• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon
11 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    BÖGÜ-ALP adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-04-2008
    Mesajlar
    114
    Karizma Gücü
    0

    Mutsuz Bedenin Ölümü (Dışarıdan Görünen Ölüm)

    Bedenin Ölümü (Dışarıdan Görünen Ölüm)

    Ölüm anında ruh, bu dünyadaki insanların içinde yaşadıkları boyuttan ayrılırken, geride cansız bedenini bırakır. Deri değiştiren canlılar gibi, bu dünyadaki bedenini geride bırakır ve asıl hayatına doğru ilerler.
    Ancak geride kalan bedenin karşılaşacakları da ibret vericidir. Özellikle bu bedene hayattayken gereğinden fazla değer verenler için.

    Peki öldükten sonra bu bedenin başına neler geleceğini ayrıntılı olarak düşündünüz mü hiç?
    Bir gün öleceksiniz. Belki hiç beklenmedik bir şekilde. Ekmek almak için bakkala giderken yolda bir araba kazası geçireceksiniz. Ya da amansız bir hastalık hayatınıza son verecek. Veya bir anda kalbiniz duracak.
    Böylece ölümü tatmaya başlayacaksınız.

    Bu andan itibaren de, bedeninizle hiçbir ilişkiniz kalmayacak. Hayat boyu "ben" dediğiniz ve sahiplendiğiniz o beden, sıradan bir et parçası haline gelecek. Ölümünüzle birlikte bedeninizi başka insanlar taşımaya başlayacaklar. Etrafta ağlayanlar, "daha dün buradaydı", "dağ gibi adamdı" diyenler olacak. Sonra o bedeni alıp evin bir odasına, belki de morga koyacaklar. Orada bir gece bekleyecek. Ertesi gün gömme işlemleri başlayacak. Cansız bedeni alıp gasilhaneye götürecekler. Görevli, kaskatı kesilmişolan bedeninizi soğuk suyla yıkayacak. Ancak bu aşamada ölümün izleri de bedende aşikar hale gelecek. Morarmalar başlayacak.
    Daha sonra bedeni beyaz bir bezle, kefenle saracaklar. Sonra da tahta tabuta koyup üstüne yeşil bir örtü örtecekler. Cenaze arabası gelecek, tabutu devralacak. Araba mezarlığa doğru ilerlerken, yolda hayat devam edecek. Bazı insanlar cenaze geçiyor diye saygı gösterecek, çoğu kendi işine bakacak. Sonra mezarlığa gelinecek. Tabut, sizi sevenler ya da seviyor gibi görünenler tarafından ellerde taşınacak. Etrafta muhtemelen yine ağlayanlar, sızlananlar olacak. Sonra o kaçınılmaz yere, mezara gelinecek. Üstünde sizin isminiz yazılı... Bedeni tabuttan çıkarıp beyaz kefenle birlikte mezarın içine atacaklar. Ve sonra son işyapılacak. Ellerine kürek alanlar, beyaz kefenin içindeki bedenin üzerine toprak atmaya başlayacaklar. Kefenin ağzını açıp içine de toprak atacaklar. Ağzınıza, burnunuza, boğazınıza, gözlerinize topraklar dolacak. Topraklar yavaşyavaşkefeni örtecek. Biraz sonra işleri bitecek ve gidecekler. Mezarlık her zamanki derin sessizliğine bürünecek. Gidenler, kendi hayatlarına geri dönecekler, ama gömülen beden için artık hayatın hiçbir anlamı kalmamışolacak. Dünyadaki hiçbir güzellik, hiçbir güzel ev, güzel insan, güzel manzara artık o beden için bir şey ifade etmeyecek. Bedeniniz, hiçbir dostunuzla artık görüşemeyecek. Beden için var olan tek şey, artık yalnızca toprak ve onun içindeki bakteri ve kurtlar olacak.

    Öldükten Sonra Ne Hale Geleceğinizi Hiç Düşündünüz mü?

    Zaten gömülmenizle birlikte bedeniniz hem içten hem de dıştan gelen etkilerle hızlı bir parçalanma sürecine girecek.

    Vücutta oksijen kalmayacağından, bir süre sonra mikroplar faaliyete geçerek bedene yayılacaklar.

    Karında toplanan gazlar cesedi şişirecek ve bu şişlik vücudun her tarafına yayılarak, bedeni tanınmaz hale getirecek.

    Bundan sonra gazın diyaframa yaptığı basınçtan dolayı ağızdan ve burundan kanlı köpükler gelmeye başlayacak.

    Çürüme ilerledikçe kıllar, tırnaklar, avuç içleri ve tabanlar yerlerinden ayrılacaklar.

    Bu dışdeğişmeyle beraber, iç organlarda da (akciğer, kalp ve karaciğerde) çürüme başlayacak.

    En korkunç olay ise bu noktada gerçekleşecek; karın bölgesinde toplanan gazlar deriyi zayıf noktasından patlatacaklar ve bedenden tahammül edilmez derecede pis kokular yayılacak. (Ölü insan kokusu, dünyanın en iğrenç kokularındandır.)

    Bu süre içinde kafadan başlamak üzere, adaleler de yerlerinden ayrılacak.

    Cilt ve yumuşak kısımlar tamamen dökülecek ve iskelet gözükmeye başlayacak.

    Beyin tamamen çürüyecek ve kil görünümünü alacak, kemikler bağlantılarından ayrılacak ve iskelet dağılmaya başlayacak...
    Bu olay, ceset bir toprak ve kemik yığını haline gelene kadar böylece devam edecek.

    "Ben" sandığınız bedeniniz böylelikle korkunç ve iğrenç bir şekilde yok olacak. Geride kalanlar sizden söz ederken, topraktaki tüm kurtlar, böcekler ve bakteriler sizin etlerinizi kemirecekler.

    Eğer bir kaza sonucunda ölür de, gömülmezseniz, o zaman çok daha feci bir manzara ortaya çıkacak.

    Bedeniniz, sıcak havada açıkta kalmışbir et gibi, kurtlanacak, birkaç gün içinde bir kurt yumağı haline dönüşecek. Kurtlar, son et parçasını da yiyene kadar iskeletin kıvrımları arasında dolaşacaklar.

    Böylece "en güzel bir biçimde" yaratılmışolan insan hayatı, olabilecek en korkunç biçimde sona erecek.

    Peki neden?

    İnsan vücudunun öldükten sonra bu hale getirilmesi Allah'ın dilemesiyledir. Ve bunun çok büyük bir hikmeti vardır. İnsan, kendisinin aslında bedenden ibaret olmadığını, bedeninin yalnızca kendisine giydirilmişgeçici bir kılıf olduğunu, bu korkunç sonu görerek anlamalı, bedenin ötesinde bir varlığı olduğunu hissetmelidir. İnsan, sadece bedenden ibaret olamayacağını, bedenin ötesinde onu bir araç olarak kullanan ruhun var olduğunu anlamalıdır.

    Allah kendini "et ve kemikten" ibaret sanan insana, belki de bunun bir aldanışolduğunu kavratmak için böyle ibret verici bir son hazırlamıştır.

    İnsan, bedeninin ölümüne bakmalı, bu geçici dünyada adeta sonsuza kadar kalacakmışgibi sahiplendiği ve bütün arzularına boyun eğdiği bedeninin akıbeti hakkında düşünmelidir. O beden toprağın altında çürüyecek, kurtlanacak ve iskelete dönüşecektir.

    DÜNYA HAYATININ GEÇİCİLİĞİ


    Hiç düşündünüz mü?


    Neden insan sık sık temizlenmek zorundadır? Neden temizliğine, bakımına dikkat etmezse, vücudu, ağzı kokar, cildi ve saçı yağlanır? Neden terler ve bu terin kokusu son derece kötüdür?

    İnsanın aksine, çicekler son derece güzel kokulara sahiptirler. Gül ya da karanfil, pis çamurlu bir toprakta yetişmelerine rağmen binlerce yıldır son derece güzel kokarlar. Ama insan, biraz dikkat etmediğinde kötü kokmaya başlar ve bunu ancak iyi bir bakımla engelleyebilir.

    Neden böyle olduğunu, insanın neden bu şekilde bir eksiklikle yaratıldığını hiç düşündünüz mü? Allah'ın neden çiçekleri güzel kokulu yaparken, insan bedeninin bu şekilde acizliklerle dolu olduğunu hiç aklınıza getirdiniz mi?

    İnsan yalnızca bu saydığımız özelliklerle kalmaz; yorulur, acıkır, susar, canı acır, midesi bulanır, hastalanır…
    İnsanlara bunlar doğal şeylermişgibi gelir, ama bu bir aldanıştır. İnsan hiçbir zaman kötü kokmayabilir, hiçbir zaman başağrısı çekmeyebilir, hiçbir zaman hasta olmayabilirdi. Tüm bu zorluklar, "tesadüfen" oluşmuşdeğil, özel olarak yaratılmışlardır. Allah, insanı belirli bir amaç, belirli bir hikmet doğrultusunda bu şekilde yaratmıştır.

    Bu amaçlardan biri; insanın aciz bir varlık, bir "kul" olduğunu anlamasıdır. Eksiksiz, mükemmel olmak Allah'ın vasfıdır, O'nun kulu olan insan ise sonsuz derecede eksiktir, zayıftır ve dolayısıyla O'na sonsuz derecede muhtaçtır. Allah bir ayette, konuyu çok hikmetli bir biçimde açıklar:

    Ey insanlar, siz Allah'a (karşı fakir olan) muhtaçlarsınız; Allah ise, Ganiy (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan)dır, Hamid (övülmeye layık)tır. Dileyecek olsa, sizi giderir (yok eder) ve yepyeni bir halk getirir. Bu, Allah'a göre güç değildir. (Fatır Suresi, 15-17)

    İnsanın sahip olduğu kusur ve eksikliklerin başka bir amacı ise, bu yurdun geçiciliğini hatırlatmasıdır. Çünkü söz konusu kusur ve eksiklikler, bu dünyadaki bedene mahsusturlar. Ahirette, cennet ehli yeni bir bedenle, eksiksiz ve kusursuz bir şekilde yaratılacaktır. Bu dünyadaki zayıf, eksik, kusurlu beden, müminin gerçek bedeni değildir, geçici bir süre içinde kaldığı bir kalıptır.

    Bundan dolayıdır ki, dünyada kusursuz bir güzellik elde edilemez. Fiziksel yönden en güzel, en çekici, en kusursuz olduğunu sandığımız bir insan da, diğer tüm insanlar gibi fiziksel ihtiyaçlarını gidermekte, terlemekte, kimi zaman ağzı kokmakta, kimi zaman yüzünde sivilce çıkmaktadır. Temiz kalabilmek için sürekli yıkanmak ve bakım yapmak zorundadır. Kimi insanın yüzü güzeldir, ama fiziği o kadar düzgün değildir. Bunun tersi de mümkündür. Kimisinin gözü güzel, fakat burnu eğri olabilir. Bu özelliklerin sonsuz varyasyonlarını sayabiliriz. Dışgörünüşolarak gerçekten kusursuz gibi görünen bir kimsede de hiç umulmadık bir hastalık, rahatsızlık ya da kusur bulunabilir.

    Herşeyden önemlisi, en mükemmel görünen insan bile mutlaka yaşlanır ve ölür. Beklenmedik bir anda bir kazayla paramparça olabilir. Dünyadaki beden gibi, dünyanın bizzat kendisi de eksik, kusurlu, yetersiz ve geçicidir. Bütün çiçekler mutlaka solar, en güzel yiyecekler çürür, bozulur, kokuşur. Tüm bunlar bu dünyaya mahsus eksik ve kusurlardır. Bizlere tanınan kısa dünya hayatı da, taşıdığımız beden de Allah'ın çok kısa bir süre için verdiği geçici emanetlerdir. Sonsuz bir yaşantı ve mükemmel bir yaratılışise yalnızca ahirete mahsustur.

    Rabbimiz bir ayetinde şöyle buyurur:


    Size verilen herhangi bir şey, dünya hayatının metaı (kısa süreli faydalanması)dır. Allah Katında olan ise, daha hayırlı ve daha süreklidir. (Bu da) iman edip Rablerine tevekkül edenler içindir. (Şura Suresi, 36)


    Bir başka ayette, dünyanın gerçek mahiyeti şöyle anlatılır:

    Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama', bir süs, kendi aranızda bir
    övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir 'çoğalma-tutkusu'dur. Bir yağmur örneği gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya kafirlerin) hoşuna gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli bir azap; Allah'tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk (rıza) vardır. Dünya hayatı, aldanışolan bir metadan başka bir şey değildir. (Hadid Suresi, 20)
    Kısaca bu dünyada Allah sonsuz kudret ve bilgisinin bir göstergesi olarak birçok güzellik, sanat ve harikalık ile çok çeşitli kusur ve eksiklikleri de aynı anda yaratmaktadır. Mükemmellik ve kalıcılık bu dünyanın kanununa aykırıdır. Gelişen teknoloji de dahil olmak üzere, insan aklının düşünebileceği hiçbir şey Allah'ın bu kanununu değiştiremeyecektir. Böylece insanlar bir yandan ahireti özleyip ona kavuşmak için çabalamalı ve Allah'a gereken şükür ve takdiri göstermelidirler. Bir yandan da bunların gerçek yerinin bu geçici dünya değil, eksik ve kusurlardan arındırılmışve müminler için hazırlanmışebedi cennet hayatı olduğunu anlamalıdırlar. Kuran'da, bu gerçek çok açık bir biçimde bildirilir:
    Hayır, siz dünya hayatını seçip üstün tutuyorsunuz. Ahiret ise daha hayırlı ve daha süreklidir. (A'la Suresi, 16-17)


    Bir başka ayette ise, "gerçekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur" (Ankebut Suresi, 64) denir.

    "Asıl hayat"ımız olan ahiret ile geçici bir yurt olan dünya arasında, perde kadar ince bir sınır vardır. Ölüm, işte bu perdeyi kaldırır. Ölümle birlikte bu dünya ve bedenle olan ilişki kesilecek, yepyeni bir yaratılışla sonsuz hayata başlangıç yapılacaktır.

    Ölümle birlikte başlayacak olan hayat gerçek hayattır. Eksiklik, kusur, geçicilik dünyaya ait kanunlardır. Gerçek kanunlar; kusursuzluk, ölümsüzlük, mükemmellik üzerine kuruludur. Bir başka deyişle, normal olan, bir çiçeğin hiç solmaması, bir insanın hiç kirlenmemesi, hiç yaşlanmaması, bir meyvenin hiç çürümemesidir. Asıl kanunlar, insanın her istediğinin anında gerçekleşmesini, insanın hiçbir acı ve hastalık yaşamamasını, hiçbir zaman üşümemesini, ya da terlememesini gerektirir. Ancak asıl kanunlar, asıl hayatta; geçici kanunlar da geçici olan bu dünya hayatındadır.

    Asıl kanunların yurdu, yani ahiret ise çok yakındır. Allah dilediği an insanın buradaki yaşamına son verip, onu ahirete geçirebilir. Bu geçiş, bir göz açıp-kapaması kadar çabuk gerçekleşecektir. Rüyadan uyanmak gibi... Ölümle birlikte sona erecek olan dünyanın, ahirete göre ne denli kısa olduğu Kuran'da şöyle anlatılır:

    Dedi ki: "Yıl sayısı olarak yeryüzünde ne kadar kaldınız?" Dediler ki: "Bir gün ya da bir günün birazı kadar kaldık, sayanlara sor." Dedi ki: "Yalnızca az (bir zaman) kaldınız, gerçekten bir bilseydiniz," "Bizim, sizi boşbir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten Bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?" (Müminun Suresi, 112-115)

    Ölümle birlikte rüya sona ermişve gerçek yaşam başlamıştır. Yeryüzünde "bir gün ya da bir günün birazı kadar", hatta "bir göz çarpması" kadar kalmışolan insan, yaptıklarının hesabını vermek üzere Allah'ın huzuruna çıkar. Eğer dünyada iken ölümü aklında tutmuş, Allah'a kavuşacağının bilincinde olmuşise, kurtulmayı umacaktır. Kuran'da "kitabı sağ eline verilen" bu kurtulmuşların şöyle diyeceği haber verilir:

    "... Alın kitabımı okuyun. Çünkü ben, gerçekten hesabıma kavuşacağımı sanmış(anlamış)tım." (Hakka Suresi, 19-20)

  2. #2

    Kayıt Tarihi
    28-11-2007
    Mesajlar
    480
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı cinselcin tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    İnsanlar öldüklerinde ruhlarının bedenlerini terkederek öbür alemde yaşayacaklarına inanırlar. Bu inancın kaynağı gene cinlerdir. İnsanları nasıl kandırırlar. Çeşitli şekillerde, örneğin birilerine yapay rüyalar göstererek:

    "...
    “dünyadaki bedenini terk etmiş ruhlarla irtibat kurarak...","...medyumun ruhundan başka bir ruhun...","...medyumun ruhunun mu yoksa bir bedensiz ruhun..."

    İki tür ruhtan bahsediliyor:

    1- Medyumun ruhu

    2- Dünyadaki bedenini terk etmiş ruh

    Bunlar insanların aldatılarak inandırıldığı şeylerdir. Yani, sözde insan öldüğünde insanın ruhu yaşamaya devam eder. Bu aslında "maddesiz bedenli ruh varlıklar" ya da cinler denilen ruh varlıkların insanları aldatmalarıyla oluşmuş inançlardır. Bu inançlar nasıl oluşturulur: En kolay yolu insanlara özel rüyalar göstermektir. Birisi rüyasında ölmüş birini görür ve ondan bazı bilgiler alır. Uyanınca bakar ki bu bilgiler doğrudur. Aslında verilen bilgiler eften püften şeylerdir; çünkü asıl amaç, bunun bir rüyadan öte bir şey olduğunu göstermektir. Kişi rüyasında gördüğü şeye göre bir araştırma yapar, birilerine anlatır ve duruma göre o konu hakkında bilgisi olan kişiler: "Aaa sen bunu nerden biliyorsun" der. O da "rüyamda falanca kişi söyledi" der. "Ya ama o kişi bilmem kaç yıl önce öldü" diye yanıt alır. Konular farklı olsa da bu şekilde aldatmaca maksadına ulaşmış olur. Yani insanlara siz ölünce bedeniniz dünyada kalacak ama ruhunuz öbür tarafta yaşayacak denilmiş olur. İnsanlar da bunu ilahi bir varlık yoluyla aldıkları için bu işin arkasında Tanrı'nın olduğunu düşünürler. Çünkü bu maddesiz bedenli ruh varlıklar kendilerini ölmüş iyi bir insanın ruhu olarak tanıtmışlardır.

    Bir medyum kendisine ne gösteriliyorsa, ne deniliyorsa, ne yapması isteniyorsa ona göre hareket edecektir. Aslında bu ruh varlıklar onları da kandırıyorlar...."
    Cehennem Azabına dair ayetler - 5.Sayfa - TurkForum.Net

  3. #3

    Kayıt Tarihi
    28-11-2007
    Mesajlar
    480
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı cinselcin tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    İnsanların ölünce ruhlarının öbür alemde yaşamaya devam ettiğine inanmalarının bir nedeni astral seyahat denilen bir olaydır. Astral seyahat nedir? Kısaca astral seyahat cinlerin insanlara uyku-uyanıklık arası bir durumdayken zihinlerinde onlara yaşattıkları bir deneyimdir. Uykuda olsaydı, kişi uyanınca bunun yalnızca bir rüya olduğunu düşünecekti. Fakat uyku-uyanıklık arası durumda ise, kişi gördüklerini uyanıkken yaşamış olarak algılar ve gerçekten yaşadığını sanır. Öyleyse ruh - ruah - nedir öncelikle buna bir bakalım:

    Ruh nedir?

    "...
    Şu soru belki de hiç sorulmamış bir sorudur. Hücreler neyle çalışır? Buna belki fazla düşünmeden, aldığımız gıdalar diyoruz. Fakat eğer hücreler yalnızca gıdayla çalışan bir sistemi oluşturuyorsa, şunu düşünmek gerekir. Belli bir nedenle kalbi duran ve ölen kişinin bedeninde yeteri kadar depo edilmiş gıda vardır zaten. Öyleyse bu gıdaların hücrelerdeki varlığı, hücreleri yaşatmaya tek başına yetmemektedir.

    Tıpkı bir otomobilin durumu gibi. Otonun benzin deposu dolu, motoru sağlam, fakat motor çalışmıyor; çünkü oto park etmiş duruyor. Motorun çalışması için üç şey gerekiyor (Konumuz karbon yakıtla ilgili). Esası karbon olan benzin, oksijen ve ateş. Bir motorun yanma odasında bu üç unsur birleşir ve motor çalışır. Atık madde olarak motordan dışarıya karbondioksit verilir. İnsanın bedeni de buna benzemiyor mu?

    Ruh = Bir Enerji Türü - Farklı Bir Tür Ateş

    Astral seyahat, insanlara ruhun bedenden ayrı olarak yaşayabileceği inancını benimsetmeyi amaçlayan bir aldatmacadır. Hemen hemen bütün dinler, canın ya da ruhun ölümsüz olduğunu anlatır. Bu öğretinin kaynağı cinlerdir. Kökeni eski Babil şehridir. İnsanlar buna inandıkları için, ölülerini gömdükleri zaman, ölünün sevdiği bazı eşyalarını da onunla birlikte gömmüşlerdir. Astral seyahate çıktığını sananlar, aslında hiçbir yere gitmezler. Ne ruhları bir yere gider, ne de onların sandıkları gibi astral beden dedikleri bedenleri bir yere gider. Zaten astral beden diye bir şey de yoktur. Ayrıca insandan ayrı yaşayabilen ruh diye bir şey de yoktur. Ruh denilen şey, yalnızca canlıları yaşatan bir güçtür, bir kuvvet türüdür. Aynı kuvvet türüne hayvanlar da sahiptirler. Nasıl ki, bir makinenin çalışması için elektriğe ihtiyacı varsa, insanların ve hayvanların hücrelerinin çalışması için de ruh (ruah) denilen bir güce ihtiyaç vardır. Ancak bu ruhun bir kişiliği, bilinci yoktur, yalnızca bir enerjidir. Kısaca ruh hücreleri çalıştırır. Ama ruhun hücreleri canlı tutmaya devam edebilmesi için de oksijene ihtiyacı vardır. Hem insanlar, hem de hayvanlar soluk alarak bu oksijeni, kan dolaşımı yoluyla bütün hücrelere kadar iletirler. Tıpkı bir mumun ya da bir odun parçasının yanmaya devam edebilmesi için oksijene ihtiyaç duyması gibi. Örneğin, yanan bir odun parçasında üç unsur vardır. Yakıt (karbon), ateş, oksijen. Odunun yanması için, ilk tetikleyici ateşe ihtiyaç duyulur. Ateşin de devamı için oksijen gereklidir. Bu arada yakıt olarak odundaki karbon tüketilir. İlk tetikleyici ateşin devamlılığı için oksijen ve karbon tüketilmeye devam edilir. Bu ikisi tükenmedikçe ateş yanmaya devam eder. İnsanın durumu da buna çok benzer. Örneğin, insanın karmaşık yapısını bir yana bırakıp, yalnız ekmek yediğini varsayalım. Ekmek bir karbonhidrattır; yani karbon içeren bir yakıttır. Ama bu karbonun yanması için tetikleyici bir ilk ateş lazımdır. İnsanda bu ateş, "ruah" denilen yaşam enerjisidir. Bütün hücrelerde bu yaşam enerjisi vardır. İnsan bu ilk yaşam enerjisini ana-babasından alır. Bir insan ekmek yediğinde, bu sindirilir ve kana karışır. Kan ekmekteki yakıtı hücrelere kadar götürür. Hücrelerde zaten ekmekteki karbonu yakmak için bu yaşam ateşi yanmaktadır. Fakat bunun devam edebilmesi için, gene bütün bu hücrelere oksijen de gitmelidir. Gene soluk alma ve kan dolaşımı yoluyla, gerekli olan bu oksijen hücrelerdeki bu karbonu yakan alevin (ruah-yaşam gücü-yaşam enerjisi) sönmemesini sağlar. Hücrelerde karbon yakılırken kullanılan oksijen bu karbonla birleşir ve sonuçta atık madde olarak ortaya karbondioksit çıkar. Gene kan dolaşımı ve soluk verme yoluyla bu atık madde havaya verilir. Bir mumun ya da bir odunun yakıt maddesi olan karbon da, yanarken gene aynı şekilde oksijenle birleşir ve havaya karbondioksit verilir. Yani kısacası bir mumun alevi ne ise, insandaki ruh da ona benzer bir şeydir.

    Öyleyse şunu düşünüp soralım, mum sönünce alev nereye gider? Alev, oksijensiz bir ortamda, örneğin uzayda yanmaya devam edebilir mi? Alev mumun yakıtı olmadan yanmaya devam edebilir mi?

    Ya insanın ruhu, insan ölünce nereye gider? İnsanın hücrelerinde oksijenle varlığını sürdüren bu enerji türü, uzayda yanmaya devam edebilir mi? Gene bu ruah denilen enerji türü insanın yediği karbon içeren gıdaları yakıt olarak tüketmeden yanmaya devam edebilir mi?

    Astral seyahat maddesiz bedenli varlıkların insanların zihinlerinde yapay olarak oluşturdukları bir yolculuktan başka birşey değildir. Bunu ya uyanıkken vizyon göstererek yaparlar; ya da çoğunlukla yaptıkları gibi, insanlar uykuya dalarken veya uykudan uyanırken, henüz yarı uykulu durumdalarken (uyku-uyanıklık arası) onların zihinlerini ele geçirerek onlara yapay rüya yoluyla bu deneyimi yaşatırlar. Artık insanları aldatabilmek için de ne isterlerse onu kişiye gösterirler. Astral seyahate çıkan kişi de başka tanıdığı ya da tanımadığı kişileri görür. Böylece onların da öldükten sonra öbür dünya da yaşadıklarına inanır.

    Bazı kişilerin kalbi durur ve suni solunumla tekrar hayata döndürülür. Bu kişi birkaç dakika için ölü gibidir. Acaba bu kişi bu arada nerededir? Tekrar kendine geldiğinde öbür dünyadan mı geri gelmiştir? Tıpkı sönen bir odun parçasını üfleyerek tekrar yanmasını sağlamak mümkün olduğu gibi, bu kişiye de ihtiyaç duyduğu oksijen suni olarak verilmiştir. Ve kişinin hücrelerindeki yaşam enerjisi tam olarak kaybolmadan - sönen fakat henüz sıcaklığını kaybetmemiş bir odunda olduğu gibi - tekrar canlandırılır. Ya birkaç saat için ölü durumda kalanlar için ne denilebilir? İşin o tarafında ruhçuluk olayları vardır. İnsanların ölünce ruhunun yaşadığına inandırtma aldatmacaları, hepsi bu. Normalde solunum yapmayan bir kişinin beyin hücreleri oksijen almadığından birkaç dakika içinde bir daha onarılamaz bir hasar görür. Aşırı gecikmeyle yaşama döndürülen böyle bir kişi artık normal sağlıklı biri olamaz, bu doktorların görüşüdür ve doğrudur..."
    Cehennem Azabına dair ayetler - 5.Sayfa - TurkForum.Net

  4. #4

    Kayıt Tarihi
    28-11-2007
    Mesajlar
    480
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı cinselcin tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Belki de ilk başta bilinmesi gereken bir konu şudur: Acaba cinler insanları hangi yollarla etkilerler. Aşağıdaki konu cinlerin insanları kandırırken bunu nasıl başardıklarını kısaca ele alıyor. :

    "...
    Maddesiz bedenli ruh varlıklar ve özel rüyalar

    3 farklı etkileme durumu

    Uykuda yapabildikleri yalnızca yapay rüyalar ama nispeten en kolay uygulayabildikleri bir yöntem

    Uyku-uyanıklık arası hali ise başka bir ideal durum oluşturuyor. Çünkü rüyadan farklı olarak kişiye yaşadıklarının rüya olmadığı hissi verilir.

    Uyanıkken ise yapabilecekleri şey görüntü (vizyon) göstermedir. Ama kişinin bilinci yerindedir. Herşeyin farkındadır. (Uyanıkken yapabildikleri bununla sınırlı değildir. Öfke, uysallık, sevgi, nefret, bir yere yönlendirme duyguları ve kişiyi etkileyen vd. etkileri vardır. İnsanlar bu gibi etkilerden dolayı 6. his denilen birşeyin olup olmadığı tartışırlar. İnsandan kaynaklanan 6. his diye birşey yoktur. İnsanların doğal sezgileri ise konumuzun dışındaki normal bir duygudur.)

    Diğer birçok yöntemlerden birçoğu "Uyku-uyanıklık arası" türüne uyum gösteren şeylerdir. Örneğin hipnoz, meditasyon, yoga (asıl yoga, fiziksel egsersiz değil) gibi şeyler beyni uyuşturmaya yönelik yöntemlerden sadece birkaçıdır. Bunların beyni kontrol edebilmeleri için beynin uyuşması - düşüncelerden arındırılması - yavaşlatılması şarttır. Uyuşturucu madde kullananlar bilmeden kendi zihinlerini uyuşturarak (uyku-uyanıklık arası duruma girer) bu etkiye açık hale gelirler. Her durumun mutlaka bu maddesiz bedenli ruh varlıklar tarafından otomatikman fırsat olarak değerlendirileceği demek değildir. Ama kim bilebilir?

    Alıntı->Meditasyon

    "Eğer insanların zihinleriyle oynayabilen "maddesiz bedenli ruh varlıklar" varsa insanlara herşeyi inandırabilirler. Hipnoz beyni etkilemek değil midir? Ya da "haberci rüyalar" nedir? Beyine sesler, görüntüler, uykuda veya yarı uykudayken vs. verilebiliyorsa her şey olur. İnsana birçok şey inandırılabilir. Uyuşturucu kullanan kimselerin - bir tür uykululuk hali, beynin çalışmasının yavaşlatılması - halusinasyonlar görmesi tastlantı mıdır? Konular farklı adlar taşısa da - hipnoz, reenkarnasyon, durugörü, telepati, ruhsal irtibat, astral seyahat vs.- özünde aynı şey var; ruhçuluk. Daha doğrusu "maddesiz bedenli ruh varlıkların" insanların zihinlerini uyurken rüyalarla, uyanıkken önce çeşitli yöntemlerle uyuşturarak - örneğin hipnoz veya trans - (aracılık eden kişiler olan ve olmayan şekilleriyle) zihinlerini ele geçirmeleri ve sonra da istedikleri sesleri, görüntüleri, bilgileri o kişinin belleğine yerleştirmeleridir. Örneğin bir çocuğun zihnine önceki yaşantısına ait olduğuna dair birtakım veriler yerleştirilirse, bundan reenkarnasyon inancı oluşturulur. Çocuk gider önceki ailesine ait evi eliyle koymuş gibi bulur, aile fertlerini tanır vs. Bazı kişilerin başından geçenlerin anlatıldığı olayların konu edildiği yazılar var. Bütün hepsi ruhçulukla ilgili ve sonuçta insanların beyinlerinin yapay olarak etkilendiği ve yanlış inançların oluşması için maksatlı olarak tertiplenmiş aldatmacalardır. Tabii insan kaynaklı değil. Yoga, meditasyon ve zikir gibi uygulamalar zihnin düşüncelerden arındırılması değil midir? Neden hipnozda birine gevşe, hiç birşey düşünme denir? Pharmakia (bugünkü kullanımı Pharmazie) sözcüğünün ruhçulukta kullanılan ve zihni uyuşturan uyuşturucu maddelerle ilgisi vardır. Amaç beynin kullanılabilir bir hale, kıvama getirilmesidir, yavaşlatılmasıdır ki, "maddesiz bedenli ruh varlıklar"ca kontrol edilebilsin. Bir örnek zikirdir: İnsanın zihninden düşünceleri boşaltması zordur. Ama eğer herhangi bir sözcüğü sürekli tekrarlarsanız, aslında aynı etkiyi yapmış olursunuz. Yani zihin karmaşık düşüncelerden sıyrılır ve tekdüze olarak ele geçirilebilir bir kıvama girer. Sözcüğün şu ya da bu olmasının bir önemi yoktur. Amaç kişinin karmaşık düşüncelerinin engellenmesidir. Bu sözcük herhangi bir sözcük olabilir, yeter ki maksat yerine gelsin."

    Maddedeki şu ifadelere dikkat edilirse daha iyi anlaşılabilir:


    Zihni düşüncelerden boşaltarak zemin hazırlamak:

    Konsantrasyon yöntemi: Dikkatin tek bir noktada toplanmasına dayanır. Zihnin konsantre olduğu bu nokta, soyut bir düşünce, bir mandala, bir yantra (bir geometrik biçim), bir koan (bilmecemsi Zen soruları), bir mantra (bir ses, sözcük, cümle veya şarkı), bir mum alevi, solunum kontrolü veya bir başka şey olabilir. Konsantre olunan şey hangi düşünce ya da hangi konuysa, dış uyaranlardan etkilenmemeyi becererek ve zihne girmeye çalışan konu-dışı fikirleri geri göndererek o konu üzerinde derin ve ayrıntılı bir biçimde ve zorlanmadan düşünmek söz konusudur.

    Mantra (zikir) yoluyla beyni düşünemez hale getirmek:

    Bir ses, bir sözcük, bir cümle veya bir şarkı biçimindeki mantraların tekrarının, özellikle meditasyonun sürekliliğini sağlayan monoton bir uyaran olması bakımından yararı bulunmaktadır. Ayrıca, kimilerine göre, bazı mantralar ses titreşimleri yoluyla yaratılan birtakım tesirlerle de meditasyoncuya yararlı olmaktadırlar. Mantralar dinlere göre ve bir üstadın öğrencisi hakkındaki kişisel belirlemelerine göre değişirler. Meditasyoncu, düşünürken aklına başka şeyler gelirse, sükunetle mantrasını tekrar eder ve ana konuya geri döner. Kısaca, meditasyonda mantra bir anahtar gibi kullanılır.


    "...zihnin düşüncesiz kalması, boş tutulması gerekir."..."Zihne gelen tesir bazen ruhsal tekâmül düzeyi yüksek varlıklardan gelir."..."obsesyon denilen büyük bir tehlikeyi davet edebilir." Bu ifadeler tamamen yerindedir.

    "Bilinç ayrışması" olarak adlandırılan ikinci yöntem ise, ne olup bittiğini tarafsız bir gözlemle izleme yöntemi olarak açıklanabilir. Bu yöntemin en tanınmış şekli Zen'deki zazen uygulamasıdır. Bu ikinci yöntemin Uzakdoğu'da kullanılan bir başka biçimi de şöyle açıklanır: Önceden kararlaştırılmış, konsantre olunacak herhangi bir konu yoktur, zihnin düşüncesiz kalması, boş tutulması gerekir. Meditasyon ilerledikçe zihni boş tutabilme süresi de uzar. Bu boşluk sırasında zihne ilham gelmesi söz konusu olur. Zihne gelen tesir bazen ruhsal tekâmül düzeyi yüksek varlıklardan gelir. Zihnin sükunetle boş bırakılmasının amacı içte sezgisel olarak belirebilecek bu tesirlere yer ayırmaktır. Bu tür sezgiler insana diğer zamanlarda da gelmekle birlikte, meditasyon halinde daha kolay, daha açık, daha güçlü ve daha özgün halde gelirler. Fakat zihni boş tutmaya dayalı yöntemin yeterince bilgi ve görgüye sahip olmadan yapılması obsesyon denilen büyük bir tehlikeyi davet edebilir.

    "Yogada uygulanan mantraları, yani kutsal sözleri tekrarlayarak gerçekleştirilen meditasyonun sufizmdeki karşılığı “zikir”dir."

    Meditasyon, yoganın temel taşlarından biridir. Yoga ile ulaşılacak, evrenle birleşip bütünleşme haline meditasyon uygulaması olmadan gelmek mümkün değildir. Bu meditatif hal aslında pek çok dinin pratikleri içinde yerini bulmuş bir uygulamadır. Örneğin, İslam Sufizminde benzer uygulamalara sıklıkla rastlanmaktadır ki, en bilinen örnek “sema” meditatif hal sağlanmadan uygulamada devamlılığın kolay kolay gerçekleşmeyeceği bir çalışmadır. Yogada uygulanan mantraları, yani kutsal sözleri tekrarlayarak gerçekleştirilen meditasyonun sufizmdeki karşılığı “zikir”dir. Uygulamada solunuma ya da sema veya duaya odaklanma gibi farklılıklar olsa da, meditatif hale geçildiğinde karşılaşılan fizyolojik değişimler aynıdır. Bunu yanında her iki meditasyon esnasında da kişilerin neşeli, güçlü duygular, zamansızlık hissi, farkındalıkta artış, zihinsel dinçlik, iyi olma hissi ve genel gevşeme hissettiklerini ifade ettikleri görülmektedir.

    "...farklı bir dördüncü bilinç düzeyi gözlenmiştir."

    Meditasyonun hem zihinsel bir aktivite hem de bu aktivitenin ardından ulaşılan bir “bilinç hali” olduğu 1970’lerde yapılan çalışmalarda ortaya koyulmuştur. Yapılan çalışmalarda meditasyon yapanlarda tıpta mevcut olan uyku, uyanıklık ve rüya bilinç düzeylerinden farklı bir dördüncü bilinç düzeyi gözlenmiştir.

    Gözlemlenen bu dördüncü bilinç kimin bilincidir? Bu "maddesiz bedenli ruh varlıklar"ın kontrolündeki bilinç olmasın!..."
    Cehennem Azabına dair ayetler - 5.Sayfa - TurkForum.Net

  5. #5

    Kayıt Tarihi
    28-11-2007
    Mesajlar
    480
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı cinselcin tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Cinlerin başlıca üç faaliyet alanından birisi hemen hemen tüm sahte dinlerde bulunan sahte inançları oluşturup, bu inançlara dayanan dinleri kurmalarıdır. Yani sahte öğretiler yoluyla gerçekleri kapamaya, insanları gerçekleri göremez hale getirmek onların amaçlarıdır:

    "...
    Cevap: cinler
    Alıntı:
    g´isimli üyeden Alıntı
    Bu olay 3 Ekim 2003 tarihinde gerçekleşti.Aşağıda anlatılanlar tamamen doğrudur!!! O gün benim doğum günümdü...Çağırdığım arkadaşlarımın gelmesini bekliyordum.İlk en iyi arkadaşım geldi(adını vermiyeceğim)sonra birlikte diğer arkadaşlarımın gelmesini bekledik. Herkez geldi ve bilgisayar oynuyacaktık.Her doğum günümde olduğu gibi annem evden gitti. Oyunumuz bitti ve arkadaşlarımın getirdiği hediyeleri açcaktım.Ondan önce arkadaşlarımdan biri hemen ortaya atıldı.Bence kimse yokken ruh çağıralım dedi.Bende arkadaşlarıma danıştım olur dediler.Aramızdan biri ruh diye bir şey yok dedi.Ama oda katılmak zorunda kaldı.Kimin ruhunu çağıralım diye düşündük.Kafadan birini attık ve geldi.Ruh sapık çıktı kız arkadışıma bazı sözler söyledi: *Senle yatıcam rüyana giricem.Sana tecavüz edicem bir daha rüyandan hiç çıkmayacağım. sen uyumak istemiycen her yerde artık beni görücen... sonra direk kız ortadan kalktı ve inanmayan arkadaşım bizim söylediğimizi sandı.Gülerek kalktı.Sonra pastayı yedik,hediyeleri açtım ve dışarı çıktık.Kız arkadaşım korkuyodu dışarıya çıktık ve gene o ruh geldi biz ruhu göremiyorduk ama gözüm önünde kız arkadaşım delirmiş gibi üzerime gelme diyordu.Sonra annem geldi olanları anlattık kız arkadaşım bir gün bizde kaldı.O benim yatağımda yatıyordu bende salonda.Gece 4 gibi bağırmaya başladı uyandırmaya çalıştık uyanmıyordu.En son bende cevşen vardı ve ona taktık üzerine su dök- tük uyandı rüyasında gene o ruhu görmüş ve ben gelmişim ona yardım etmişim... Bir daha ruh çağırmadık...
    Cinlerle oyun oynanmaz, bunu bilmeniz gerekirdi. Cinin dedikleri tamamen doğru. Cinlerin başlıca üç ana faaliyet alanı vardır.

    1- Sahte dinler. Sahte tapınmaları oluşturup bunları desteklemeleri. İnsanların gözlerini gerçekleri göremeyecek bir duruma getirmek için ortaya sahte tapınmalar çıkarmışlardır. İnsanlardan gerçekleri gizlemek için birçok sahte öğretileri birçok din-dinler yoluyla yaymışlardır. Bu cin kaynaklı sahte inançların en başta gelenleri:

    İnanç 1: İnsan ölünce ruhu yaşamaya devam eder.
    İnanç 2: Ölen kişinin ruhu, başka birisi olarak tekrar beden alabilir. (Reenkarnasyon)
    İnanç 3: Ölen kişinin cennetle cehennem arasında bekleyeceği bir yer vardır. (Araf-Berzah)
    İnanç 4: Ölen günahkarın azap çekeceği bir cehennem vardır. (Hell, Inferno)
    İnanç 5: Tanrı insanların kaderini belirler. İnsanlar bunun dışına çıkamazlar. (Predestination)

    Bu liste böyle uzayıp gider.

    2- Seks. İnsanlarla seks yapmak için fırsatları ararlar. Bunu bazen erkek şekline, bazen de kadın şekline girerek yaparlar. Bunu yaparken maddeleşmezler ama maddeymiş gibi etki ederler. Çoğu kez rüyalar veya başka yollarla ölmüş kişileri taklit ederek, insanların öldükten sonra ruhlarının öbür alemde yaşadıklarına inandırmışlardır. Ve insanları ölmüş kişilerin ruhlarının yaşadığına inandırtmış olduklarından, kimi zaman örneğin bir kadının ölmüş kocası gibi gelerek, o kadınla seks yapmak isteyebilirler. Halk arasında yaygın olan bazı anlatımlar vardır. "Bir adam var, bir peri kızıyla evli ve ondan çocukları da varmış." gibi anlatımlar kısmen doğrudur. Yanlış olan kısmı yalnızca çocukları varmış kısmı; çünkü onlar sadece öyle göstermişlerdir.

    3- Sadizm. İnsanlara eziyet etmekten zevk alırlar. Karabasanla, kabuslarla (özel rüyalar göstererek), vizyon yoluyla, hayalet görünümüyle vs. insanları korkuturlar. Sahte dinsel inançların içinde bile onların bu sadistlikleri vardır. Ve bu inançlarla da insanları korkutup eziyet ederler ve bundan sadistçe zevk duyarlar. Bu dinsel inançların başında cehennem inancı gelir. Ama bununla da bitmez. Ölen insanın, bu insan kötü olsun olmasın mezarda ziyaret edilerek sorgu melekleri tarafından sorgulandığı inancıyla da korkutulurlar. Eğer bir de bu kişi kötüyse bu melekler mezarda kendisine kabir azabı yapacaklardır. Cehennem kadar olmasa da oldukça korkutucudur; çünkü düşünün, sizi hiç kimse ziyaret etmese bile mezarlıkta bilinçli bir şekilde toprağın altında yatıyorsunuz. Mezarlığın ıssızlığı ve karanlığı yeteri kadar insanı korkuturken, bir de siz ölüsünüz ve toprağın altında ruhunuz bir süreliğine size dönüyor(muş) ve beklemeye başlıyorsunuz. Ne kadar korkutucu bir durum! Bundan sonra "araf" ya da "berzah" denilen bekleme yeri var. Burası ise başka bir anlamda korkutucu bir yerdir. Yani zamanın geçmek bilmemesi, hep beklemek ve beklemek, yani kıyamete kadar beklemek. İnsanın bir kuyrukta birkaç saat beklemesi veya bir otoyolda uzun saatler boyu beklemesi ne kadar can sıkıcıdır. Bir de bunun binlerce, onbinlerce, belki de milyonlarca yıl için kıyamete kadar sürdüğünü düşünürsek, bu inancında oldukça korkutucu olduğunu görebiliriz.

    Tabi ki, herkes bu söylenenleri kabul etmeyecektir. Benim için bir sorun yok. Ama onlar da bilsinler ki, kendi inandıkları ve hatta cinler hakkında inandıkları şeylerin çoğu doğru değildir. Neden mi? Nedeni gayet basittir. Çünkü inandıkları şeyleri aslında onlara öğretmiş olanlar zaten bu cinlerdir de ondan. Sadece inandıkları inançlar onlara dolaylı yoldan gelmiştir, o kadar. Bazen duyarız onlar hakkında bazı şeyler söylenir. "İşte ben ibadet ederken bir cin bana engel olmaya çalıştı" türünden şeyler. Buradaki kurnazlığı ve tuzağı göremezler. Aslında cinler bu gibi numaralar yoluyla bu kişileri aldatmışlardır. Yani kişi bu olayla yaptığı ibadetin doğru olduğuna bir kat daha inanır. Yani cin onu ibadetinden alıkoymaya çalıştığına göre yaptığı şey demek ki doğrudur, diye inanır. Oysa onların yaptığı tıpkı yetişkin bir kişinin küçük bir çocukla, diyelim güreşirken yalandan yenilmesine benzer. Daha birçok numaraları vardır ve bunların birçoğu dinsel öyküler vs. şeklinde anlatılırlar.

    Bu arada konuya dönersek, kız arkadaşının başına gelenlere üzüldüm. Ama kurtulamaz diye birşey de yok. Ama benim şimdi buradan yol göstermeye çalışmam ne kadar doğru olur! Ayrıca bu işlerle uğraşarak cin çıkaran ya da büyü bozan vs. kişiler (genellikle) cinlerle birlikte çalışan kişilerdir. Tabi onlara göre onların kötü cinlerle ilişkileri ya yoktur, ya da onlar bunu Allah'ın yardımıyla yaptıklarını sanırlar. Yani onlara göre iyi ve kötü cinler diye iki grup vardır ve onlar iyi cinlerle çalışırlar. İYİ CİN YOKTUR!... KÖTÜ CİNLERDEN BAZILARI İMANA GELMİŞLER!... diye birşey yoktur. Bütün bunlar insanları kandıran cinlerin bir aldatmacasıdır. Müslüman, Hıristiyan cin diye de birşey yoktur. Kandırmacadır. CİNLERİN TÜMÜ KÖTÜDÜRLER. Burada daha uzun açıklamak gereksiz diye düşünüyorum. Cinlerle ve ruhçulukla ilgili foruma eklediğim yazıları okuyabilirsin..."
    Cehennem Azabına dair ayetler - 5.Sayfa - TurkForum.Net

  6. #6
    avşar 07 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    22-08-2007
    Mesajlar
    319
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı:
    cinselcin tarafından gönderildi.
    Belki de ilk başta bilinmesi gereken bir konu şudur: Acaba cinler insanları hangi yollarla etkilerler. Aşağıdaki konu cinlerin insanları kandırırken bunu nasıl başardıklarını kısaca ele alıyor. :

    "...
    Maddesiz bedenli ruh varlıklar ve özel rüyalar

    3 farklı etkileme durumu

    Uykuda yapabildikleri yalnızca yapay rüyalar ama nispeten en kolay uygulayabildikleri bir yöntem
    Uyku-uyanıklık arası hali ise başka bir ideal durum oluşturuyor. Çünkü rüyadan farklı olarak kişiye yaşadıklarının rüya olmadığı hissi verilir.
    Uyanıkken ise yapabilecekleri şey görüntü (vizyon) göstermedir. Ama kişinin bilinci yerindedir. Herşeyin farkındadır. (Uyanıkken yapabildikleri bununla sınırlı değildir. Öfke, uysallık, sevgi, nefret, bir yere yönlendirme duyguları ve kişiyi etkileyen vd. etkileri vardır. İnsanlar bu gibi etkilerden dolayı 6. his denilen birşeyin olup olmadığı tartışırlar. İnsandan kaynaklanan 6. his diye birşey yoktur. İnsanların doğal sezgileri ise konumuzun dışındaki normal bir duygudur.)
    Diğer birçok yöntemlerden birçoğu "Uyku-uyanıklık arası" türüne uyum gösteren şeylerdir. Örneğin hipnoz, meditasyon, yoga (asıl yoga, fiziksel egsersiz değil) gibi şeyler beyni uyuşturmaya yönelik yöntemlerden sadece birkaçıdır. Bunların beyni kontrol edebilmeleri için beynin uyuşması - düşüncelerden arındırılması - yavaşlatılması şarttır. Uyuşturucu madde kullananlar bilmeden kendi zihinlerini uyuşturarak (uyku-uyanıklık arası duruma girer) bu etkiye açık hale gelirler. Her durumun mutlaka bu maddesiz bedenli ruh varlıklar tarafından otomatikman fırsat olarak değerlendirileceği demek değildir. Ama kim bilebilir?

    Alıntı->Meditasyon

    "Eğer insanların zihinleriyle oynayabilen "maddesiz bedenli ruh varlıklar" varsa insanlara herşeyi inandırabilirler. Hipnoz beyni etkilemek değil midir? Ya da "haberci rüyalar" nedir? Beyine sesler, görüntüler, uykuda veya yarı uykudayken vs. verilebiliyorsa her şey olur. İnsana birçok şey inandırılabilir. Uyuşturucu kullanan kimselerin - bir tür uykululuk hali, beynin çalışmasının yavaşlatılması - halusinasyonlar görmesi tastlantı mıdır? Konular farklı adlar taşısa da - hipnoz, reenkarnasyon, durugörü, telepati, ruhsal irtibat, astral seyahat vs.- özünde aynı şey var; ruhçuluk. Daha doğrusu "maddesiz bedenli ruh varlıkların" insanların zihinlerini uyurken rüyalarla, uyanıkken önce çeşitli yöntemlerle uyuşturarak - örneğin hipnoz veya trans - (aracılık eden kişiler olan ve olmayan şekilleriyle) zihinlerini ele geçirmeleri ve sonra da istedikleri sesleri, görüntüleri, bilgileri o kişinin belleğine yerleştirmeleridir. Örneğin bir çocuğun zihnine önceki yaşantısına ait olduğuna dair birtakım veriler yerleştirilirse, bundan reenkarnasyon inancı oluşturulur. Çocuk gider önceki ailesine ait evi eliyle koymuş gibi bulur, aile fertlerini tanır vs. Bazı kişilerin başından geçenlerin anlatıldığı olayların konu edildiği yazılar var. Bütün hepsi ruhçulukla ilgili ve sonuçta insanların beyinlerinin yapay olarak etkilendiği ve yanlış inançların oluşması için maksatlı olarak tertiplenmiş aldatmacalardır. Tabii insan kaynaklı değil. Yoga, meditasyon ve zikir gibi uygulamalar zihnin düşüncelerden arındırılması değil midir? Neden hipnozda birine gevşe, hiç birşey düşünme denir? Pharmakia (bugünkü kullanımı Pharmazie) sözcüğünün ruhçulukta kullanılan ve zihni uyuşturan uyuşturucu maddelerle ilgisi vardır. Amaç beynin kullanılabilir bir hale, kıvama getirilmesidir, yavaşlatılmasıdır ki, "maddesiz bedenli ruh varlıklar"ca kontrol edilebilsin. Bir örnek zikirdir: İnsanın zihninden düşünceleri boşaltması zordur. Ama eğer herhangi bir sözcüğü sürekli tekrarlarsanız, aslında aynı etkiyi yapmış olursunuz. Yani zihin karmaşık düşüncelerden sıyrılır ve tekdüze olarak ele geçirilebilir bir kıvama girer. Sözcüğün şu ya da bu olmasının bir önemi yoktur. Amaç kişinin karmaşık düşüncelerinin engellenmesidir. Bu sözcük herhangi bir sözcük olabilir, yeter ki maksat yerine gelsin."

    Maddedeki şu ifadelere dikkat edilirse daha iyi anlaşılabilir:


    Zihni düşüncelerden boşaltarak zemin hazırlamak:

    Konsantrasyon yöntemi: Dikkatin tek bir noktada toplanmasına dayanır. Zihnin konsantre olduğu bu nokta, soyut bir düşünce, bir mandala, bir yantra (bir geometrik biçim), bir koan (bilmecemsi Zen soruları), bir mantra (bir ses, sözcük, cümle veya şarkı), bir mum alevi, solunum kontrolü veya bir başka şey olabilir. Konsantre olunan şey hangi düşünce ya da hangi konuysa, dış uyaranlardan etkilenmemeyi becererek ve zihne girmeye çalışan konu-dışı fikirleri geri göndererek o konu üzerinde derin ve ayrıntılı bir biçimde ve zorlanmadan düşünmek söz konusudur.
    Mantra (zikir) yoluyla beyni düşünemez hale getirmek:Bir ses, bir sözcük, bir cümle veya bir şarkı biçimindeki mantraların tekrarının, özellikle meditasyonun sürekliliğini sağlayan monoton bir uyaran olması bakımından yararı bulunmaktadır. Ayrıca, kimilerine göre, bazı mantralar ses titreşimleri yoluyla yaratılan birtakım tesirlerle de meditasyoncuya yararlı olmaktadırlar. Mantralar dinlere göre ve bir üstadın öğrencisi hakkındaki kişisel belirlemelerine göre değişirler. Meditasyoncu, düşünürken aklına başka şeyler gelirse, sükunetle mantrasını tekrar eder ve ana konuya geri döner. Kısaca, meditasyonda mantra bir anahtar gibi kullanılır.

    "...zihnin düşüncesiz kalması, boş tutulması gerekir."..."Zihne gelen tesir bazen ruhsal tekâmül düzeyi yüksek varlıklardan gelir."..."obsesyon denilen büyük bir tehlikeyi davet edebilir." Bu ifadeler tamamen yerindedir.

    "Bilinç ayrışması" olarak adlandırılan ikinci yöntem ise, ne olup bittiğini tarafsız bir gözlemle izleme yöntemi olarak açıklanabilir. Bu yöntemin en tanınmış şekli Zen'deki zazen uygulamasıdır. Bu ikinci yöntemin Uzakdoğu'da kullanılan bir başka biçimi de şöyle açıklanır: Önceden kararlaştırılmış, konsantre olunacak herhangi bir konu yoktur, zihnin düşüncesiz kalması, boş tutulması gerekir. Meditasyon ilerledikçe zihni boş tutabilme süresi de uzar. Bu boşluk sırasında zihne ilham gelmesi söz konusu olur. Zihne gelen tesir bazen ruhsal tekâmül düzeyi yüksek varlıklardan gelir. Zihnin sükunetle boş bırakılmasının amacı içte sezgisel olarak belirebilecek bu tesirlere yer ayırmaktır. Bu tür sezgiler insana diğer zamanlarda da gelmekle birlikte, meditasyon halinde daha kolay, daha açık, daha güçlü ve daha özgün halde gelirler. Fakat zihni boş tutmaya dayalı yöntemin yeterince bilgi ve görgüye sahip olmadan yapılması obsesyon denilen büyük bir tehlikeyi davet edebilir.
    "Yogada uygulanan mantraları, yani kutsal sözleri tekrarlayarak gerçekleştirilen meditasyonun sufizmdeki karşılığı “zikir”dir."Meditasyon, yoganın temel taşlarından biridir. Yoga ile ulaşılacak, evrenle birleşip bütünleşme haline meditasyon uygulaması olmadan gelmek mümkün değildir. Bu meditatif hal aslında pek çok dinin pratikleri içinde yerini bulmuş bir uygulamadır. Örneğin, İslam Sufizminde benzer uygulamalara sıklıkla rastlanmaktadır ki, en bilinen örnek “sema” meditatif hal sağlanmadan uygulamada devamlılığın kolay kolay gerçekleşmeyeceği bir çalışmadır. Yogada uygulanan mantraları, yani kutsal sözleri tekrarlayarak gerçekleştirilen meditasyonun sufizmdeki karşılığı “zikir”dir. Uygulamada solunuma ya da sema veya duaya odaklanma gibi farklılıklar olsa da, meditatif hale geçildiğinde karşılaşılan fizyolojik değişimler aynıdır. Bunu yanında her iki meditasyon esnasında da kişilerin neşeli, güçlü duygular, zamansızlık hissi, farkındalıkta artış, zihinsel dinçlik, iyi olma hissi ve genel gevşeme hissettiklerini ifade ettikleri görülmektedir.
    "...farklı bir dördüncü bilinç düzeyi gözlenmiştir."

    Meditasyonun hem zihinsel bir aktivite hem de bu aktivitenin ardından ulaşılan bir “bilinç hali” olduğu 1970’lerde yapılan çalışmalarda ortaya koyulmuştur. Yapılan çalışmalarda meditasyon yapanlarda tıpta mevcut olan uyku, uyanıklık ve rüya bilinç düzeylerinden farklı bir dördüncü bilinç düzeyi gözlenmiştir.
    Gözlemlenen bu dördüncü bilinç kimin bilincidir? Bu "maddesiz bedenli ruh varlıklar"ın kontrolündeki bilinç olmasın!..."

    Cehennem Azabına dair ayetler - 5



    cinselcin beyfendi bukonuyu alıntılarken neye göre değerlendiriyorsun

    1. Allahın varlığına kitaplarına peygamberlerine meleklerine öldükten sonra dirilmeye kader ve kazanın Allahtan olduğuna inanıyorsan BUNLARIN YANLIŞ İMANIMIZA TERS OLDUĞUNU SÖYLERİM

    Ama inanmıyorsan istediğin kadar AT Atış serbest ama DİN KONUSUNDA OLURMU YÖNETİCİLER BİLİR
    BAKARA SURESİ
    152. O haldeZİKİR EDİN Beni, ZİKİR EDEYİMsizi; Bana şükredin, nankörlük etmeyin!


    Bu mesaj en son " 13.05.08 " tarihinde saat 18:34 itibariyle avşar 07 tarafından düzenlenmiştir...
    *
    *
    *
    İnsanı dıştan ahlaklaştırmak imkansızdır. Onu en derin varlığa inandırmak gereklidir. Yoksa satıhta kalınca, eşyânın ve hâdiselerin esiri olmaya mahkumdur. İlâhî din insanları biri birine bağlayan kuvvetli bir unsurdur
    ***************
    Pir-i Gâlibi
    H.Galip Hasan Kuşçuoğlu

  7. #7
    BJK_15 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    04-08-2005
    Mesajlar
    2,334
    Karizma Gücü
    7
    Cinselcin burda farklı bi konu açılmış neden başka bi tarafta tartışılan konudan alıntı yapıp buraya yazıyorsun.O yazdıklarına mı cvp vereceğiz yoksa Bögü-Alp'in açtığı konuya mı?

    neyse...

    Bögü-Alp öncelikle tşk.ederim...
    Her inançlı insan gibi ben de ölüme kabir hayatına ve ahirete inanıyorum.
    Vee bedensel bu gerçekleri daha önceden biliyordum...
    Mesela en son teyzem vefat etti benim.Onun mezarını kazarlarken kireç gibi şeylere rastlayanlar sormuşlar nedir diye.Bilen biri etrafındaki mezarlarda bulunan cesetlerin bir süre sonra patlayarak vücutlarından akan asit ve yağın katılaşarak bu hali aldığını sölemiş.İlk öle duymuştum.Ve bunun ceset gömüldükten en geç 15 gün zarfında oluştuğunu.Bu süre kişinin zayıf ve şişman olması ile de alakalıymış

    Ve bu beni çok ürpertti.Ölümden , bedenimin çürümesinden değil korkum ; Allah'a hesap verememekten...

    Rabbim herkese hayırlı bi hayat ve imanlı ölüm nasip etsin...
    B E Ş İ K T A Ş K



    Alıntı ... tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    sen hiç gitme burdan e mi? 12345


    Gitme Sevgili!
    Sokak aralarında yitirdiğim aklımı geri ver bana..
    yüreğim yüreğinde..
    Böyle kuru bir beden ne işe yarar sensiz?
    Ya dünümü ver ya da hakkımı!
    çok mu arzu ettiklerim?
    Hayatının kısa film akropollerinde hiç mi karem yok?
    Senaryoda figüran olarak ölmek istemiyorum.. Al beni gözlerine…

  8. #8

    Kayıt Tarihi
    28-11-2007
    Mesajlar
    480
    Karizma Gücü
    0
    Hiç düşündük mü, acaba insanların azapla korkutularak ibadete zorlanması sevgi dolu bir Tanrı'dan kaynaklanabilir mi? Peki kim bunların cinlerden olmadığından emin olabilir?

    Hisar-Bab - KABİR AZABI (VİDEO)

    Televizyonda bazen görüp duyarız. Örneğin bir çocuk yuvasında gizli kamerayla bakıcıların çocuklara nasıl kötü davrandıklarını izleriz. Bakıcı anne çocuklara sürekli yıllarca kötü davranmıştır. Sonuçta bu çocuklar büyüdükçe bu psikolojik travmaları davranışlarında yansıtmaya başlarlar. Bu çocuklar sevgi görmediklerinden, sevgi göstermeyi bilmezler. Nefret ortamında yetişmiş olduklarından, kendileri de kendilerinden küçük çocuklara şiddet uygulayabilirler. Böyle bir örneği televizyonda epey bir zaman önce izlemiştik. Bakıcı anne çocukları öyle bir hale getirmiş ki, bir çocuğu dövmek için yerinden bile kalkmıyor. Oturduğu yerden büyük bir çocuğa sesleniyor ve "kalk şuna vur" diyor. Büyük çocuk da gidip kendinden küçük çocuğa bir tokat yapıştırıyor ve daha da vahimi ki, bu aslında bu çocukların psikolojisindeki bozulmayı gösteriyor; büyük çocuk tokat attıktan sonra gülüp sırıtıyor. Küçük çocuk başlıyor ağlamaya, ama bir kere çocuklar terörize edilmişler, duyguları bozulmuş. Büyük çocuğun küçük çocuğa merhamet, sevgi, acıma gibi duyguları yok. Tersine bakıcı anneye yaranmak ve böylece kendisi ondan dayak yememek için, sırf onu memnun ederek kendisine puan kazanmak için, küçük çocuğa vurur. Bunu da sırf emir aldı diye yapmaz, yaptıktan sonra gülüp sırıtır.

    Dünya'da gördüğümüz şeylerde de aynı şey yok mu? İnsanlar din adına vahşetler sergilemiyorlar mı? Bir dinin mensupları gidip başka dinin mensuplarına yukardaki çocuğun binlerce katı sayılabilecek bir vahşeti yapmayı gayet normal buluyor. Hatta bunu yaptığında tıpkı büyük çocuğun bakıcı anneyi memnun ederek kendisine çıkar sağladığı gibi bir çıkar sağlayacağını umarak, bu yolla cennetin kapılarının kendisine açılacağına inanıyor!... Evet hatta böyle kişiler aynı dinden olup, sırf başka bir mezhebe inananları bile bombalayıp öldürebiliyorlar. Neden, çünkü kendileri de tıpkı çocuk yuvasındaki çocuklar gibi korkutulup terörize edilmişler. Normal bir duyguya sahip değiller. Yaptıkları ibadeti elinde orak bulunan Azrail'in canlarını alacağı, sonra, sorgu melekleri tarafından kabir azabı çekeceklerini, daha sonra berzah adı verilen bitmez tükenmez yıllar boyu tekrar dirilene kadar acılar çekeceklerini ve sonunda da en son cezayı alarak cehennemde yanacaklarına inanarak yapıyorlar. Evet bu insanları terörize ederek vahşileştirmekten başka nedir? Sonuçta insanlar yaptıkları ibadeti aslında Tanrı'yı sevdikleri için değil, sadece kendilerini bekleyen işkenceden, azaptan kurtulabilmek için yapıyorlar. Aslında belki de bilinçaltlarında böyle bir Tanrı'dan nefret ediyorlar, ama kendileri de farkında değillerdir. Belki herkes aynı amaçla ibadet etmeyebilir, ama önemli olan geniş kitlelerin durumudur.

  9. #9
    BJK_15 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    04-08-2005
    Mesajlar
    2,334
    Karizma Gücü
    7
    Alıntı cinselcin tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Hiç düşündük mü, acaba insanların azapla korkutularak ibadete zorlanması sevgi dolu bir Tanrı'dan kaynaklanabilir mi? Peki kim bunların cinlerden olmadığından emin olabilir?
    Sana tek birşey soracağım sonra konu üzerine devam edelim.Cinlerin varlığına inanıyorsun ama bir Yaratıcı'ya inanmıyorsun.Neden?
    Sana cinlerin var olduğuna inandıran şey nedir?
    B E Ş İ K T A Ş K



    Alıntı ... tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    sen hiç gitme burdan e mi? 12345


    Gitme Sevgili!
    Sokak aralarında yitirdiğim aklımı geri ver bana..
    yüreğim yüreğinde..
    Böyle kuru bir beden ne işe yarar sensiz?
    Ya dünümü ver ya da hakkımı!
    çok mu arzu ettiklerim?
    Hayatının kısa film akropollerinde hiç mi karem yok?
    Senaryoda figüran olarak ölmek istemiyorum.. Al beni gözlerine…

  10. #10

    Kayıt Tarihi
    28-11-2007
    Mesajlar
    480
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı BJK_15 tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Sana tek birşey soracağım sonra konu üzerine devam edelim.Cinlerin varlığına inanıyorsun ama bir Yaratıcı'ya inanmıyorsun.Neden?
    Sana cinlerin var olduğuna inandıran şey nedir?
    cinselcin tarafından gönderildi.
    Hiç düşündük mü, acaba insanların azapla korkutularak ibadete zorlanması sevgi dolu bir Tanrı'dan kaynaklanabilir mi? Peki kim bunların cinlerden olmadığından emin olabilir?


    Benim yazdığım: "...sevgi dolu bir Tanrı'dan..."
    Senin anladığın: "...bir Yaratıcı'ya..."

    Yani ben "bir Yaratıcı'ya" inanıyorum, ama bu Yaratıcı aynı zamanda "...sevgi dolu bir Tanrı..." dır. Öte yandan Tanrı'yı kötüleyenler cinlerdir. Cinlerin var olduğunu çok iyi biliyorum. Bazı şeyleri yaşanmış olaylardan biliyorum, ama, bunlarla ilgili şeyleri çok açık yazmam gerekmez öyle değil mi? Bundan başka, öncelikle Kitabı Mukaddes'te aslında onların cin olarak yaratılmadıkları yazılıdır. Onlar melektirler. Meleklerden hiçbir farkları yoktur, sadece artık maddeleşmelerine izin verilmez. Ancak esas farkları Tanrı'ya isyan ederek Şeytan'ın tarafına geçmiş olmalarıdır. Bunu aslında Tanrı'ya isyan olsun diye yapmış değiller, ama sonuçta yaptıkları günah onları Şeytan'ın melekleri durumuna getirdi ve sonuç olarak da, Tanrı'nın meleklerinden ayrı bir konumdadırlar. Bu olay Tufan öncesinde yaklaşık olarak Tufan'dan 150 yıl kadar önce başladı. Şeytan kurnazlıkla melekleri ayartmaya başladı ve meleklerden bazılarını ayartabildi. Bazı melekler maddeleşerek erkek bedenleri aldılar ve insanlardan güzel kızları kendilerine eş olarak aldılar. Bunu yaptıkları için Tanrı'ya karşı günah işleyerek ona düşman olmuş oldular. Tufan sırasında bütün kötü insanlar öldüğünde bu melekler madde bedenlerini tekrar ruh olan eski haline çevirerek kendi göksel yerlerine döndüler. Artık dışlanmış ve Şeytan'ın alacağı aynı yargıyı beklediklerinden Tanrı'dan nefret ederek onun amacını bozma yolunda Şeytan'la işbirliği yapmaya başladılar. Tufandan sonra insanlar zamanla tekrar çoğalmaya başlayınca, bu melekler-cinler insanları doğru yoldan saptırabilmek için sahte inançlar oluşturmaya başladılar. Bunun ilk başlangıcını Nemrut'la (Nimrod) yaptılar. Bu şekilde Nemrut'un başını çektiği bu hareket ilk olaraka Babil'de ortaya çıktı. Tanrı onların bu hareketine karşılık olarak insanların dillerini karıştırarak bütün yeryüzüne dağılmalarını sağladı. İnsanlar bütün yeryüzüne dağıldıkları zaman Babil'de cinlerin kendileri için kurduğu sahte inançlarını da beraberlerinde gittikleri yerlere götürdüler. Bu şekilde bütün Dünya'da sahte din-dinlerin yayılması sağlandı. Bu nedenle hemen hemen bütün sahte dinlerin temel inançları ortaktır. Gerçi ibadetleri vs. çok farklı görünebilir, ama inançlarında temel noktalar birbirlerine çok benzer. Aşağıdaki alıntıda bu inançlardan bazıları sunuluyor. Yazı çok uzun olmasın diye burada bir ara veriyorum. (Ancak tekrar cevap vermem gerekirse, bu günler alabilir, bunu belirteyim.)

    Cehennem Azabına dair ayetler - 5.Sayfa - TurkForum.Net


    Alıntı cinselcin tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Vizyon göstererek insanları aldatmak başka bir yöntemdir. Ancak daha önemlisi onların insanlara verdikleri sahte mesajlardır. Bu mesajlar yoluyla bir taşla iki kuş, hatta daha fazlasına erişirler.

    İlk başta insanları sahte inançlar yoluyla körleştirerek gerçek olan bilgileri reddetmelerini sağlarlar.

    Sonra bu inançlardaki cezaların akıl almaz boyutlarıyla insanları kendi oluşturdukları sahte dinlerine köle ederler.

    Üçüncü olarak ta bu inançlar yoluyla "Gerçek Yaratıcı"yı kötülerler.

    Aşağıdaki örnek konu iki sahte inancın nasıl birarada verildiğini ve sonuçta insanları cehennemle korkutarak nasıl sahte bir dinsel ritüel oluşturduklarını göstermektedir.

    "Zavallı günahkarların ruhlarının gidecekleri cehennemi gördünüz. Tanrı onları kurtarmak için, benim lekesiz kalbimi Dünya'da anmak üzere bir kutlama töreni oluşturmanızı istiyor."

    Bunları inanılmaz olaylar olarak görenler ise şu konuyu düşünebilirler. Papa ayın 13. de vuruldu. Ama daha kesin olarak 13 Mayıs 1981'de. Sözde "Meryem Ana" bu mesajları ilk olarak ne zaman vermeye başladı? 13 Mayıs 1917'de.

    "...
    Maddesiz bedenli ruh varlıklar ve verdikleri mesajlar

    Bunlar mesajlarını nasıl verirler? Bunu çok çeşitli şekillerde ve bazı aracıları ve yöntemleri kullanarak yaparlar. Bu aracıların adının her zaman medyum olması gerekmez. Adı ne olursa olsun, önemli olan onların amaçlarına hizmet etmeleridir. Ve onlar da genellikle kendi amaçlarına hizmet edenleri çok zengin ederler. Bunu yaparken de diğerlerinin (çoğu kez müridlerinin) onlara bu zenginliği vermelerini sağlarlar. Yöntemler çok sinsicedir. Birçoğu masum dinsel inançlar şeklindedir. Bir kişi kendine şunu sormalıdır: Neden birçok inanç birbirinden bu kadar farklı olduğu halde, bir o kadar da benzerlik gösterir? Nedeni çok basittir. Çünkü bütün bu inançların kökeni Nemrut'un (Nimrod) kurucusu olduğu Babil şehridir. Ayrıca ruhçuluğun beşiği, anayurdu da Babil'dir. Bugün de var olmaya devam eden pek çok inanç ta o zamandan beri vardır. Bu inançların içeriği maksatsız değildir. Hepsi genellikle bir amaca hizmet ederler; çünkü, zaten bunun için tasarlanmışlardır. Tıpkı bir satranç oyununda olduğu gibi çok zekicedirler. İlk bakışta anlaşılması nerdeyse olanaksızdır. Konu gider gelir, Kitabı Mukaddes'e dokunur ve onun etrafında döner. Ancak, konular Kitabı Mukaddes'e göndermeler yapsa da, verilen mesajlar onunla zıttırlar. Benzerliklerin kurulması ise, onun mesajını saptırabilmek içindir. Şu soruları soralım: İnsan ölünce ne oluyor? Yanıt hemen hemen bütün inançlarda aynıdır. İnsan ölünce ruhu bir yerlerde yaşamaya devam ediyor, denilir. Oysa Kitabı Mukaddes insanın ruhunun, yalnızca bir kuvvet olduğunu ve kişiliği olan bir şey olmadığını söyler. Tıpkı, farklı aygıtların, bir radyonun, bir makinenin elektrik kuvvetini kullanması gibi. Elektrik hiç bir zaman ne bir radyonun, ne de bir makinenin özelliğini alır. Kitabı Mukaddes'e göre insan ölünce, toprağa döner ve geriye ondan hiç bir şey kalmaz. Tek kalan şey ise, Tanrı'nın o kişiye ait bilgileri hatırlamasıdır. Ve o kişinin gelecekte yaşayıp yaşamayacağı Tanrı'ya bağlıdır, denilir. Bu dirilmeyle ilgili bir konudur. Peki, ruhun ya da canın ölmezliği öğretisinin benimsetilmesi ile amaçlanan nedir? Kitabı Mukaddes insanların yaşadığı yerin ve gelecekte de cennet bir ortamda yaşayacakları yerin Dünya olduğunu söyler. Başlangıçta Dünya'da bir cennet vardı ve bu cennet gelecekte de gene Dünya'da olacaktır. İşte bunun baltalanması gereklidir. İnsanlara, Dünya'nın tamamen, bir daha yaşanmamak üzere yok edileceği inancı benimsetilmelidir. Bu daha da uzun açıklanabilir. Ayrıca insanlara, insanın ölünce ruhunun yaşadığına inandırtmanın başka bir faydası daha vardır. Bu sayede, maddesiz bedenli ruh varlıklar - cinler - bu ölmüş kişilerin kılığına girebilirler ve insanları aldatabilirler. Çoğu kez de bunu yaparken, insanların gözünde dinsel yönden değerli sayılan kişileri kullanırlar. İnsanlar kendi inançlarında değerli saydıkları birini rüyalarında görürlerse, onun verdiği mesajı kolaylıkla kabul edebilirler. Rüyaların ya da diğer ruhçulukla ilgili konuların bütün Dünya çapında yer alan konular olduğunu aklımıza getirirsek, bunların Dünya çapında bütün insanları aynı yolla saptırdıklarını anlayabiliriz. Ufak bir farkla, her ülkede o insanların inancına ters düşmeyecek şekilde yapılır. Tam tersine bu insanlar, bu tip olayları yaşayıp, birbirlerine anlattıkça, inançları daha da perçinleşir. Yani, maddesiz ruh varlıkların, Babil'de diktikleri inanç fidanları ara sıra sulanmalı ve bakılmalıdır ki, aldatmanın devamı sağlanabilsin.

    İnanç 1: İnsan ölünce ruhu yaşamaya devam eder.

    İnanç 2: Ölen kişinin ruhu, başka birisi olarak tekrar beden alabilir. (Reenkarnasyon)

    İnanç 3: Ölen kişinin cennetle cehennem arasında bekleyeceği bir yer vardır. (Araf)

    İnanç 4: Ölen günahkarın azap çekeceği bir cehennem vardır. (Hell, Inferno)

    İnanç 5: Tanrı insanların kaderini belirler. İnsanlar bunun dışına çıkamazlar. (Predestination)

    Bu liste böyle uzayıp gider.


    En az iki mesaj örneği: Ruhun yaşamaya devam etmesi ve cehennem:

    Örneğin "Fatima'nın üç sırrı" diye bilinen bir konu vardır. Dindar Katolikler, "Meryem Ana"'nın keçi çobanlığı yapan Lúcia dos Santos, Jacinta und Francisco Marto adlı üç çocuğa görünerek, onlara bazı sırlar verdiğine inanırlar. Olayın geçtiği yer Fatima adlı bir yerdir (Lizbon, Portekiz). (Fátima – Wikipedia) "Meryem Ana" ilk olarak 13 Mayıs 1917'de görünür. Bu tarih 1. Dünya Savaşı'nın dolu dizgin devam ettiği bir tarihtir. Alev atan makineler ve zehirli kimyasal gazlar vs. kullanılan, tam bir deliliğin hüküm sürdüğü bir tarih. Fatima'da yaşayan bu üç çocuk ise, yoksulluğun olduğu ve doğru dürüst okur-yazarlığın bile olmadığı ancak, inançlarının güçlü olduğu bir köyde yaşamaktadırlar. "Meryem Ana" bu mesajları hemen vermez, çocuklara her ayın 13'ünde aynı yere kendisiyle buluşmak için gelmelerini söyler. Çocuklar buna uyarlar. Üçüncü gelişlerinde "Meryem Ana" çocuklara bir vizyonla cehennemi gösterir. Bu cehennemin yeri olarak da Dünya'nın merkezi gösterilir. Orada bir ateş denizi vardır. İçinde günahkarların ruhları ve şeytan ile cinler cayır cayır feryatlar ederek yanmaktadırlar. "Meryem Ana" çocuklara şöyle der: "Günahkarların ruhlarının gidecekleri yeri gördünüz. Arkasından çocuklardan "Her gün tespih duası edin" diyerek ibadet etmelerini ister. Ayrıca daha önemlisi de, her yıl belli bir ayın 13'ünü "Meryem Ana"yı kutlama günü olarak dinsel tören olarak kutlamalarını talep eder. Peki sormak gerekir. Neden, ayın 13'ü. Bu sayı satanizmle ilgili kutsal bir sayı değil mi? Evet, öyledir. İsa'nın 12 takipçisi vardı. Bunlardan biri Yahuda İskariyot hain oldu ve onun yerine bir başkası seçildi. Yahuda İskariyot görevinden alındı ve görev başkasına verildi. Yahuda İskariyot 13. olarak dışarda bırakıldı. Şeytan'ın Tanrı'nın meleklerinin arasından çıkmasına güzel bir örnek olarak, bu olay ve sayı satanizm için uygun bir sembol olabilir. Peki "Meryem Ana" neden bu sayıyı kullanmaktadır? O tarihlerde bir gün "Meryem Ana" çocuklara tekrar göründüğünde yalnız gelmez. Biraz arkasında ve sağında duran alev alev yanar şekilde elinde bir kılıçla bir melek durmaktadır. "Meryem Ana"'nın çocuklara verdiği sırların bir bölümü 1. Dünya Savaşı'yla ilgilidir. "Meryem Ana" sırlarla ilgili olarak, eğer söyledikleri yapılırsa, yani tespih duası ve kendisiyle ilgili anılma töreni vs. o zaman günahkarların ruhlarının kurtulacağını söyler. Bu arada arkasındaki korkutucu alev alev yanan melek, çocuklara "tövbe edin, tövbe edin, tövbe edin" diye bağırarak, onlara alevler fırlatır. Ama korkmaya gerek yok! "Meryem Ana" devreye girer ve elini açarak gelen alevlere bir toz gibi ışık tanecikleri saçar ve saçtığı bu pırıltılar alevleri söndürür. İşin garip tarafı şu ki, savaşı yapanlar bir başkasıyken, bu alev alev yanan melek, çocukların tövbe etmesini istemektedir. Savaş meydanı ve korkunç savaş makineleriyle savaşanlar başka yerdedirler. Bu çocukların yaşadığı yer ve onların köyü ise zavallı, masum ve üstelik dindar insanlardan oluşan bir köydür. Üstelik bunlarda aklı bir şeye ermeyen ufak çocuklardır. Acaba alevler saçan bu melek, savaşan askerlerden ve silahlardan, büyük adamlardan korktuğu için mi bu çocuklara gelip tövbe etmelerini istemektedir? Bu çocuklar mı savaşı çıkardılar ki, tövbe etsinler? Bu konuları saçma gören olursa, bilsin ki, bunlar koskoca bir Katolik inancının benimseyip kutsal saydığı bir konudur. Öyle olmasa, Papa'nın vurulduğu merminin, daha sonra "Meryem Ana"nın tacına kaynak yapılması sözkonusu olur muydu? Artık o kurşun, kutsal bir nitelik kazanmıştır. Çünkü o kurşun "Fatima'nın üç sırrı" ile ilgilidir. Hatta bu nedenle vurulan Papa, bu olayın arkasında ilahi nedenler (kader) olduğuna inandığından, kendisini vuranı bağışlamıştır.

    Papa ayın 13. de vuruldu.
    Rahibe Lucia ayın 13. de öldü.

    Fátima, Portugal - Wikipedia, the free encyclopedia

    Three Secrets of Fatima - Wikipedia, the free encyclopedia

    The Message of Fatima

    Our Lady of Fatima - Wikipedia, the free encyclopedia

    The Miracle of Our Lady of Fatima - Wikipedia, the free encyclopedia

    The Miracle of the Sun - Wikipedia, the free encyclopedia

    Marian apparition - Wikipedia, the free encyclopedia

    Fátima – Wikipedia

    Die Botschaft von Fatima

    Das dritte Geheimnis von Fatima

    FATIMA (FÁTIMA) - KATHOLISCHER WALLFAHRTSORT IN PORTUGAL - Reiseführer

    Vatikan'ın resmi inancının bir kısmı olarak kabul ettiği “Fatima'nın üç sırrı”nda cehennemle ilgili bir görüm (vizyon) anlatılır. 13 Mayıs 1917'de “Meryem Ana” o zamanlar Cova de Iria'da (Lizbon-Portekiz) çobanlık yapan Yacinta, Francisco ve Lucia adlı üç Portekiz'li çocuğa ilk defa ışıklar içinde göründüğünde, onlara her ayın 13'ünde tekrar o yere gelmelerini söyler. Ve 3. kez göründüğü 13 Temmuz 1917'de bu çocuklara bazı sırlarla dolu açıklamalarda bulunur. Her buluşmanın sonunda “Meryem Ana” şu tembihte bulunur: “Her gün tespih duası edin.” Rahibe Lucia, Vatikan tarafından kendisiyle bu sırlar hakkında konuşturulmak üzere görevlendirilen Leiria-Fatima rahibine bunlar hakkında açıklamalarda bulunur. Rahibe Lucia'nın cehennemle ilgili anlattığı görüm şöyledir:

    “Bizim Sevgili Hanımımız, bize Dünya'nın derinliklerinde olduğu görülen büyük bir ateş denizi gösterdi. Bu ateşin içinde şeytanları ve insanların ruhlarını, saydam siyah ya da kahverengi, insan şeklinde yanan kömürler olarak gördük. Bunlar ateşin içinde oraya buraya gidip, içinden dumanlar çıkan alevler tarafından yukarı fırlatıldılar. Birisini, bu gördükleri karşısında dehşetten titretecek ve kanını dondurtacak şekilde, bunlar acı feryatlar ve ümitsizlik çığlıkları altında dengeleri ve ağırlıkları olmaksızın, muazzam büyüklükteki alevler içinde kıvılcımlar gibi bütün her yöne doğru düştüler. Şeytanlar korkunç ve ürpertici iğrenç, bilinmeyen hayvanlar şeklinde görünüyorlardı, hem de ayrıca saydam ve siyahtılar.”

    “Bu görüm bir an için sürdü. Göksel annemize şükürler olsun ki, bize (ilk göründüğünde) bizi göğe (cennete) götüreceğine söz vermişti. Öyle olmasaydı, sanırım korkudan ve dehşetten ölürdük. Bakışlarımızı, sevgili hanımımıza doğru kaldırdığımızda, tam bir iyilik ve hüzünle konuştu: - Zavallı günahkarların ruhlarının gidecekleri cehennemi gördünüz. Tanrı onları kurtarmak için, benim lekesiz kalbimi Dünya'da anmak üzere bir kutlama töreni oluşturmanızı istiyor. Size söylediğim yapılırsa, birçok insanın ruhu kurtulacak ve barış olacak.”

    Three Secrets of Fatima - Wikipedia, the free encyclopedia

    Hell - Wikipedia, the free encyclopedia

    Buradaki resimler cehennemin çeşitli katmanlarını göstermektedir. Cehennemdeki işkenceler çok çeşitlidir. Bazı işkenceler insanların kaynar kazanlara atılarak yakıldığını bazıları da çeşitli işkence aletleri kullanılarak cehennemliklere işkence edildiğini anlatır.

    Bu resimlerde sergilenen cehennem anlayışı, orta çağdaki hristiyanlık düşüncesini derinden etkileyerek, kafir olarak adlandırılan kişilerin benzer işkencelere tabi tutulması gerektiğini düşündürtmüştür. Bunun sonucunda yaklaşık yüz bin kadar kadın, cadı oldukları gerekçesiyle direklere bağlanıp yakılmıştır. Ayrıca orta çağdaki engizisyonda (Engizisyon: Peşine düş, yakala, işkence et, öldür.) bir çok çeşitli işkence aletleri kiliseler tarafından icat edilmiş ve kafir olarak adlandırılanlara karşı uygulanmıştır. Bu aletler bugün Avrupa'daki bazı müzelerde sergilenmektedir. Bu müzelerden biri Almanya'nın Rüdesheim şehrinde bulunmaktadır..."

    Cehennem - Vikipedi

 

 
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •