• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
4 sonuçtan 1 --- 4 arası gösteriliyor
  1. #1
    кemalist adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    24-02-2005
    Mesajlar
    11,766
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    10

    Onay Uzaklara Gitmek...






    Söylediği yalanlara kendi bile tahammül edemiyordu. Sırtını döndü delice sevdiği genç kıza. Şimdi olmuştu, artık daha kolay yalan söyleyebilirdi. Çünkü gözgöze gelmeyecekti onunla, bakmayacaktı onun açık kahve hayal dünyasındaki yansımasına.

    Dudaklarının arasından çıkan her bir kelimede daha da uzaklaşıyordu sevdiğinden. Oysa arkasına dönü p, sarılması yeterdi, her şeye yeniden başlamaları için. Genç kız neler vermezdi sevdiği adamın tek bir tebessümüne. Şaşkındı, konuşmanın başından beri bir kelime bile etmemişti. Duyduklarına inanmak istemiyor ama sevdiği adamın soğukkanlı duruşu, hissiz sözleri yüzüne tokat gibi iniyordu.

    Gururuyla aşkı arasındaki gelgitlerde kaybolmuştu sanki. Zamanın durmasını istedi, kalabalıklar içerisinde yalnızdılar. Ne martıların çığlıklarını, ne balıkçıların ekmek kavgalarını ne de iskeleye çarpan hırçın dalgaları duyabiliyorlardı. Sadece kalbinin ritmini hissediyordu. Yırttı, saniyelerin anlamsız kaldığı o kareyi…

    - Seni Seviyorum… Deyiverdi, biraz korkak, biraz endişeli.

    Genç adam, o da düşündü aynı iki kelimeyi ona karşı kullanmayı. Fakat bu sözlerin tesiri altından kalkamayacağını biliyordu. Vazgeçti, ölümü bekleyen bir mahkumun son bakışına benzer bir yüz ifadesiyle döndü ardı sıra.

    - Üzgünüm… Diyebildi ancak. Soru soran, meraklı gözlerin hedefi olduğunu fark edince ekledi.
    - Ben artık yapamıyorum. Dedi büyük harflerle, cesaret bulmuştu, devam etti.
    - Ben artık seni sevmiyorum.

    Bir heykelden farksız, hareketsiz duran genç kıza çarpan sözler kulaklarında yankılandı. Bir an için inanamadı kendine. Öyle ki sevdiği kızın tek bir kelime bile etmeden oradan uzaklaşmasını manasız gözlerle seyretti. Bir kayıkçının attığı kahkaha kulağını tırmalarken gözleri hala aynı noktadaydı. Bedeninin aksine zihni gitmek istiyordu ama mıhlanmıştı bir kere olduğu yere. Hareketsiz kaldı o an ve sonraki on beş dakika.

    Her şeye rağmen hayatta kalan ayakları onu başında “ Prof. ” kısaltması olan bir doktorun kliniğine kadar sürüklemişti. Olağandışı şekilde çoğalan urların genel adıydı yakalandığı hastalık. Tı pkı az önce yaşadıkları gibi olağandışıydı her şey. Profesörün gözlerindeki acı dolu bakışların, sevdiği kızın son bakışlarına olan benzerliğini fark etti.

    Bir adım daha atsa çıkacaktı, sadece insanlıktan değil, tüm dünyadan. Ve tanıdık bir söz belirdi bulanık zihninde, “Ne kadar yalnızsan o kadar uzağa gidersin. Ne kadar terk edersen o kadar ölürsün…”

    Ne büyük yanılgı; Kimileri 70 yıl önce öldün sanıyor...Kimileri de hala var gücüyle 'öldürmeye' çalışıyor.

    Oysa Sen Bizimlesin Sonsuza Dek! 1881-193∞
    KaN KaRDeŞ
    Zopacı
    Âняa§
    EFE

  2. #2
    кemalist adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    24-02-2005
    Mesajlar
    11,766
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    10

    Onay Hayat Oyunu




    Adımını attı, çıkmamıştı insanlıktan çok istediği halde. Sadece klinikten çıkabilmişti. Su birikintisine uyguladığı basınç pantolonunun kirlenmesine neden oldu. Yalnızca kendisinin duyabileceği bir küfür çıktı ağzından. Yoluna devam etti.

    Aradan sekiz hafta geçmişti.

    Genç kız yaşadığı büyük hayal kırıklığının etkisinden çabuk kurtulmuştu. En azından o öyle olduğunu düşünüyordu. Çivi çiviyi sökerdi ama yolunda gitmeyen bir şeyler vardı. Tam tamına altı kilo almıştı. Üstelik ailesi dahil herkes onun davranışlarındaki değişikliği fark etmişti.

    Yüzüne Yeşilçam filmlerinden aşina olduğu küstah kadın ifadesini yakıştırmıştı. Şemsiyesi tablodaki eksiği tamamlıyordu. Islak Arnavut kaldırımında duran genç kadını ve kucağındaki yarı çı plak çocuğu süzdü aynı kibirli gözlerle. Bundan sekiz hafta önce olsaydı çantasındaki tüm bozuklukları atabilirdi kadının kucağına, hatta eğilip dilenci çocuğu bile sevebilirdi. Ama ne o bundan sekiz hafta önceki kadındı, ne de bu sahnede takılı p kalacak bir vicdana sahipti artık. Dilenci kadının uzaklaştığı için kızdığı çocuğuna attığı tokadı duymadı bile. Zorla yetişebildi eski belediye otobüsüne.

    Hiçlik neydi? Yaşamamış olmanın ölmekten ne farkı vardı? “Ve sonsuza kadar mutlu yaşadılar” sözü yalnızca aşk filmlerinde hayat bulan bir kandırmaca mıydı?
    Acıdı düşüncelerine, buğulanmış camı kahverengi montunun sağ eliyle siliverdi. Kendini gördü, yağmur damlalarının arasından. Saçları yoktu artık. Saklanmak istiyordu ama bere çok kullanışlı bir kamuflaj değildi. Sadece kliğine gitmek için çıkıyordu evinden fakat yinede acıyordu insanlar ona. Alışmıştı genç adam. Önce sevdiği kadın, ardından doktor ve son olarak annesi acıyan gözlerle bakmıştı ona. Babası cesaret bile edememişti, nemli gözleriyle biricik oğluna bakmaya. O an ölmek istemişti, düşündü sonra. Zaten ölecekti. Hayat, cinsel ilişkiyle bulaşan ölümcül bir hastalıktı nasılsa. Güldü acınacak haline.

    Ters yöne giden iki aracın çarpışması gibi gözgöze geldi onunla. Çarpışma o kadar şiddetliydi ki sarsıldılar. Önce genç adamın yüzündeki tebessüm donuklaştı, ardından genç adam hareketsiz kaldı. Genç kadın bir an için “Acil Durum Çıkışı”nı kullanmayı bile düşündü. Çekiçle iki darbe yeterdi camın tuzla buz olmasına. Pek kullanışlı gelmemişti ki “DUR” lambasına dokunmayı tercih etti. Durmuştu halbuki her şey, ikinci kez kalabalıklar içerisinde yalnızdılar.

    Merhaba demeyi bile düşündü beşli koltuğun en sağındaki adama. Fakat cama çarpan yağmur damlasının sel oluşturma ihtimali ne kadar azsa genç adamın ona cevap verme ihtimali o kadar azdı. Genç adam donmuştu adeta. Öyle ki sevdiği kadının durakta bekleyen yeni sevgilisine sarılmasını fark etmedi bile.
    - İyi misin? Dedi taze sevgili, heyecanla.
    - İyiyim canım, ne kadar iyi olabilirim ki hem? Hava berbat, gök delinmiş sanki. Çok üşüdüm. Diyerek cevap verirken hala aynı küstah ifadeyi taşıyordu.

    Genç adam henüz yirmi birinde kansere yakalanmış, kocaman bir “hiç”tir artık. İnsanlıktan uzaklaşı p “hiç”e yaklaşır. Parçalanmış kişiliğini tamir etmek için, başkalarının oynadığı bir “hayat oyunu”nu sahnelemeye koyulur.

    Ne büyük yanılgı; Kimileri 70 yıl önce öldün sanıyor...Kimileri de hala var gücüyle 'öldürmeye' çalışıyor.

    Oysa Sen Bizimlesin Sonsuza Dek! 1881-193∞
    KaN KaRDeŞ
    Zopacı
    Âняa§
    EFE

  3. #3
    кemalist adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    24-02-2005
    Mesajlar
    11,766
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    10

    Onay Kimliksiz...




    Aradan 18 hafta geçmişti.

    Siyah converse’leri, dönemin modasına uyun saç kesimi, umursamaz tavırlarıyla sokaktaki herhangi biriydi o. Dünün ve yarının olmadığı, sadece akreple yelkovanın ezeli kovalamacasına şahit olan Rolex marka saatine baktı. Belkide yaşadığı sokaklara ait olmayan tek şey kolundaki o saatti. Vakit gelmişti, karşı kaldırımda onu izleyen uzun, esmer çocuğa bir göz işareti yaptı. Kuru’ydu adı. Sokaklarda herkesin ikinci el bir adı olurdu zaten. Kiminin yüzündeki izlerden, kiminin ten renginden, kiminin ise geçmişinden gelen isimler.

    Genç adam, avını bekleyen kurt misali sessizce sindi kuytuya. Sokaklardaki ilk günü geldi aklına. Kaçmak isterken bu şehirden beş parasız kalmıştı. Önce tüm parası çalındı, faili meçhul hayatların yaşandığı o şehirde. Sonra tüm geleceği.
    Yüzündeki yaraların, açılan kaşının ve saçsız başının her insanda oluşturabileceği tesir aşağı yukarı aynıydı; Acıma. İlk önce sarı fark etmişti, çö plerin hemen yanındaki hareketsiz bedeni.

    Sokakların dili farklıdır, bazen acıma kine dönüşür bazense sevgiye. Gerçek hayattan farklı olmayan tek yanıysa sokaklarda yükselebilmek için risk almak gerektiğidir. Genç adamda öyle yapmıştır, reisi dövmüş ve kaybedecek hiçbir şeyi olmayan herkes gibi korkusuzluk maskesini takmıştır yüzüne.

    Kuru’nun cırtlak sesiyle yerinden yavaşça doğrulur genç adam.
    - Sus lan Şerefsiz!…
    Sonrasında dayak yiyen her insanın çıkarabileceği aynı sesleri duydu, inlemeleri.

    Talihsiz genç ne sarhoşken ne de ayıkken girilmeyecek fakir semtlerden birine sürüklenmişti bir kere. Şimdilik acı içinde kıvranmaktan başka pek bir şansı yoktu. Birkaç dakika sonra onu görenler polise haber verecektir nasılsa.

    Tam 18 dakika sonra gelmişti ilk ekip otosu. Hemen sonrada ambulans. Vasat hayatının vasat bir gününü yaşayan polis memuru, gencin telefonundaki ilk numarayı tuşladı. “Aşkım” yazıyordu, telefona cevap veren kişide aynı kelimeyle açmıştı telefonu.

    - Aşkım. Nerde kaldın ya?
    - Hanımefendi, bu telefonun sahibi darp edildi, hastaneye kaldırıyoruz.
    Sonrasında gelen şaşkınlık, üzüntü haykırışları.

    Hastanenin acil servisine ilk gelen yine o olmuştu. Sevdiği adamın birkaç kırığı, açılmış kaşı, yara içindeki yüzü karşıladı onu. Şaşkın, dudaklarından birkaç kelime dökülebilmişti ancak;

    - Sana bunu kim yaptı böyle?

    Hipokrat yeminine bağlı doktorun, hastanın şuurunun kapalı ama durumunun iyi olduğunu anlatan sözleri içine bir nebze olsun su serpmişti. Aynı su yağmur halini almış, camın hemen dışında yağmaya başlamıştı. Uzaklarda, bir yıldırımın toprakla buluşmasına tanıklık etti.

    Yıldırımın sesini duyabiliyordu genç adam. Eski araba lastiklerinin zenginleştirdiği ateşi izlerken yıkık viranede. Pamuk, ganimeti getirip ellerine teslim edince meraklandı. Cüzdandaki paranın tamamını dağıttı, parası vardı yanında. Cep telefonuna meraklı gözlerle bakan Pamuk, kendine doğru gelen telefonu havada kapmıştı, sevinçle. Kısa, beyaz tenli, cin gibi bir sokak çocuğuydu. Yüzü hala beyaz olsa da içi çoktan karalar bağlamıştı.

    Kredi kartları, ehliyet, kimlik gibi değersiz şeyler. Kimliksizliğin hüküm sürdüğü her yerde olduğu gibi. Sonra resimler, vesikalık olanlar.

    - Yakışıklı bi zü ppeymiş. Dedi façası alaşağı edilen genç için.
    - Artık değil Kaptan! Dedi çocuklardan biri ve tüm çocuklar aynı anda gülmeye başladı.

    Bir terslik vardı, Kaptan gülmüyordu. Elindeki resim hala sevdiği kadına aitti. İki kişilik bir resim. Onun olması gereken yerde bir başkası vardı artık. Avucunun içine sıkıştırdığı resim hariç her şeyi yaktı, olmayan umutlarıyla can bulan ateşte.
    Viranenin cam olması gereken çerçevesine doğru yanaştı, sokaktan geçen yaşlı adamın küfür edişini duydu. Bağırdı;

    - Toplumda hep itiliriz. Sanma ki buna istekliyiz. Biz sadece seçtiklerimizin eseriyiz!

    Ne büyük yanılgı; Kimileri 70 yıl önce öldün sanıyor...Kimileri de hala var gücüyle 'öldürmeye' çalışıyor.

    Oysa Sen Bizimlesin Sonsuza Dek! 1881-193∞
    KaN KaRDeŞ
    Zopacı
    Âняa§
    EFE

  4. #4
    birgünahgibi <span style='color: #006400'><span class='glow_FFFFFF'>anlamıyorsun</span></span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-10-2005
    Mesajlar
    29,054
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    12
    Bir adım daha atsa çıkacaktı, sadece insanlıktan değil, tüm dünyadan. Ve tanıdık bir söz belirdi bulanık zihninde, “Ne kadar yalnızsan o kadar uzağa gidersin. Ne kadar terk edersen o kadar ölürsün…”

    Bu ne güzel bir sözdür.Kalmak ya da ölmek arasında bir karar vermek.Halbuki ikisi de acı verecek.
    O zamanlar hâla bir umudum vardı. Bedeli karşılığında mutlu
    olabileceğimi düşünüyordum. Ancak büyüdüm artık. Dünya'yı versem
    Tanrı'ya, damlasını vermez bana mutluluğun

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •