Filistin Enformasyon Merkezi
Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın ABD’ye yaptığı son ziyaret, Oslo Anlaşması’ndan başlayıp Annapolis Konferansı’na ve sonrasındaki gizli ve aleni görüşmelere kadar olan 17 yıllık çözüm arayışı sürecinin bilançosunu gözler önüne serdi. Bu ziyaret, ABD Başkanı Bush’un Abbas’a verdiği, daha önceden de İsrail eski başbakanı Ariel Şaron’a vermiş olduğu, Amerikan Kongresi tarafından onaylanmış, bütününde “garantiler mektubu”nun ötesine geçmeyen Filistin devletine ait yeni tanımlamada ifadesini bulmuştur.
eş-Şarku’l Evsat gazetesi; Abbas’a yakın kaynaklardan, Washington’da Abbas’a teklif edilenin; Kudüs, çevresi ve Ağvar bölgelerini dışarıda bırakarak sadece Batı Yaka topraklarının %64’lük bölümü olduğunu nakletti.
En-Nikab gazetesi, Bush ve Olmert’in, Abbas’ın yerleşim birimlerinin inşasını durdurma ve Filistin devleti için 1967 sınırlarının kabul edilmesi yönündeki isteğine karşılık vermediklerini, hatta ona Ağvar bölgesi, yerleşim birimleri ve Siyonistlerin büyük Kudüs olarak adlandırdıkları yerleri dışarıda bırakarak (Batı Yaka’nın gerçek yüzölçümünün) %64’lük kısmını teklif ettiklerini ortaya çıkardı.
Yahudilere Ulusal Vatan
Olmert -gazetenin naklettiğine göre- Abbas’a, Kudüs’ün tümüyle Siyonist güvenlik güçlerinin hâkimiyeti altında kalmasını ve Mescidi Aksa’nın ve Kubbetü’s Sahra’nın iç işlerinin Filistinlilere bırakılmasını teklif etti.
Batı Yaka ve Gazze’nin yüzölçümünün toplamı 6 bin km² yi aşmadığına ve bu alan da 27 bin km² olan Filistin’in toplam yüzölçümünün sadece %22’sini oluşturduğuna göre bu durum, Abbas’a teklif edilenin, Filistin’in tarihî topraklarının yüzölçümünün %14’lük kısmını bile geçmediğini gösteriyor. Yapılacak gasplarla birlikte Gazze ile Batı Yaka arasındaki bu alanın parçalanmış bir yapıya sahip olacak olması bir yana, iki bölge arasındaki bağlantı ancak Siyonistlerin elinde bulunan geçitlerle sağlanacak.
Bu duruma bir de Kudüs’ün statüsü ve dönüş hakkı gibi sorunlarla yüzleşmek de ekleniyor. Abbas her ne kadar Lübnan’daki mültecilerin dönüşünden bahsetse de nereye döneceklerini tam olarak belirtmiyor. 1948 yılında işgal edilen topraklarına mı dönecekler yoksa Yahudilerin Filistin devleti olarak tanımladıkları yerlere mi? Siyonist Dışişleri Bakanı Tzipi Livni’nin açıklamalarından kesin olarak anlaşılıyor ki; Filistinli mülteciler 1948 yılında işgal edilmiş topraklara dönemeyecekler; hatta kendisinin ve hükümetinin vurguladığı şeye binaen; Özerk Yönetimin İsrail’i bir Yahudi devleti olarak tanıması ve 60 sene önce işgal edilmiş topraklarda kalan diğer Filistinlilerin onlar için müstakbel devlet olarak kabul edilen yere sürülmeleri gerekmekte.
Gerçek Yüzünü Ortaya Çıkaran Tavizler
Amerikan idaresinin bu yönelişe desteği net oldu. Abbas’ın Amerika’ya yaptığı ziyaretin hemen ardından 26 Nisan 2008 tarihinde Amerikan Temsilciler Meclisinin ve Senatosunun, işgal altındaki Filistin’in Yahudilerin ulusal vatanı olduğunu kabul eden kararı ilan edildi.
Ramallah yönetimi başkanının, askeri barikatların kaldırılması ya da devam eden yerleşim birimleri inşaatı projelerini durdurmaya yönelik bir söz bile alamamış olmasından dolayı büyük bir bozgun hali yaşadığı görülüyor. Bu durum onu, Amerika başkanıyla yaptığı son toplantı esnasında yediği tokattan sonra Siyonistlerle yapılan barış görüşmelerinden büyük bir hayal kırıklığıyla çıktığını açıklamaya sevk etti.
Gözlemcilere göre; Abbas, gizli müzakerelerle gerçekleştirdiği Oslo Anlaşması’nın mimarı ve ilk andan itibaren çözüm sürecinin savunucusu ve özellikle de başkan olduktan sonra bütün gücüyle bu serabın peşinden koşan bir kişidir. Görünen o ki; başkanlığının son senesinde ve ardı arkası kesilmeyen tavizlerle dolu 17 yıldan sonra Abbas, gerçek bir yüzleşmeyle karşı karşıya bulunuyor. Zira siyonistler bunca seneden sonra ona, yaptığı bütün yanlışları telafi edecek en ufak bir şeyi bile vermeye niyetli değiller.
Harcama Siyaseti
Ve gözlemciler soruyor: Bu, Abbas’ın Amerikan ve Siyonist taraflarınca görevini bitirdiği ve daha fazla taviz verecek başka bir kişinin onun yerine getirilme vaktinin geldiği anlamına mı geliyor? Üstelik Siyonist işgalcinin Yaser Arafat’ın -o esnada- ondan özellikle de nihai konularla ilgili istenen ek tavizleri veremediği için “barış süreci” olarak bilinen yolda engel oluşturduğunu iddia etmesinden sonra Abbas’ın, yönetimin ve el-Fetih’in çizgisinin dışına çıktığı da biliniyor.
Gözlemcilerin en garipsediği durum, Abbas’ın bahsettiği “hayal kırıklığı”na ya da vardığı sonuca rağmen Hamas’la diyaloğu reddedip ulusal çıkarları ve Filistin safındaki çatlakları gidermek için şartlar öne sürerken hala işgal hükümeti başkanı Ehud Olmert ile görüşmelere devam edeceğinden bahsetmesidir. Hatta “varsayılan” uyanışı çok geç olmuş olsa bile Washington ve Kahire’de yaptığı son açıklamalarından, halkının safını tutmak ve milli ilkelere tutunmak yerine böyle bir tavrı benimsediği ortaya çıkmıştır.
Filistin Enformasyon Merkezi
bu tarıhte boyle olmustur saddamı kullandı ve delıkten supurduler
abbasıda aynı sekılde yapacakalr
zaten zapsu bunun farkında o yuzden amerıkalıalra tayyıp ıcıın bu adamı kullanın delıktenm supurmeyın dıyor..


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla

