• Reklam
2 sonuçtan 1 --- 2 arası gösteriliyor
  1. #1
    bitlikral adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    08-01-2004
    Mesajlar
    2,086
    Karizma Gücü
    0

    Büyük Hatalardan Pazarlama Dersleri

    .“BEN DE VARIM” MANTIĞINDAN VAZGEÇİN

    Çok sayıda yönetici, pazarlamanın asıl işinin, toplumu, ürün veya hizmetlerinin, diğerlerinden daha iyi
    olduğuna ikna etmek olduğuna inanır. Kendi kendilerine sürekli “Bir numara değiliz ama daha iyi
    olacağız” derler.

    Şu basit gerçeği unuturlar. Eğer pazara girişte geç kaldıysanız ve güçlü, büyük şirketler ile rekabet
    etmek zorundaysanız, bu pazarlama stratejisi çok büyük olasılıkla hatalıdır. “Pazarda benim ürünüm de
    olsun”, “Bende bu işte var olayım” felsefesi ile hareket etmek bu gibi durumlarda risklidir.

    Bu ders hangi hatalardan çıkarıldı?

    Son zamanlarda Pepsi’nin limonlu soda kategorisine girmek için gösterdiği çabalar, bu tip hatalara
    verilebilecek en tipik örneklerden biridir. Süper market rafları çok sayıda limonlu soda markası ile
    doluyken ve pazarın büyümesi durmuşken, Pepsi pazara “Sierra Mist” adını verdiği ürününü sürdü,
    Sprite ve 7UP’a rakip oldu. Üstelik daha önce “Slice” ve “Storm” adlı ürünler ile yaptığı iki girişimde
    başarısız olmuştu.

    Pepsi, “Sierra Mist” adlı yeni ürününü “daha iyi soda” iddiasıyla pazara sundu. Pepsi’nin Başkanı
    Dawn Hudson, Wall Street Journal’a “Sierra Mist daha hafif, daha ferahlatıcı bir limonlu içecek olacak”
    şeklinde demeçler verdi. Sonucu hep beraber göreceğiz ama bu strateji bana tam anlamıyla “bende
    varım” türündeki hataları çağrıştırıyor.

    “Bende varım” stratejisinin bir diğer dezavantajı ise şudur: Pazara ilk giren marka genellikle jenerik
    isme dönüşür. Örneğin, fotokopi makinesi yerine Xerox, kağıt mendil yerine Kleenex, kola yerine Coke
    denilir.

    Ürününüzün ne kadar iyi olduğu deği,l müşterinin sizin ürününüzü nasıl algıladığı önemlidir. Siz
    istediğiniz kadar sektördeki en iyi ürünle benchmark yapın, ürününüzün kalitesini artırın önemi yok.
    Eğer insanlar hala pazara ilk giren firmayı önce hatırlıyorlarsa siz ikinci sınıf vatandaşsınız demektir. Bu
    nedenle, pazara girerken “farklılaşma” stratejisini izlemelisiniz...”Niçin bu kategorideki diğer
    oyunculardan farklısınız?”... Farkınızı anlamlı bir şekilde tanımlayabilirseniz, “bende varım” tuzağına
    düşmekten kurtulabilirsiniz.

    Ders 2. NE SATTIĞINIZI ÇOK İYİ

    Yapılan önemi hatalardan bir diğeri de, insanların tam olarak ne sattıklarını bilmemesi. Ürün
    kategorinizi basit ve anlaşılır biçimde tanımlamanız şart. İrili – ufaklı tüm şirketler ürün kategorilerini
    tanımlamakta güçlük çekiyor. Ürünlerini öyle karmaşık şekilde anlatıyorlar ki, çabaları hiçbir şeye
    yaramıyor. Hele bir de bu yeni bir ürün veya yeni bir kategori ise bu hata çok sık yapılıyor.

    Oysa, bir ürünün müşterinin zihninde konumlandırılması ürünün ne olduğunun iyice anlatılmasıyla
    başlar.

    Bu ders hangi hatalardan çıkarıldı?

    Bu hataya verilebilecek en güncel örnek, Apple’ın “Newton” adını verdiği PDA (Personal Digital
    Assistant) kişisel dijital asistan kategorisi denilen avuç içi bilgisayarları pazara sunarken yaptığı
    hata. “Biz ne satıyoruz” sorusuna iyi yanıt veremedikleri için ürünlerini doğru biçimde
    konumlayamadılar. Basılı medyada çıkan ilk reklamları şöyleydi: “Newton nedir?”. Televizyon
    reklamlarında da şu sorular ortaya atılıyordu: “Newton nedir?”, “Newton nerededir?”, “Newton kimdir?”

    Apple, bu soruların yanıtlarını kullanıcıların kolayca anlayabileceği biçimde veremedi. Şirketler
    kategorileri yaratmazlar. Bu işi kullanıcılar yerine getirir. Bugüne kadar hiçbirine PDA kullanıyor musun
    diye sordunuz mu? Muhtemelen hayır. Çünkü, “avuç içi” (hand held) deyimi bu kategori için jenerik hale
    geldi. Herkes bu küçük aletleri tanımlamak için “avuç içi” terimini kullanıyor.

    Eğer müşteriler sizin kategori isminizi kullanmıyorsa, ısrarcı olmayın ve yeni bir kategori ismi bulun.
    Sonuçta, Newton öldü ve Palm harika bir ileri teknoloji ürünü olarak insanların günlük işlerini organize
    etmesine yardımcı olmaya devam ediyor.

    Ders 3. BAŞKALARININ FİKRİNE SAHİP ÇIKMAYIN

    “Bende bu işte var olayım” mantığıyla hareket etmek ciddi bir hatadır. Ancak, rakiplerinizin
    kavramlarına, fikirlerini sahiplenmeye çalışmak da en az o kadar kötü bir hatadır.

    Tüketici için bazı özellikler diğerlerine göre daha önemlidir. Örneğin, bir diş macununu öne çıkaracak
    en önemli özellik çürükleri önleme gücüdür. Eğer pazardaki büyük rakip olan Crest ürünlerini tanıtırken
    bu özelliği vurguluyorsa artık iş tamamdır. O özellik onundur. Sizde aynı yoldan giderseniz, aynı özelliğe
    vurgu yapmaya kalkarsanız bu tam anlamıyla aptallık olur.

    Bu ders hangi hatalardan çıkarıldı?

    Eğer pazar lideri olan rakibiniz Crest, en önemli özelliği kapmış ve kendine mal etmişse, yapmanız
    gereken şey, tüketiciler için önemli olan bir başka özellik bulmaktır. Örneğin, yıllar önce Amerika’da bir
    diş macunu markası olan Aim “iyi tat” üzerine odaklandı. Bir diş macunun tadının iyi olması belki
    çürükleri önlemesinden daha az önemli bir özelliktir. Fakat, zeki bir pazarlamacı mutlaka ince bir nokta
    yakalayıp, iyi bir fikir geliştirebilir.

    Sizin ürettiğiniz diş macununun tadı güzelse, bunu tüketicilerin gözünde önemli bir özellik haline
    getirmelisiniz? Nasıl mı? İşte işin inceliği burada. Eğer tadı güzel olan diş macununu satın alırsanız,
    çocuklarınız dişlerini daha sık fırçalarlar. Bu tüm ana-babalar için çok cazip bir fikir değil mi? İlk başta
    önemsiz ve ikincil gibi görünen bir özelliği nasıl öne çıkarabileceğinizi ve önemli hale getirebileceğinizi
    gösteriyor.

    Volvo, önce davranarak “güvenlik” kavramını kendine mal etmiştir. Ardından, Mercedes – Benz ve
    General Motors’da güvenlik üzerine kurulu pazarlama kampanyaları yapmaya çalıştı. Ancak, şu ana
    dek Volvo dışında hiçbiri müşterinin belleğinde güvenlikle eşdeğer olmayı başaramadı.

    Aynı şekilde pil için uzun ömür önemli bir özelliktir. Duracell markası bu şekilde anılır.
    İngilizce’de “durability” dayanıklılık demektir. Markanın “dura” kısmı da bu mesajı vermek üzere
    seçilmiştir. Energizer, reklamlarında bir sürü pembe tavşanı yan yana dizip onlara davul
    çaldırarak “uzun ömürlü” kavramını kendine mal etmeye çalışmakta. Bence bu tamamen yanlış bir
    strateji.

    Ders 4. ARAŞTIRMALAR BASİT GERÇEKLERİ GÖSTERMEZ

    Her yıl binlerce girişimci, pazarlama ile ilgili basit bir gerçeği tam olarak anlayamadıkları için tökezler.
    Bu basit gerçek şudur: “Marketing is a battle of perceptions”, yani “pazarlama müşterinin gözünde
    algılanmak istediğiniz gibi olabilmek için verdiğiniz mücadeledir”.

    Araştırma yapmak ve gerçekleri ortaya çıkarmak, pazarlama ekiplerinin çok zaman ayırdığı işlerden
    biri. Pazar gerçeklerinin onlardan yana olduğundan emin olmak için mevcut durumu detaylı biçimde
    analiz ederler. Sonra kendilerinden emin olarak pazara açılırlar. Pazardaki en iyi ürünün kendilerine ait
    olduğundan ve kazanacaklarından çok emindirler...

    Bu söylediklerim tamamen illüzyondan ibarettir. Ortada hiçbir zaman en iyi ürün yoktur... Kesin
    gerçekler yoktur. Pazarlama dünyasında asıl olan müşterinin beyninde sizi nasıl algıladığıdır.

    >Bu ders hangi hatalardan çıkarıldı?

    Araştırmalar, müşteriler için hangi özelliğin önemli olduğunu gösterir. Ama sizden önce başka bir
    rakibinizin o özelliği kendine mal edip etmediğini ortaya koymazlar. Çoğu pazarlamacı da bu noktayı
    araştırmayı aklına bile getirmez.

    Bir süre önce Burger King kaygan zeminde aşağı doğru kaymaya başladı. Burger King, o güne kadar “
    daha büyük burger, daha iyidir” sloganını kullanıyordu.

    Pazar araştırmaları, fast – food sektöründe en önemli özelliğin, “hızlı olmak” olduğunu gösteriyordu.
    Reklam ajansına, “Eğer dünya hız istiyorsa, biz de onlara hızlı olduğumuzu söyleyeceğiz” denildi. “Hız
    gerektiren zamanların en iyi yiyeceği” (Best food for fast times) sloganı kullanıldı. Sonuç tam anlamıyla
    bir felaketti. Çünkü, müşterilerin gözünde sektörün en hızlısı McDonald’s idi. Reklam ajansı kovuldu,
    Burger King’in yönetim ekibi kovuldu, şirket satıldı ve aşağıya doğru gidiş durdurulamadı.

    >Ders 5. “BAŞARI GÖZLERİNİZİ ASLA KÖR ETMESİN”

    Başarı, hemen arkasından kendini beğenmişliği getirir. Doğal olarak o da hatayı... İnsanlar başarılı
    olduklarında daha az objektif davranma eğilimi gösterirler. Kendi görüşlerinin ve yargılarını pazarın
    istekleriyle bir tutarlar.

    General Motors, Sears ve IBM gibi şirketler, başarı grafikleri yükseldikçe kibirli, kendini beğenmiş
    davranışlar göstermeye başladı. Piyasada ne isterlerse yapabileceklerini düşünmeye başladılar ve
    zaman zaman bu nedenle çeşitli hatalar yaptılar.

    Bu ders hangi hatadan çıkarıldı?

    Digital Equipment Corp. (DEC), toplumu mini bilgisayarlarla tanıştıran firmadır. Kurucusu Ken Olsen
    çok yetenekli bir teknik adamdı. DEC zaman içinde 14 milyar dolarlık bir şirket haline geldi. Ancak,
    başarı gözlerini kör etmişti. Kurucusu Ken Olsen pazardaki önemli trendleri göz ardı etti. IBM gibi büyük
    şirketlerin yanında onların eksik taraflarına odaklanarak piyasada kalabileceğini düşündü.

    PC’lerin kitlesel üretimi başlayınca, DEC küçük oyuncu olarak zor duruma düştü ve battı. Buradan
    çıkarılabilecek bir diğer ders de şu; şirketler küçük iken müşterilere daha yakındır. Şirketler büyüdükçe,
    CEO’nun en altta müşteriyle ve pazarla iç içe olan elemanlarıyla bağlantısı kopar. Bu da büyük bir risk
    yaratır.

    Ders 6. HERKES İÇİN HER ŞEYİ ÜRETMEYE KALKMAYIN

    Eğer herkes için her şeyi üretmeyi veya sunmayı düşünüyorsanız, başınız kısa zaman içinde belaya
    girecek demektir. Ünlü bir yöneticinin söylediği şu söz kulağınıza küpe olsun: “Her yerde zayıf
    olmaktansa, bir konuda güçlü olmayı tercih ederim.”

    Her yerde olmak isteyen firmalar, “hat genişlemesi” (line extension) stratejisi izlerler. Bu başarılı bir
    ürünün markasını alıp bambaşka bir ürüne koymaktır.

    Bu ders hangi hatalardan çıkarıldı?

    “A1” adlı bir biftek sosu Amerika’da çok başarılı idi. Bu şirketin öyküsü bu konuda gerçek anlamda bir
    ders... Başarılı bir biftek sosu markasını tavuk-hindi gibi beyaz etlere lezzet verecek bir sos için
    kullanılması önceleri mantıklı gelir. İnsanlar kırmızı etten beyaz ete yöneliyor. Niye pazara beyaz et
    sosu sunmayasınız ki? Başarılı markanızı kullanmakta size iyi bir fikir gibi gelebilir. Ama durun, dikkat
    edin! Hatalı olabilirsiniz.

    Türkiye’de nasıl herkes “Şu Acisso’yu versene” diyorsa, Amerika’da da “Şu A1’nı uzatabilir misin?”
    diyor. Siz biftek sosu beklerken, önünüze tavuk eti sosu geliyor. Hoş değil elbette. Bu nedenle, A1’in
    beyaz et sosunun hikayesi başarısızlıkla bitti.

    Chevrolet, bir zamanlar aile arabası idi, iyi bir değer sunuyordu. Satışlarda bir numara idi. Sonra ucuz,
    pahalı, sedan, spor, minivan, kamyonet gibi bir sürü versiyonu üretildi. Herkes için her şeyi üretme
    hatasına düştü. Bugün ABD’de satış liginde ancak dördüncü sırada.

    Ders 7. RAKAMLARLA YAŞAMAYIN

    Büyük şirketler bazı açılardan bir cendere içinde yaşarlar. Wall Street onlara “Önümüzdeki ay
    satışlarınız ve karlılığınız ne kadar artacak? Gelecek çeyrekte, önümüzdeki yılda ne kadar artacak?”
    diye sorup durur. Rakipler büyümenize izin vermeyeceklerini iddi ederler. Sonuçta, CEO çıkar ve Wall
    Street’e yalan söyler. Sonra ofislerine döndüklerinde bu gerçekdışı rakamlara nasıl ulaşacakları
    konusunda tartışmaya tutuşurlar.

    Panik büyüdükçe yönetim herkes için her şeyi sunma hatasına düşer, rakamları yukarı çekmek için
    yeni alanlara, yeni ürünlere girilmeye başlanır. Bir alanda güçlü olmaya odaklanmaktansa birçok
    alanda zayıf olmayı tercih etmeye başlarlar.

    GM’in başına gelenlerde buna verilebilecek en iyi örnektir.

    Bu ders hangi örneklerden çıkarıldı?

    Başlangıçta General Motors tam bir karmaşa içindeydi. William Durant tarafından 1904 yılında kurulan
    şirketin asıl konsepti şirket satın alarak büyümekti. O yıllarda sektörde çok sayıda şirket vardı. GM,
    1910 yılına dek Oldsmobile, Buick ve Cadillac dahil olmak üzere tam 17 şirket satın aldı. 1918 yılında
    Alfred Sloan GM’in başına geçtiğinde şirket darmadağınık bir durumdaydı. Şirketin amacı, “otomobil
    satmaktı” ve genellikle bir model diğerinden pazar payı çalıyordu. Çünkü, farklı marka ve modeldeki
    otomobiller birbirine benziyordu ve fiyatları da birbirine yakındı. Üstelik Buick ve Cadillac dışındakiler
    zarar ediyordu.

    Alfred Sloan’un aldığı ilk karar şuydu: “Çok fazla model ve benzer ürünler var. Model sayısını azaltmak
    ve farklı fiyatlarda farklı modellerden oluşan bir ürün gamına ulaşmak gerek.” Bu karar doğrultusunda
    model sayısını azaltıldı ve fiyatlar yeniden belirlendi. Geriye farklı fiyat aralıklarında 5 model kaldı.

    1958 yılında Frederic G. Donner adında finans kökenli bir yönetici GM’in başına geçti. O ve ekibi için
    önemli olan para kazanmaktı. Karlılığı artırmak uğruna bazı parçalar ortak kullanılmaya başlandı.
    Sonuçta yine birbirine benzeyen modeller ortaya çıktı. Fortune 22 Ağustos 1983 tarihli sayısında GM’in
    birbirine benzeyen dört modelini Chevrolet, Oldsmobile, Buick ve Pontiac’ı yan yana dizerek fotoğrafını
    çekti. Resmin altına şu başlık atıldı: “Başarı General Motors’u şımartacak mı?”

    Uniform üretim maliyetleri düşürerek biraz para kazandırmıştı ama Alfred Sloan’ın kurduğu marka
    kimliklerinin farklılıklarını kökünden baltalamıştı. GM başladığı yere yeniden dönmüş aynı hatayı
    tekrarlamıştı. 1981’de GM’in başına Roger Smith getirildi. O da finans kökenliydi. İşe GM’in
    Newyork’taki binasını satıp finansal operasyonları Detroit’e taşıyarak başladı. Finans kökenli bir sürü
    yöneticiyi farklı departmanlara atadı, çeşitli operasyonların başına getirdi. Üretimi hattındaki robotların
    sayısı artırıldı. Ama işin sonu hüsranla bitti.

    Çünkü, o ve ekibi Amerikalıların otomobilleri ile kurduğu aşk ilişkisin anlayamamışlardı. Japonların
    atağıyla birlikte pazar payları yüzde 57’den yüzde 27’ye düştü. Bu satışların 90 milyar dolar düşmesi
    anlamına geliyordu. Fiyatlar ve otomobiller yine birbirine benzer haldeydi, hatadan dönülememişti.
    Çünkü, şirketin “daha çok para kazanmak” üzerine odaklanmıştı. CEO Wall Street’e inanılmaz
    rakamlar açıklıyordu. Bölüm müdürleri ekmeklerine nasıl yağ sürüleceğini iyi bildiklerinden sadece
    maliyetleri düşürmeye odaklanıyor ve bu şekilde prim elde etmeyi planlıyordu.

    Son çaba olarak 47 yaşında, genç bir CEO atandı. Adı Rick Wagoner... Wagner GM’i internete
    taşımaya, hızlandırmaya çalışıyor. Tedarik zincirini elektronik ortamda yönetmeyi planlıyor. Ama benim
    kafamda soru işaretleri var. Çünkü, insanlar otomobil alırken şirketinizdeki iletişimin hızlı olup
    olmadığını düşünmez. GM’deki son fiyatlara ve modellere göz attığınızda şu sonuca varıyorsunuz : GM
    kendini başarılı yapan şeyi unutmuş durumda. Alfred Sloan’ın 80 yıl önce çözdüğü aynı sorunla karşı
    karşıya ve bunun farkında değil. Çünkü, hala kibirli bir şirket. Kendi hatalarını göremiyor.

    Ders 8. KENDİ KENDİNİZE SALDIRIN

    Pazardaki trendler değişiyorsa siz de değişmeli. Yeniliklerle kendi kendinize saldırmaktan
    çekinmemelisiniz. Eğer bunu siz yapmazsanız rakiplerinizin saldırısıyla yerle bir olabilirsiniz.
    Minibilgisayarlar üreten DEC’in desktopların seri üretimiyle birlikte yerle bir olması pazardaki yeni
    trendlere ayak uyduramaması, kendini ve ürünlerini yenileyememesinden kaynaklanır.

    Bu ders hangi örneklerden çıkarıldı?

    Eldeki ürünlerin mevcut teknolojisini köklü biçimde değiştirmek kolay iş değildir. Yeni yatırımlar kar
    paylarını düşürür. Bu nedenle, öncelikle Wall Street’de bireysel yatırımcılar kar payları düşeceği için
    tedirgin olurlar. Bugüne dek Xerox, AT & T ve Kodak’ın yavaş büyüme temposundan sıyrılıp nasıl hızlı
    büyüyen şirketlere dönüştükleri çok defa yazıldı, çizildi. Xerox lazer basım – printing teknolojisi ile
    yükseldi.

    Kodak dijital kamera ile yeniden atağa kalktı. Gillette kendi mevcut markalarına yeni ve gelişmiş tıraş
    bıçakları ile saldırmaktan hiçbir zaman kaçınmadı. Şu anda bu pazarın yüzde 60’ını elinde tutuyor. Bu
    gibi durumlarda akla gelen ilk soru kendinize yeni bir marka ile mi yoksa kendi kuracağınız yepyeni bir
    şirket ile mi saldıracağınızdır. Aynı markayı kullanmak çoğu zaman risklidir. Bu kararı doğru
    vermelisiniz.

    Cadillac müşteriye yüksek değer sunan Alman ve Japon otomobillerine karşı yepyeni bir marka
    konumlandırmalıydı ama bunu yapmadı ve Cadillac ismi ile mücadeleye devam etti. Sonuç tam
    anlamıyla bir başarısızlıktı. McDonald’s ise yükselen pizza trendine karşı McPizza’yı konumlandırdı
    ama bu ümitsiz bir çırpınıştı....Şimdi ise Donato’s adında yeni bir pizzacı zinciri açtılar. Bu farklı marka
    stratejisi daha iyi işliyor.
    o simdi susuyor

    El feneriyle küçük hırsızlıklar,denizfeneriyle büyük hırsızlıklar yapılır ancak ikisine AMPÜL lazımdır.


    http://video.google.com/videosearch?...mi&emb=0&aq=f#

  2. #2
    Galatasaray UAeren adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    02-01-2006
    Mesajlar
    15,852
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    10
    guzel bir yaziymis, paylasimin için tesekkurler
    GALATASARAY



 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Pazarlama
    2005 Konuları bölümünde Aydinlanma1923 tarafından açılmış
    Yanıt: 5
    Son Mesaj: 20.11.05, 03:03

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •