Kim darbe yapma ve halkı aşağılama hakkını kendinde görür? Topluma tepeden bakanlar ve kendini çok beğenenler... Yani narsistler... Yargıtay ve Danıştay'ın bildirilerinde dikkat çeken bir nokta da buydu... iyibilgi özel
Avusturyalı filozof Ludwig Wittgenstein, “dil, kişinin dünyasını ele verir ve belirler…” diyor…
O yüzden kullanılan cümlelerin kuruluş biçimlerini, içeriklerini, neyi kastettiklerini iyi kurcalayarak bir söylem analizi yapmak gerekiyor…
O nedenle dün “Kim kimin iktidarını istiyor: Projection” başlıklı analizimizde özetle Yargıtay’ın kendisinde olan darbeciliğin üzerini örtmek için hükümetin Yargı’yı ele geçirmeye çalıştığını iddia ederek kendini meşrulaştırma çabasına girdiğini yazdık…
Bugün bildirilerin psikolojik analizlerine devam edelim…
Bildirilerdeki diğer önemli nokta, söz konusu kurumların kendilerini “eleştirilemez” kılmaları, gelen eleştirileri art niyetli addederek püskürtmeleri ve buradan hareketle bu eleştirilerin onların iktidarını sarsacağını varsaymaları…
Öncelikle hukuk kurumlarının sarsılacak bir iktidarlarının olmaması gerekiyor ama bizde var… Çünkü hukuk devletin vatandaşı şekillendirme, kendini vatandaşa karşı konumlama aracı; “normal bir devletteki” gibi adalet sağlayan tarafsız bir mekanizma değil…
Tabi bir diğer etken, iktidarlarını yitireceklerine dair korkudur.
Böyle olunca da söz konusu kurumlar “narsizm” diyebileceğimiz bir ruh hali içindeler… Bugünlerde “milletvekillerinden 550 tane var, benden bir tane” diyen Fatih Terim için kullanılan bu terimin anlamı kısaca şöyle:
Kendini dünyanın merkezinde ve eleştirilemez derecede mükemmel görme, herkesin kendisiyle ilgilenmesini isteme, kendini aşırı beğenme, herkesin ona baktığını düşünme ya da herkes bana düşman gibi saplantılı düşüncelere sahip olmak…
Kendini aşırı beğenme duygusu nedeniyle, halkı ve seçtiklerinden oluşan parlamentoyu ve oradan çıkan kararları aşağılamakta beis görülmüyor.
Daha önce sosyolog Ferhat Kentel’le yaptığımız röportajımızda Kentel devletin ve modernleşmesinin bu özelliğini vurgulamıştı… Bugün bildirilerindeki üsluptan anlıyoruz ki, Yargı kurumları da aynı resmi ideolojiyle öğütüldüğü için bu zihniyetten, bu psikolojik vakadan; dolayısıyla da bu dilden bağımsız değiller…
Yargı ve kararları eleştirilemez değildir… Bunu iddia ve talep etmek, yargı diktatörlüğü istemektir. Yargı kararları karar sürecinde değil, karar verildikten sonra eleştirilirler. Hukuktaki temyize götürme mekanizmasının varlığının sebebi de budur: “Yargı ne derse doğrudur” gibi bir kaide yok…
Fakat mesele bugün yargının dediklerinin doğruluğu ve ya yanlışlığı değil… Mesele yargının adalet sağlayan bir mekanizma olamaması, siyaset yapması ve devleti iflasın eşiğine getirmesidir…
Devlet var olmak istiyorsa, resmi ideolojiden bağımsızlaşmak durumunda olduğunun farkına varmalı…
iyibilgi.com analiz İlhan Döğüş
milli iradeyi aşağılamayı görev zanneden,bu ülkede bizden izinsiz hiçbirşey yapılamaz diyen ve bunu yalnızca kendi statükolarını devam ettirmek veya sağlamlaştırmak için yaptıkları aşikar olduğu halde forumumuzdada mevcut halkı kandırmayı başarabilen darbe ve cuntacılar...


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla
