Söylediği yalanlara kendi bile tahammül edemiyordu. Sırtını döndü delice sevdiği genç kıza. Şimdi olmuştu, artık daha kolay yalan söyleyebilirdi. Çünkü gözgöze gelmeyecekti onunla, bakmayacaktı onun açık kahve hayal dünyasındaki yansımasına.
Dudaklarının arasından çıkan her bir kelimede daha da uzaklaşıyordu sevdiğinden. Oysa arkasına dönü p, sarılması yeterdi, her şeye yeniden başlamaları için. Genç kız neler vermezdi sevdiği adamın tek bir tebessümüne. Şaşkındı, konuşmanın başından beri bir kelime bile etmemişti. Duyduklarına inanmak istemiyor ama sevdiği adamın soğukkanlı duruşu, hissiz sözleri yüzüne tokat gibi iniyordu.
Gururuyla aşkı arasındaki gelgitlerde kaybolmuştu sanki. Zamanın durmasını istedi, kalabalıklar içerisinde yalnızdılar. Ne martıların çığlıklarını, ne balıkçıların ekmek kavgalarını ne de iskeleye çarpan hırçın dalgaları duyabiliyorlardı. Sadece kalbinin ritmini hissediyordu. Yırttı, saniyelerin anlamsız kaldığı o kareyi…
- Seni Seviyorum… Deyiverdi, biraz korkak, biraz endişeli.
Genç adam, o da düşündü aynı iki kelimeyi ona karşı kullanmayı. Fakat bu sözlerin tesiri altından kalkamayacağını biliyordu. Vazgeçti, ölümü bekleyen bir mahkumun son bakışına benzer bir yüz ifadesiyle döndü ardı sıra.
- Üzgünüm… Diyebildi ancak. Soru soran, meraklı gözlerin hedefi olduğunu fark edince ekledi.
- Ben artık yapamıyorum. Dedi büyük harflerle, cesaret bulmuştu, devam etti.
- Ben artık seni sevmiyorum.
Bir heykelden farksız, hareketsiz duran genç kıza çarpan sözler kulaklarında yankılandı. Bir an için inanamadı kendine. Öyle ki sevdiği kızın tek bir kelime bile etmeden oradan uzaklaşmasını manasız gözlerle seyretti. Bir kayıkçının attığı kahkaha kulağını tırmalarken gözleri hala aynı noktadaydı. Bedeninin aksine zihni gitmek istiyordu ama mıhlanmıştı bir kere olduğu yere. Hareketsiz kaldı o an ve sonraki on beş dakika.
Her şeye rağmen hayatta kalan ayakları onu başında “ Prof. ” kısaltması olan bir doktorun kliniğine kadar sürüklemişti. Olağandışı şekilde çoğalan urların genel adıydı yakalandığı hastalık. Tı pkı az önce yaşadıkları gibi olağandışıydı her şey. Profesörün gözlerindeki acı dolu bakışların, sevdiği kızın son bakışlarına olan benzerliğini fark etti.
Bir adım daha atsa çıkacaktı, sadece insanlıktan değil, tüm dünyadan. Ve tanıdık bir söz belirdi bulanık zihninde, “Ne kadar yalnızsan o kadar uzağa gidersin. Ne kadar terk edersen o kadar ölürsün…”


LinkBack URL
About LinkBacks




Alıntı Yaparak Cevapla


