değildir. Buna neden olan da, doğru söylemek değil, yalan söylemektir.

    Doğruyu söylemek ile arkadaşınızın acı çekmesi arasında kurulan doğru orantının ikinci hatası Kant’a göre, rastlantısal bir durumun sanki mutlak bir gerçekleşme olarak sunulmasıdır. Doğruyu söylemek ile oluşacağı öne sürülen zarar sadece bir varsayımdır ve olması da zorunlu değildir. Örneğin, katil zanlısına yalan söylediğinizi varsayalım. Bu durumda arkadaşınızın kurtuluşu mutlak bir gerçekleşme midir? Kant’a göre böyle bir şey söz konusu değildir.


    Katil zanlısı sizin yalan söylediğinizi düşünüp evin etrafını gözetleyebilir. Bu sırada sizin evinizde olduğunu zannettiğiniz arkadaşınız da arka kapıdan veya pencereden bahçeye kaçmış olabilir. Bu durumda, katil zanlısı arkadaşınızı yakalayacak ve ona zarar verecektir. Bu bir olasılıktır ve yalan söylemenin mutlaka bir kurtuluş olamayacağını imler. Hatta, bu durumda, söylediğiniz yalan sebebiyle arkadaşınız zarar gördüğü için siz de sorumlu olursunuz. Aynı şekilde, bu sefer doğruyu söylediğinizi düşünelim. Bu durumda, evinizi gözetlemeye devam eden katil zanlısını komşularınız da fark edip polise yakalattırabilir ve arkadaşınızın zarar görmesi engellenebilir. Bu da bir olasılıktır. Bu da bir rastlantısallıktır ve görüldüğü gibi bir zarar ile sonuçlanmak zorunluluğu olmadığını gösterir. Burada önemli olan Kant’ın bize inanılır hikayeler anlatması ya da anlatmaması değildir. Önemli olan, ahlak anlayışının evrensel temeller üzerine kurulması gerekliliğidir. Bu nedenledir ki, varsayımsal kişisel zararlardan ziyade, Kant’ın ahlak anlayışı genel olarak her koşulda yalan söylemenin insanlığa karşı bir zarar verdiği üzerinden hareket eder.

    Sonuç olarak, Kant’a göre, insanlar kendi değerlerini, doğadaki diğer yaratıklardan kendisini temelden ayıran özellik olan özgürlükten alır. Zira, ahlak sadece ve sadece özgür olanlar için söz konusu olabilir ya da anlam kazanır.

    Akla dayalı hareket, akılla temellendirilmiş eylem ancak ahlaki olabilir. Örneğin taşın kafanıza düşmesi ahlaki bir eylem değildir zira özgür irade taşta söz konusu değildir. Bununla birlikte, eğer söz veriyorsanız, bunu tutmak zorundasınızdır. Ama bunu tutma nedeniniz, size mutluluk vermesi veya başka bir neden değildir. Sadece tutmak “zorunda” olduğunuz için bu sözü tutmalısınız. Bunu hisse dayalı bir nedene veya bir sona bağlamadan yapmalısınız. Bu nedenle Kant hipotetik olmayan kategorik imperatif kavramını kullanır kendi ahlak anlayışında.

    Eğer bir eylem, başka bir araç dolayımıyla iyi olarak değerlendiriliyorsa, o zaman hipotetiktir. Yani “şu şeyi, başka bir şeyi istediğim için yapmalıyım” dediğiniz her eylem, hipotetik imperatif sınıfına girer. Bu ahlaki değildir. Ahlaki olan kategorik imperataiftir, yani hiçbir dolayım olmaksızın “kendinde iyi”yi temsil edecek davranışta bulunmaktır. Yani “başka hiçbir şeyi istemeseydim bile, şu ya da bu biçimde hareket etmeliyim” diyebiliyorsanız ancak eyleminiz ahlakidir.


    ______________________________________________________

    (1) Immanuel Kant (1981) “Supplement: On a supposed right to lie because of philanthropic concerns,” iç. Grounding for the Metaphysics of Morals, 3rd Edition, Hackett Publishing Company: USA, s. 63, 5. dipnot.

    (2)Anılan kaynak, s.63-67.

    (3)Jeffrie G. Murphy (1970) Kant: The Philosophy of Right, Macmillan: London, s. 39.

    ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Araştırma GörevlisiHasan Engin ŞENER

    "İki saat sonra kalabalığın içinde, sinemadan bir dar sokağa çıkan sanki başka birisiydi.
    Düşünüyordu: “Çağımızda geçmiş yüzyılların bilmediği, kısa ömürlü bir yaratık yaşıyor.
    Sinemadan çıkmış insan. Gördüğü film ona bir şeyler yapmış.
    Salt çıkarını düşünen kişi değil. İnsanlarla barışık. Onun büyük işler yapacağı umuluyor.
    Ama beş-on dakikada ölüyor. Sokak sinemadan çıkmayanlarla dolu;
    asık yüzleri, kayıtsızlıkları, sinsi yürüyüşleriyle onu aralarına alıyorlar, eritiyorlar.
    "

  2. #2
    Unutursun Gönlüm
    Kayıt Tarihi
    23-07-2007
    Mesajlar
    17,073
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    kantın ahlak degerı temelde nesnellıge dayanıyor fakat ınsanoglunun öznel bır varlık oldugunu dusunursek kı öyledır bu ahlak kuramı bır yönden de verılecek örneklerle curutulebılır,burda kantın cıddı sekılde objektıf ve mantıklı dusundugunu gözlemledım...
    özelıklıkle de şu lafı=Akla dayalı hareket, akılla temellendirilmiş eylem ancak ahlaki olabilir
    ............
    imza

  3. #3
    Rüzgar adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    23-01-2007
    Mesajlar
    3,713
    Karizma Gücü
    6
    Kant benim için diğer filazoflardan bir adım önde olmuştur hep. Bu öğretisi de bana son derece ilginç gelmiştir .

    " Her şeye rağmen doğru söylemek"

    Doğruyu kimin hakkettiğine kişiler karar veremez der Kant ...

    Sadece tek bir hedef vardır "doğruyu söylemek"...Sonuçları nereye çıkarsa çıksın.

    Ben doğru söyleme hakkının "her durum kendine özgüdür" lafından yola çıkarak kişiseleştirebileceğini hatta kişileştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu da faydacılığa mı giriyor acaba

    "İki saat sonra kalabalığın içinde, sinemadan bir dar sokağa çıkan sanki başka birisiydi.
    Düşünüyordu: “Çağımızda geçmiş yüzyılların bilmediği, kısa ömürlü bir yaratık yaşıyor.
    Sinemadan çıkmış insan. Gördüğü film ona bir şeyler yapmış.
    Salt çıkarını düşünen kişi değil. İnsanlarla barışık. Onun büyük işler yapacağı umuluyor.
    Ama beş-on dakikada ölüyor. Sokak sinemadan çıkmayanlarla dolu;
    asık yüzleri, kayıtsızlıkları, sinsi yürüyüşleriyle onu aralarına alıyorlar, eritiyorlar.
    "

  4. #4
    Unutursun Gönlüm
    Kayıt Tarihi
    23-07-2007
    Mesajlar
    17,073
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    Alıntı Rüzgar tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Kant benim için diğer filazoflardan bir adım önde olmuştur hep. Bu öğretisi de bana son derece ilginç gelmiştir .

    " Her şeye rağmen doğru söylemek"

    Doğruyu kimin hakkettiğine kişiler karar veremez der Kant ...

    Sadece tek bir hedef vardır "doğruyu söylemek"...Sonuçları nereye çıkarsa çıksın.

    Ben doğru söyleme hakkının "her durum kendine özgüdür" lafından yola çıkarak kişiseleştirebileceğini hatta kişileştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu da faydacılığa mı giriyor acaba
    her seye ragmen dogru söylemek doganın ve ınsanın dengesıne uymaz tam tersı ne kadar faydalı görunse de kışıye zarar verır cunku ınsanlar hayatının her alanında butun ömurlerınde dogrularla yaşayamaz.

    dogruyu kımın hakettıgıne kışıler karar verır cunku etken ve edılgen olan kısıdır eger ortada kader gercegı varsa bu kantı bı yerde haklı cıkarır kaderıde zamana bırakarak anlayabılırız

    tek hedef dogru söylemek cıkarsız bır dusuncenın oldugunu gösterır ama sızın yorumunuz daha cok faydacı gurubuna gırer kantın bu teorıdekı temel cıkarımı aslında cıkarsız bır dogrudur,eger sızın dedıgınız gıbı her durum kendıne özgu olursa bu kantın görusune bıraz ters düşer
    ............
    imza

  5. #5
    Rüzgar adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    23-01-2007
    Mesajlar
    3,713
    Karizma Gücü
    6
    Kant ın öğretisine bu noktada katılmadığım belirtmiş oldum işte

    Senin de dediğin gibi çıkarsız, sonuçlarını hesap etmeden doğruyu söyleme eylemi zararlı sonuçlar doğuracağı için yalnıştır diyorum

    "İki saat sonra kalabalığın içinde, sinemadan bir dar sokağa çıkan sanki başka birisiydi.
    Düşünüyordu: “Çağımızda geçmiş yüzyılların bilmediği, kısa ömürlü bir yaratık yaşıyor.
    Sinemadan çıkmış insan. Gördüğü film ona bir şeyler yapmış.
    Salt çıkarını düşünen kişi değil. İnsanlarla barışık. Onun büyük işler yapacağı umuluyor.
    Ama beş-on dakikada ölüyor. Sokak sinemadan çıkmayanlarla dolu;
    asık yüzleri, kayıtsızlıkları, sinsi yürüyüşleriyle onu aralarına alıyorlar, eritiyorlar.
    "

  6. #6
    Unutursun Gönlüm
    Kayıt Tarihi
    23-07-2007
    Mesajlar
    17,073
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    evet işte kant da ne olursa olsun dogrunun söylenmesını ıstıyor belkı de farklı bır mantıkla duşunuyor dogal olarak onun kadar duruma hakım olamam anladıgım kadarıyla farklı bır ahlak kuramından bahsetmek ıstemış belkı de bız öznel dusundugumuz ıcın anlamıyoruzdur
    ............
    imza

  7. #7
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    29-12-2006
    Mesajlar
    2,782
    Karizma Gücü
    0
    Eğer bir eylem, başka bir araç dolayımıyla iyi olarak değerlendiriliyorsa, o zaman hipotetiktir. Yani “şu şeyi, başka bir şeyi istediğim için yapmalıyım” dediğiniz her eylem, hipotetik imperatif sınıfına girer. Bu ahlaki değildir. Ahlaki olan kategorik imperataiftir, yani hiçbir dolayım olmaksızın “kendinde iyi”yi temsil edecek davranışta bulunmaktır. Yani “başka hiçbir şeyi istemeseydim bile, şu ya da bu biçimde hareket etmeliyim” diyebiliyorsanız ancak eyleminiz ahlakidir.

    Tum yazinin ozu bu paragrafta ifade edilmis gibi algiladim.
    Dogruyu soylemek gerekliligini; hic bir cikar gudmeden yapilmasi gereken ahlaki bir davranis olarak niteliyor.

    Daha sonrasini da dusundugumuzde, olusmasi muhtemel hatta kacinilmaz bir beklenti soz konusudur.
    Kisinin kendisinde iyiyi temsil edecek turden davranislarda bulunmasi neticesinde; bu davranisinin sonucu itibari ile olumsuz bir durumla karsilasmasi halinde, davranisindan dogan ve bir yerlerinde gizlenen beklentisi ortaya cikacaktir. Tam da bu ortaya cikis aninda, davranisi sergiledigi asamaya bakildiginda, bir "beklentisizlikten" soz edilemez diye dusunuyorum.

    Ornekse soyle diyebilirim: Eve girerken kapida gordugunuz kopege; yemekte yediginiz tavugun parcalarini verirsiniz. Ac karnini doyursun diye. Bu insancil bir davranistir yani o bahsedilen iyiyi temsil edecek bir davranistir. Bir hesap yapilmamistir bir cikar gudulmemistir.
    Bu kisaca ahlaki bir davranistir. Bunun aksini kimse iddia edemez....

    Bir gun sonra evinize girerken, bir gun once yemek verdiginiz kopegin ayaginizi isirmasi halinde; bilincaltina saklanmis beklenti-cikar ortaya cikacaktir. Siz o kopege yemek verdiniz fakat o sizi isirdi... Yani siz aslinda kopege yemegi sizi isirmasin diye mi verdiniz? Yada kopege yemek vermis olmaniz en azindan sizi bu durumdan korumali miydi?

    Ki, bu ornek cok siradan ve basitce bir hayvana karsi dahi bir insanin zihninde; yaptigi iyilige karsilik bir beklenti olusabildigini kanitlar bana gore. Yani bir nedene dayanmayan hic bir "iyi" yoktur. Bu halde, filozofa gore degerlendirecek olursam insanin hic bir ahlaki davranisi yoktur ve olamaz.

    Tam bu noktada inanc devreye giriyor benim acimdan. "Yaptigin her seyi Allah icin yapmak" Burada yapilani bir nedene dayandirabiliyorsun ve bu yaptigin kisiden yada "sey"den sana dair hic bir beklenti olusturmuyor. Sadece senin beklentin Allahtan yana olmakta...
    İste, bence ahlaki davranis ancak bu sekilde olabilir.

  8. #8
    haha... chesss adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-10-2005
    Mesajlar
    5,467
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    Kant haklıdır ve bu adil olandır, trajik olan ise bu durumun insanı derinden korkutmasıdır.

    Her halükarda doğru söylemek gerektiği önermesi, neden nasıl olursa olsun doğruya sahip olacak olan bizi korkutur ki ?

    Yoksa biz adil olanın adaletin bizden olması gerektiğini mi düşünüyoruz ?
    &

    Hamlet: Yaptığı işin farkında değil mi bu adam ? Türkü söulüyor mezar kazarken.
    Horatio: Alışmış, umursamıyor artık!


    Shakespeare

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Erkek Arkadaşınızın Hangi Hareketi Sizi Ençok Sinirlendirir
    2006 Konuları bölümünde _Marx_ tarafından açılmış
    Yanıt: 8
    Son Mesaj: 15.04.06, 13:14

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •