Anayasa Mahkemesi'nin başörtüsü yasağı konusunda aldığı kararın bütün Türkiye'de infiale yol açması üzerine, ülkenin birçok ilinde protesto gösterileri düzenleniyor.
TOKAT
Toplumsal Dayanışma Kültür Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği (TOKAD), Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararını protesto etti. Tokat’ta yapılan başörtüsü eyleminde yasakçılara karşı Müslümanca mücadele çağrısı yapıldı.
Eylemde okunan basın açıklamasında darbe heveslisi egemen zümrenin toplumu kaosa sürüklediği ifade edilerek karar kınandı. Açıklamada "Allah'ın ayetlerine karşı, ellerindeki güce güvenerek istikbara kapılanlar, inkâra şartlananlar; yarın halkımıza, Din günü Rabb'imize verecekleri hesabı unutuyorlar mı? Anayasa Mahkemesi'nin verdiği karar göstermektedir ki; başörtüsü yasağının hiçbir hukuki tarafı yoktur. Bugüne kadar halkın talep ve beklentilerine yönelik verilen muhtıralar etkisini devam ettirmektedir… Firavun zihniyetli egemenler, kendi çıkarlarını korumak için halka zulmetmekten başka bir yol bilmiyor. Baskı ve yasakları hukukiymiş gibi göstererek, her türlü hakkı ihlal ediyor. Bu ifsad edici sisteme karşı Peygamberlerin örnekliği ışığında mücadele etmeden geçen her gün hayatımız biraz daha kararacaktır! O halde tevhid ve adaletin hüküm sürdüğü bir gelecek için yasaklara karşı Müslümanca mücadele etmeliyiz," ifadeleri kullanıldı.
Kalabalık bir grup tarafından desteklenen eylemde "Başörtüsü Allah'ın emridir!," "Darbeci yargı hesap verecek!," "İnanca saygı, düşünceye özgürlük!," "Yaşasın başörtüsü mücadelemiz!" sloganları atıldı. Eylem tekbirlerle son buldu.
Haksöz-Haber / Tokat
Basın Açıklamasının Tam Metni
Anayasa Mahkemesi İnançlarımızı Yasaklayamaz!
İslami inancımıza ve Müslüman kimliğimize yönelik baskı ve yasaklar tüm ağırlığıyla devam ediyor. Darbe heveslisi egemen zümre toplumu bir kamplaşmaya, kaosa ve ayrışmaya doğru sürüklemede hiçbir beis görmüyor. Ahlakın yozlaştığı, neslin ifsad edildiği ve evlatların ana katili olmaya başladığı bir vasatta; tüm bu vahşi tablonun adaletten kopuşun neticesi olduğu göz ardı ediliyor. Zorbalık ve zulüm hiçbir şart ve sınır tanımaksızın azgınlaşıyor. Yasakçı firavunlar, kendi çıkarları uğruna halkı köleleştirmek için ellerinden geleni artlarına koymuyor.
Böylesi bir ortamda, Anayasa Mahkemesi'nin hiçbir hak ve hukuku gözetmeksizin başörtümüzü yasaklamasını nefretle kınıyoruz. Müslümanları ilgilendiren tüm davalarda, Müslümanların aleyhinde kararlar çıkmasını kabul etmiyoruz. Halkın büyük çoğunluğunun karşı çıktığını her vesilede söylediği bir ülkede, başörtüsünü yasaklayan, başörtülü hanımları kötü örnek gösteren ve darbe geleneğine arka çıkan bir hukuk anlayışı; kesinlikle "millet" adına karar veriyor olamaz!
Ortaya çıkan durumu iyi incelemenizi istiyoruz: Meclis'in çoğunluğu halkın bu kanayan yarada çözüm beklentisini dikkate alarak, başörtüsüne kısmi serbestlik getiren bir yasa değişikliğine gidiyor ve bu değişiklik iptal ediliyor. Çoğunluğun talebi azgın bir azınlığın egemenliği adına hiçe sayılıyor. Bu durum kabul edilebilir mi? Başörtümüzü yasaklamaya cüret edenler; bu zorbalığı daha ne kadar sürdürebileceklerini zannediyor? Allah'ın ayetlerine karşı, ellerindeki güce güvenerek istikbara kapılanlar, inkâra şartlananlar; yarın halkımıza, Din günü Rabb'imize verecekleri hesabı unutuyorlar mı?
Başörtümüz, yargı kararlarıyla açıkça yasaklanıyor. Kartel medyası başörtülü hanımları fişlemek için kurum kurum dolaşıyor. Liselerde namaz kılan öğrenciler suçluymuş gibi gösteriliyor. Laik-antilaik kutuplaşmasını tetiklemek için türlü oyunlar kurgulanıyor. İslami değerlerimizi yaşayabilmek için verdiğimiz mücadeleye karşı gayri nizami bir harekât tarzı geliştiriliyor. Dış işleri bakanı Ali Babacan, "Türkiye'de Müslümanlar da özgür değil!" dediğinde yaygara koparanlar yasağın katmerleştiği bu tabloyu neyle izah edeceklerdir?
Anayasa Mahkemesi'nin verdiği karar göstermektedir ki; başörtüsü yasağının hiçbir hukuki tarafı yoktur. Bugüne kadar halkın talep ve beklentilerine yönelik verilen muhtıralar etkisini devam ettirmektedir. Sorunlarımız her geçen gün büyürken daha fazla ne kadar sessiz ve tepkisiz kalabiliriz? Zulme rıza göstererek Allah'a karşı kulluk görevimizi layıkıyla yerine getirdiğimizi nasıl iddia edebiliriz? İslam'ın emirlerini yasaklayanlara saygı duymamız hangi hakla beklenebilir?
Firavun zihniyetli egemenler, kendi çıkarlarını korumak için halka zulmetmekten başka bir yol bilmiyor. Baskı ve yasakları hukukiymiş gibi göstererek, her türlü hakkı ihlal ediyor. Bu ifsad edici sisteme karşı Peygamberlerin örnekliği ışığında mücadele etmeden geçen her gün hayatımız biraz daha kararacaktır! O halde tevhid ve adaletin hüküm sürdüğü bir gelecek için yasaklara karşı Müslümanca mücadele etmeliyiz.
Toplumsal Dayanışma Kültür Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği (TOKAD)
İZMİR
Özgür-Der İzmir şubesi bugün Konak meydanında Anayasa Mahkemesinin Başörtüsü kararını yapılan bir basın açıklaması ile protesto etti. Eylemde grup adına basın açıklamasına Özlem Öz okudu.
Grup adına açıklamayı okuyan Özgür-Der İzmir şubesi yönetim kurulu üyesi Özlem Öz, dün Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 367 saçmalığıyla hukuka meydan okuyan Anayasa Mahkemesinin bugün de TBMM'de 411 oyla kabul edilen madde değişikliklerinin iptaline imza atarak askeri vesayet rejimine ait bir darbe kurumu olduğunu bir daha gösterdiğini belirtti. Anayasa Mahkemesinin aldığı bu keyfi kararın aynen İstiklal Mahkemelerinde alınan keyfi kararlar gibi olduğu bunun da tamamen İslam düşmanlığı temeline oturmuş resmi ideolojinin bir sonucu olduğu vurgulandı. Açıklama boyunca "İslami Hareket Engellenemez","Uyan, Diren, Özgürleş", "Kahrolsun Laiklik" gibi sloganlar atıldı.
Açıklama "Özgür-Der olarak silahlı darbe düzeninden sonra, cübbeli darbe düzenine karşı da mücadeleye devam edeceğimizi açıklıyor, adalet ve özgürlüğün meşru direnişlerimizle mayalanacağını ilan ediyoruz." ifadesiyle son buldu.
Haksöz-Haber / İzmir
Basın Açıklamasının Tam Metni:
Anayasa Mahkemesi Kararı Halkın Değerlerine Karşı Hukuksuz Bir Kalkışmadır!
Anayasa Mahkemesi, Türkiye askeri vesayet rejimine ait bir darbe kurumudur. Dün Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda hukuka meydan okuyan 367 saçmalığından sonra, bugün de TBMM'de 411 milletvekilinin oylarıyla kabul edilen 10. ve 42. madde değişikliklerinin iptaline imza atmıştır. Halkın %80'e yakınının desteğini arkasında tutan 411 milletvekilinin başörtüsü yasağını kaldırmak üzere gerçekleştirdiği 10. ve 42. maddelerle ilgili düzenlemeleri iptal eden 28 Şubat darbe düzeninde brifinglendirilmiş Anayasa Mahkemesi, adeta 28 Şubat post-modern askeri darbesi ile açığa çıkan İslam'a ve halkın istemlerine karşı tutumu, darbeci vesayet düzenini kalıcı kılmak üzere bir kez daha gündemleştirmiştir. Anayasa Mahkemesi bu kararıyla Türkiye'nin hukuk devleti değil, tipik bir asker-sivil oligarşik diktatörlük rejimi olduğunu sergilemiştir.
Anayasa Mahkemesi'nin kararı ne hukukla ne de adaletle irtibatlandırılabilir. Bu karar İstiklal Mahkemeleri'nde olduğu gibi tamamen keyfi ve dayatmacı bir anlayışın dışa vurumudur. Bu karar, kemalistlerin toplumu yukarıdan aşağıya modernist bir azılığın arzusuna göre dayatmayla, zorla veya darbe sopasıyla değiştirmeyi amaçlayan bir toplumsal mühendislik örneğidir. İslam inancını düşman belleyen, hukuku resmi ideolojiye kurban eden bir yargı kararı meşru da olamaz makul de. Hiç kimse bizden fıtratı, hukuku ve İslami değerleri ezip geçen bir mahkeme kararına saygı duymamızı beklememelidir.
Halkın yoğun taleplerini ve beklentisini kısmen karşılamak amacıyla yapılan ve inanç özgürlüğüne çok sınırlı bir kapı aralayan 10. ve 42. madde değişiklikleri, Türkiye'deki derin ve köklü sorunların çözümünde bir ciddi bir açılımı ifade etmiyordu. Ama halkın taleplerini çok sınırlı bir biçimde de olsa dikkate alan bu kanuni düzenlemeye bile tahammül edemeyen Anayasa Mahkemesi, hakimiyeti kendinde menkul gören bir totalitarizmle, başörtüsü yasağını kısmen giderecek olan TBMM'den geçen düzenlemeleri de iptal ederek açıkça halkın iradesini hiçe saymıştır. Anayasa'da açıkça Anayasa değişiklikleriyle ilgili denetim yetkisinin şekil unsurlarıyla sınırlı olduğu belirtilmektedir. Ama Anayasa Mahkemesi, sınırlarını aşarak kendini yürütme ve yasama yerine koymuş ve hukuku, adaleti, akıl ve mantığı da iptal etmeye kalkışmıştır.
Bu karar, Türkiye'deki yargı sisteminin halkın iradesini tanımayacağını açıklayan faşizan bir yaklaşımdır. Ülkemiz halklarının ortak değerlerine yasak getiren, inancımızı, düşüncemizi ve kimliğimizi yasaklamaya çalışan sivil-asker bürokratik düzen, ülkede bir azınlık diktatoryası oluşturmaktadır. Bizler, inanç ve düşüncelerimizi dikkate almayan, dönüştürmeye ya da yasaklamaya çalışan sömürge rejimi gibi bir sistemin çemberinde yaşamak istemiyoruz. Hakkı, adaleti ve hukuku savunarak bu vesayetçi çemberi kırmamız gerekmektedir. Bundan sonra tartışılacak en önemli gündem maddesi, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin sivil yargı denetiminden muaf olması ve bir darbe kurumu olan Anayasa Mahkemesi'nin meşruiyeti olmalıdır.
Özgür-Der olarak silahlı darbe düzeninden sonra, cübbeli darbe düzenine karşı da mücadeleye devam edeceğimizi açıklıyor, adalet ve özgürlüğün meşru direnişlerimizle mayalanacağını ilan ediyoruz.
Özgür-Der İzmir Şubesi
DİYARBAKIR
Anayasa Mahkemesi'nin başörtüsü kararı, Diyarbakır'da bir yürüyüşle protesto edildi. Diyarbakır Özgür-Der'in organize ettiği yürüyüş, Ofis Camii'nden başlayıp AZC Plaza önünde son buldu.
Cuma namazına müteakip Ofis Camisi önünde toplanan coşkulu kalabalık, "Yargı Başörtümden, Kimliğimden, İnancımdan Elini Çek..!" ve "Herkes İçin Adalet Başörtüsüne Özgürlük" pankartları açarak yürüyüşe geçti. Sayıları yaklaşık bin kişiye ulaşan topluluk, "Kahrolsun Laik Diktatörlük! Kahrolsun Başörtü Yasakçıları! Uyan-Diren-Özgürleş, Yasakçılara Teslim Olmadık, Olmayacağız, Yılmak Yok Direniş Var, Direniş-Adalet-Özgürlük, kelime-i tevhid ve tekbirler" eşliğinde AZC Plaza'ya kadar yürüdü.
Mehmet Deniz'in yönettiği yürüyüşte şu dövizler dikkat çekti: "Başörtüsü Kur'an'ın Açık Emridir, Yasaklamaya Gücünüz Yetmez! Kılıç Ali, Kel Ali, Necip Ali Anayasa Mahkemesinin Asli Üyeleri! Başörtüsüne Şartsız, Pazarlıksız, Sınırsız Her Yerde Özgürlük, Yargısal Formül: 11 > 70 Milyon! İnancımızı, Kimliğimizi Yok Sayan Hiçbir Kararı Kabul Etmedik, Etmeyeceğiz! İstiklal Mahkemelerinin Ruhu Anayasa Mahkemelerinde Yaşıyor! Cuntaya Hayır Başörtüsüne Özgürlük'"
Yoldan geçen vatandaşların da alkış ve sloganlarla destek verdiği eylem, Şube Başkanı Av. Serdar Bülent Yılmaz'ın okuduğu basın açıklamasının ardından sessiz bir şekilde sona erdi.
HAKSÖZ-HABER / Emin Altun / Diyarbakır
Basın açıklamasının tam metni:
BU KARARA SAYGI DUYMUYORUZ! KARAR YOK HÜKMÜNDEDİR!
Daha önce 367 kararıyla kimlere biat ettiğini tüm Türkiye'ye gösteren Anayasa mahkemesi, beklendiği gibi başörtüsü düzenlemesini iptal etti. Bu iptal kararı bir kez daha Kemalist sisteminin despot ve diktatör karakterini gözler önüne sermiş oldu. Böylece "demokratik, hukuk devleti" tanımlamasının tam bir palavra olduğunu görmüş olduk.
Mahkeme bu kararıyla, CHP ve oligarşik güçlerin yani bir avuç mutlu azınlığın maşası olduğunu kanıtlamış oldu. Zalim karakterinin üzerindeki hukuk maskesi tamamen düştü. Ve Kemalist sistemin, dokuz kişinin iradesini yetmiş milyonluk halkın iradesinden üstün gördüğü iyice ortaya çıktı. Böylece mahkeme kendini halkın da meclisin de üstünde görerek müstekbirliğini tekrar ilan etmiş oldu.
Anayasa değişikliklerini iptal yetkisi olmamasına rağmen, mahkemenin aldığı karar tam anlamıyla bir hukuk skandalı, yargı darbesidir. Anayasa mahkemesi, bağlı olduğu anayasayı ezip geçmiş, kendi putunu yemiştir. Bu nedenle karar halkın gözünde yok hükmündedir. Bu kararın saygı duyulacak, kabul edilecek ve içe sindirilecek bir tarafı yoktur. İnancımızı hedef alan hiçbir kararı kabul etmiyoruz. Mahkemeye de kararına da bu kararın temelindeki resmi ideolojiye de saygı duymuyoruz.
Genelkurmay başkanı Yaşar Büyükanıt, mahkeme kararı için "malumun ilanıdır" diyor. Bizce de malumun ilanıdır; ama Türkiye cumhuriyeti devletinin bir zulüm devleti olduğunun ilanı. Şu halde bir malumu da biz ilan edelim: Ey zalimler! Ey bu kararın altına imza atanlar! Ahirette bu yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz. Haberiniz olsun ki Cehennem, Allah'ın dinine savaş açan zalimler içindir; sizi Allah'ın azabıyla uyarıyoruz!
Geçtiğimiz günlerde dışişleri bakanı Ali Babacan'ın Türkiye'de Müslüman çoğunluğun da din özgürlüğü konusunda sorunlar yaşadığı tespitine şiddetle karşı çıkanlar oldu. Burunlarının dibindeki bu koca zulmü görmek istemeyenler şimdi bu karar karşısında hangi pişkin açıklamaları yapacaklar acaba? Sormak istiyoruz: Bu karar Müslüman halkın inancını yasaklamıyor mu? Başörtüsünden dolayı hastane önlerinde ölüme terk edilen insanlar bu ülkede değil de İsrail'de mi yaşıyor!
Zalimler kabul etsin ya da etmesin; başörtüsü Yüce Allah'ın Kur'an'ı Kerim'de bize açıkça ilettiği bir emirdir. Bizler Müslümanız ve Müslümanlığımızın gereğini yerine getirmede hiçbir yasaklamayı tanımıyoruz. Gerek anayasa mahkemesinin gerekse de bir başka zulüm kurumunun inançlarımızı yasaklayan, sınırlayan kararlarını reddediyoruz. Ve buradan bir kez daha ilan ediyoruz: Bu zulme boyun eğmedik! Eğmeyeceğiz! Başörtüsü sorunu çözülene kadar da susmayacağız!
Başörtüsü inancımızın bir parçasıdır. Biz kitabımızın tüm ayetlerine inanmak ve tüm emirlerini yerine getirmekle mükellefiz. Bize kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr etmeyi öneren Yahudi mantığı laiklik dayatmasını reddediyoruz. İslam düşmanlığının açık bir göstergesi olan bu kararı şiddetle protesto ediyor ve kınıyoruz.
Kahrolsun başörtüsü düşmanları!
Yaşasın onurlu direnişimiz!
Özgür-Der Diyarbakır Şubesi
ANKARA
Ankara’da İLKAV’ın çağrısıyla bir araya gelen Müslümanlar, Anayasa Mahkemesi önünde yargı oligarşisini ve başörtüsü düşmanlarını protesto ettiler: “Allah’ın emri yasaklanamaz!”
Görev ve yetkilerini aşarak yeni bir adaletsizliğe ve hukuksuzluğa zemin sağlayan Anayasa Mahkemesi'nin kararı İLKAV üyeleri tarafından mahkeme önünde protesto edildi. Mahkeme yargıçlarının istifaya çağrıldığı basın açıklaması sırasında, mahkeme önüne üzerinde 'Başörtüsü Allah'ın emridir; bu emri ortadan kaldırabilecek hiçbir güç tanımıyoruz' yazılı siyah başörtüsü bırakıldı.
İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı (İLKAV) öncülüğünde Cuma Namazı'nın ardından Anayasa Mahkemesi önünde bir araya gelen Ankaralı Müslümanlar hukuksuz bir karara daha imza atan Mahkemeyi basın açıklamasıyla protesto ettiler.
Mahkeme önüne üzerinde 'Başörtüsü Allah'ın emridir; bu emri ortadan kaldırabilecek hiçbir güç tanımıyoruz' yazılı siyah bir başörtüsü bırakan İLKAV mensupları, Mahkeme Üyeleri'ni istifaya davet ettiler. Ayrıca halk kitlesel tepkilerle ideolojik bürokratik kadrolardan, darbecilerden hesap sormaya çağrıldı. TBMM'de çıkardığı değişikliğin arkasında durup, Anayasa mahkemesi kararını tanımadığına dair karar almaya çağrıldı.
Anayasa Mahkemesi'nin son kararının da daha önceki kimi kararları gibi, yetkisini aşan, kendi anayasalarına da aykırı, hukuk dışı, keyfi ve ideolojik bir karar olduğunu söyleyen İLKAV Başkanı Mehmet Pamak; insan hak ve özgürlüklerini yok etme sonucu doğuran bu kararla, halkın İslami kimlik ve değerlerinin yeni bir baskının altına sokulduğuna dikkat çekti.
Mahkemenin yetkilerini aşarak aldığı kararın hukuk, adalet ve insan hakları zaviyesinden utandırıcı olduğuna dikkat çeken Pamak; '"Cübbeli Darbe" olarak nitelendirilmeyi hak eden bu tür ideolojik ve hukuk dışı kararlar, "Yargı Despotizmi"nin ve tuzun koktuğunun göstergeleridir' dedi.
Üzerinde "ANAYASA MAHKEMESİNİN KARARI İSLAM'A VE İSLAMİ DEĞERLERE YENİ BİR SALDIRIDIR. BAŞÖRTÜSÜ ALLAH'IN EMRİDİR; BU EMRİ ORTADAN KALDIRACAK HİÇBİR GÜÇ TANIMIYORUZ. BAŞÖRTÜSÜ ONURUMUZDUR KORUYACAĞIZ." yazılı siyah başörtüsü Anyasa Mahkemesi önüne bırakılırken yaptığı konuşmada da Pamak şunları söyledi:
"Bu binada oturan çoğunluk yargıçlar, ideoloik düşüncelerini mahkeme kararlarına taşımışlardır. Kendilerini öncelikle bağlaması gereken kendi anayasalarını bile çiğnemiş, ona bile sadakat göstermemişlerdir. Halkın iradesinin yansıdığı TBMM'nin işlevsiz kılarak, onun bile yetkilerini gaspederek yetkilerini aşmışlardır. Adına karar verdiklerini iddia ettikleri halkın özgürleşmesini engelleyici hukuk dışı bu ideolojik kararı protesto etmek üzere buradayız. İşte bu hukuka aykırı kararı protesto ettiğimizin, yok edilmek istenen İslami kimlik ve değerlerimize herşeye rağmen sahip çıkmaya devam edeceğimizin bir göstergesi ve zulme itirazımızın bir belgesi olarak siyah başörtüsünü buraya bırakıyoruz.
Bu mahkemenin önünde şunu da ifade etmek istiyorum ki, mahkemenin bu hukuka aykırı, özgürlük karşıtı kararını kim düzeltecek, halkımıza ve ülkemize bunca sıkıntıyı yaşatan bu tür kararların hesabını kim soracaktır? Bu tür kurumlar ve yargıçları ilah mıdır? Neden yaptıkları yanlışların, hukuksuzlukların hesabı sorulamıyor?
TMMM'deki 411 kişi eğer gerçekten halkın iradesini temsil etmek ve gerçekten vaat ettikleri özgürlüklere sadakat göstermek, onurlu bir tavır ortaya koymak istiyorlarsa derhal meclisi toplamalılar ve anayasa mahkemesinin bu kararının meclisce iptal edildiği ve tanınmadığı kararını almalıdırlar. Sözlerinin eriyseler ve halkın özgürleşmesini istemekte samimiyseler onlara yakışan budur. Gerçekten halkı temsil etmek istiyor ve halka vaat ettikleri özgürlükleri gerçekleştirmek istiyorlarsa, bu kararı almalıdırlar.
Halkımıza çağrımız da şudur: Bu tür ideolojik kararlarla ülkenin ve halkın kaderine hükmetmeye kalkan, büyük acılara ve kayıplara yol açan bu yargıçlara hesap soracak tek makam halktır. Bu yargıçlar, ideolojik kararlarına bile "halk adına" diye başlıyorlar. O halde halkımızın milyonlarcası meydanlara çıkarak, asker bürokratlar olsun yargı bürokratları olsun, darbeci ve muhtıracı kim varsa onları protesto etmelidir. Bu ülkenin bütün insanlarını, hangi din düşünce ve ideolojinin müntesipleri olurlarsa olsunlar herkesin, ayrım gözetmeksizin bu ülkede özgürce yaşamalarının önünde engel olan kim varsa, onları protesto etmek üzere, zulme itiraz etmek üzere meydanlara çıkmaya çağırıyoruz.
Yapılacak şey, bu tür kurumların karşısına milyonlarca insanın katıldığı kitlesel tepkilerle halkın çıkması ve halkın kendi adına karar verdiğini iddia edenleri, insan hakları çizgisinde hizaya sokacak kitlesel tepkiler göstermesidir. Ancak halkın, milyonların seçim meydanlarındaki adalet ve özgürlük taleplerini süreklilik arzedecek bir şekilde meydanlara taşımalarıyla zulüm geriletilebilir ve özgürlükler kazanılabilir. Bedel ödenmeden, risk alınmadan, fedakarlık yapılmadan meydanlarda sivil, şiddete bulaşmayan ama net itirazlar yükseltilmeden asla özgürleşilemez. Bu ülkedeki bütün özgürlükçü kesimleri, ittfak ederek özgürlük ve adalet mücadelesini birlikte sürdürmeye çağırıyoruz. Bu anlamda biz sorumluluğumuzu yerine getirmeye devam edeceğiz."
HAKSÖZ-HABER / Ankara
BASIN AÇIKLAMASININ TAM METNİ:
Anayasa Mahkemesinin son kararı daha önceki kimi kararları gibi, yetkisini aşan, kendi anayasalarına da aykırı, hukuk dışı, keyfi ve ideolojik bir karardır. İnsan hak ve özgürlüklerini yok etme sonucu doğuran bu kararla, halkımızın İslami kimlik ve değerleri yeni bir baskının altına sokulmuştur.
Eğitim özgürlüğünü kısmen genişleten Anayasa değişikliklerini yetkisini aşarak iptal etmek suretiyle başörtülü kızlarımızın üniversite eğitimi almalarını engelleme amacı güden bu karar, hukuk, adalet ve insan hakları zaviyesinden utandırıcıdır. "Cübbeli Darbe" olarak nitelendirilmeyi hak eden bu tür ideolojik ve hukuk dışı kararlar, "Yargı Despotizmi"nin ve tuzun koktuğunun göstergeleridir.
Şurası iyi bilinmelidir ki, hiçbir sistem adaletsizlik ve zulümle ayakta kalamaz.
Başörtüsü Allah'ın ayeti, Kur'an'ın emridir. Allah'ın emrini kaldırmaya gücü yetecek hiçbir otorite yoktur. Ne pahasına olursa olsun başörtümüze, İslami kimlik ve değerlerimize bağlılığımızı, Kur'an'ı hayatımıza hakim kılma mücadelemizi sürdüreceğiz. Tağutları reddetmek imani sorumluğumuzdur.
Hiçbir güç, hiçbir mahkeme kararı, biz Müslümaları, İslamı hayatımıza hakim kılmak konusundaki kulluk sorumluluğumuzu yerine getirme çabamızdan alıkoyamaz ve buna asla güç yetiremez.
Halkımızın İslami değerlerine baskı anlamına gelen bu ideolojik karara destek veren üyeleri, adına karar verdiklerini iddia ettikleri Müslüman halkımızın değerlerine karşı çıkarak saygısızlık yaptıkları ve kendilerini de bağlaması gereken insan hakları hukukuna aykırı davrandıkları için kınıyor, halk, hak ve özgürlüklere aykırı bu tutumlarından dolayı istifa etmeye çağırıyoruz.
Ancak daha önceki örnekler, bu tip ideolojik zihniyetli ve halkın İslami değerleriyle kavgalı kadroların, asgari tutarlık adına istifa etmeleri gerekse de bunu asla yapmadıklarını, halka rağmen var olmayı sürdürdüklerini göstermiştir. Hatta varlık sebepleri olan anayasanın cebren yürürlükten kaldırıldığı darbe süreçlerinde bile, halkın iradesinin yanında yer alıp istifa etmeyi bırakın, darbecileri tebrik edenler arasında yer alıp, anayasasız ülkenin anayasa mahkemesi ünvanıyla maaşlarını almayı sürdürmüşlerdir. Bu sebeple, hukukun ve Halkın değerlerinin karşıtı ideolojik bir karara imza atan üyelerin istifa etmeyeceklerini biliyoruz.
Bundan dolayı, bu hukuksuz karara onay vermeyip, insan haklarının tarafında yer alan iki üyeyi, erdemli bir tavır daha sergileyerek, böylesine ideolojik tarafgirlikle malül üyelerin çoğunlukta olduğu bir mahkemede görev yapmaktansa halkın yanında yer almayı tercih ederek istifa etmeye çağırıyoruz.
İLKAV (İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı)
BURSA
Anayasa mahkemesinin başörtüsü davasında CHP’nin talebiyle aldığı karar birçok şehirde olduğu gibi Bursa’da da Özgür-Der Bursa Şubesi tarafından protesto edildi.
Özgür-der Bursa şubesinin Orhangazi parkında düzenlediği protestoda katılanlar adına konuşan Özgür-der şube başkanı Aziz Avar; dörtyüzonbir milletvekilinin kabul ettiği değişikliği dokuz kişinin bozmaya yönelik verdiği kararı başta başörtüsü olmak üzere İslami değerleri toplumsal hayattan uzaklaştırmaya yönelik demokrasinin kurumsal bir mutabakatı olarak nitelendirdi. Hukuk devleti olmayı başından beri beceremeyen/istemeyen sistemin kendi kanunlarına dahi saygısızlığını elleriyle yaptıkları putları yine kendi elleriyle yeme ayinine benzetti. Darbe ve andıçlarla halkı susturabileceklerini, İslami değerleri yok edebileceklerini zanneden zorbalara unutmamaları gereken şu hatırlatmada bulunuldu; "Başörtüsüne, dolayısıyla İslami değerlerimize ve kimliğimize yönelik hiçbir kararı kabul etmedik, etmiyoruz ve etmeyeceğiz de. Kendileri bu sayfanın kapandığını zannetse de biz halen buradayız ve tüm gücümüzle direnmeye devam edeceğiz."
"Darbeciler Yenilecek İslami Direniş Kazanacak!", "Cübbeli Darbe Düzenine Son!", "Kahrolsun Yargı Despotizmi!", "Başörtüye Özgürlük Direnişle Gelecek!", "Başörtüsü Onurumuz Koruyacağız!" sloganlarının atıldığı protestoda "İstiklal Mahkemesi Ruhu Anayasa Mahkemesi'nde Yaşıyor", "Anayasa Mahkemesi'nin Asli Üyeleri: Kılıç Ali, Kel, Ali, Necib Ali", "Anayasa Mahkemesi Oligarşinin Sesi!", "İşte Hukuk İşte Adalet: 11 > 411 ?!" Size Hukuku Direne Direne Öğreteceğiz" yazılı dövizler taşıdı. Aziz Avar'ın okuduğu basın açıklamasının bitmesiyle tekbirler eşliğinde dağıldılar.
Haksöz-Haber / Bursa
Basın açıklamasının tam metni;
İNANCIMIZI VE KİMLİĞİMİZİ YASAKLAMAYA KALKAN HİÇBİR KARARI KABUL ETMEDİK! BUNDAN SONRA DA ETMEYECEĞİZ'
Bugün yine meydanlardayız!
Kimliğimiz ve inancımız için yine buradayız!.
Malumunuz olduğu üzere meclis başörtüsünün üniversitelerde serbest bırakılması için anayasada değişikliğe gitmişti. Sürekli olarak halkın değerlerine karşı tavır takınmakla bilinen CHP değişikliğin iptal edilip yasağın devam etmesi için anayasa mahkemesine dava açmıştı. Anayasa mahkemesi CHP'nin talebini kabul ederek başörtüsü yasağının devamına karar verdiğini açıkladı. Bu karara göre başörtüsüne yönelik son nokta konulmuş, kendilerince bu sayfa tümüyle kapatılmıştır.
Bu oligarşik düzen yıllardır halkın taleplerini yok saymış, 411 milletvekilinin kabul ettiği bir kararı dahi; dokuz kişinin ideolojik tutumuna kurban ederek demokrasi oyununa devam etmiştir. Şu ana kadarki söylem; yasamanın ve yürütmenin meclise ait olduğuydu ancak; bu kararla devletin kimler tarafından yönetildiği gözler önüne serilmiştir.
Yine bu karar ile politik çekişmeleri bahane ederek İslami değerlerimize ve kimliğimize karşı olumsuz tavırlarını yürüten güçlerin kendi kanunlarına bile saygılı olmadığı bir kez daha ortaya çıkmıştır. Bırakın hukuk devletini, kanun devleti bile olunamamıştır. Kendileri tarafından bile izah edilemeyecek açıkça kendi kanunlarıyla da çelişkili bir karar almışlardır. Ve bugüne kadar zorba egemenlerin yaptıkları gibi kendi elleriyle yaptıkları putlarını yine kendi elleriyle yemişlerdir. Verilen karardan da anlaşılacağı gibi amaç; başta başörtüsü olmak üzere İslami değerlerimizi toplumsal hayattan tümüyle uzaklaştırmaktır.
Darbe ve andıçlarla balans ayarı çekilen bir ülkede bu darbeci mantığı ifşa edip onunla mücadele etmek yerine sürekli uzlaşı çabaları arayanlar hiçbir zaman bu zulümden kurtulmamışlardır. Tarih de bunu göstermiştir. Bugün de bu gerçeğin altını kalınca çizmekte fayda görüyoruz. Bu kararın siyasi olduğunu hukuktan haberi olmayanın bile anlayabileceği, ancak siyasi muhataplarının hala hukuki olduğunu ve karara saygı duyduklarını söylemeleri maalesef belirttiğimiz uzlaşmacı tavrın kanıtı olarak önümüzde durmaktadır. Hâlbuki halk; anketlerle, seçim sonuçlarıyla defaatle tepkisini dile getirmiş. İslami değerlere yönelik yasaklamalara karşı saygılı olmadığını dile getirmiştir.
Ancak bu uzlaşmacı tavrı takınanların aksine, böyle bir karara saygı duymayacağız. Ve bu kararı alanların konumu, mevkii yahut gücü ne olursa olsun; bu zorbalıkların ve hukuksuzlukların karşısında hiç kimseye değerlerimizi çiğnetmeyeceğiz.
Başörtüsüne, dolayısıyla İslami değerlerimize ve kimliğimize yönelik hiçbir kararı kabul etmedik, etmiyoruz ve etmeyeceğiz de. Kendileri bu sayfanın kapandığını zannetse de biz halen buradayız ve tüm gücümüzle direnmeye devam edeceğiz.
Özgür-Der Bursa şubesi
ÇORUM
Özgür-Der Çorum Şubesi ve İlke-Der tarafından Çorum Merkez Postane önünde Anayasa Mahkemesinin Başörtüsü Kararı bir basın açıklaması ile protesto edildi.
Özgür-Der Çorum Şubesi'nde Başkanı Bülent Gökgöz tarafından okunan basın açıklamasında "Anayasa mahkemesinin vermiş olduğu bu kararla baskının, hukuksuzluğun, keyfiliğinin devam ettiği ve bu kararla bir kez daha İslami değerlerin hedef olduğunu açıkça ortaya koyulduğu" dile getirildi.
Yasakçı ve baskıcı zihniyete sahip egemenler kimi zaman yargı kararlarıyla kimi zaman darbelerle mesnetsiz bir irtica kavramına sığınarak İslami değerleri toplumsal hafıza ve pratikten silmeye, yok etmeye veya bulandırmaya çalışmaktadır.
İyice bilinmelidir ki adaleti ve iyiliği ayakta tutmak üzere Allah Teâlâ'nın Müslümanlara yüklediği kulluk görevi her zaman ve şartta devam etmektedir. Bu yasaklama ve baskılarla İslami değerlerimizi yok edemeyecekler, yaşantımızdan ve zihnimizden söküp atamayacaklar.
Bugüne dek kimi politikalarında çoğunlukla iradi ve ilkeli tavır gösterme konusunda uzlaşmacı ve tavizkar eğilimde olan AKP ise, kapatılma pahasına da olsa samimiyetini ortaya koyup toplumun taleplerini sonuna kadar savunmalıdır.
Bununla birlikte Müslümanların sorunlarının sandık başında ya da parlamento çatısı altında çözülemeyeceğini bir kez daha görmüş bulunuyoruz. Nefislerindekini Kur'an öğretileriyle terbiye etmiş ve inançları uğrunda bedel ödemeyi göze alabilen insanlar ancak insanlığın sorunlarını adalet temelinde çözebilirler.
İslami Kimlik sahibi insanlar olarak bir kez daha yineliyoruz ki; Anayasa mahkemesinin almış olduğu bu karar meşru değildir. İnsan fıtratını ve İslami değerleri ezmeye çalışan hiçbir kararı tanımıyoruz!
Ayrıca; Basın açıklamasında "Müslüman Zulme Sessiz Kalma", "Zulme Karşı Direneceğiz", "Başörtüye Şartsız, Sınırsız Özgürlük", "İslami Kimlik Yasaklanamaz", "Başörtüsü Onurumuz, Koruyacağız" gibi sloganlar atılarak devam etti.
Duyarlı ve tutarlı tüm insanlar da bu yasaklamalara karşı tavrını ortaya koymalı ve adaletsiz, keyfi uygulamalara karşı sesini yükseltmelidir!" vurgusu yapılarak basın açıklaması sona erdi.
Haksöz-Haber / Çorum
Basın Açıklamasının Tam Metni
ANAYASA MAHKEMESİNİN KARARI MEŞRU DEĞİLDİR!
Anayasa Mahkemesi başörtüsü yasağının kaldırılmasına yönelik AKP'nin Anayasa'nın 10. ve 42. maddelerindeki değişikliğini iptal etmiş bulunmakta. Hatırlayacağımız üzere iptal davasını CHP ve DSP açmışlardı. Meclis'te 411 oyla kabul edilen 10. ve 42. madde değişiklikleri 9'a 2 oyla iptal edildi. Yargı kararlarıyla adeta baskının, hukuksuzluğun ve keyfiliğin devam ettirilmeye çalışıldığı bu ülkede mahkemenin verdiği bu karar, bir kez daha İslami değerlerin hedef olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Yasakçı ve baskıcı zihniyete sahip egemenler kimi zaman yargı kararlarıyla kimi zaman darbelerle mesnetsiz bir irtica kavramına sığınarak İslami değerleri toplumsal hafıza ve pratikten silmeye, yok etmeye veya bulandırmaya çalışmaktadırlar.
Adeta ilahlık iddiasında bulunan egemenlerin bu baskıları sadece bugün ortaya çıkmış değildir. Aksine onlarca yıldır devam ettirilmeye çalışılan İslam dışı bir yaşam şeklinin çağdaşlaşma-batılılaşma adı altında topluma zorla dikte ettirilmeye çalışılan bir projenin uzantısıdır. Artık ortaya çıkmıştır ki egemenlerin tüm projeleri iflas etmiş ve çürümüştür, bundan dolayı da darbe hukuku işletilmeye çalışılmaktadır.
Verilen bu siyasi kararla yargı, darbeci-baskıcı karakterini bir kez daha göstermiştir. Kendi koydukları hukuk kurallarını hiçe sayan tutarsız ve keyfiyet dolu kararlara imza atan mahkemenin adil karar vermemiş olması hiç de şaşırtıcı olmadı. Zaten darbe planlarının gün yüzüne çıktığı ancak darbecilerin değil darbecileri ifşa edenlerin yargılandığı bir ülkede, resmi ideoloji ve askeri vesayet yanlısı yargının tarafsızlığından söz edilebilir mi? Parti kapatmalardan 367 dayatmalarına kadar onlarca uygulamaya imza atmış olan Anayasa mahkemesi aslında siciline uygun bir karar vererek malum karakterini ilam etmiş oldu.
Anayasa Mahkemesinin neyi iptal ettiği üzerinde bir kere daha düşünmek gerekir. Anayasa'da açıkça Anayasa değişiklikleriyle ilgili denetim yetkisinin şekil unsurlarıyla sınırlı olduğunun belirtilmiş olmasına rağmen Anayasa Mahkemesinin dün aldığı karar hukukun, aklın, mantığın iptal edilmesi ve keyfiliğin, dayatmacılığın ikame edilmesi anlamına gelmektedir. Alınan karar cübbeli darbe niteliğindedir.
Bu kararı verenler aslında; başörtüsü takan bir öğretmenin çocuklara kötü örnek olduğuna dair karar verenler, kazandığı bir etkinlikten dolayı ödül alan genç kızı kürsüden indirenler, üniversite kapılarında ikna odaları kurup psikolojik işkenceyle genç kızların başlarını açmaları yönünde baskı uygulayanlar, İslami tercihlerinden dolayı onbinlerce insanı eğitim haklarından alıkoyup toplum hayatından da dışlamaya çalışanlar, başörtülü olma tercihlerinden ötürü hastane ve havaalanlarına giriş izni vermeyenler, Allah'ın bir emri ve Müslüman kadının kimliği olan başörtüsünün varlığını tartışma konusu yapanlar bahsettiğimiz yasakçı ve baskıcı zihniyetin, farklı kurumlardaki uzantıları ve temsilcileridirler.
Resmi ideolojinin temsilcileri laiklik, çağdaşlık, kamusal alan veya İnkılâp Kanunları gibi kavram ve araçlarla toplumun İslam'a olan bağlılığını yok sayan, baskı ve sindirme yoluyla terbiye etmeye yönelen politikalarını terk etmelidir.
Bugüne dek kimi politikalarında çoğunlukla iradi ve ilkeli tavır gösterme konusunda uzlaşmacı ve tavizkar eğilimde olan AKP ise, kapatılma pahasına da olsa samimiyetini ortaya koyup toplumun taleplerini sonuna kadar savunmalıdır.
Bununla birlikte Müslümanların sorunlarının sandık başında ya da parlamento çatısı altında çözülemeyeceğini bir kez daha görmüş bulunuyoruz. Nefislerindekini Kur'an öğretileriyle terbiye etmiş ve inançları uğrunda bedel ödemeyi göze alabilen insanlar ancak insanlığın sorunlarını adalet temelinde çözebilirler.
İslami Kimlik sahibi insanlar olarak bir kez daha yineliyoruz ki; Anayasa mahkemesinin almış olduğu bu karar meşru değildir. İnsan fıtratını ve İslami değerleri ezmeye çalışan hiçbir kararı tanımıyoruz!
Hiç bir güç Allah'ın emri olan başörtüsünü yasaklayamaz. İnancımızı ve kimliğimizi yasaklamaya kalkan hiçbir kararı kabul etmedik bundan sonra da etmeyeceğiz!
Bu kararı alanlar Müslümanların Allah'a ve O'nun rızasını temsil eden sembollere olan bağlılığında bir zayıflama olacağını zannetmesinler. Böylesi bir yanlış karar, bu kararı verenlerin toplum nezdinde daha bir nefretle anılmasına ve lanetlenmesine hizmet etmekten başka bir işe yaramayacaktır.
İyice bilinmelidir ki adaleti ve iyiliği ayakta tutmak üzere Allah Teâlâ'nın Müslümanlara yüklediği kulluk görevi her zaman ve şartta devam etmektedir. Bu yasaklama ve baskılarla İslami değerlerimizi yok edemeyecekler, yaşantımızdan ve zihnimizden söküp atamayacaklardır!
Duyarlı ve tutarlı tüm insanlar da bu yasaklamalara karşı tavrını ortaya koymalı ve adaletsiz, keyfi uygulamalara karşı sesini yükseltmelidir!
Özgür-Der Çorum Şubesi / İlke-Der
HAKS�Z HABER
Allah ecrını versın katılan kardeslerımıze
hembu dunyada hem ahırette..


LinkBack URL
About LinkBacks

















Alıntı Yaparak Cevapla




