Cumhurbaşkanı Gül Financial Times’a verdiği röportajda, kapatma davasıyla ilgili konuştu
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Financial Times gazetesinin Ankara muhabiri Vincent Boland’a verdiği röportajda kapatma davasını ve siyasi krizi değerlendirdi. Financial Times’ın muhabiri Boland, Gül’e “Türkiye’ye dışarıdan bakanlar, sizin, yani halkın favorisi olarak seçilen cumhurbaşkanının, siyasetten atılmaya çalışılan kişilerden biri olduğunu görüyor. Siz dış dünyayı kötü bir şey olmayacağına nasıl ikna ediyorsunuz?” diye sordu. Gül’ün yanıtı şöyle: “Tabii ki samimi olarak ifade edelim ki, sizin dikkat çektiğiniz Türkiye’nin bu görüntüsü çok hoş bir görüntü değil. Türkiye reform ve ilerlemeler ile manşetlere taşınan bir ülkeydi.
Şimdi dışarıda var olan görüntümüz, en iyi halimiz değil. Çok net görüyorum. Ama başından beri söylediğim gibi, Türkiye çoğulcu ve demokrasisi işleyen bir ülke. Elbette daha fazla reforma ihtiyacımız var ve bunun üzerinde çalışıyoruz. İnanıyorum ki sonunda Türkiye’nin demokrasisi güçlü olmaya devam edecek. Ama Türkiye’nin demokrasisi bu krizin kalıcı hasar bırakmasını engelleyecek kadar güçlü.”
Siyasi yaşamının tamamında reel politikaya inandığını kaydeden Gül, “Görevim Türkiye’nin istikrarını korumak ve bazı kurumlar arasında koordinasyonu sağlamak” dedi. Gül’ün bu sözleri, Financial Times tarafından “Bu kurumlar arasında AKP’nin kapatılmasını isteyen ordu ve yargı gibi kurumlar da olduğu düşünülürse, bu koordinasyonu sağlamanın zorluğu anlaşılır” diye yorumlandı. Gül ise Türkiye’nin demokrasisinin bu krizi kaldıracak kadar güçlü olduğunu belirterek, “Ben insanların sağduyusuna, iyi niyetine ve karşılaştığımız siyasi sorunların demokratik olgunluk çerçevesinde çözüleceğine inanıyorum” dedi.
Gül AB hedefine cesur ve tutkulu şekilde bağlı’
Financial Times makalede, AKP davasının bazı hukukçular tarafından, “yasal darbe” olarak adlandırıldığını, davanın finans piyasalarında huzursuzluğa neden olduğunu söyledi. AKP ile laikler arasındaki her konunun, ideololjik bir tartışmaya dönüştüğü yorumuna yer verilen makalede, bu ortamda AB reformları yapmanın da imkansız olduğu görüşü savunuldu. Makalede, Gül’ün cumhurbaşkanlığı seçim sürecinin, ülkedeki hassasiyetleri çok güzel özetlediği ifade edildi ve eşinin türbanına rağmen Köşk’e çıkmasının, AKP’nin “Türkiye’deki birçok kurumu ele geçirmekteki durdurulamaz çabasında” net bir zafer olduğu görüşüne yer verildi. Makalede, “Gül AB hedefine tüm karşılıklı güven bunalımlarına rağmen, tutkulu ve cesur biçimde bağlı ve son olaylarla reformların öneminin daha iyi anlaşıldığını düşünüyor” ifadesi yer aldı.
kaynak
yorumumu bu konuda sözlerine birebir katıldığım Güngör Mengiden bir alıntıyla yapmak istiyorum.
İmaj törpüsü
Cumhurbaşkanı devletin başıdır. Devleti, milleti temsil eder.
Ülkenin imajından şikâyet edecek duruma gelmiş bir cumhurbaşkanının yapacağı tek şey; milletten özür dileyip emaneti iade etmektir.
Ama Abdullah Gül’ün bu yolu izlemeye pek niyeti yok.
Financial Times gazetesine verdiği demeçte siyasi krizin imajımızı zedelediğini öne sürüyor.
Gül’e göre AKP’ye açılan kapatma davası ile başlayan kriz, Türkiye’nin son yıllarda kazandığı olumlu imaja zarar vermiştir.
Ama insaf.. Temiz, borçsuz bir vicdanın onaylayacağı gerçek bu değildir.
Askerden önce yargı
Abdullah Gül yeminine bağlı bir Cumhurbaşkanı olsa krizin yanlış tarif edildiğini söylerdi. Çünkü krizden hele hele bir rejim krizinden asla söz etmemek lâzım.
22 Temmuz seçiminden sonra ihtiras ve kibrin tanınmaz hale soktuğu Tayyip Erdoğan’ın nereye doğru koştuğunu herkes görmüştü.
Hele türbanı üniversitede serbest bırakmak için anayasa değişikliğine gitmek, karşı devrim anlamında bir saray darbesiydi ki içeride ve dışarıda askeri müdahale korkularının sebebi olmuştur.
Ne mutlu ki rejimi koruyan demokratik sigorta bu defa devreye girmiş, cumhuriyete yönelen tehdidin önüne askerden önce yargı çıkmıştır.
Evet, bundan dolayı bir kriz doğmuştur ama 27 Nisan’daki e-muhtıranın avantasına alışanların uğradıkları hayal kırıklığının krizidir bu.
Onlara geçmiş olsun!
İmaj nasıl yükselir?
Cumhurbaşkanı Gül’ün de olaya böyle bakması gerekir. Görevi gereği yargının imajını ve itibarını da iktidarınki kadar özenle koruması gerekir.
22 Temmuz seçimlerini en yüksek isabetle tahmin eden araştırma şirketinin son bulguları, gerginliğin artmasından halkın AKP’yi sorumlu tuttuğunu, kapatma davasından kurtulmak için iktidar partisi anayasayı değiştirirse bunu onaylamayacağını, laiklik endişesinin üniversite bitirmiş yurttaşlar arasında yüzde 70’in üstüne çıktığını ve AKP’nin oy oranının Ocak’tan bu yana yüzde 12,5 gerilediğini ortaya koymuştur.
Türkiye’nin imajına kimler zarar veriyor; halk görüyor.
Kapatma davasından kaynaklanan krizin ülke imajını zedelediğini söyleyerek mahkemeyi etkilemeye çalışan bir Cumhurbaşkanı’ndan daha can sıkıcı törpü bulunamaz ülke imajı için.
Gül davayı hukukun üstünlüğünü kanıtlayan bir olay diye selâmlamalıdır.
Görevi budur, meselenin özü, doğrusu da budur. İmajımıza daha da fazla katkıda bulunmak istiyorsa, meselâ...
Bölgedeki Müslüman ülkelerin devlet başkanları ve eşleriyle birlikte çektirdikleri
-kimin Arap kimin Türk olduğu anlaşılamayan- fotoğraflara bakmalı;
Suudi Arabistan Kralı geldiğinde hediye mücevher verdi mi, verdiyse onu ne yaptı, söylemeli;
Küçük oğlunu sosyal sigorta kapsamına aldırmak için katlandığı ayıptan geri dönmeyi yenilgi saymamalıdır.
Şu birkaç adım bile ne güzel bir başlangıç olur
kaynak


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla




'e şunu birileri iyice açık etmeli.

