Muhtıralara şerbetlendik artık.
Bir ülke ki, yükseklerinde görev yapanlar, ülke
meselelerini bir araya gelip toplanarak müzakere
edecekleri yerde, her gün gazete ve televizyonlarda
birbirlerine verip veriştiriyorlarsa, o ülkede huzur,
devlet yönetimi ve giderek demokrasinin mumla
aranacağından emin olabilirsiniz.
Kabahatin kimde olduğunun artık pek de önemi yok.
Biz, iki tarafa bölünüp karşılıklı atışmaya bayılan
bir milletiz.
1950 den sonra doğanlar bilemez tabii.
1950 de iktidara gelen Demokrat Parti, halkın büyük
ilgisini ve sevgisini kazanmış, Başbakanı Menderes
ise neredeyse evliya mertebesine yükseltilmişti.
Gel gör ki, yıllar çabucak geçiyor, devran
çabucak dönüyor.
O halkın sevgilisi Başbakan Menderes, yükseklerde
esen rüzgarların döndürdüğü başını bir türlü
toparlayamamış, karşısındaki çok güçlü muhalefet
lideri İsmet Paşa ile mücadeleyi bir türlü yasal
sınırlar içinde ve meşru usullerle yürütmeyi
becerememişti.
Vatandaşları bölmeye başladı.
Her gün devletin radyosu ( başkasının radyosu yoktu,
zaten olması da söz konusu değildi ) akşamları,
saatlerce iktidar partisine geçen vatandaşlarımızın
isimlerini sayardı.
Kağızman’dan Ayşe Tatlı, Fatma Tatlı, Hüseyin Tatlı,
Beyzade Tatlı, Merzifon’dan Abdülhak Çınar, Huriye
Çınar, Düriye Çınar… , Vatan Cephesine
katılmışlardır diyerek saatlerce isimler dökerlerdi.
Öte yandan, daha güçsüz ( radyosuz muhalefet ) de
Güç Birliği adını verdikleri platforma katılanları
gazetelerde ilan ederlerdi. Aynen diğer taraf gibi.
Lüleburgaz’dan Afife, Edibe, Hüsniye Şaşkın….
Güç Birliğine katılmışlardır gibi.
Sonunda iş Yasssıada’da bitmişti.
***
Şimdi, elli yılın ardından, o günlerin
Türkiye’sine bakıyorum.
Rahmetli Menderes ve Arkadaşları bu güne kıyasla,
sütten çıkmış ak kaşıkmışlar.
Bir kere, her şeyden önce, ne Menderes ve ne
de etrafındaki arkadaşları için tek kuruşluk
bir yolsuzluk bulunamamıştı.
1960 ihtilalinden sonra kurulan soruşturma
komisyonlarının didik didik ettikleri
hayatlarından ortaya çıkarabildikleri tek
yolsuzluk, usulsüz alındığı iddia edilen bir
cımbızdan ibaret kalmıştı.
Şimdi düşünebiliyor musunuz, Allah Korusun,
Allah ülkemizden ırak etsin, o zamanki gibi
bir ihtilal yönetimi iş başına gelse,
yapacakları şöyle üstünkörü bir araştırmadan
ortaya pilav gibi ne marifetler dökülürdü.
Yolsuzluklar, iktidar zenginleri filan benim
çokça ilgimi çekmiyor.
Biliyorum ki, füze gibi yükselenler, havai fişek
sopası gibi, aynı hızla yere düşeceklerdir.
Rahmetli Özal’ın çevresindeki yalamaların hiç
birinin hatırını soran, selamını alan yok bugün.
Koç gibi, Sabancı gibi, Eczacıbaşı gibi, adım adım,
taş taş üzerine koyarak yükselenlere hiç bir
şey olmaz.
Bugünün iktidarının zenginleri, on sene sonra
kaçacak delik arayacaklar, tıpkı eski iktidarların
füze zenginleri gibi.
***
85 yıllık Cumhuriyet tarihimizde devlet
kurumlarının böylesine birbirlerine cephe
aldıklarına hiç rastlamamıştık.
Bunun suçlusu, kabahatlisi şudur veya budur
demiyorum .
Ama ortada bir gerçek var.
Halkımız, elli yıl öncesi kadar vahim bir
şekilde ikiye bölünmüştür.
Her kim ne yapacaksa bir an evel yapmalıdır.
Başta Cumhurbaşkanı olmak üzere tüm yetkili ve
etkililer, bu duruma el koymalıdırlar.
Araba devrilirse kimse kabahat kimdeydi diye
sormaz.
Kimse “ Yargı siyasete karıştı da ondan oldu” demez.
Olan halka olur, ülkeye olur, zar zor yürütmeye
çalıştığımız demokrasiye olur.
Hastanın ateşi çok yükseldi.
Şöyle geriye doğru dönüp bir baksanıza.
Birilerinin bundan çok memnun oldukları
da kesin.
Kör mü oldunuz, görmüyor musunuz ?
:: S O N S A Y F A :: [ Yazar : Erol Akpınar ]


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla