Ermeniler, Türkiye'nin degişik yerlerinde sistematik ve toplu cinayetler işlemişler, tam bir soykırım yapmışlardır.
Evinden barkından alınıp götürülen ve öldürülen insanlar bunun örnekleridir. Bunları doğrudan yaşayan, gören insanların anlatımları, Ermenilerin işlediği soykırım suçunu ortaya koymaktadır. Bu olayları derlemek ve tarihin çarpıtılmasına engel olmak gerekir :
"Erzurum'da Ermeni ve Rus işgalini yaşıyorduk. Soğuk bir kış gecesi idi. Kapımız gürültü ile kırıldı. İçeriye elleri silahlı, komitacı giysili birkaç Ermeni girdi. Babamla beni yaka paça dışarı çıkardılar. Engel olmak isteyen annemi dipçikle yere yıktılar. Küçük kız kardeşim, bir köşede korkudan büyümüş gözleri ile bize bakıyordu. Ben 10-11 yaşlarında bir çocuktum. Babam 60 yaşını çoktan aşmış, ak sakallı bir ihtiyardı. Diğer evlerden topladıkları mahalleliyi sıraya sokmuş götürüyorlardı. Bizi de sıraya soktular. Biraz sonra genç bir Rus askeri yanımıza sokuldu. "Baba sen yaşlısın, çocuğunu al git" dedi. Eve geldik, kapıyı kapatmaya çalışıyorduk ki, kapı ardına kadar yeniden itilerek açıldI. Önceki Ermeni askerlerinden biri gelmişti. Dipçikleyip küfür ederek bizi tekrar alıp götürdü, sıraya koydu. Biraz yürümüştük ki, aynı genç Rus askeri bizi gördü. Bizi sıradan çIkardı, eliyle gitmemizi işaret etti. Koşarak eve geldik. Duvarda, yataklarımızı koyduğumuz tahta bir dolap vardı. Babam tahta dolabın içine girdi, üzerine yorganları örttüler. Annem, beni "tandır" ın içine soktu. Tandır, Erzurum evlerinde bulunan, fırın benzeri bir yerdir. Tandırın üzerini örttü. Tandır henüz tam olarak soğumamıştı, ellerim ayaklarım yandı ama hiç ses çıkarmadım. Biraz sonra şiddetli gürültüler duydum. Evin kapısı tamamen kırılmıştı. Etrafı dağıtıp kırıyorlardı. Bizi arıyorlardı. O sırada dışarıdan bağırtılar geldi, çıkıp gittiler. Saatler sonra tandırdan çıktım, anam yanıklarımı sardı. Ertesi sabah, gün ağarırken dışarı çıktık. Her evden arta kalan yaşlı kadın, erkek, çocuk, soğuktan titreyerek ve birbirimize sıgınarak yürüdük. İlerideki mahalle camisi yarı yanmış vaziyette idi, bir kaç yerinden hala dumanlar çıkmakta idi. Gece götürülen komşularımızı içeride yanmış ve kurşunlanmış olarak bulduk."
Erzurum'da, aynı tandırın başında bunları büyülenmiş gibi dinlerdik.
Babam, kendi büyük kardeşinin, yani ağabeyinin, aynı tarihlerde Trablusgarp, Balkan cephesinde savaştığını söylerdi. Yani anne ve babası işgal altında iken, O başka bir cephede savaşmaktaymış : "İşgal sonrası cepheden, ağabeyim geldi. Sol elinin parmakları ezilmişti. Beni kucağına alırdı. Ezilen ve avucuna yapışan parmaklarını düzeltirdim, bırakır bırakmaz birer yay gibi tekrar kıvrılırdı. Bir savaşta iken yere düştüğünü, üzerinden geçen düşman süvarilerinden birinin atının ayakları altında ezilen parmaklarının bu şekli aldığını anlattı. Sonra tekrar cepheye gitti. Rusya'da esir düştüğünü söylediler. Geri gelmedi."
Bütün bu günleri yaşayan babam Mahir Akyüz, 1926 yılında "Mustantik" sıfatı ile Türkiye Cumhuriyeti' nin ilk hakimlerinden biri oldu. Yaptığı uzun ve yorucu araştırmalar sonucu "Vladivostok' taki Türk Şehitliğinde" kardeşinin mezarını buldu : "Ahmet oğlu İsmail Akyüz" orada yatmakta idi.
Bundan yaklaşık olarak 150 sene öncesine dayanan, ak sakallı Ahmet Akyüz (Doğum T.1858) ile eşi Raife Akyüz'un ve soykırımdan tesadüfen kurtulan çocukları - babam Mahir Akyüz'ün, o tarihdeki resimleri "tarihe tanıklık" edecektir.
Bu Cumhuriyet ve bu devlet o günleri yaşayarak, bu günlere geldi. Hangi birimizin ailesini araştırsak bu anlattıklarımdan farklı olmayacaktır. Onun içindir ki, bu devlet; hiç bölünmeden, hep büyüyüp yükselerek sonsuza dek yaşayacaktIr.
Av.A.Erdem Akyuz
Hukukun Egemenliği Derneği
Genel Başkanı
kaynak
resimi koyamadım![]()


LinkBack URL
About LinkBacks

Alıntı Yaparak Cevapla


