Düzeyimiz bu mu?
Sizi bilmem ama ben insanlar arasındaki farkları, görüş ayrılıklarının değil, entelektüel ve ahlaki düzeylerinin yarattığına inanırım.
Belki de çocukluğumda okuduğum kitapların etkisiyle hep aristokratların davranışlarını hatırlarım.
Bir şafak vakti birbirlerini öldürmek için bir ormanın kıyısında buluşan iki “rakibin” düellodan önce birbirlerini selamlayışları, hayatları pahasına da olsa kurallara uymaları, silahlarını doğrulttuklarında bile kibarlıktan uzaklaşmamaları, asla hileye sapmamaları hoşuma gider benim.
Aristokratların çoktan kaybolup gitmelerine rağmen “soylu” sözcüğünün her dilde bir övgü olması sanırım onların bu özellikleri yüzündendir.
Düzeylerinden, zarafetlerinden asla taviz vermemeleri, “gülünç” duruma düşmektense ölümü tercih etmeleri, hayatlarının en zor anında bile soğukkanlılıklarını bozmamaları bu “sınıfı” tarihin en özenilen sınıfı yapmıştır.
Artık aristokratlar yok.
Ama “soyluluk” hayatımızın içinde önemli bir değer olarak varlığını sürdürüyor.
Dün, bir haber geldi.
Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nin rektörüyle hocaları Anıtkabir’e gitmiş.
Gazetelerin internet siteleri bu “ziyareti” o alışıldık başlıkla duyurmuşlar.
“Atam, izindeyiz.”
Bir an bu tür bir “ziyaretin” başka ülkelerde olduğunu düşündüm.
Harvard Üniversitesi’nin hocaları, General Washington’un Mount Vernon’daki evine gidip, “izindeyiz general” diyorlar.
Ya da Oxford Üniversitesi’nin hocaları General Cromwell’in “izinde” olduklarını açıklıyorlar.
Heidelberg’lilerin Bismarc’ı, Sorbonne’luların Napolyon’u ziyaret ettiklerini de hayal edebilirsiniz.
Tuhaf geldi, değil mi?
Çünkü onlar böyle bir şey yapmazlar.
Bilimin ve bilim adamlılığın da bir “soyluluğu” var çünkü.
Gerçek bir bilimadamı da “gülünç” duruma düşmektense ölmeyi tercih eder.
Bizimkiler, “gülünç” olduklarının farkında bile değiller.
Cübbeleriyle, bir “kabire” gidip çoktandır aramızda olmayan bir liderin anısına sığınmaya çabalıyorlar.
Üstelik, NTV televizyonundan öğrendiğimize göre, ODTÜ rektörü bir de müzevirlik yapıp, “diğer üniversite rektör adayları arasından altı irticacı var” diye meslektaşlarını ihbar ediyor.
Gerçek bir bilim adamı bir “kabir”den medet umar ve meslektaşlarını ihbar eder mi?
Böyle bir şeyin hangi ülkelerin akademik çevrelerinde hoş karşılanacağını düşünüyorsunuz?
İran belki...
Kuzey Kore.
Ama Norveç’te, Almanya’da, Amerika’da, İngiltere’de, Fransa’da böyle davranışların olamayacağına herhalde hepimiz eminiz.
Bu düzeydeki akademisyenlerin görüşlerinin ya da fikirlerinin ne olduğu hiç önemli değil bence, bu düzeyden hiçbir şey çıkmaz.
Asla iyi öğrenciler yetiştiremezler.
Hocaların düzeyi bu da, politikacıların düzeyi ne?
Karabük’ün AKP’li belediye başkanı, Latife Tekin’in konuşmasına müdahale edip, mikrofonu ünlü yazarın elinden kapmış.
Susturmuş ülkesinin bir yazarını.
Biz Anayasa Mahkemesi’ne AKP’yi susturmaya çalışıyor, bir siyasi partinin görüşlerini açıklamasına engel oluyor diye karşı çıkıyoruz.
Partisi susturulmak isteyen AKP’li belediye başkanı ise eline geçen ilk fırsatta kendisiyle aynı görüşte olmayan bir yazarı susturuyor.
Aynı yasakçılık onun da zihnini esir almış.
Bu yargıçlar, bu hocalar, bu belediye başkanları, fikirleri ne kadar birbirinden farklı gözükse de aslında hep aynı insanlar.
Onların görüşleri değişik ama düzeyleri aynı.
Gülünç olmaktan korkmuyorlar, kurallara uymamağa aldırmıyorlar, kabalaşmaktan çekinmiyorlar, kendileri gibi düşünmeyen herkesi susturmak istiyorlar.
Ve, hocaların yandaşları olduğu gibi böyle belediye başkanlarının da yandaşları var.
Onların birbirine benzediğinin farkına varmadan bir kısmı hocaları, bir kısmı belediye başkanlarını destekliyor.
O yandaşlar da aynı düzeyin insanları.
Onlarla aynı düzeyde olmayan her insan, fikri ne olursa olsun, bu insanların tümüne yabancıdır.
Düzeyli bir Kemalist o “rektörün” yaptığını gülünç bulur, meslektaşlarını ihbar etmesini ayıplar.
Düzeyli bir AKP’li de o belediye başkanının yaptığına sinirlenir.
Şimdi sorumuz şu:
Bu iki grupta da düzeyli olanların sayısı ne kadar?
Bu gruplarda düzeyliler mi daha kalabalık, düzeysizler mi?
Düzeylilerin sayısı diğerlerinden fazla olduğunda...
Gelecekten korkmamıza gerek kalmaz.
Düzeyli biri eninde sonunda gerçeği görüp kabul eder.
Öyle bir insan için gülünç duruma düşmek ya da bile bile haksızlık etmek ölmekten de kötüdür çünkü.

29.06.2008


TARAF - 'Dü?ünmek Taraf Olmakt?r'

Ahmet Altan harika yazmış yine Taraf düzeyli ve dürüst yayınıyla devam ediyor