• Reklam
2 sonuçtan 1 --- 2 arası gösteriliyor
  1. #1
    morfin adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-02-2008
    Mesajlar
    4,733
    Karizma Gücü
    5

    Duyuru 1 mayıs donum noktası olacak

    Mayıs başta Taksim-İstanbul olmak üzere tüm ülkede gergin, mücadele ile dolu ve güçlü bir kitlesellikle toplumsal muhalefetin gelişimi açısından önemli bir dönüm noktası oluşturmaya aday.

    1 Mayıs 2008, T. Erdoğan ve AKP yönetiminin artık kitlelerden korkar hale geldiğinin tartışmasız göstergesi oldu. AKP’nin Taksim 1 Mayısını yasaklamasının altındaki temel neden buydu. Bu nedenle asıl AKP 1 Mayıs’ta provokasyon yaptı! Kitleleri bastırıp sindirmeyi bilinçli olarak tercih etti. Çünkü SSGSS yasasını çıkartmak için taviz olarak sunduğu 1 Mayıs’ın bayram ve tatil edilmesi durumunda, başta Taksim olmak üzere hemen tüm illerde devasa AKP protestoları gerçekleşecekti. SSGSS ve önümüzdeki günlerde emeğe yönelecek diğer saldırılar büyük kitleler tarafından protesto edilecekti. Bu mitinglere emekçilerin ve solun yanı sıra ulusalcılar da, Aleviler de, Kürtler de emekçi kimliklerini ön plana çıkararak, yığınsal olarak katılacaklardı. Bu olası tablonun asıl görüneceği yer de Taksim Alanı olacaktı. Oysa T. Erdoğan ve AKP geçen dönemin kutuplaşmasının devamından yanaydı. Toplumsal muhalefetin, yeni bir kimya ve yeni bir bileşimle İslami tabanı dahi etkileyebilme potansiyeline sahip yeni bir sol çizgi üzerinden ülkenin ana muhalefetini oluşturmasının önünü açmak istemiyorlardı. Bu nedenle Taksim 1 Mayısını “marjinal sol gösteri” sınırları içinde tutmayı hedefleyerek 1 Mayıs’taki provokasyonu düzenlediler. Ama provokasyon başarısız oldu. Gerek SSGSS gerekse 1 Mayıs sürecinde sendika yöneticilerini kandırmayı hedefleyen AKP’nin planını esas olarak aşağıdan gelen kitle hareketi bozdu.

    T. Erdoğan “ayaklar baş olursa kıyamet kopar” derken önüne geçemediği öfkesinin yanı sıra, aslında kendi tedirgin ruh halini yansıtmaktaydı. Çünkü SSGSS ve onu takip eden 1 Mayıs süreci, AKP’nin “teo-liberal” politikalarından bunalan kitlelerin giderek bütünleşmekte, AKP’ye karşı geniş bir fiili cepheye yönelmekte olduğunu bir kez daha ortaya koydu. AKP’nin egemenler arasında da giderek azalan desteği ve bir balans ayarı ile karşı karşıya olması, toplumsal muhalefetin etkili olmaya başlayan basıncının, toplum ve iktidar üzerindeki etki alanını arttırıyor.

    SSGSS sürecinin ardından 1 Mayıs’a doğru katlanarak büyüyen bu emekçi tepkisi, yıllardır hak kayıplarından başka bir şey yaşamayan kitleler arasında hak kazanma güdüsünü güçlendiriyor. Bu yıl 1 Mayıs hiç olmadığı kadar meşrulaştı. 1 Mayıs’ın bayram ve tatil edilmesi kamuoyunun genel kabulü haline geldi. Taksim alanında yapılacak kutlamaların haklılığı artık geriye dönülemeyecek biçimde perçinlendi. Önümüzdeki yıllarda ülkenin tüm büyük alanlarının 1 Mayıs kutlaması için kullanılmasının önü açılmış oldu. Eylemlerin aşağıdan -yani ayak takımından- doğru gelişmesi, geniş kitlelerin yakın temas ve yaratıcılıklarıyla sürece doğrudan dahil olabilmelerine olanak sağlıyor. Eylemlerin baskıcı egemen elitizme karşı duyulan nefreti de hedef alması, AKP tabanının önemli bir bölümü de dahil, ezilenlerin bu eylemleri kendileriyle özdeşleştirebilmesini sağlıyor. Bu gibi tüm nedenlerle, SSGSS ve özellikle de 1 Mayıs süreçleri toplum katında son derece haklı ve meşru bir zemine oturdu.

    Geniş kitlelerin Taksim 1 Mayıs’ına terörize edilmeksizin katılabilmeleri AKP’yi korkuttu. Çünkü AKP bu durumda kendisine karşı “Cumhuriyet mitingleri” sürecinden çok daha etkili, çok daha kapsayıcı ve çok daha fazla genişleyebilme potansiyeline sahip yeni bir sol kitle hareketinin doğacağını biliyor. Çok hızlı gelişme potansiyeline sahip olan ve önümüzdeki süreçte mayalanmaya devam edecek olan bu kitle hareketinin en kritik yönü ise laik duyarlılığa sahip orta sınıflar ve yoksullaşan Alevi kitlelerle, Kürtler arasındaki kutuplaşmayı engelleme ve bu kitleleri emek hareketi ve solun öncülüğünde AKP karşısında yan yana getirebilme yeteneğinde olması. Yakın döneme kadar asla tahayyül dahi edilemeyecek olan bu yan yana gelişin kalıcı bir sosyal ve siyasal ittifaka dönüşmesi, başta AKP olmak üzere, ilerisi açısından genelkurmay, ABD ve diğer tüm egemenlerin de korkulu rüyası. Emek hareketi ve yenilenmeci bir sol, yakın zamana kadar karşıt kutuplarda yer alan sosyal-siyasal toplulukları bir araya getirebilme yeteneğine sahip, tutkal rolü oynayabilecek ve onların tepkilerini doğru bir siyasal kanala akıtarak genişletebilecek yegane siyasal zemindir. SSGSS ve 1 Mayıs süreçleri bunun kanıtıdır.

    Emek hareketi ve sol çok uzun yıllar sonra ilk kez gerçek bir toplumsal-siyasal bir rol alma fırsatını elde etmiş durumda. AKP karşısındaki ana muhalefet akımı artık ulusalcılık olmaktan çıktı. Hak mücadelelerini yürüten sol ve emek hareketi AKP karşıtı muhalefetin öncülüğünü, fiilen ele almaya doğru ilerliyor. 1 Mayıs’ın toplum katındaki haklılığı ve meşruluğu geçen yıl ulusalcıların önderliğinde gerçekleşen “Cumhuriyet mitinglerinden” kesin olarak çok daha geniş bir sempati kazandı. Geleceğe dönük etki alanı da yine kesinlikle “Cumhuriyet mitinglerinden” daha kalıcı olacak. Bu uygun koşullar iyi değerlendirilmeli. Başta egemenler arasındaki çatışmanın yarattığı uygun ortam olmak üzere, avantaj ve dezavantajlarımız bilinçlere iyice çıkarılmalı. Bu konjonktürün sonsuza dek sürmeyeceği, AKP’nin olumsuz gidişatının hızlanmasıyla ters orantılı olarak değişim göstereceği ve mevcut konjonktürün egemenlerin olası yeni bir konsensüsüyle son bulacağı göz önünde tutulmalı. Egemenlerin de bu konjonktür boyunca “sola verdikleri avansı”, solun zaaflarından faydalanarak daima kendileri açısından makul sınırlar içinde tutmak isteyecekleri asla akıldan çıkarılmamalı.

    Derinleşen kriz koşulları, egemenlerin geleneksel kanatlarını AKP tarafından tasfiye edilme tehdidi ile yüz yüze getirdi. Bugüne kadar geleneksel liberal tekelci sermayenin elitizmi ve ordunun baskıcı, toplum mühendisliğine yatkın, otoriter yöneticilik tarzı, toplum nezdinde ve AKP karşısında açıkça başarısız oldu. Bu nedenle de egemenlerin bir bölümü emek hareketinden ve soldan yararlanmayı hedefleyen bir tutuma yöneldiler. Yararlanmaya dönük bu destek, en bariz olarak Doğan vb. medyanın yaklaşımında, TÜSİAD’ın açıklamalarında hissediliyor. Ulusalcıların önder kadroları arasında sağ-sol ayrışması hızlanırken, tabanları giderek sola yöneliyor. Yani ulusalcı taban bu süreçte “sosyal olanı”, “toplumsal olanı” yeniden keşfetti. Bu yönelim, sınıflar mücadelesinin keskinleşmesiyle yoğunlaşan ve konfederasyonun “AKP’ye yedeklenmesine” karşı gelişen Türk-İş’in iç gerilimine de yansıyor. Diğer yandan Kürt hareketi de Ortadoğu ve Irak’taki gelişmelere ve yaşadığı sıkışmaya paralel olarak, AKP karşıtı muhalefeti sol politikalar etrafında yürütmeye yöneldi.
    ***
    Ekonomik krizin derinleşmesine paralel olarak, AKP eski göstermelik popülizmini bir tarafa bırakarak, hızla geleneksel sağcı, açıktan açığa sermaye yanlısı ve baskıcı politikalara yöneldi. Daha önceki “oy satın alma” stratejisinden vazgeçerek, geleneksel sağ politikalarla sağın ana kitlesini elde tutma derdine düştü. Aslında bu durum AKP’nin politikasızlaştığı; politikasızlaştığı noktada da geleneksel sağ iktidar refleksleri vermeye başladığı anlamına geliyor. Bu açıdan, evvelce AKP’yi yönlendiren bazı önemli yerli ve yabancı danışmanların bir süredir kenara çekildikleri de bir kenara not edilmeli.

    Kapatma davası konusunda ABD yönetiminin giderek daha “tarafsız” bir tutuma yöneldiği görülüyor. AKP’ye nispeten yakın olan Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, ülkedeki gerilimin her iki tarafını da uyardı ama bu tutum dahi, aslında AKP’ye uzak durmayan kimi üst düzey bürokratların da bir orta yol arayışı, “uzlaşma” isteği içinde olduklarını yansıttı. Aynı günlerde AKP’li milletvekili Vahit Erdem parti içi rahatsızlıkları dile getirdi. Fikret Bila’yla konuşan AKP’li Bakan “ hakkında sıkıntı duyulan bakan(lar)ın değişebileceğini, türban konusunda ilk-orta öğretimde ve kamuda kullanma yasağı getirilebileceğini” ifade etti. Bu sözler ister AKP yönetiminin bilgisi dahilinde, ister kendisi ve çevresi adına olsun, sonuçta bir uzlaşma arayışını dile getirdi. Bu ortamdan cesaret alan Abdüllatif Şener yeni bir parti kurma çabası içine girdiğini hissettirdi. AKP’nin “iyi polisi” rolüne soyunan ama bu arada T. Erdoğan’lı AKP’ye yapılan balans ayarına da -en hafif deyimle- göz yuman A. Gül, gerek ön süreçte verdiği ılımlı mesajlarla gerekse sürecin kilitlenmesi üzerine “1 Mayıs’ta çok önemli bir fırsat kaçtı” diyerek bir kez daha T. Erdoğan’la arasına mesafe koymaktan kaçınmadı.

    T. Erdoğan’ın giderek yalnızlaşmaya başladığı bu süreçte, ATV-Sabah’ın satışı sonrasında Çalık grubuna verilen usulsüz kredi rezaleti de, potansiyel olarak geleceğin Yüce Divan konusunu oluşturarak parlamenter muhalefetin eline önemli bir koz vermiş oldu. Benzin ve gıda başta olmak üzere tüm zorunlu ihtiyaçlara yapılan zamlar; bölgesel asgari ücret uygulaması aracılığıyla ücretlerin düşürülmesi; kıdem tazminatlarının budanması gibi sert sermaye yanlısı politikalar peş peşe yürürlükte veya yürürlüğe girmek üzere.

    Türkiye’deki tüm bu hengame, ABD’nin yeniden İran’a saldırı basıncını arttırdığı günlerde meydana geliyor. ABD’nin karşısında eli kolu bağlı son derece zayıf bir hükümet bulunuyor. Ortadoğu’daki sular ise yeniden ısınıyor.

    AKP’nin yanı sıra, ordu ve MHP içinde de ulusalcıların tasfiyesiyle gelişen siyasal arenanın tümüne dönük balans ayarından CHP’nin de nasibini almasına yönelik isteklerin, Kanal Türk’e aktarılan 3 milyon dolar etrafında yoğunlaşmasını da aklın bir kenarına kaydetmekte yarar var.

    ***
    İçine girdiğimiz karmaşık özellikler barındıran yeni sürecin henüz başlarındayız. Fırsatlarla dolu bu konjonktürde solun önemli yapısal zaaflarının ayağımıza dolanacağı açık bir gerçek. Bunların en başında sendikal önderliklerin bu hareketli süreci kavramaktan uzak, atak ve kapsayıcı politikalar geliştirmeyen yetersizlikleri geliyor. Sürekli gelgitler yaşayan, üzerinde yükseldiği kitle hareketinin gücünü kavrayamayan sendikal önderlikler, kitle hareketinin önünü açmak yerine çoğu kez kitle hareketinin gerisinde kalıyorlar. Sol parti ve gruplar ise yükselmeye başlayan kitle hareketinin özelliklerini kavrayacak bir esneklik ve kapsayıcılığı geliştirmekten, bunu atak politikalarla beslemekten uzak bir tutum sergiliyor. Kamuoyunda solu temsil etme iddiasındaki kişilikler ise bunun gerektirdiği özelliklere büyük ölçüde sahip değiller.

    Ancak burada asıl üzerinde durulması gereken nokta, fiili-militan kitle hareketinin, bugünün ihtiyacı olan hak mücadelelerini yürütme konusunda parlamenter mücadeleden fersah fersah ilerde ve siyasal mücadelede de çok daha etkin olduğudur. Tüm kitle önderleri bu bakış açısının bilinciyle, yani tarihsel bir hak mücadelesi sahnesinde rol almış olduklarının bilinciyle davranmak durumundalar. Aksi yani aslında günümüzde yaygın olan tablo, yani kendinden menkul “kitle önderlerinin” kişisel kaygılarını öne çıkararak yürüttüğü muhalefet tarzı, bugünün mücadelesini karşılamaktan uzaktır. Bu yapısal zaafların bugünden yarına aşılma ihtimali yok. Bu zaaflarla uğraşmaktan geri duramayız ama bu zaaflara da takılıp kalamayız.

    Devrimciler, tüm eksik ve zaaflarına rağmen, izledikleri çizginin doğruluğu ve gerçek hayatta karşılık bulması açısından genel olarak bu bahar sürecinden ve 1 Mayıs sürecinden alınlarının akıyla çıktılar. Önümüzdeki orta vadeli dönemde gerçekleştirilecek asıl büyük görev ise gelişmeye başlayan bu yeni kitle mücadelesini, çeşitli hak mücadelelerinin sentezi olarak gelişecek bir “Halkın Hakları Hareketinin” inşası etrafında büyütmektir. Devrimciler önümüzdeki dönemde, bir yandan bu hareketin inşasına ilişkin bakış açısını geliştirmeli; öte yandan yaşamın gerçek dinamikleriyle buluşarak mücadeleyi örgütlemelidir. Önümüzdeki dönemde başarının turnusol kağıdı bu olacaktır.

    1 Mayıs dönüm noktası olacak – Aktüel Gündem :: www.sendika.org
    az kaldı onların omurlerı
    Ormandık kül olduk
    İnsandık kul olduk
    Kaybettik savrulduk
    Ayrıldık haykırmadık biz
    Farklıydı seslerimiz
    Aynıydı gerçeğimiz insanlığa ne oldu
    Berraktı umutlarımız
    Çekingendi hırslarımız insanlığa ne oldu

  2. #2
    chevenburi adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    03-05-2008
    Mesajlar
    927
    Karizma Gücü
    0
    Azami 1,5 ay veriyorum size, halkın olanları unutup yeniden AKP'yi halkçı sanma yanılgısına düşmesi için. Hafızası olmayan bir toplumuz, sadece bize ezberletilenleri hatırlıyoruz. Bu olay da "Ananı da al git", "şeriatçıyız", "demokrasi araçtır" sözlerinin söylenmesi gibi unutulup gidecek. Basın ve yayın organları bu olayda da zihin bulandırma hünerlerini tüm güçleriyle kullanıyorlar. Kaldı ki bu konumda bile olanları hükümete değil, işçilere ve sendikalara mâl edenler var. "Kızılırmak satılıyormuş" haberi üzerine röportaj yapılırken, "Tayyip iyi müslüman adamdır, satıyorsa bir bildiği vardır" diyen bir zihniyet var karşımızda. Bize düşen bunları halka unutturmamaktır, her zaman ve özellikle sandık başında bunları hatırlatmaktır. Zaten gerisi çorap söküğü gibi gelir, başımıza adam gibi birileri gelir.

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •