DİKKAT FİTNE!
Sağ-sol kavgası çıkaramayınca Türk-Kürt çatışması gibi en tehlikeli alana yöneldiler! Sakarya’daki provokasyon gösterdi ki, Türkiye bir kez daha “ayrıştırma” senaryosu ile karşı karşıya!
- Analiz Dosya - Ahmet Zeki GAYBERİ
Türkiye, yakın tarihin dejavu’sunu yaşıyor adeta. Antalya Akdeniz Üniversitesi’ndeki öğrenci olaylarındaki eli silahlı provokatörlerin görüntüsü, 28 Şubat sürecindekine benzer iğrenç bel altı haberlerinin servise sunulması, medyanın namaz-abdest gibi dini içerikli ne bulursa saldırarak kışkırtıcı yayınlar yapması, bir kez daha ayrımcılık ve kamplaşmanın temellerini atmaya yönelik senaryoların yürürlüğe konulduğunu gösteriyor.
Müslüman toplumlarda, İslam’ın ruhuna ters düşen ırkçılığı, mezhepçiliği ve her türlü cahili taassubu savunarak yapılan bölücülük bir kez daha sahnelenmek isteniyor. Milletimizi ifsat eden ve iç çatışmaya sürükleyen bu fitneye karşı akl-ı selim sahibi herkesin karşı durması gerekiyor. Çünkü bu fitne oyununun, münferit gibi görünmesine karşın bugün Irak’ta binlerce yıldır yaşanmayan bir kardeş kavgasını nasıl tetiklediğini görmek gerekiyor. Geçen yıl Bursa’da Doğu kökenli bir ailenin marketinin yağmalanması daha hafızlardan silinmemişken geçen hafta Sakarya’daki DTP toplantısına baskın düzenlenmesi olayında 1 kişinin hayatını kaybetmesi ve 1 gün sonra Mardin’de bir lisede, Milli Güvenlik Dersi’nde tartışan öğrenci ve hoca kavgasının karakolda sonuçlanması, münferit gibi görünen olayların maalesef toplumsallaştırılmaya çalışıldığının örnekleri.
Sömürüldükten sonra şu olmuşsun, bu olmuşsun farketmez!
Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın Bingöl’de yaptığı birleştirici konuşma, “siyasetten mahrum edilme” olarak ödüllendirildi(!) Erbakan, ta 1980 yılında TBMM kürsüsünden şöyle sesleniyordu:“İnancımızda ırkçılık diye bir ideoloji olamaz. İdeoloji; saadet nizamını el birliğiyle kurmak ve yürütmektir. Güneydoğu Anadolu ile aynı tarihin evlatlarıyız. İnanç bağımız bizi birbirimize bağlıyor. Sömürüldükten sonra Kürt olsan ne yazar, Türk olsan ne yazar!..”
Öyle ki ayrışmayı ve kavgayı değil birleştirmeyi ve umudu öne çıkaran sağduyulu mesajlar bile sözde rejim savunuculuğu gerekçesiyle cezalandırılarak, mesajlar verilmek istendi.
Örneğin 54. Hükümet’in Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın siyasetten mahrum edildiği Bingöl Konuşması’nın içeriğine bakıldığında, bu yanlışın vebalinin ne kadar büyük olduğu da görülür.
Ne demişti Erbakan 1994 yerel seçimlerinde Bingöl'de yaptığı konuşmasında
,"Çocuklar okula besmeleyle başlardı. Bunu 'Türküm, doğruyum, çalışkanım” diye değiştirdiler. Okullarda 'Türküm doğruyum çalışkanım' diye söyletirseniz, başkaları da 'Ben Kürdüm daha çalışkanım, daha doğruyum deme hakkını kendinden görür…" Erbakan, ısrarla bir yanlışa dikkat çekiyor ve bunun sonuçlarının bütün toplum tarafından acılarla ödendiğine işaret ediyordu. Ancak Erbakan’ın birlik ve beraberliği öne çıkaran bu sözleri, Türk Ceza Kanunu'nun 312. maddesinin ihlali olarak değerlendirilerek hapis cezası veriliyordu
.Peki Erbakan’ın bu sözleri daha önce söylememiş miydi?
Söylemişti hem de 1980 darbesinden hemen önce Meclis Kürsüsünden Başbakan Süleyman Demirel ve CHP Lideri Bülent Ecevit’in gözlerinin içine bakarak tüm parlamenterlere. Bugün internette küçük bir araştırma ile bu konuşmanın görüntülerine 2 saniyede ulaşmak mümkün. İşte o konuşmada
Erbakan Kürt-Türk meselesiyle ilgili olarak şöyle diyordu:
“İnancımızda da böyledir. Irkçılık diye bir ideoloji olamaz. İdeoloji; saadet nizamını el birliğiyle kurmak ve yürütmektir. Güneydoğu Anadolu ile aynı tarihin evlatlarıyız. İnanç bağımız bizi birbirimize bağlıyor. Sömürüldükten sonra Kürt olsan ne yazar, Türk olsan ne yazar!..”
Millet devlet kaynaşması dinamitleniyor!
“PKK terör örgütünü kurduran güçler bir derin devletler konsorsiyumudur. PKK örgütü bilerek bir Kürt-Türk çatışması çıkarmak amacıyla kurulmuştur. Bu terör örgütünü savunanlar ve bunların uzantılarına çok dikkat etmemiz gerekir. Türkiye üzerinde oynanan oyunların en önemlisi Türkiye’nin birlik ve beraberliğidir. Türk milletiyle devletin kaynaşması önlenmeye çalışılmaktadır.”
Türkiye’de son 30 yılda 4 darbe gerçekleşti. Bu darbelerin her birinde Türkiye 50 yıl geriye gitti. Türkiye’nin çok ciddi paraları hortumlandı. En önemlisi Türkiye’nin savunma reflekslerine darbe vurulmak istendi. Darbe dönemlerinde devlet, millet kaynaşmasının önüne geçilmiştir. Biz birbirimizle uğraşırken Ortadoğu’da malum güçler çok ciddi uyguladıkları projeler ortaya konmuş, aynı zamanda Ortadoğu ile birlikte Türkiye hedef alınmıştır. PKK terör örgütünü kurduran güçler bir derin devletler konsorsiyumudur. PKK örgütü bilerek bir Kürt-Türk çatışması çıkarmak amacıyla kurulmuştur. Bu terör örgütünü savunanlar ve bunların uzantılarına çok dikkat etmemiz gerekir. Türkiye üzerinde oynanan oyunların en önemlisi Türkiye’nin birlik ve beraberliğidir.
İnsana saygı,imanın bir parçasıdır
Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Mehmet Emin Özavşar:
“İslâm ve Peygamberi, insanların renkleriyle ırklarıyla bir üstünlükleri olmadığını vurgular. Peygamber Efendimiz (SAV); “Hepiniz Adem’densiniz, Adem de topraktan” demiştir. O büyük Peygamber dostluğa vefayı, insana saygıyı imanın bir parçası yapmıştır. Onun için cemiyet, ferd, beşeriyet O'na medyundur. Saygıyı, nezaketi, şefkati, merhameti O’ndan öğrenmişlerdir. En güçlü olduğu anda en güçlü olmayı O’ndan öğrenmişlerdir. ”
İslam ve Peygamberi, insanların renkleriyle ırklarıyla bir üstünlükleri olmadığını vurgular. Peygamber Efendimiz (SAV); “Hepiniz Adem’densiniz, Adem de topraktan” demiştir. O büyük Peygamber dostluğa vefayı, insana saygıyı imanın bir parçası yapmıştır. Onun için cemiyet, ferd, beşeriyet O'na medyundur. Saygıyı, nezaketi, şefkati, merhameti ondan öğrenmişlerdir. En güçlü olduğu anda en güçlü olmayı ondan öğrenmişlerdir. Aftır onun karakteri. Karakteri af olan bir Peygamber, insanlara affetmeyi öğreten bir Peygambere elbette cemiyette, fertte, beşeriyet de medyundur. Müslüman kim; o kimse ki elinden ve dilinden herkes emniyettedir. O, kul hakkını, kadın hakkını, yetim hakkını gözeten kişidir. “
Emekli Askeri Hakim Dr. Ümit Kardaş:
Çatışma isteyen güçler var!
“Bir merkezden idare edilen provokasyonlar var. Türkiye’de bu kadar provokasyona karşın bu tür bir çatışma çıkmadı. Bir kısım güçler Türkiye’yi de çatışmanın içerisine çekmek istiyor. ABD, kendi çıkarları için Türkiye’yi bazen provokatif olaylarla baskı altına almak isteyebilir. Türkiye Kürt sorununu, hukukla, vicdanla çözecek güce sahiptir.”
ABD’nin bölgedeki çıkarları ile Türkiye’nin çıkarları her zaman uyuşmuyor ve kendi çıkarları için Türkiye’yi baskı altına almak isteyebiliyor. Nitekim tüm askeri darbelerin arkasında ABD’ nin olduğu biliniyor. İçerideki bazı güçler de siyaseti tanzim etmek istiyor. Devleti korku politikaları idame ettirmek istiyorlar. Kamuoyu sürekli kaos halinde tutuluyor. Halbuki, halkın güvenliğinin, hak ve özgürlük alanlarının genişletilmesi gerekiyor. Türkiye Kürt sorununu, hukukla, vicdanla çözecek güce sahiptir. Kürt ve Türk halklarının birbiriyle hiçbir sorunu yoktur. Ama sorun olmasını isteyen güçler var. Bunlara karşı dikkatli olmak lazım!
Tarih boyunca kurulan hiçbir Türk devleti dış güçlerin fiziki saldırılarıyla yıkılmamıştır. İlkokuldan bu yana bir tekerleme gibi bu bilgi öğretilmesine karşılık belli dönemlerde aynı toprak, aynı tarih ve aynı inanç çerçevesinde etle tırnak gibi olan milletimiz, ideolojik, mezhebi veya etnik karşıtlıklar kışkırtılarak kamplaştırılmak istenmiştir. 12 Eylül 1980 ihtilalinden önce meydana gelen Maraş olayları, Sivas olayları ve sağ-sol çatışmaları öyle ki kardeş kavgalarına kadar varmıştı. 1980’de DİSK Genel Başkanı solcu Kemal Türkler ile sağcı Başbakan Nihat Erim’i öldüren silahın aynı seri numaraya sahip olması çok çarpıcı bir örnektir. Maraş olaylarında iki tarafı da tarayıp olayları başlatan silahın aynı çıkması gibi. Şimdi o dönemin her iki ‘taraf’ının da “kullanıldık” demesi, sadece orta yaş ve üstü kuşaklara mesaj olmamalı. Bugün de Türkiye’nin dört bir yanında seri numaraları ardışık el bombaları ele geçiriliyor. Teknik ilerlemeden bunu anlıyorlar zahir.
Trabzon/Rahip Santoro cinayeti
Yakın dönemin tekrarı!
Türkiye, yakın tarihin tekrarları yaşatılarak, sağ-sol, Alevi-Sünni ve en son 30 yıllık kana rağmen halkın prim vermediği Türk-Kürt ayrışması üzerinden kargaşaya sürüklendirilmek isteniyor.
Antalya’daki eli silahlı provokatörlerin görüntüsü unutulmadan, 28 Şubat sürecindekine benzer iğrenç bel altı haberlerinin servise sunulması, medyanın namaz-abdest gibi dini içerikli ne bulursa saldırarak kışkırtıcı yayınlar yapması, Sakarya’daki olaylı DTP Toplantısı’nda 1 kişinin hayatını kaybetmesi ve 1 Mayıs gerginliği bir kez daha kamplaşmanın temellerini atmaya yönelik senaryoların yürürlüğe konulduğunu gösteriyor.
Rahip Santoro ve Hrant Dink suikastlerinden sonra “üs” olarak seçildiği belli olan Trabzon’un ardından Sakarya’nın da etnik temelli provokasyonlar için özellikle seçilmiş olduğu izlenimi veriliyor. Geçen haftaki olaylı DTP toplantısında ise 1 kişinin hayatını kaybetmesine rağmen, büyük bir felaketin eşiğinden dönüldü.
Sakarya’daki DTP'nin etkinliğinin bazı kişilerce iki gün öncesinden e-mail yoluyla duyurulduğu ve eylem için organize olunduğu yönünde iddialar, olayın nasıl büyük bir provokasyon olduğunu gözler önüne seriyor.
DTP Grup Başkanı Ahmet Türk de, partisinin Sakarya'daki etkinliğinde çıkan gerginliğe ilişkin olarak, ''Olayı, Türk-Kürt savaşını çıkarmaya yönelik planın bir parçası olarak görmemiz, değerlendirmemiz gerekiyor Benzer olaylar hafızalarımızda duruyor. Bu, Kürt-Türk savaşını çıkarmak isteyen güçlerin ortaya koyduğu bir oyundur '' dedi. ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras ise, "Bunlar tipik bir Ergenekon faaliyetidir. Milliyetçi galeyanlara gelmeden bir arada yaşama kültürünü geliştirmeliyiz" diye konuştu. Ancak tarafların aynı değerlendirmelerde bulunmasına rağmen, aynı hatalara tekrar tekrar düşmekten vazgeçilmediği görülüyor. Sakarya’da son 2 yılda meydana gelen son DTP toplantısının basılması hadisesine benzer olayları şöyle sıralamak mümkün:
*29 Mart 2006 tarihinde biri kız 2 öğrenci bildiri asarken halkın büyük tepkisini çekerek, kargaşaya neden oldu.
*1 Nisan 2006’da İstanbul'dan Sakarya’ya basın açıklaması yapmak için gelen 19 kişi, şehrin karışmasına neden oldu.
*7 Eylül 2006’da Diyarbakırlı 4 fındık işçisi, darp edildi.
*4 Haziran 2007’de üzerlerinde Ahmet Kaya baskılı tişört giyen iki genç linç edilmek istendi.
Zaman Yazarı Ahmet Turan Alkan:
Fitneye alet oldular
Adapazarı hadisesi, yarım kalmış bir Madımak provokasyonu gibi görünüyor. Taraf ayırt etmeksizin bu hadiseye sebep olanları kınıyorum; çünkü nasıl bir rezilliğin, nasıl belâ bir fitnenin âleti olduklarını fark edemiyorlar. Vatan sevgisinin, millet muhabbetinin, akıl ve ilimle tasarruf edilmedikçe çok ağır cürümlere yol verebileceğini henüz bilmiyorlar.
Sakarya’da ne oldu?
Sakarya'da geçen hafta Fenerbahçe-Galatasaray derbisinin oynandığı saatlerde, sonu Sivas olayları gibi bitecek bir tehlikeden kılpayı dönüldü. DTP'nin "Barış ve Kardeşlik Gecesi" düzenlediği düğün salonunun önünde Türk bayraklı basın açıklaması yapılması olayların fitilini ateşledi. Ardından geçtiğimiz hafta şehit olan Sakaryalı askerin yakını ve arkadaşı 100 kişi, düğün salonu önüne geldi. Polis, içeri girmek isteyen grubu engelledi. Bu arada derbi maçın ardından sokağa çıkan vatandaşların da dahil olmasıyla eylemci grubun sayısı kısa sürede 1000’i buldu. İzinli polisler evlerinden çağrıldı, ilçelerden ve Kocaeli'den takviye ekipler ve jandarma robocoplar çağırıldı. Dağılmamakta ısrar eden kalabalık, üç girişi olan binaya girmek için her yolu denedi. Düğün salonunda mahsur kalan yaklaşık 500 DTP'liden kalp krizi geçiren 65 yaşındaki Ebubekir Kalkalı, kaldırıldığı hastanede öldü. Polisin kalabalığı dağıtmasından sonra yaklaşık 8 saat mahsur kalan DTP'liler, Büyükşehir Belediyesi'ne ait 10 ayrı otobüsle polis ve panzerlerin eşliğinde kent dışına çıkarıldı. Otobüsler, kent merkezinde bazı gruplar tarafından taşlandı ve camları kırıldı. DTP'nin etkinliğinin bazı kişilerce iki gün öncesinden e-mail yoluyla duyurulduğu ve eylem için organize olunduğu belirtildi. Türkiye, yakın tarihin en vahim olaylarından birini çok büyümeden atlatmış gibi görünüyordu ancak bu fitilin önümüzdeki günlerde birileri tarafından yine tutuşturulmayacağının bir garantisi ne yazık ki yok!
Sağ-Sol bitti Kürt-Türk çatışsın!
2007 yılındaki kahredici Dağlıca katliamının ardından, Bursa’da öfkeli vatandaşları Doğu kökenli vatandaşlarımızın marketlerini yağmalamak için manüple eden karanlık odaklar ile geçen hafta Sakarya’daki DTP Toplantısı’nı bastırmak isteyen güçlerin aynı merkezden yönlendirildiği tahmin ediliyor.
Akdeniz Üniversitesi’nde de en çabuk harekete geçirilecek toplumsal kitleler olarak görülen öğrenciler üzerinden bir provası yapılan çatışmalara toplum tepki gösterince, tahrik ve kutuplaştırma taktikleri sosyal olayların provoke edilmesine döndü. Hem Antalya’daki öğrenci olaylarında hem de Sakarya’daki baskın olayında ortaya çıkan acı gerçek ise artık bu tür kitlesel provokasyonların Sağ-sol çatışması üzerinden değil Kürt-Türk kamplaşması üzerinden yürütüleceğini ortaya çıkarmasıydı.
İdeolojik ayrıştırmanın yerine konulmak istenen etnik ayrıştırma taktikleri, 30 yıllık terör olaylarına karşı hiç toplumsal boyutta olaylara neden olmadı. Buna rağmen son olaylarda görüldüğü gibi toplumsal katmanlar bu ayrışma üzerinden harekete geçirilerek, Türkiye’nin tarih boyunca görmediği kadar büyük bir kitlesel kargaşaya ve toplumsal yapının dinamitlenmesine çalışılıyor.
ERBAKAN HOCAYA KATILIYORUM.mıuthıs bır tesbit...
konunun ozeti:
"Okullarda 'Türküm doğruyum çalışkanım' diye söyletirseniz, başkaları da 'Ben Kürdüm daha çalışkanım, daha doğruyum deme hakkını kendinden görür…"
kaynak


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla

