• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon
19 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    misafir <s><span style='color: #FF0000'>alpi1907</span></s> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-11-2005
    Mesajlar
    27,766
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    12

    Cuma Hutbeleri(Agustos-Eylul Ayı Hutbelerı)

    23 MAYIS 2008 CUMA HUTBESİ
    TARİH:23.05.2008 (4. HAFTA)

    بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
    يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن تَنصُرُوا اللَّهَ يَنصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ
    (Muhammed, 47/7)

    İSTANBUL'UN FETHİ
    Muhterem Müslümanlar!
    Tarihte cereyan eden olaylar, amaçlarına ve elde edilen sonuçlarına göre önem taşırlar. İstanbul'un fethi, bir çağın kapanıp yeni bir çağın açılmasına sebep olması itibariyle, insanlık tarihinin en önemli olaylarından biridir. Bazı kaynaklarımızda yer alan; "İstanbul mutlaka feth olunacaktır. O'nu feth eden komutan ne güzel komutan ve O'nu feth eden asker ne güzel askerdir"(1) şeklindeki haber, bu fethe, ayrı bir anlam ve önem kazandırmaktadır.
    Peygamberimizin bu müjdesine kavuşmak şerefi, Türk hükümdarı Fatih Sultan Mehmet ve Onun şanlı ordusuna nasip olmuştur. İstanbul'un fethi esnasında her nefer bir arslan kesilmiş, canını, mübarek dini ve vatanının emrine vermiş; malını İslam'ın zaferi için feda etmiş, kanının son damlasına kadar düşmanla çarpışmış; sonunda gürleyen topların sesleri, fethi müjdeleyen tekbir sedaları arasında Bizans düşmüş ve feth gerçekleşmiştir. İstanbul'u fethetmeyi kendisine nasip ettiği için Rabbine hamd ederek şükür secdesine kapanan genç hükümdar, çıkardığı bir fermanla; can, mal, ırz, namus emniyetini, inanç hürriyetini garanti altına almıştır. Fatih Sultan Mehmet, gayr-i müslimlere bile yardım elini uzatmış, yoksulları doyurmuş, adaleti yerleştirmiş ve zulme son vermiştir. O, sadece İstanbul'u değil, gönülleri de fethetmiştir. Böylece İstanbul kısa zamanda dünyanın, ilim, sanat, teknik ve kültür merkezlerinden biri haline gelmiştir.
    Değerli Müslümanlar!
    Cenâb-ı Hakk: "Ey iman edenler! Siz Allah'ın dinine yardım ederseniz. O da size yardım eder, ayaklarınızı savaşta sabit kılar."(2) "Mallarınızla canlarınızla Allah yolunda savaşın. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır."(3) buyurarak mukaddes değerler uğruna canını ve malını verenlere yardım edeceğini bildirmiştir. İstanbul'un fethinde de mukaddes değerler uğruna canı ve malı ile savaşanlara Cenâb-ı Hakkın vaat ettiği yardım gerçekleşmiştir.
    Aziz Mü'minler!
    Unutmayalım ki, Fatih Sultan Mehmet'in başarılı olmasının sırrı, sağlam bir maneviyat, ilim ve teknoloji eseridir. Zira imanın yerini küfrün, ilmin yerini cehaletin, adaletin yerini zulmün, birliğin yerini ayrılığın, güzel ahlakın yerini ahlaksızlığın aldığı toplumların başarılı olmaları mümkün değildir.
    Görüldüğü gibi İstanbul'un fethinin tarihte çok önemli bir yeri vardır. Bu olayı bütün yönleriyle anlamaya çalışmamız gerekir. Bunun yanında geleceğe hazırlanmak için de İstanbul'un fethini gerçekleştiren kahramanların sahip olduğu değerleri gençlerimize anlatmalıyız.
    Hutbemi, Arif Nihat Asya'nın bir şiiriyle ile bitirmek istiyorum:
    Sen de geçebilirsin yârdan, anadan, serden?
    Senin de destanını okuyalım ezberden?
    Haberin yok gibidir taşıdığın değerden?
    Elde sensin dilde sen? gönüldesin baştasın;
    Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!..


    Diyanet İşleri Başkanlığının 28.05.2004 tarihli hutbesidir.
    _________________________
    1- Ahmet b. Hanbel, Müsned IV, 225.
    2- Muhammed, 47/7
    3- Tevbe, 9/41

    GENÇLİK VE ÖNEMİ

    Muhterem Müslümanlar!

    Gençlik, çocuklukla yetişkinlik arasında yer alan, gelişme, ruhsal olgunlaşma ve hayata hazırlık dönemidir. Bu dönem, tatlı hayallerin, büyük tutkuların ve yüce ideallerin filizlendiği; sıkı arkadaşlıkların kurulup engin sevgilerin yaşandığı dönemdir. En güzel ve en mükemmel biçimde yaratılan insanın, kendini kanıtlama ve kendi kimliğini arayıp bulma çabalarının yoğunlaştığı dönemdir.

    Kıymetli Müminler!

    Gençlik geleceğe benzer. Çünkü onda meçhuller, ümitler, güzellikler, enerji ve imkanlar gizlidir. Gençlerin sahip olduğu imkanları olumlu yönde kullanması için, gençlere olduğu kadar, anne-babalardan başlamak üzere toplumun her kesimine büyük görevler düşmektedir.

    Günümüzde, bazı gençlerin gayesiz, sorumsuz gibi duruşu, bazılarının kendilerini oyun ve eğlenceye kaptırmış olmaları ve bazılarının da ülke huzurunu bozmak isteyen kötü niyetli kimselere alet olmaları nasıl önlenmelidir? Kötü alışkanlıklar başta olmak üzere bir çok olumsuz tutum ve davranışı sıradan/normal eylemler haline getiren gençlerimiz ile; ateizm, satanizm, misyonerlik gibi diğer din ve yabancı kültürlerin çeşitli zararlı akımlarının tesirinde kalan gençlerimiz hakkında bizim sorumluluklarımız nelerdir? Zaman zaman başımızı ellerimizin arasına alarak etraflıca düşünmeliyiz.

    Muhterem Kardeşlerim!

    Gençlik, bir milletin ümit kaynağıdır. Bu sebeple gençlerini, her yönden iyi yetiştirmeyen, inançlarından, örflerinden ve öz kültürlerinden uzaklaştıran milletler, yarınlarına güvenle bakamazlar. Nitekim gençlerini maddi ve manevi cehalete, sefalete ve başıboşluğa terk eden milletler kısa zamanda tarih sahnesinden silinmişlerdir. Yine tarih bize göstermiştir ki, bir milleti bölmek, yıkmak ve yok etmek isteyen düşmanlar, daima öncelikli hedef olarak gençleri seçmişlerdir.

    Değerli Müminler!

    Gençlerimizin her türlü takdir ve övgünün üzerinde bir kişiliğe sahip olmasını, yıkan, bozan değil; yapan, onaran, birleştiren ve yücelten bir kişi olmasını; çiğnemeyen ve çiğnetmeyen bir delikanlı olmasını istiyorsak onlara Allah Resulü’nün gösterdiği istikamette yön vermeliyiz.

    Hz. Peygamber (s.a.v.) bir hadislerinde, kıyamet gününde arşın gölgesinde himaye olacaklar arasında, “Rabbine ibadet ederek yetişen gençleri”(1) de sayması, gençlerin yetiştirilmesinde dikkat edilmesi gereken en önemli hususun iman ve ibadet olduğuna dikkatimizi çekmiştir. Başka bir hadislerinde ise; “İnsanoğlu kıyamet gününde; gençliğini nerede ve nasıl harcadığından… sorguya çekilmedikçe yerinden ayrılamaz.”(2) buyurarak gençlik enerjisinin Allah’a kulluk ve insanlığa hizmet uğrunda değerlendirmesi gerektiği mesajını vermiştir.

    Aziz Cemaat!

    Kesinlikle bilmeliyiz ki; hayatımız boyunca karşılaşabileceğimiz zorluklarla baş edebilme imkanını bize, yalnızca Allah ve ahiret inancı verebilir. Yapılan ilmi araştırmalar, dini inanç ve ibadetlerin, gençlerin, yaşamın zorluklarını yenme gücü kazanmalarına, karşılaştıkları problemlerle başa çıkma becerisi edinmelerine ve böylece anlamlı bir hayat sürmelerinde çok önemli katkılarının olduğunu ortaya koymuştur.(3)

    Arzu ettiğimiz gençliği yetiştirmek için onlara karşı sorumluluklarımızı tekrar gözden geçirmeliyiz. Gençlerimizin sahip olmasını istediğimiz inanç, ibadet ve ahlaki davranışların, ancak çocukluk döneminden itibaren; başta ailede olmak üzere tüm toplumda yaşamak ve yaşatmak suretiyle onlara kazandırabileceğimizi unutmamalıyız.

    Hutbemi Nisa Suresi 170. ayetin mealiyle bitirmek istiyorum: “Ey insanlar ! Peygamber size Rabbinizden hakkı (gerçeği) getirdi. O halde kendi iyiliğiniz için (hemen ona) iman edin.”(4)

    (1) Buhari, Hudûd, 19

    (2) Tirmizi, Kıyamet, 1

    (3) Diyanet İlmi Dergi, Cilt: 41, Sayı:4

    (4) Nisa, 4/170



    TARİH:02.05.2008 (1. HAFTA)



    بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ



    وَلاَ تُلْقُواْ بِأَيْدِيكُمْ إِلَى التَّهْلُكَةِ وَأَحْسِنُوَاْ إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ

    (Bakara, 2/195)

    İSLAMDA KURALLARA UYMA VE TEDBİRLİ OLMANIN ÖNEMİ



    Muhterem Müslümanlar!

    İnsanoğlu dünyada ve ahirette mutlu olabilmek için Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerde açıkça belirtilen hususlara ve bunların gündelik hayattaki yansımalarına uymak zorundadır. Bu açıdan bakıldığında bugün gündelik hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olan trafik kurallarına uymak da İslamî ve insanî bir görev ve sorumluluktur.

    Trafik bir taraftan ihtiyaçlarımızın giderilmesi için vazgeçilmez bir ortam, diğer taraftan ise kul ve kamu hakkının tezahür ettiği sosyal bir alandır. Yüce dinimiz İslam bize her zaman ve zeminde tutarlı ve adaletli hareket etmemizi emreder. Özellikle de konu, insan hayatı ve ihtiyaçları olunca K. Kerim’in ifadesiyle kendimizi kendi ellerimizle tehlikeye atmadan ve iyilik yaparak(1) hareket etme zorunluluğumuz vardır. Aynı şekilde trafikte de gerekli altyapı hazırlıkları ve ihtiyacı karşılayacak yollar ve caddeler yaptıktan sonra tedbirlerini alarak ve kurallara riayet ederek Rabbimizin Kuran’daki tembihiyle kendi kendimizi öldürmeden(2) trafik akışını düzenlemek gerekmektedir.



    Aziz Cemaat!

    Maalesef kendi yetiştirdiğimiz trafik canavarları ve zaman zaman teröre dönüştürdüğümüz trafik ortamı yüzünden ülkemizde her gün onlarca insan hayatını kaybetmekte ve yüzlercesi de yaralanmaktadır. Meydana gelen maddi zararlar ve zayi olup giden ferdi ve milli servet ise hadisenin diğer felaket boyutudur. Haksız yere bir insanı öldürmeyi bütün insanlığı öldürmeye denk tutan bir dinin mensupları olarak, her araca binişimizde ve her sokağa adım atışımızda görev ve sorumluluklarımızı ne kadar yerine getirdiğimizi düşünmeliyiz. Alkollü araç kullanmak, aşırı hız yapmak, sorumsuzca ve bencilce davranmak bir yana, yapacağımız küçük bir hatanın bile bir insanın ölmesi veya sakatlanması ya da bir çocuğun yetim kalması gibi telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurabileceğini asla unutmamalıyız.

    Hiçbir iyiliğin karşılıksız kalmadığı dinimizde, sosyal düzeni sağlayan ve insanların hayatlarını kolaylaştıran kurallara uymanın, bir çeşit nafile ibadet olduğu bilinmelidir. Nitekim Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v), yürürken yol üzerinde gördüğü bir diken dalını alıp dışarı atan bir adamın Allah (c.c.) tarafından bağışlandığını haber vermişlerdir.(3) Özellikle mesai çıkışları, bayram tatilleri, ramazanlarda iftar saati gibi herkesin kendine göre haklı sebepleri ve acelesi olduğu dönemlerde kendimizi karşı tarafın yerine koyarak, sabırlı olmanın sözle değil davranışla olacağının bilinciyle hoşgörülü davranmalıyız. Yolun hakkını vermenin hız yapmak veya rast gele davranmak değil yine Peygamber Efendimizin (s.a.v) ifadesiyle başkalarına eziyet ve zarar vermemek olduğunun bilincinde olmalıyız.



    Değerli Mü’minler!

    Müslüman elinden ve dilinden başkalarının emin olduğu kimsedir.(4) Her gün trafikte karşılaştığımız binlerce insanla belki de helalleşme imkânımızın bile olmayacağını düşünerek acele etmeden, İslamî şuur ve vicdanî hislerle hareket edelim. Güzel ve sevap olan davranışları alışkanlığa dönüştürerek, hayatı kolaylaştıralım ve güzelleştirelim. Kendi yapacaklarımızı Allah’a havale etmek yerine gerekli tedbirleri alarak Besmeleyle yola çıkalım.

    --------------------------------------------------------------------------------

    (1) Bakara, 2/195

    (2) Nisa, 4/29

    (3) Buhârî ,Ezân 32, Mezâlim 28; Müslim Birr 127, İmâre 164

    (4) Buhârî, İman: 4; Müslim, İman: 64–66


    09 MAYIS 2008 CUMA HUTBESİ

    TARİH:09.05.2008 (2. HAFTA)



    بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ

    وَقَضَى رَبُّكَ أَلاَّ تَعْبُدُواْ إِلاَّ إِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَاناً إِمَّا يَبْلُغَنَّ عِندَكَ الْكِبَرَ أَحَدُهُمَا أَوْ كِلاَهُمَا فَلاَ تَقُل لَّهُمَا أُفٍّ وَلاَ تَنْهَرْهُمَا وَقُل لَّهُمَا قَوْلاً كَرِيماً

    (İsra,17/23)



    ANNE SEVGİSİ

    Muhterem Müslümanlar!

    Yüce Allah, akıl nimeti verdiği her insanı sorumlu kılmış ve onu başıboş bırakmamıştır.(1) Sorumlu olan insanın, önce kendisini yaratan Rabbi’ne karşı; sonra da O’nun yarattıklarına karşı sorumlulukları vardır. Yaratıcısına karşı olan sorumlulukların başında Allah’ı tanıması, verdiği nimetlere şükretmesi ve O’na ibadet etmesi gelmektedir. Allah’ın yarattıklarına karşı olan sorumluluklarının başında da, bizim dünyaya gelmemize sebep olan anne-babamıza karşı görev ve sorumluluklarımız yer almaktadır. Çünkü insanın üzerinde en fazla hakkı bulunan anne ve babasıdır. Allah-ü Teala Kur’an-ı Kerimde: “Rabbin sadece kendisine ibadet etmenizi, anne-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa kendilerine “öf” bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle. Onları esirgeyerek alçak gönüllülükle üzerlerine kanat ger ve“Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişse şimdi de Sen onlara rahmet et!” diyerek dua et.”(2) buyurarak kendisine ibadetten hemen sonra anne-babaya iyi davranılmasını, onlara karşı kırıcı davranışlardan kaçınılmasını ve onlar için nasıl dua edilmesi gerektiğini bizlere haber vermiştir.

    Muhterem Müslümanlar!

    Bizim için her konuda en güzel örnek olan Peygamberimiz (s.a.v), anne sevgisinde de en güzel örnektir. Peygamberimiz dünyaya gelmeden babasını; küçük yaşta da annesini kaybettiği için; öksüz ve yetim olarak büyümüştür. Efendimiz (s.a.v.) yaptığı umrelerin biride Ebva köyüne de uğramış, annesinin kabrini ziyaret etmiş ve kabrini elleriyle düzelterek ağlamıştır. Niçin ağladığını soranlara şöyle cevap vermiştir: “Merhamet duygusundan ağladım.”(3) O’nun bu ziyareti, anne hasreti ile dolu ve vefalı bir evlat olduğunu göstermektedir. O, süt annesi Halime Hatunu gördükçe: “O benim annem, annemden sonraki annemdir.” der ve O’ na en içten saygı ve sevgi gösterirdi.(4) Hatta bir insanın anne-babası müşrik bile olsa onlara iyi davranılmasını tavsiye ederdi. Nitekim bir gün Peygamberimiz (s.a.v) Hz. Esma’ya müşrik olan annesine iyilik etmesini tavsiye etmiştir.(5)

    Aziz Müslümanlar!

    Dinimizde annemize hizmet etmek, babamıza hizmetten önce gelir. Çünkü anne, çocuğunu güçlükle karnında taşımış, emzirmiş ve en güzel bir şekilde yetiştirmiştir. Ashab-ı Kiramdan biri Peygamberimiz (s.a.v.)’e gelerek: “Ya Rasulallah! İnsanlar arasında iyi davranmama en çok layık olan kimdir?” dedi. Peygamberimiz (s.a.v.): Annendir. dedi. Adam: Sonra kimdir? dedi. Peygamberimiz (s.a.v): Yine annendir. dedi. Adam yine sonra kimdir? dedi. Peygamberimiz (s.a.v.): Yine annendir. dedi. Adam sonra kimdir? deyince, Peygamberimiz (s.a.v.): Bu defa babandır.” buyurdu. İşte bu hadis-i şerifte Peygamberimiz (s.a.v) anne hakkının baba hakkından daha fazla ve daha önde olduğunu haber vermiştir.

    Muhterem Müslümanlar!

    Allah’ın emir ve yasaklarına aykırı istekleri olmadığı müddetçe anne ve babaya iyilik etmek dinimizin bir emridir.

    Ayrıca annelere saygı ve hürmet senenin bir günü değil, her günü olmalıdır. Çünkü Cennet annelerin ayağının altındadır.

    Ne mutlu anne-babasına hizmet eden, saygı gösteren ve hayır duasını alanlara.



    Hutbemi şu beyitle bitirmek istiyorum:



    Ana başa taç imiş, her derde ilaç imiş.

    Bir evlat pir olsa, anaya muhtaç imiş.



    (1) Kıyame,36.

    (2) İsra, 23-24.

    (3) Köksal, İslam Tarihi, II,55.

    (4) Köksal, İslam Tarihi, II,46.

    (5) Buhari, Edeb, 7.

    Buhari, Edeb, 2.


    Kor cehalet cirkeflestirir insanlari !
    Suskunlugum asaletimdendir...
    Her lafa verecek bir cevabim var...
    Lakin bir lafa bakarim laf mi diye,
    Bir de soyleyene bakarim adam mi diye...
    Mevlana Celaleddin-i Rumii

  2. #2
    misafir <s><span style='color: #FF0000'>alpi1907</span></s> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-11-2005
    Mesajlar
    27,766
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    12
    ABDESTİN FAZİLETLERİ



    Muhterem Müslümanlar!

    Abdest, ibadete niyetlenen kişinin, kalbini dünyevî düşüncelerden kurtarıp, manevî duygularla donatmaya başladığı bir hazırlıktır. Dolayısıyla abdest, beden ve ruh temizliği yapan bir mü’minin huzuru ilahiyeye çıkmasını özellikle de namaz ibadetine yaptığı özel hazırlığı ifade etmektedir. Hutbemizin başında okumuş olduğumuz ayet-i kerimede Cenab-ı Hak, “Ey İman edenler! Namaz kılacağınız zaman (eğer abdestsiz iseniz) yüzlerinizi ve dirsekleriniz dahil ellerinizi yıkayın; başınızı meshedip, ayaklarınızı da topuklarıyla beraber yıkayın”(1) buyurarak, abdestin farzlarını bildirmiş ve ibadet için temizliğin şart olduğunu hatırlatmıştır. Peygamberimiz de abdestin alınış şeklini gösterdikten sonra “Kim abdestini böyle güzel bir şekilde (eksiksiz) alırsa, hataları vücudundan tırnak diplerine varıncaya kadar dökülür gider”(2) buyurarak, abdestin alınışında sünnetlerine de uyulmasını istemişlerdir. Zira abdest esnasında eller yıkanırken, ellerle yapılan hatalar, ağız yıkanırken dille söylenen günahlar, ayak yıkanırken de tüm günahlar abdest suyuyla beraber akıp gidecektir.(3) Peygamberimiz bir defasında abdest alırken bilmeden ayaklarının bir kısmını kuru bırakan bazı kişileri görünce “vay şu ökçelerin ateşten haline”(4) buyurarak, abdestte azaların tam yıkanmasının önemini haber vermişlerdir.



    Aziz Mü’minler!

    Kıyamet günü Peygamberimizin ümmetinin diğer insanlardan en önemli farkı abdest azalarındaki parlaklıktır. Nitekim bir gün Hz. Peygamber Medine’de Baki kabristanlığına ziyarete gittiğinde, o esnada ashabına “kardeşlerimi görmeyi çok arzu ederdim” demiştir. Bunun üzerine ashab: Ey Allah’ın resulü! Biz, senin kardeşlerin değil miyiz? deyince, O “Siz benim ashabımsınız; kardeşlerim ise henüz gelmediler, onlar sonra gelecektir” demiştir. Bu defa sahabîler: “Ya Rasûlallah! Ümmetinden henüz gelmeyenleri nasıl tanıyacaksın” dediklerinde ise Peygamberimiz: “Onları abdest azalarındaki parlaklıkla tanıyacağım”(5) buyurmuşlardır. Şu halde şartlarına riayet edilerek alınan eksiksiz bir abdest, ümmet-i Muhammed’in dünyevi ve uhrevi en önemli alameti ve faziletidir.



    Değerli Mü’minler!

    Abdestin farz kılınmasının bir hikmeti de ruhî rahatlık ve manevî muhasebe duygusunu hissetmektir. Zira mü’min, abdeste başlarken önce şeytandan Allah’a sığınır. Sonra suyu ağzına verirken, Hz. Peygamberin kevser havzundan kana kana içmeyi düşünür. Buruna su verirken daha dünyada iken cennetin kokusunu koklamak ve onun nimetlerinden rızıklanmayı ümit eder. Yüzünü yıkarken mahşeri düşünür ve cehennem ateşinden ürperir. Kollarını yıkarken hesap gününde muhasebesinin kolaylaştırılmasını ve amel defterinin sağ taraftan verilmesini arzu eder. Kulaklarını meshederken hayat boyunca sadece faydalı sözleri dinleyip en güzeline uyanlardan olmayı temenni eder. Ayaklarını yıkarken de kıyamet günü sırat köprüsünde ayaklarının kaymamasını ister. Bu duygularla abdestini tamamlayan bir mü’min sonunda “Allah’ım! Senden bağış diliyorum ve tövbemi kabul et! şeklinde samimi bir dua ile Rabbine yönelmektedir. Bu halet-i ruhiye ile mü’min sanki sebep oldukları günahları bir bir hatırladıktan sonra manevi temizliği de gerçekleştirmiş ve tertemiz bir şeklide artık Rabbinin kabulünü beklemeye koyulmuştur. İşte bunun için Peygamberimiz günde beş vakit namaz kılmayı, günde beş defa nehirde yıkanmaya benzetmişlerdir. Bu da gösteriyor ki abdest ile namaz arasında sıkı bir münasebet olduğu gibi, namaz ile de tövbe arasında sağlam bir bağ vardır. Şu halde abdest ile maddi ve manevi kirlerden arınan bir mü’min, namaz ile de manevi yükselmesini tamamlamaktadır. Dolayısıyla mü’minin bu mertebeye ulaşması ancak güzelce almış olduğu bir abdest vasıtasıyla mümkün olabilir.



    Aziz Kardeşlerim!

    Hutbemizi Hz. Peygamberin şu müjdesi ile bitirelim: “Cennetin anahtarı namaz, namazın anahtarı ise (ibadet şuuru içinde alınan) eksiksiz bir abdesttir.”(7)


    Kor cehalet cirkeflestirir insanlari !
    Suskunlugum asaletimdendir...
    Her lafa verecek bir cevabim var...
    Lakin bir lafa bakarim laf mi diye,
    Bir de soyleyene bakarim adam mi diye...
    Mevlana Celaleddin-i Rumii

  3. #3
    misafir <s><span style='color: #FF0000'>alpi1907</span></s> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-11-2005
    Mesajlar
    27,766
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    12
    06 HAZİRAN 2008 CUMA HUTBESİ

    TARİH : 06.06.2008 (1. HAFTA)



    بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ

    ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ أَيْدِي النَّاسِ لِيُذِيقَهُم بَعْضَ الَّذِي عَمِلُوا لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ

    (Rum: 41)

    &#199VRE BİLİNCİ

    Muhterem M&#252;sl&#252;manlar!

    "&#199;evre"; canlıların içinde yaşadığı ortamdır. Bu ortamı, hava, su, toprak, bitki, hayvan, sıcaklık, soğukluk gibi canlı ve cansız varlıklar oluşturur.(1)

    Y&#252;ce Allah, insanın da içinde bulunduğu tabiatı canlı ve cansız varlıklarıyla birlikte bir d&#252;zen ve denge içinde yaratmıştır. Ancak, insanların tutum ve davranışlarından dolayı, genel anlamda çevrede bozulma ve kirlenme meydana gelmiştir. Okumuş olduğum Rum Suresi 41. ayeti kerimede mealen şöyle buyrulmaktadır. “İnsanların kendi işledikleri köt&#252;l&#252;kler sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Yanlıştan dönmeleri için Allah yaptıklarının bazı köt&#252; sonuçlarını (d&#252;nyada) onlara tattıracaktır”

    G&#252;n&#252;m&#252;zde, erozyon gerçeği, Fabrika atıkları, hava, su ve denizlerin kirlenmesi, bunların sonucu olarak da asit yağmurlarının yağması, iklim değişikliği gibi k&#252;resel çevre kirliliği ve sorunları bu durumu açıkça ortaya koymaktadır.

    Aziz M&#252;minler!

    &#199;evre sorumluluğu içinde temizliğin önemli bir yeri vardır. O halde caddelerin, sokakların, parkların, ormanların, akarsuların, göllerin, denizlerin, kısacası doğal çevrenin temiz tutulması ve korunmasıyla ilgilenmeliyiz. Nitekim g&#252;n&#252;m&#252;zde, bazı insanların dinlenme ve piknik yeri olarak kullandıkları yeşil alan, ormanlık, ağaçlık veya park yerlerine, yiyecek ve piknik atıklarını bıraktıklarını ve bazı yerleri de tuvalet gibi kullanarak kirlettiklerini, &#252;z&#252;nt&#252; ile m&#252;şahede etmekteyiz. Peygamberimiz (S.A.V) “L&#226;net edilen iki şeyden sakının!" buyurdular. Ashab, “Lanet edilen iki şey ne&#173;&#173;dir?” diye sordular. Hz. Peygamber de, “İnsan&#173;la&#173;rın yo&#173;&#173;lu ve gölgelendikleri yeri kirletmektir ” (2) buyurdu.

    Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) bir başka hadiste de “(İnsanlara) eziyet verici bir şeyi yoldan kaldırman sadakadır.”(3) buyurmuştur. Bu hadiste “eziyet veren şeylerin giderilmesi” ifadesinin kapsamı gayet geniştir. Yoldaki bir dikenden, evdeki bacadan çıkan dumana, hayvan g&#252;brelerinden, atılan her t&#252;rl&#252; çöpe, arabanın egzozundan g&#252;r&#252;lt&#252;s&#252;ne, bağırarak konuşmadan kavgaya, köt&#252; gör&#252;n&#252;ml&#252; olmadan edebe aykırı giyime kadar, maddi ve manevi hoşa gitmeyen, rahatsız eden her şeyi kapsamaktadır.

    Muhterem M&#252;sl&#252;manlar !

    Yaşadığımız yer, atalarımız tarafından çocuklarımıza bırakılmak &#252;zere bizlere emanet edilmiştir. Bursa’nın bug&#252;n ki sakinleri bizleriz. Gelecek nesle yeni eserler bırakamazsak bile, en azından bize devredildiği gibi, gelecek kuşaklara devretmek y&#252;k&#252;ml&#252;l&#252;ğ&#252; altındayız. Camiler, t&#252;rbeler, hanlar v.b.leri tarihi eserler, ancak insanların korumasıyla, sahip çıkmasıyla, ayakta kalabilir, geleceğe miras bırakılabilir. Bu anlamda bulunduğumuz yerdeki ata yadig&#226;rı eserlere sahip çıkmak, bizler için bir görevdir. Bilindiği &#252;zere y&#252;ce dinimiz ırkı, dili, k&#252;lt&#252;r&#252;, rengi ne olursa olsun herkesi insan paydasında birleştirir. Yaratılan, yaratandan dolayı sevilir. İnsana haksızlık ve saygısızlık “kul hakkı” olarak değerlendirilir. Kul hakkı biz m&#252;sl&#252;manlar için en fazla korkulan ve kaçındığımız bir haktır. İşte kul hakkı, birlikte yaşamanın, temelini oluşturur. Birlikte yaşadığımız diğer insanlara karşı saygılı olmak, çevreye karşı duyarlı olmak, kamu mallarına zarar vermemek, olumsuzluklar karşısında sessiz kalmamak, iyiyi doğruyu teşvik edip desteklemek, başkalarının hakkını gasp etmemek, İyi m&#252;sl&#252;man olmanın özelliklerindendir.

    Değerli M&#252;’minler!

    &#199;evreyi kirletmek, sadece çevreye karşı işlenmiş bir köt&#252;l&#252;k değil, aynı zamanda aynı ortamı paylaşan diğer canlı ve cansız varlıklara karşı işlenmiş bir suçtur. Peygamberimiz(s.a.v):“M&#252;sl&#252;man m&#252;sl&#252;manın elinden, dilinden g&#252;vende olduğu kimsedir”(4) buyurmaktadır. &#199;evreyi kirleten, doğal zenginlikleri f&#252;tursuzca kullanan bir kimse, dolaylı olarak diğer insanlara zarar vermektedir. Dolayısı ile hadisi şerifte belirtilen g&#252;ven sıfatını zedelemektedir. Canlı ve cansız varlıklarıyla çevrenin bize birer emanet olduğu, bu emaneti iyi kullanmadığımız takdirde, Allah&#252; Teala’nın huzuruna çıktığımızda, çevreye karşı yanlış tutum ve davranışlarımızdan hesaba çekileceğimizi unutmayalım.

    Hazırlayan : Mehmet K&#214;KTAŞ

    &#220;nvanı : Bursa İl M&#252;ft&#252; Yard.



    --------------------------------------------------------------------------------

    (1) Necmettin &#199;epel, Doğa &#199;evre Ekoloji ve İnsanlığın Ekoloji Sorunları, Altın Kitaplar Yayınevi, İstanbul, 1992, s. 38.

    (2) M&#252;slim, Taharet, 68 (I, 226).

    (3) M&#252;slim, Zekat, 56 (I, 699).



    (4) Tirmiz&#238;, İman 12, (V, 17); Nes&#226;&#238;, İman 8, (VIII, 104-105).


    Kor cehalet cirkeflestirir insanlari !
    Suskunlugum asaletimdendir...
    Her lafa verecek bir cevabim var...
    Lakin bir lafa bakarim laf mi diye,
    Bir de soyleyene bakarim adam mi diye...
    Mevlana Celaleddin-i Rumii

  4. #4
    misafir <s><span style='color: #FF0000'>alpi1907</span></s> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-11-2005
    Mesajlar
    27,766
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    12
    13.06.2008 CUMA HUTBESİ

    TARİH : 13.06.2008 (2. HAFTA)



    بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ

    وَمِنَ النَّاسِ مَن يَتَّخِذُ مِن دُونِ اللّهِ أَندَاداً يُحِبُّونَهُمْ كَحُبِّ اللّهِ وَالَّذِينَ آمَنُواْ أَشَدُّ حُبّاً لِّلّهِ وَلَوْ يَرَى الَّذِينَ ظَلَمُواْ إِذْ يَرَوْنَ الْعَذَابَ أَنَّ الْقُوَّةَ لِلّهِ جَمِيعاً وَأَنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعَذَابِ

    (Bakara: 165)



    ALLAH SEVGİSİ

    Muhterem M&#252;sl&#252;manlar!

    K&#226;inattaki her şeyi bizim hizmetimize sunan, bize sayısız nimet veren Allah Tealayı sevmek, sevgilerin en y&#252;cesidir. Bu y&#252;ce sevgiye ulaşabilmek için Allah’ı en g&#252;zel şekilde tanımak ve O’nu bilmek gerekir. Allah’ı, ancak gerçek manada tanıyan kimse sever. Nitekim Kuran-ı Kerim’de “İnsanlardan bazıları Allah’tan başkasını Allah’a denk tanrılar edinir de onları Allah’ı sever gibi severler. İman edenlerin Allah’a olan sevgileri ise (onlarınkinden) çok daha fazladır.”(1) İşte bu ayeti kerimede de m&#252;minlerin, en çok Allah’ı sevdikleri bildirilmektedir. Gerçek m&#252;minler Allah’tan başka bir şeyi O’nun kadar ya da O’ndan daha çok sevmezler.

    Kıymetli M&#252;minler!

    Y&#252;ce Allah’ı sevmenin en b&#252;y&#252;k belirtisi, O’na itaat etmektir. Seven sevdiğinin isteklerini yerine getirir ve O’nun emir ve yasaklarına en g&#252;zel bir şekilde uyar. Peygamberimiz (s.a.v.) de Cenab-ı Hakk’ı gön&#252;lden sever ve O’na ibadet etmekten b&#252;y&#252;k zevk alırdı. T&#226; ki, ayakları şişinceye kadar O’na ibadet ederdi. Kendisine: “Ya Ras&#252;lallah! Allah, Senin geçmiş ve gelecek g&#252;nahlarını bağışlamasına rağmen niçin bu kadar zahmete katlanıyorsun.” dediklerinde: “Allah’a ş&#252;kreden bir kul olmayayım mı ?”(2) diye cevap vermesi, Peygamberimiz (s.a.v.)’in Allah’a olan sevgisini ve saygısını göstermektedir.



    Y&#252;ce Allah’ı sevmenin bir başka belirtisi de Peygamberimiz (sav)’e itaattir. Peygamberimiz (sav)’e itaat etmeyen, O’nun s&#252;nnetini yaşamayan kimsenin “Ben Allah’ı seviyorum.”demesi bir mana ifade etmez. &#199;&#252;nk&#252; Peygamberimiz (sav)’e itaati Allah&#252; Teala emretmektedir. “De ki; eğer Allah&#252; Teala’yı seviyorsanız bana uyun ki, Allah&#252; Teala da sizi sevsin ve bağışlasın.”(3)

    Aziz M&#252;minler!

    Y&#252;ce Allah kendisine itaat edeni, peygamberinin yolundan gideni sever ve başkalarına da sevdirir. Nitekim Peygamberimiz (sav) bu konuda şöyle buyurmuştur: “Allah&#252; Teala bir kulunu sevdiğinde, Cebrail (as)’a: “Allah falancayı seviyor siz de onu sevin” diye seslenir. Cebrail (as) da onu sever ve gökteki meleklere: “Allah falancayı seviyor sizde onu sevin” der. Bunun &#252;zerine gökteki melekler de o kimseyi severler. Sonra da yery&#252;z&#252;nde onun sevgisi kalplere yerleşir.”(4)



    Hutbemi Peygamberimiz (sav)’in şu duası ile bitirmek istiyorum:

    “Allah’ım! Senden seni sevmeyi, seni sevenleri sevmeyi, senin sevgine ulaştıracak amelleri yapmayı isterim.

    Allah’ım! Senin sevgini canımdan, çoluk çocuğumdan ve ailemden daha sevimli kıl.”(5)





    Hazırlayan : Ahmet ARDA

    &#220;nvanı : Bursa Cezaevi Vaizi



    --------------------------------------------------------------------------------

    (1) Bakara,165

    (2) Buhari, Tehecc&#252;d, 6

    (3) A-li İmran,31

    (4) M&#252;slim, Birr ,12


    Kor cehalet cirkeflestirir insanlari !
    Suskunlugum asaletimdendir...
    Her lafa verecek bir cevabim var...
    Lakin bir lafa bakarim laf mi diye,
    Bir de soyleyene bakarim adam mi diye...
    Mevlana Celaleddin-i Rumii

  5. #5
    misafir <s><span style='color: #FF0000'>alpi1907</span></s> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-11-2005
    Mesajlar
    27,766
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    12
    20.06.2008 CUMA HUTBESİ

    TARİH : 20.06.2008 (3. HAFTA)



    بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ

    إِنَّ هَـذَا الْقُرْآنَ يِهْدِي لِلَّتِي هِيَ أَقْوَمُ وَيُبَشِّرُ الْمُؤْمِنِينَ الَّذِينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ أَجْراً كَبِيراً

    (İsra: 9)

    KUR’AN OKUMANIN VE &#214;ĞRENMENİN FAZİLETİ

    Muhterem M&#252;sl&#252;manlar!

    Kur’an-ı Kerim, Y&#252;ce Rabbimiz tarafından Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’e gönderilen son ilahi kitaptır. Bu y&#252;ce mesajın muhatabı, b&#252;t&#252;n insanlardır. Gayesi de b&#252;t&#252;n insanların d&#252;nya ve ahiret mutluluklarını sağlamaktır. Bu gayeye ulaşabilmek için, Kur’anı okumak, anlamak, emir ve yasaklarına uymak gerekir. Bu konuda Y&#252;ce Allah şöyle buyurmaktadır: “Bu Kur’an öyle m&#252;barek bir kitaptır ki, ayetlerini d&#252;ş&#252;ns&#252;nler ve akıl sahipleri öğ&#252;t alsın diye sana indirdik”(1) Bir başka ayeti kerimede ise: “Gerçekten bu Kur’an insanları en doğru yola iletir. Yararlı ameller işleyen m&#252;minlere b&#252;y&#252;k bir m&#252;kafat olduğunu m&#252;jdeler. Ahirete inanmayanlara ise can yakıcı bir azap olduğunu haber verir.”(2) Bu ayetlerden anlaşılıyor ki; insanlar onunla hidayete erer ve onun bilgisiyle aydınlanır. İnsanlık ne zaman Kur’an’a yönelmiş ve onu rehber edinmişse en ileri medeniyete sahip olmuştur. Peygamberimiz (s.a.v.) bu gerçeği şöyle açıklamıştır: “Ş&#252;phesiz ki Allah (c.c.) bu Kur’anla amel edenleri y&#252;kseltir, ona uymayanları d&#252;ş&#252;r&#252;r ve geri bırakır.”(3) “Kur’an’a sımsıkı sarılınız onu önder ve rehber edininiz. &#199;&#252;nk&#252; Kur’an &#226;lemlerin Rabbi olan Allah’ın m&#252;barek bir kelamıdır.”(4)

    Kıymetli M&#252;minler!

    Demek ki bitmez t&#252;kenmez bir ilim hikmet ve mutluluk kaynağı olan Kur’an, nuru ile alemleri aydınlatan, ruhlara şifa veren, insanların g&#252;çl&#252; bir vicdana ve sağlam bir imana sahip olmasına vesile olan akılları ve gön&#252;lleri aydınlatan y&#252;ce bir kitaptır.

    &#214;yleyse hayatın manasını anlamamız, iyi bir insan olmamız, değişen ve gelişen d&#252;nyanın ağır şartlarını göğ&#252;sleyebilmemiz için Kur’ana başvurmamız ve ondan öğ&#252;t almamız, yetişmekte olan yeni nesle onu öğretmemiz gerekir. B&#252;t&#252;n benliğimizle o y&#252;ce kitaba yönelmeli, eşsiz g&#252;zelliklerini kavramalı, getirdiği ve sunduğu ilkelerini hem kafamıza hem gönl&#252;m&#252;ze nakşetmeliyiz. Kur’an’ın getirdiği ilkeleri yaşamak, hayatı daha canlı yaşamak demektir. D&#252;nya ve ahiret mutluluğuna ermek demektir.

    Aziz M&#252;minler!

    Kur’an-ı Kerim, b&#252;t&#252;n insanlığa rehber olarak gönderilmiştir. Ona kim canı gön&#252;lden inanır, okur ve okutursa d&#252;nya ve ahirette mutlu olur. Onu okuyan onun şefaatine mazhar olur. Peygamberimiz (s.a.v.) buyurmaktadır ki: “Kur’an okuyunuz, zira Kur’an ,okuyanlara kıyamet g&#252;n&#252; şefaatçi olarak gelir.”(5) onun için Kur’anı, hem kendimiz okumalı, hem de yetişmekte olan yeni nesillerimize öğretmeliyiz. Allah-u Teala konuyla ilgili olarak Yunus Suresinin 57. ayetinde: “Ey insanlar! Size rabbinizden bir öğ&#252;t, gön&#252;llerinize bir şifa m&#252;minlere bir hidayet ve rahmet gelmiştir” buyurmaktadır.



    Sonuç olarak, şu m&#252;barek Cuma saatinde inayet ve mağfiretine sığındığımız y&#252;ce Rabbimizden niyazımız şu ki; gön&#252;llerimizi imansız, d&#252;nyamızı Kur’ansız, minarelerimizi ezansız, camilerimizi cemaatsız ve insanlığı Hz. Muhammed Mustafasız bırakmasın.



    Hutbemi sevgili peygamberimizin şu hadisiyle bitirmek istiyorum: “Sizin en hayırlınız Kur’anı öğrenen ve başkalarına öğreteninizdir.”(7)











    Hazırlayan : Mehmet CILA

    &#220;nvanı : Bursa Cezaevi Vaizi















    --------------------------------------------------------------------------------

    (1) Sad, 29

    (2) isra, 9

    (3) M&#252;slim, M&#252;safirin, 269

    (4) Fethul kebir c.2,s.237

    (5) R.S.,c.2,, sh. 338

    Yunus,57

    (7) R.S.c.2,shf.339


    Kor cehalet cirkeflestirir insanlari !
    Suskunlugum asaletimdendir...
    Her lafa verecek bir cevabim var...
    Lakin bir lafa bakarim laf mi diye,
    Bir de soyleyene bakarim adam mi diye...
    Mevlana Celaleddin-i Rumii

  6. #6
    misafir <s><span style='color: #FF0000'>alpi1907</span></s> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-11-2005
    Mesajlar
    27,766
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    12
    27.06.2008 CUMA HUTBESİ

    TARİH : 27.06.2008 (4. HAFTA)



    بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ

    وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونِي أَسْتَجِبْ لَكُمْ

    (M&#252;min: 60)

    REGAİB KANDİLİ

    Muhterem M&#252;sl&#252;manlar!

    Hayatımızda önemli bir yeri bulunan ve halkımız arasında “&#252;ç aylar” olarak ifade edilen; Recep, Şaban ve Ramazan ayları, samimi kulların af ve mağfiretle öd&#252;llendirildikleri kutsal zamanlardır. Bu yıl, 3 Temmuz Perşembeyi Cuma g&#252;n&#252;ne bağlayan gece, M&#252;barek Regaip Kandilini idrak ederek bu kutlu zaman dilimine girmiş olacağız.

    Regaip Gecesi, bağışlanmanın çok yapıldığı, sevap ve m&#252;k&#226;fatın bol bol verildiği, çok feyizli ve bereketli bir gecedir. Bu gece, kulun yalvarış ve yakarışlarını Y&#252;ce Rabbine sunacağı ve O’nun sonsuz merhametinden doya doya yararlanacağı umut gecesidir. Aynı zamanda bu gece, bundan sonra peş peşe gelecek kandillerin, Ramazan ayı ve içindeki Kadir Gecesinin de habercisidir.

    Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) Regaip Gecesi ve bu gecenin içinde bulunduğu Recep Ayında çok dua eder, namaz kılar, oruç tutar, sadaka verir ve iyiliklerin her çeşidini yapmaya özen gösterirdi. &#194;lemlere rahmet olarak gönderilen O y&#252;ce Peygamber, m&#252;minleri örnek M&#252;sl&#252;man olmaya teşvik eder: “Allah’ım! Recep ve Şaban ayını bize m&#252;barek kıl. Bizi (hayırlısıyla) Ramazan ayına kavuştur.”(1) diye dua ederek bu m&#252;barek g&#252;n ve gecelerin Ramazan ayına bir hazırlık olduğuna işaret ederdi.

    Kıymetli M&#252;minler!

    &#220;ç ayların ilk m&#252;barek gecesi olan Regaip gecesinin kıymetini bizler de bilmeli ve ona gereken rağbeti göstermeliyiz. Bu m&#252;barek geceyi temiz bir gön&#252;lle karşılamalı, Y&#252;ce Rabbimize kulluğumuzu arz etmede daha ihl&#226;slı ve gayretli olmalıyız. &#214;zellikle bu ve benzeri gecelerde yapılan samimi dua ve ibadetlerin y&#252;ce Allah tarafından kabul edileceği m&#252;jdesinden hareketle böyle gecelerin ihyasını, manevi değerinden istifade etmekten vazgeçemediğimiz bir tutku haline getirmeliyiz. Nitekim Y&#252;ce Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de: “Siz bana dua edin ki, ben de sizin dualarınızı kabul edeyim.”(2) buyurmaktadır.

    Aziz M&#252;minler!

    Allah’ın sonsuz rahmet ve kereminin çokça tecelli edeceği bu gecede, insanlık çok b&#252;y&#252;k bir şerefe nail olacak, huzur ve mutluluğun manevi hazzını tadacaktır. Gön&#252;l dolusu imanla Cenab-ı Hakkın rahmet ve merhamet kapısına yönelenlere, bu gece Allah’ın t&#252;kenmez hazinelerinden paha biçilmez değerde hediyeler verilecektir.

    O halde idrak edeceğimiz m&#252;barek Regaip gecesi h&#252;rmetine, Allah ve Resul&#252;n&#252; bize unutturan şeyleri bir tarafa bırakarak, bizi hak yoldan uzaklaştıran köt&#252; duygu ve d&#252;ş&#252;ncelerimizi kalplerimizden atalım. İbadetin zevkinden bizi mahrum eden, haset, kin, d&#252;şmanlık, haksızlık ve fenalıklara bulaşmaktan sakınalım. Allah için aramızdan dargınlıkları ve k&#252;sk&#252;nl&#252;kleri kaldıralım, birbirimize sevgiyle dostça yaklaşarak iyiliklerle, g&#252;zelliklerle muamele edelim. Daima birlik ve beraberlik içinde olalım. Bu gece yaklaşırken oruç tutarak, ihtiyaç sahiplerine yardımda bulunarak, kendi kendimizi hesaba çekerek iç d&#252;nyamızı temizleyip aydınlatalım.

    Bu m&#252;nasebetle hepinizin Regaip Kandilini şimdiden tebrik eder, &#252;lkemiz, milletimiz ve insanlık için hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ederim.











    Hazırlayan : &#214;. Faruk S&#214;YLEV

    &#220;nvanı : Mudanya İlçe Vaizi





    --------------------------------------------------------------------------------

    (1) Ahmed b. Hanbel, I/ 259.

    (2) M&#252;min, 60.


    Kor cehalet cirkeflestirir insanlari !
    Suskunlugum asaletimdendir...
    Her lafa verecek bir cevabim var...
    Lakin bir lafa bakarim laf mi diye,
    Bir de soyleyene bakarim adam mi diye...
    Mevlana Celaleddin-i Rumii

  7. #7
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    12-04-2008
    Mesajlar
    2,234
    Karizma Gücü
    0
    paylaşımın iin sağolll arkadaşım...cuma hutbeleri önceden hazırlaıyorr galiba..öğrendiğim iyi oldu.allahrazı olsun senden kardeşimm

  8. #8
    misafir <s><span style='color: #FF0000'>alpi1907</span></s> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-11-2005
    Mesajlar
    27,766
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    12
    07 TEMMUZ 2006 CUMA HUTBESİ

    07.07.2006 İSRAF



    Furkan,25/ 67

    Muhterem M&#252;sl&#252;manlar!

    Y&#252;ce dinimiz İslam’ın, huzurlu bir hayat için benimsediği prensiplerden birisi de, iktisat ve &#238;tidaldir. İktisad ve itidal, yeme-içme, harcama, konuşma ve benzeri b&#252;t&#252;n işlerde ölç&#252;l&#252; olmaktır. Bunun zıddı ise israftır. İsraf, ihtiyaç sınırını aşmak, aşırı harcamalarda ve ölç&#252;s&#252;z davranışlarda bulunmak demektir.

    Nitekim Y&#252;ce Allah Kur’an-ı Kerim’de, olgun M&#252;’minlerin sıfatlarını sayarken, onların daima ölç&#252;l&#252; olduklarını vurgulamakta ve şöyle buyurmaktadır:

    “Onlar ki, harcadıklarında ne israf ederler ne de cimrilik. İkisi arasında, &#238;tidalli bir yol tutarlar”[1].

    Muhterem M&#252;sl&#252;manlar!

    Allah tarafından bize bahşedilen hayat, sağlık, eş, evlat, makam-mevki, mal, m&#252;lk gibi nimetler, hep emanet olarak verilmiştir. Onun için biz, bu nimetleri kullanma tarzımızdan, israf edip etmediğimizden ve bunları nerelerde harcadığımızdan ahirette sorguya çekileceğiz. Konumuzla ilgili olarak Y&#252;ce Allah, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “O g&#252;n, verilen nimetlerin hepsinden sorguya çekileceksiniz”[2].

    Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) de: “Kıyamet g&#252;n&#252; insanoğlu, ömr&#252;n&#252; nerede harcadığından, yaptığı işleri ne niyetle yaptığından, nasıl kazanıp nereye harcadığından, v&#252;cudunu ve sıhhatini nerede ve nasıl değerlendirdiğinden sorguya çekilmedikçe yerinden ayrılamaz”[3] buyurmuşlardır.

    Millet olarak çok m&#252;srifiz. &#214;zellikle, çöpe atılan ekmeklerden tutun da kamu malları, tabi kaynaklar, elektrik, su ve zaman gibi sayısız değerlerimizi israf ediyoruz. Halbuki yery&#252;z&#252;nde hiçbir kaynak ve imkan sonsuz değildir. G&#252;n&#252;m&#252;zde bunların değeri, daha da artmıştır. &#199;&#252;nk&#252; azalan kaynaklar daha çok değer kazanırlar. Değerli şeyler ise rastgele sarf edilmezler.

    Muhterem M&#252;sl&#252;manlar!

    Allah’ın bahşettiği maddi imkanların israf edilmesi b&#252;y&#252;k bir vebal olduğu gibi, pek çok yuvanın dağılmasına ve &#252;lkenin ekonomik açıdan zayıflamasına da sebep olmaktadır. Bunun için şahsi harcamalarımızda ölç&#252;l&#252; olmak, &#252;lke kaynaklarını dikkatli kullanmak, verimli alanlarda değerlendirmek, dini ve milli bir görevdir. Yarınlarımızın huzur ve rahatı için fert ve millet olarak iktisatlı davranmak ve israfa sapmamak zorundayız. &#199;&#252;nk&#252; israf, Y&#252;ce Allah’ın verdiği nimetlere karşı bir nankörl&#252;k ve saygısızlıktır. İktisatlı olmak ise, o nimetlere gösterilen fiili bir saygı ve ş&#252;k&#252;rd&#252;r.

    Muhterem M&#252;sl&#252;manlar!

    Hutbemi bir ayet mealiyle bitiriyorum.

    “Akrabaya, yoksula, yolda kalmışa, haklarını ver. Malını israf ile saçıp savurma. Zira saçıp savuranlar, şeytanın dostları, kardeşleridir. Şeytan ise Rabb’ine karşı çok nankörd&#252;r.”[4]

    [1] Furkan,25/ 67. [2] Tekasur; 8

    [3] Tirmiz&#238;, S&#252;nen, Kıyame,1

    [4] İsr&#226;; 26,27.


    Kor cehalet cirkeflestirir insanlari !
    Suskunlugum asaletimdendir...
    Her lafa verecek bir cevabim var...
    Lakin bir lafa bakarim laf mi diye,
    Bir de soyleyene bakarim adam mi diye...
    Mevlana Celaleddin-i Rumii

  9. #9
    misafir <s><span style='color: #FF0000'>alpi1907</span></s> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-11-2005
    Mesajlar
    27,766
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    12
    11 TEMMUZ 2008 CUMA HUTBESİ

    TARİH : 11.07.2008 (2. HAFTA)



    بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ

    وَابْتَغِ فِيمَا آتَاكَ اللَّهُ الدَّارَ الْآخِرَةَ وَلَا تَنسَ نَصِيبَكَ مِنَ الدُّنْيَا وَأَحْسِن كَمَا أَحْسَنَ اللَّهُ إِلَيْكَ وَلَا تَبْغِ الْفَسَادَ فِي الْأَرْضِ إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِدِينَ

    (Kasas, 77)



    D&#220;NYA VE AHİRET DENGESİ



    Muhterem M&#252;’minler!

    Y&#252;ce Rabbimiz insanoğluna sayılamayacak kadar çok nimet ihs&#226;n etmiştir. Bizim de buna karşılık, yaşadığımız şu d&#252;ny&#226; hay&#226;tında kendisini tanımamız ve emirlerini yerine getirmemiz gerekmektedir.

    İnsan için hayat iki kısımdır: Birincisi yaşadığı şu f&#226;n&#238; d&#252;nya hayatı, ikincisi ise öl&#252;mle başlayan ve ebed&#238; olarak s&#252;recek ahiret hayatıdır. Madde ile mana, ceset ile ruh ne ise; d&#252;nya ve ahiret hayatı da bunun gibidir. D&#252;nya bir konak yeri, d&#252;nya hayatı ise ebed&#238; &#226;leme dön&#252;şle bitecek bir yolculuktan ibarettir. Y&#252;ce Rabbimiz d&#252;nya hayatını bize kısaca şöyle açıklamaktadır. “Bilin ki d&#252;nya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir s&#252;s, aranızda bir öv&#252;nme ve daha çok mal ve evl&#226;t sahibi olma isteğinden ibarettir.”(1) Bir başka Ayet-i Kerime’de: “Siz d&#252;nya hayatını tercih edersiniz. Halbuki ahiret hayatı daha hayırlı ve bakidir.”(2) buyurmaktadır.

    Muhterem Kardeşlerim!

    Ahiret bilinci, m&#252;sl&#252;manın hayatına yön veren en önemli ilkelerden biridir. Y&#252;ce Rabbimiz ahiretin ebediliğine işaret ederken diğer taraftan d&#252;nya hayatını ne şekilde yaşamamız gerektiğini bildirmektedir. Sadece d&#252;nyalığı d&#252;ş&#252;n&#252;p d&#252;nya için çalışıp ahiret hayatına hazırlanmayanların ahirette nasiplerinin olmayacağı Kur’an-ı Kerim’de haber verilmiştir. Diğer taraftan d&#252;nya için çalışmayıp sadece ahireti d&#252;ş&#252;nmek de dinimizce uygun gör&#252;lmemektedir. Hem d&#252;nya hem de ahiret hayatının hakkını verebilen insan, en bahtiyar insandır. Dinimizin bize emrettiği hayat tarzı budur. Sevgili Peygamberimiz hem d&#252;nya hem de ahiret hayatını hedef alan bir yaşantı sergilemiştir. “Sizin en hayırlınız, d&#252;nyası için ahiretini, ahireti için d&#252;nyasını terk eden değildir; bilakis sizin en hayırlınız her ikisinden de nasibini alandır.”(3) buyurmuştur.

    Değerli M&#252;’minler!

    Her m&#252;sl&#252;man elbette çok çalışacak, veren el durumunda olup başkalarına faydalı olacaktır. Kişi d&#252;nyada yapmış olduğu her şeyi ahiret yatırımı olarak kabul etmelidir. Meşru yollardan servet kazanmayı da bir çeşit ibadet olarak değerlendirmelidir.



    Kısaca, ahiretin ön pl&#226;na alınması ahiret için hazırlıklı olmayı, kulluk görevlerinin titizlikle yerine getirmeyi gerektirir. D&#252;nya hayatı bizi maksada ulaştıran bir vasıtadır. Asıl gaye ahireti kazanmaktır. Yery&#252;z&#252;nde hakkı, adaleti, sevgiyi, barışı temin etmek gibi m&#252;stesna bir gayesi olan m&#252;’min; d&#252;nyayı ihmal etmez. Kendisine verilen gençlik, sağlık, zenginlik, mevki-makam gibi imk&#226;nları yerinde kullanır. Bu imk&#226;nların ş&#252;kr&#252;n&#252; eda etmekle Rabbine hamdeder.



    Evet… Şu fani d&#252;nyada öm&#252;r sermayemizi boşa t&#252;ketmeyip en iyi şekilde değerlendirmeli, zaman, emek ve enerjimizi kendimiz, ailemiz ve insanlığın hayrına sarf etmeliyiz. İki cihan mutluluğu ancak böyle m&#252;mk&#252;n olacaktır. Hutbemi bir Ayet-i Kerime mealiyle bitiriyorum: “Allah’ın sana verdiğinden (O’nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu iste. Ama d&#252;nyadan da nasibini unutma.”(4)







    Hazırlayan: Mehmet KUTLAY

    &#220;nvanı : Yıldırım İlçe Vaizi





    --------------------------------------------------------------------------------


    (1) Hadid, 20

    (2) A’la 16-17

    (3) Keşfu’l-Hafa 2/220

    (4) Kasas, 77


    Kor cehalet cirkeflestirir insanlari !
    Suskunlugum asaletimdendir...
    Her lafa verecek bir cevabim var...
    Lakin bir lafa bakarim laf mi diye,
    Bir de soyleyene bakarim adam mi diye...
    Mevlana Celaleddin-i Rumii

  10. #10
    misafir <s><span style='color: #FF0000'>alpi1907</span></s> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-11-2005
    Mesajlar
    27,766
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    12
    18 TEMMUZ 2008 CUMA HUTBESİ

    TARİH : 18.07.2008 (3. HAFTA)



    بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ

    لِلْفُقَرَاء الَّذِينَ أُحصِرُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ لاَ يَسْتَطِيعُونَ ضَرْباً فِي الأَرْضِ يَحْسَبُهُمُ الْجَاهِلُ أَغْنِيَاء مِنَ التَّعَفُّفِ تَعْرِفُهُم بِسِيمَاهُمْ لاَ يَسْأَلُونَ النَّاسَ إِلْحَافاً

    وَمَا تُنفِقُواْ مِنْ خَيْرٍ فَإِنَّ اللّهَ بِهِ عَلِيمٌ

    (Bakara, 273)

    İSL&#194;M’DA DİLENME VE DİLENCİLİK YOKTUR

    Muhterem M&#252;’minler!

    İslam Dini, insanın çalışıp kazanmasını ve kazandıklarından Allah yolunda infak etmesini emreder. Bunun için g&#252;c&#252;, kuvveti, sağlığı yerinde olan insanların dilenmeleri haram olduğu gibi, kişinin başkalarına y&#252;k olmasını da dinen caiz değildir. Kazanılan helal kazançların ş&#252;kr&#252; ise topluma yardımlaşma, infak ve cömertlik ve ikram olarak yansımalıdır. Bunun için İsl&#226;m, “veren el alan elden &#252;st&#252;nd&#252;r”(1) diyerek, insanları cömertliğe teşvik etmektedir. Nitekim peygamberimiz (sav) “kişinin iplerini alıp dağa gitmesi, oradan sırtında bir deste odun getirip satması, onun için insanlara gidip istemesinden, dilenmesinden daha hayırlıdır.”(2)

    Değerli M&#252;’minler!

    İstemek ve dilenmek insanı k&#252;ç&#252;k d&#252;ş&#252;rd&#252;ğ&#252;nden, Allah insanın d&#252;nyada hor ve zelil olmasını istememektedir. &#199;&#252;nk&#252; her insanın Allah katında ayrı bir değeri vardır. Bunun için Kur’an, zor durumda kalanları mahçup etmemek için “Sakın isteyeni (dilenciyi) azarlama”(3) demiştir. Burada dilenciliğe teşvik yoktur. Bilakis insanların onur ve haysiyetlerini koruma vardır. Bununla birlikte dilenciliği adet haline getirenlerin kıyamet g&#252;n&#252; y&#252;z&#252;nde hiç et parçası olmaksızın gelecekleri(4) hadisi de, bu işi meslek haline getirenleri uyarmaktadır. Dolayısıyla dilencilik kazanç yolu değil, zaruret halinde sınırlı bir ruhsat olmalıdır. Hz. &#214;mer akşamdan sonra bir kişinin dilenmekte olduğunu öğrenince, hemen onun karnının doyurulmasını ister. Fakat Hz. &#214;mer biraz sonra adamın h&#226;l&#226; dilenmekte olduğunu öğrenince, dilencinin yanına giderek torbasının ekmekle dolu olduğunu görm&#252;ş ve “sen dilenci değil bir t&#252;ccarsın” diyerek torbasını elinden almıştır.(5) &#199;&#252;nk&#252; o dilenciliği adet haline getirmiştir. Bu konuda Peygamberimizin bir başka ikazı ise “Kim zaruri ihtiyaçlarını def etmek için değil de, malını çoğaltmak için insanların mallarından isterse cehennem ateşini istemiş olur.” buyurarak, dilenmekten şiddetli bir şekilde sakındırmışlardır.

    Hutbemin başında okumuş olduğum ayet-i kerimede ise Cenab-ı Hak, ihtiyaç içinde olmalarına rağmen istemeyip iffetli davrananları şöyle anlatılmaktadır: “Bilmeyen kimseleri iffetlerinden dolayı (dilenmeyenleri) zengin zanneder. Sen onları y&#252;zlerinden tanırsın. &#199;&#252;nk&#252; onlar y&#252;zs&#252;zl&#252;k ederek istemezler. Yaptığınız her hayrı muhakkak Allah bilir.”(7)

    Aziz Kardeşlerim!

    İsl&#226;m dini, bırakın dilenmeyi, başkasından k&#252;ç&#252;k bir şey istemeyi bile hoş karşılamamaktadır. Hz. Peygamber’in İsl&#226;m&#238; terbiyesi altında yetişen sahabe-i kiram, yolda binitiyle giderken kırbacı d&#252;şerse dahi kimseden istemeyip devesinden inerek kendileri almışlardır.(8) Fakat g&#252;n&#252;m&#252;zde bu değerlerden uzak olan bazı insanların dilenciliği meslek haline getirdiği gör&#252;lmektedir. Bunlar yollarda, kavşaklarda, cami kapılarında dilenerek, bu yolda kazandıkları paralarla b&#252;y&#252;k servet sahibi olmuş kimselerdir. Hatta bazıları bu yolda çocukları veya kimsesizleri sakatlayarak dilenmeye zorladıkları dahi bilinmektedir. Bu kimseler aynı zamanda halkın dini duygularını da istismar ederek “Allah rızası için” diyerek dilenmektedirler. O halde bu manzara karşısında bizlere d&#252;şen görev, dilenciliği meslek haline getirenlere prim vermemek ve hakiki ihtiyaç sahibine yardım elini uzatarak, onları istemeye mecbur bırakmamaktır. Nitekim yardımlaşma kurumları bunun en g&#252;zel örnekleridir.

    Hutbemizi Peygamberimizin bu konudaki ikazı ve irşadı ile bitirelim “İnsanların en şerlisi “Allah adına” diyerek isteyen, fakat kendisinden “Allah adına” diyerek istenince vermeyen (cimri, nankör) kimselerdir.”(9)

    Hazırlayan r. M. Selim ARIK

    &#220;nvanı :Bursa Merkez Vaizi



    --------------------------------------------------------------------------------

    (1) Buhari, Zek&#226;t, 18.

    (2) Buhari, B&#252;y&#251;, 15.

    (3) Dud&#226; 93/10.

    (4) M&#252;slim, Zekat, 103.

    (5) Gazali, İhyau ulumi’d-din, IV, 390.

    M&#252;slim, Zekat, 105.

    (7) Bakara 2/273.

    (8) Ebu Davud, Zekat, 27.

    (9) Nesei, Zekat, 74.


    Kor cehalet cirkeflestirir insanlari !
    Suskunlugum asaletimdendir...
    Her lafa verecek bir cevabim var...
    Lakin bir lafa bakarim laf mi diye,
    Bir de soyleyene bakarim adam mi diye...
    Mevlana Celaleddin-i Rumii

 

 
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon

Bu konuya benzer diğer konular

  1. 17 agustos!!!!!!
    2005 Konuları bölümünde RqmX tarafından açılmış
    Yanıt: 31
    Son Mesaj: 18.08.05, 11:18

Bu konuyla ilgili etiketler

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •