AKP 2002 yılında iktidara geldi. 2002 seçimlerinde AKP yüzde 35 oranında oy alırken DSP, ANAP, MHP ve RP Meclis dışında kaldı.
2002 seçimleri Bülent Ecevit’i, Devlet Bahçeli’yi, Mesut Yılmaz’ı politika sahnesinden çekti...
Bülent Ecevit yaşamını yitirdi, Tansu Çiller siyaseti bıraktı...
Mesut Yılmaz 2007 seçimlerinde Rize’den bağımsız milletvekili seçildi, Devlet Bahçeli MHP’yi Meclis’e taşıdı...
AKP, 2007 seçimlerinde yüzde 47’yle iktidara gelince şaşırdı...
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan olmuştu...
Üniversiteler artık onlarındı...
Tarikatçı yapılanma ivme kazanmaya başladı. Yargı, Milli Eğitim, sağlık ve polis örgütü ellerindeydi...
AKP “merkez bir parti” olmak için yola çıkmamış mıydı?
Evet!..
Mesut Yılmaz geçen hafta Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu’nun çağrılısı olarak Strasbourg’a gitti ve orada konuştu...
Yılmaz, toplantı öncesi gazetecilere çok önemli bir açıklama yaptı:
“AKP altın fırsatı kaçırdı. Merkez olabilme şansını yitirdi. Özellikle son seçimden sonra izlediği politikayla, Cumhurbaşkanı seçimi, arkasından YÖK Başkanı ataması, türban meselesini genel özgürlüklerden ayırarak öncelikli olarak Türkiye’nin gündemine getirmesi, üniversitelerle, yargı organlarıyla çatışmaya girmesiyle bu şansını kaybetti...”
Dinci medya ve AKP’nin tosuncukları, Mesut Yılmaz’a dört koldan saldırıya başladılar...
Nedeni açık!..
Mesut Yılmaz, AKP’nin din eksenli bir siyaset yaptığını söyledi, Avrupa Parlamentosu’nda yaptığı konuşmada...
Mesut Yılmaz gibi ben de parti kapatılmasını içime sindiremiyorum...
Peki, AKP nasıl bir yol izledi 2002’den 2008’e kadar...
Tarikat şeyhlerine, şıhlarına ödün vererek, müritlerini çok önemli kurumların başına getirerek...
Başbakan, “Velev ki türban siyasi simge” diyerek...
***
İki gündür Ankara’daydım, bugün İstanbul’a dönüyorum...
Başkentte siyasetin aktörleri “AKP’nin kapatılıp kapatılmayacağını” konuşuyor, Mesut Yılmaz’ın “Siyaset boşluk kaldırmaz” demesini tartışıyor...
Acaba yeni bir siyasal oluşum olur mu?
Böyle bir arayış 2007 seçimlerinden önce de vardı ama olmadı...
Ankara’dan ayrılırken karamsarlığım daha da arttı...
AKP’nin kapatma davasının ardından “hukuk, yargı, demokrasi ve siyaset” adına yaşananlar Türkiye için olumsuzdu.
Yargı görevini yerine getirirken devletin çatısını oluşturanlar, “hukukun üstünlüğ”, “hukuk devleti” ilkelerine uygun davranışlar sergilemedi.
AKP “tarikatların şemsiyesi” altında yaşam bulan “Milli Görüş gömleğini” çıkarmamış bir parti olduğunu her konuda kanıtlıyor.
Sabahattin Önkibar Yeni Çağ gazetesinde “AKP’nin 10 milyar dolarlık gıda bankaları rezaleti”ni anlatan yazısı “Bir Türkiye gerçeği” olarak karşımıza çıkarken CHP ve MHP neden bu konuda sessiz kaldı?
AKP’nin, Gelir Vergisi Kanunu’nun 40. maddesinin 10. bendiyle 89. maddesinin 6. bendini değiştirip 40’ın üzerindeki vakıf ve derneğin, kendi yandaşlarına devlet kesesinden para akıttığı gerçeğini Önkibar anlattı...
Avrupa Deniz Feneri, Kanal 7’nin para havuzuydu, tokatçılar şimdi Frankfurt Cezaevi’nde...
Deniz Feneri bir ay kadar önce Pakistan’da onuncu okulunu açtı; Devlet Başkanı Müşerref, Deniz Feneri yöneticilerini konutunda ağırladı.
***
Kaynağı nedir havuzu dolduran paraların?
Mehmetçik Vakfı’na yüzde beş vergi indirimi uygulanırken “Deniz Feneri”, “Kimse Yok mu”, “İnsani Yardım Vakfı”, “Hızır Vakfı” gibi kuruluşlara vergi muafiyeti yüzde yüz...
Bunlar Nakşi, Fethullahçı örgütler...
Tarhana, bulgur, peynir, fasulye, yağ, şeker, kömür devletin kasasından çıkıyor, dinciler yandaşlarına dağıtıyor...
Toplam 10 milyar...
Sanki devlet, babalarının çiftliği...
HİKMET ÇETİNKAYA
Gerçek Gündem: Türkiye'nin ihtiyacı...
----------------------------------
hala akp yi savunanlar varsa bunlardan nemalananlar yada kerameti kendinden menkul şeyh ve hocalarına bağlanan dinde hassas muhakeme-i akliyede noksan saflardır.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla




