Kahin nedir, ne iş yapar, ne yer, ne içer?
Cem Yılmaz’ın kült filmi G.O.R.A.’dan sık tekrarlanan bir replik: Kaptan Logar aşağılamak istediklerine “Sen kahin misin?” diye sorar. Bakmayın siz Nostradamus’un şan ve şöhretine, kahin olmak, gelecekle ilgili öngörülerde bulunmak hoş karşılanmaz yeryüzünün hiçbir köşesinde...
Gelecekte olacakları bilmek mümkün değil. Ama iki çay kaşığı matematik, bir tutam zeka, yarım bardak analiz gücü bir tencerede kısık ateşte kabarana kadar ısıtırsak, gelecekte olacaklarla ilgili doğru veya yanlış bir takım çıkarımlarda bulunabiliriz. Ve bu bizi kahin yapmaz, sadece sevilmeyen adam yapar...
Pamukova felaketinin gerçekleşmesinden sadece bir hafta önce bir profesörümüz, bir cesaret örneği vererek çıktı televizyonlara ve bir kehanette bulundu: Hızlı trenlerde kaza olması an meselesi. Kulağına melekler mi fısıldamıştı bu bilgiyi?
Özel ve dar bir durumu analiz edip, söyledikleriniz gerçekleşmese bile “ben görevimi yaptım” diyebiliyorsanız, çekinmeyin kehanette bulunun. Ama sosyal konularda, toplumun beyninin yıkanmış olduğu konularda kehanette bulunmayın, mutlaka birilerini kızdırırsınız. Doğruyu söyleseniz bile.
“Beyni yıkanmış” gibi kaba bir terminoloji kullandığım için kusuruma bakmayın. Ama toplumun neredeyse tüm bireylerinin birbirine benzer düşünüyor olmasını tesadüfle açıklamak mümkün değil bence. Tamam kalabalıklar bulgurla beslendi varsayalım, ama nerde bu iyi kötü bir zekaya sahip olmasını beklediğimiz yüzde kırk? İnsanların beynini kim yıkıyor tartışması konu dışı; basın, çevre vb, ne olursa olsun, herkes bir örnek düşünüyorsa , sistematik veya asistematik bir beyin yıkamasının mevcudiyetini kabul etmek zorundayız.
Deneme yapın isterseniz bir gün, bir konu bulun, politik, dinle ilgili, sosyal vs (mesela barlara damsız erkek almama uygulamasının faydaları gibi) ve gelecek cevapları önceden belirleyin. Sonra danışın insanlara ve bırakın konuşsunlar. Önceden bir kenara yazmadığınız bir fikir çıkarsa şaşarım.
Dağılalım biraz: Ülkemiz, yakın geçmiş, orta yakın geçmiş vs.
Bu çitilenmiş beyin beyazı önyargıların, daha yumuşak ifade ile moda fikirlerin tersine bir şeyler söyleyecek olursanız –benim 8 paragraf sonra yapacağım gibi- tepki görürsünüz en iyimser olasılıkla...Bir ileri aşamada erken öten horozu keserler deyimi ile yaşayarak tanışırsınız. Bir basit örnek: Kıbrıs konusunda, idam cezası, işkence, insan hakları konusunda, Kürtçe eğitim/radyo/televizyon konusunda Türkiye’nin şu anda Avrupa Birliği’nin ite kaka ulaştırdığı doğruları bundan 15-20 yıl önce arkadaş çevresinde söylemek bile tehlikeydi. Şimdi uyguluyoruz.
Bu arada ülkemizi doğru yola çekti diye de Avrupa Birliğine demediğimizi bırakmıyoruz, pes. Bir kaç sonraki yazımda Atlantiğin öteki yakasında yer alan, batının insan hakları özürlü dayı oğlunun sorunun coğrafi olarak Avrupa Birliğinde yer alamaması ve bu suretle kulağı çekilememesi olduğuna dalacağım. Bu hızla tez vakitte, tüm politik anla(ş)mazlıklara da çözüm getirmiş olmanın huzuru içinde uyuyacağım...
Diyerek kendilerini mantıklı milliyetçi olarak tanıtan sitemizin İzmirli faşolarına da sataşmaktan geri kalmayalım.
Sahi, sosyal demokrat alt yapı her bireyin diğeri ile aynı çapta olması beklentisi yarattığı için mi faşo yapar insanları? Yoksa kontrolsüz Kürt göçü mü yeterince kozmopolit olamamış İzmir’i fazla ağır yaraladı, bilemiyorum. Ama sebebi ne olursa olsun, kültürlü bir şehirde doğmak, hatta zeki olmak bile doğru düşünme tekelini vermez insanoğullarına.
Sonuçta Uzan’ların en çok oyu aldığı şehirde İzmir’di, unutmayalım.
Aklıma gelmişken Uzan’lara Türkiye’de 3 milyona yakın oy çıktı değil mi? Bakalım kaçmış: 2.285.598. Vay be, şu kalabalığa bakın. Gözünüzde yüz kişi canlandırın, sonra 1000, sonra 10000. Yav, 2.285.598 , çok bu ya.
İzmir’de sadece 328.338 birey. Bunlar düşündü taşındı. Töbe, demokrasi güzel bir sistem. Bakın bunlar bilinçli seçmen ha, kandırıldık, iki tas yemeğe oy verdik numarası sökmez bana, işte demokrasi, işte halkın seçimleri de… Nerede o oyların sahipleri?
Geçen yıllar içinde onların bilinçli ve demokratik oylarını verdikleri müteşebbisi şahsiyelerin çoktandır kanunsuzca sahip olduklarına, devleti âli bir kerelik diyerek kanunsuzca sahip olmuş, yanlış kare yanlış doğru etmiyor, neden kimsenin sesi çıkmadı? Çünkü yeni beyin çitileme makineleri aktifleşmişti bu arada ve bilinçli halkımız Uzanların olduklarından daha kötü (öyle bir şey nasıl mümkünse) olduğuna kanaat getirdi. Unuttular, günlük deyişle. (Bu arada, neden kötünün bile yasal haklarının savunulması gerektiğine inanan bir ben varım bu Bizans topraklarında?)
Devam edelim “damdan dama atlar yar” sohbetimize, hep feminist çok bilmişlerimiz mi dağılacak yazılarında. Anlaşılmaz olmak bilgili olmak gibi bir çıkarım yaygınsa bu topraklarda, o halde: Yort Savul, dağılıyorum bugün bende...
Halk doğruyu bilmez, hatırlayın, 15 yaşında çocukları asmayayıp da besleyelim mi diye soran bir sayın zata halkımız yüzde 92 destek verdi. Sayın zat o kadar zekiydi ki, dönemin tek kanal televizyonundan yayınlanan konuşmalarında Kürt yoktur, onlar dağ Türklerinin karda yürürken çıkan ayak sesleridir demişti.
Batı da yer aldığımız için, Türk olduğumuz için pek fazla duyamıyorduk o zamanlar oralarda olanları, bölgesel köylülerimize beslenme alışkanlıklarını ucuz yeniden kullanım materyalleri (feçes sapiens) ile karşılamaları konusunda nazik uyarılardan bihaberdik. O zamanlar ancak arkadaş çevresinde Kürtçe televizyon olsa, eğitim olsa bu ülke batmaz, aksine kalkınır diyebiliyorduk. Kıbrıs’ta çözümü Denktaş engelliyor, işkence her koşulda kötüdür, idam cezası ile öfke sadece toplumun daha derinlerine kök salar... Bu türden lafları 20 sene önce sıradan bir Türk vatandaşının ağzından duyamazdınız.
Denktaş eleştirilmez, işkence kimi zaman gerekliydi vatandaşın gözünde. Şimdi halkın en azından bir kısmı diğer alternatiflerin çözüm olmadığı bilincine ulaştı. Ama şu anda toplumun doğru kabul ettiği fikirleri ifade ettikleri için bir çok yazar ve entelektüel cezaevlerinde yıllarını geçirdi. Evet, erken öten horozu keseriz, çünkü basmakalıp ve daha önce bir milyon kere söylenmemiş cümlelerle düşünemeyiz. Yeni fikirlerden ilk anda nefret ederiz, çünkü düşünmemiz gerekir ve alışmamışızdır o doğamıza aykırı eyleme. Karşımızdakinin bizden farklı düşünmesi, düşüncelerimize saldırdığı manasına gelir küçük beyinlerimizde ve bizde saldırganlaşmaya başlarız refleks olarak...
İzEdebiyat VAR SAMSA


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla
....................................................



