23 MAYIS 2008 CUMA HUTBESİ
TARİH:23.05.2008 (4. HAFTA)
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن تَنصُرُوا اللَّهَ يَنصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ
(Muhammed, 47/7)
İSTANBUL'UN FETHİ
Muhterem Müslümanlar!
Tarihte cereyan eden olaylar, amaçlarına ve elde edilen sonuçlarına göre önem taşırlar. İstanbul'un fethi, bir çağın kapanıp yeni bir çağın açılmasına sebep olması itibariyle, insanlık tarihinin en önemli olaylarından biridir. Bazı kaynaklarımızda yer alan; "İstanbul mutlaka feth olunacaktır. O'nu feth eden komutan ne güzel komutan ve O'nu feth eden asker ne güzel askerdir"(1) şeklindeki haber, bu fethe, ayrı bir anlam ve önem kazandırmaktadır.
Peygamberimizin bu müjdesine kavuşmak şerefi, Türk hükümdarı Fatih Sultan Mehmet ve Onun şanlı ordusuna nasip olmuştur. İstanbul'un fethi esnasında her nefer bir arslan kesilmiş, canını, mübarek dini ve vatanının emrine vermiş; malını İslam'ın zaferi için feda etmiş, kanının son damlasına kadar düşmanla çarpışmış; sonunda gürleyen topların sesleri, fethi müjdeleyen tekbir sedaları arasında Bizans düşmüş ve feth gerçekleşmiştir. İstanbul'u fethetmeyi kendisine nasip ettiği için Rabbine hamd ederek şükür secdesine kapanan genç hükümdar, çıkardığı bir fermanla; can, mal, ırz, namus emniyetini, inanç hürriyetini garanti altına almıştır. Fatih Sultan Mehmet, gayr-i müslimlere bile yardım elini uzatmış, yoksulları doyurmuş, adaleti yerleştirmiş ve zulme son vermiştir. O, sadece İstanbul'u değil, gönülleri de fethetmiştir. Böylece İstanbul kısa zamanda dünyanın, ilim, sanat, teknik ve kültür merkezlerinden biri haline gelmiştir.
Değerli Müslümanlar!
Cenâb-ı Hakk: "Ey iman edenler! Siz Allah'ın dinine yardım ederseniz. O da size yardım eder, ayaklarınızı savaşta sabit kılar."(2) "Mallarınızla canlarınızla Allah yolunda savaşın. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır."(3) buyurarak mukaddes değerler uğruna canını ve malını verenlere yardım edeceğini bildirmiştir. İstanbul'un fethinde de mukaddes değerler uğruna canı ve malı ile savaşanlara Cenâb-ı Hakkın vaat ettiği yardım gerçekleşmiştir.
Aziz Mü'minler!
Unutmayalım ki, Fatih Sultan Mehmet'in başarılı olmasının sırrı, sağlam bir maneviyat, ilim ve teknoloji eseridir. Zira imanın yerini küfrün, ilmin yerini cehaletin, adaletin yerini zulmün, birliğin yerini ayrılığın, güzel ahlakın yerini ahlaksızlığın aldığı toplumların başarılı olmaları mümkün değildir.
Görüldüğü gibi İstanbul'un fethinin tarihte çok önemli bir yeri vardır. Bu olayı bütün yönleriyle anlamaya çalışmamız gerekir. Bunun yanında geleceğe hazırlanmak için de İstanbul'un fethini gerçekleştiren kahramanların sahip olduğu değerleri gençlerimize anlatmalıyız.
Hutbemi, Arif Nihat Asya'nın bir şiiriyle ile bitirmek istiyorum:
Sen de geçebilirsin yârdan, anadan, serden?
Senin de destanını okuyalım ezberden?
Haberin yok gibidir taşıdığın değerden?
Elde sensin dilde sen? gönüldesin baştasın;
Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!..
Diyanet İşleri Başkanlığının 28.05.2004 tarihli hutbesidir.
_________________________
1- Ahmet b. Hanbel, Müsned IV, 225.
2- Muhammed, 47/7
3- Tevbe, 9/41
GENÇLİK VE ÖNEMİ
Muhterem Müslümanlar!
Gençlik, çocuklukla yetişkinlik arasında yer alan, gelişme, ruhsal olgunlaşma ve hayata hazırlık dönemidir. Bu dönem, tatlı hayallerin, büyük tutkuların ve yüce ideallerin filizlendiği; sıkı arkadaşlıkların kurulup engin sevgilerin yaşandığı dönemdir. En güzel ve en mükemmel biçimde yaratılan insanın, kendini kanıtlama ve kendi kimliğini arayıp bulma çabalarının yoğunlaştığı dönemdir.
Kıymetli Müminler!
Gençlik geleceğe benzer. Çünkü onda meçhuller, ümitler, güzellikler, enerji ve imkanlar gizlidir. Gençlerin sahip olduğu imkanları olumlu yönde kullanması için, gençlere olduğu kadar, anne-babalardan başlamak üzere toplumun her kesimine büyük görevler düşmektedir.
Günümüzde, bazı gençlerin gayesiz, sorumsuz gibi duruşu, bazılarının kendilerini oyun ve eğlenceye kaptırmış olmaları ve bazılarının da ülke huzurunu bozmak isteyen kötü niyetli kimselere alet olmaları nasıl önlenmelidir? Kötü alışkanlıklar başta olmak üzere bir çok olumsuz tutum ve davranışı sıradan/normal eylemler haline getiren gençlerimiz ile; ateizm, satanizm, misyonerlik gibi diğer din ve yabancı kültürlerin çeşitli zararlı akımlarının tesirinde kalan gençlerimiz hakkında bizim sorumluluklarımız nelerdir? Zaman zaman başımızı ellerimizin arasına alarak etraflıca düşünmeliyiz.
Muhterem Kardeşlerim!
Gençlik, bir milletin ümit kaynağıdır. Bu sebeple gençlerini, her yönden iyi yetiştirmeyen, inançlarından, örflerinden ve öz kültürlerinden uzaklaştıran milletler, yarınlarına güvenle bakamazlar. Nitekim gençlerini maddi ve manevi cehalete, sefalete ve başıboşluğa terk eden milletler kısa zamanda tarih sahnesinden silinmişlerdir. Yine tarih bize göstermiştir ki, bir milleti bölmek, yıkmak ve yok etmek isteyen düşmanlar, daima öncelikli hedef olarak gençleri seçmişlerdir.
Değerli Müminler!
Gençlerimizin her türlü takdir ve övgünün üzerinde bir kişiliğe sahip olmasını, yıkan, bozan değil; yapan, onaran, birleştiren ve yücelten bir kişi olmasını; çiğnemeyen ve çiğnetmeyen bir delikanlı olmasını istiyorsak onlara Allah Resulü’nün gösterdiği istikamette yön vermeliyiz.
Hz. Peygamber (s.a.v.) bir hadislerinde, kıyamet gününde arşın gölgesinde himaye olacaklar arasında, “Rabbine ibadet ederek yetişen gençleri”(1) de sayması, gençlerin yetiştirilmesinde dikkat edilmesi gereken en önemli hususun iman ve ibadet olduğuna dikkatimizi çekmiştir. Başka bir hadislerinde ise; “İnsanoğlu kıyamet gününde; gençliğini nerede ve nasıl harcadığından… sorguya çekilmedikçe yerinden ayrılamaz.”(2) buyurarak gençlik enerjisinin Allah’a kulluk ve insanlığa hizmet uğrunda değerlendirmesi gerektiği mesajını vermiştir.
Aziz Cemaat!
Kesinlikle bilmeliyiz ki; hayatımız boyunca karşılaşabileceğimiz zorluklarla baş edebilme imkanını bize, yalnızca Allah ve ahiret inancı verebilir. Yapılan ilmi araştırmalar, dini inanç ve ibadetlerin, gençlerin, yaşamın zorluklarını yenme gücü kazanmalarına, karşılaştıkları problemlerle başa çıkma becerisi edinmelerine ve böylece anlamlı bir hayat sürmelerinde çok önemli katkılarının olduğunu ortaya koymuştur.(3)
Arzu ettiğimiz gençliği yetiştirmek için onlara karşı sorumluluklarımızı tekrar gözden geçirmeliyiz. Gençlerimizin sahip olmasını istediğimiz inanç, ibadet ve ahlaki davranışların, ancak çocukluk döneminden itibaren; başta ailede olmak üzere tüm toplumda yaşamak ve yaşatmak suretiyle onlara kazandırabileceğimizi unutmamalıyız.
Hutbemi Nisa Suresi 170. ayetin mealiyle bitirmek istiyorum: “Ey insanlar ! Peygamber size Rabbinizden hakkı (gerçeği) getirdi. O halde kendi iyiliğiniz için (hemen ona) iman edin.”(4)
(1) Buhari, Hudûd, 19
(2) Tirmizi, Kıyamet, 1
(3) Diyanet İlmi Dergi, Cilt: 41, Sayı:4
(4) Nisa, 4/170
TARİH:02.05.2008 (1. HAFTA)
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
وَلاَ تُلْقُواْ بِأَيْدِيكُمْ إِلَى التَّهْلُكَةِ وَأَحْسِنُوَاْ إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ
(Bakara, 2/195)
İSLAMDA KURALLARA UYMA VE TEDBİRLİ OLMANIN ÖNEMİ
Muhterem Müslümanlar!
İnsanoğlu dünyada ve ahirette mutlu olabilmek için Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerde açıkça belirtilen hususlara ve bunların gündelik hayattaki yansımalarına uymak zorundadır. Bu açıdan bakıldığında bugün gündelik hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olan trafik kurallarına uymak da İslamî ve insanî bir görev ve sorumluluktur.
Trafik bir taraftan ihtiyaçlarımızın giderilmesi için vazgeçilmez bir ortam, diğer taraftan ise kul ve kamu hakkının tezahür ettiği sosyal bir alandır. Yüce dinimiz İslam bize her zaman ve zeminde tutarlı ve adaletli hareket etmemizi emreder. Özellikle de konu, insan hayatı ve ihtiyaçları olunca K. Kerim’in ifadesiyle kendimizi kendi ellerimizle tehlikeye atmadan ve iyilik yaparak(1) hareket etme zorunluluğumuz vardır. Aynı şekilde trafikte de gerekli altyapı hazırlıkları ve ihtiyacı karşılayacak yollar ve caddeler yaptıktan sonra tedbirlerini alarak ve kurallara riayet ederek Rabbimizin Kuran’daki tembihiyle kendi kendimizi öldürmeden(2) trafik akışını düzenlemek gerekmektedir.
Aziz Cemaat!
Maalesef kendi yetiştirdiğimiz trafik canavarları ve zaman zaman teröre dönüştürdüğümüz trafik ortamı yüzünden ülkemizde her gün onlarca insan hayatını kaybetmekte ve yüzlercesi de yaralanmaktadır. Meydana gelen maddi zararlar ve zayi olup giden ferdi ve milli servet ise hadisenin diğer felaket boyutudur. Haksız yere bir insanı öldürmeyi bütün insanlığı öldürmeye denk tutan bir dinin mensupları olarak, her araca binişimizde ve her sokağa adım atışımızda görev ve sorumluluklarımızı ne kadar yerine getirdiğimizi düşünmeliyiz. Alkollü araç kullanmak, aşırı hız yapmak, sorumsuzca ve bencilce davranmak bir yana, yapacağımız küçük bir hatanın bile bir insanın ölmesi veya sakatlanması ya da bir çocuğun yetim kalması gibi telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurabileceğini asla unutmamalıyız.
Hiçbir iyiliğin karşılıksız kalmadığı dinimizde, sosyal düzeni sağlayan ve insanların hayatlarını kolaylaştıran kurallara uymanın, bir çeşit nafile ibadet olduğu bilinmelidir. Nitekim Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v), yürürken yol üzerinde gördüğü bir diken dalını alıp dışarı atan bir adamın Allah (c.c.) tarafından bağışlandığını haber vermişlerdir.(3) Özellikle mesai çıkışları, bayram tatilleri, ramazanlarda iftar saati gibi herkesin kendine göre haklı sebepleri ve acelesi olduğu dönemlerde kendimizi karşı tarafın yerine koyarak, sabırlı olmanın sözle değil davranışla olacağının bilinciyle hoşgörülü davranmalıyız. Yolun hakkını vermenin hız yapmak veya rast gele davranmak değil yine Peygamber Efendimizin (s.a.v) ifadesiyle başkalarına eziyet ve zarar vermemek olduğunun bilincinde olmalıyız.
Değerli Mü’minler!
Müslüman elinden ve dilinden başkalarının emin olduğu kimsedir.(4) Her gün trafikte karşılaştığımız binlerce insanla belki de helalleşme imkânımızın bile olmayacağını düşünerek acele etmeden, İslamî şuur ve vicdanî hislerle hareket edelim. Güzel ve sevap olan davranışları alışkanlığa dönüştürerek, hayatı kolaylaştıralım ve güzelleştirelim. Kendi yapacaklarımızı Allah’a havale etmek yerine gerekli tedbirleri alarak Besmeleyle yola çıkalım.
--------------------------------------------------------------------------------
(1) Bakara, 2/195
(2) Nisa, 4/29
(3) Buhârî ,Ezân 32, Mezâlim 28; Müslim Birr 127, İmâre 164
(4) Buhârî, İman: 4; Müslim, İman: 64–66
09 MAYIS 2008 CUMA HUTBESİ
TARİH:09.05.2008 (2. HAFTA)
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
وَقَضَى رَبُّكَ أَلاَّ تَعْبُدُواْ إِلاَّ إِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَاناً إِمَّا يَبْلُغَنَّ عِندَكَ الْكِبَرَ أَحَدُهُمَا أَوْ كِلاَهُمَا فَلاَ تَقُل لَّهُمَا أُفٍّ وَلاَ تَنْهَرْهُمَا وَقُل لَّهُمَا قَوْلاً كَرِيماً
(İsra,17/23)
ANNE SEVGİSİ
Muhterem Müslümanlar!
Yüce Allah, akıl nimeti verdiği her insanı sorumlu kılmış ve onu başıboş bırakmamıştır.(1) Sorumlu olan insanın, önce kendisini yaratan Rabbi’ne karşı; sonra da O’nun yarattıklarına karşı sorumlulukları vardır. Yaratıcısına karşı olan sorumlulukların başında Allah’ı tanıması, verdiği nimetlere şükretmesi ve O’na ibadet etmesi gelmektedir. Allah’ın yarattıklarına karşı olan sorumluluklarının başında da, bizim dünyaya gelmemize sebep olan anne-babamıza karşı görev ve sorumluluklarımız yer almaktadır. Çünkü insanın üzerinde en fazla hakkı bulunan anne ve babasıdır. Allah-ü Teala Kur’an-ı Kerimde: “Rabbin sadece kendisine ibadet etmenizi, anne-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa kendilerine “öf” bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle. Onları esirgeyerek alçak gönüllülükle üzerlerine kanat ger ve“Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişse şimdi de Sen onlara rahmet et!” diyerek dua et.”(2) buyurarak kendisine ibadetten hemen sonra anne-babaya iyi davranılmasını, onlara karşı kırıcı davranışlardan kaçınılmasını ve onlar için nasıl dua edilmesi gerektiğini bizlere haber vermiştir.
Muhterem Müslümanlar!
Bizim için her konuda en güzel örnek olan Peygamberimiz (s.a.v), anne sevgisinde de en güzel örnektir. Peygamberimiz dünyaya gelmeden babasını; küçük yaşta da annesini kaybettiği için; öksüz ve yetim olarak büyümüştür. Efendimiz (s.a.v.) yaptığı umrelerin biride Ebva köyüne de uğramış, annesinin kabrini ziyaret etmiş ve kabrini elleriyle düzelterek ağlamıştır. Niçin ağladığını soranlara şöyle cevap vermiştir: “Merhamet duygusundan ağladım.”(3) O’nun bu ziyareti, anne hasreti ile dolu ve vefalı bir evlat olduğunu göstermektedir. O, süt annesi Halime Hatunu gördükçe: “O benim annem, annemden sonraki annemdir.” der ve O’ na en içten saygı ve sevgi gösterirdi.(4) Hatta bir insanın anne-babası müşrik bile olsa onlara iyi davranılmasını tavsiye ederdi. Nitekim bir gün Peygamberimiz (s.a.v) Hz. Esma’ya müşrik olan annesine iyilik etmesini tavsiye etmiştir.(5)
Aziz Müslümanlar!
Dinimizde annemize hizmet etmek, babamıza hizmetten önce gelir. Çünkü anne, çocuğunu güçlükle karnında taşımış, emzirmiş ve en güzel bir şekilde yetiştirmiştir. Ashab-ı Kiramdan biri Peygamberimiz (s.a.v.)’e gelerek: “Ya Rasulallah! İnsanlar arasında iyi davranmama en çok layık olan kimdir?” dedi. Peygamberimiz (s.a.v.): Annendir. dedi. Adam: Sonra kimdir? dedi. Peygamberimiz (s.a.v): Yine annendir. dedi. Adam yine sonra kimdir? dedi. Peygamberimiz (s.a.v.): Yine annendir. dedi. Adam sonra kimdir? deyince, Peygamberimiz (s.a.v.): Bu defa babandır.”buyurdu. İşte bu hadis-i şerifte Peygamberimiz (s.a.v) anne hakkının baba hakkından daha fazla ve daha önde olduğunu haber vermiştir.
Muhterem Müslümanlar!
Allah’ın emir ve yasaklarına aykırı istekleri olmadığı müddetçe anne ve babaya iyilik etmek dinimizin bir emridir.
Ayrıca annelere saygı ve hürmet senenin bir günü değil, her günü olmalıdır. Çünkü Cennet annelerin ayağının altındadır.
Ne mutlu anne-babasına hizmet eden, saygı gösteren ve hayır duasını alanlara.
Hutbemi şu beyitle bitirmek istiyorum:
Ana başa taç imiş, her derde ilaç imiş.
Bir evlat pir olsa, anaya muhtaç imiş.
(1) Kıyame,36.
(2) İsra, 23-24.
(3) Köksal, İslam Tarihi, II,55.
(4) Köksal, İslam Tarihi, II,46.
(5) Buhari, Edeb, 7.
Buhari, Edeb, 2.


LinkBack URL
About LinkBacks
buyurdu. İşte bu hadis-i şerifte Peygamberimiz (s.a.v) anne hakkının baba hakkından daha fazla ve daha önde olduğunu haber vermiştir.
Alıntı Yaparak Cevapla
VRE BİLİNCİ
r. M. Selim ARIK
