GÜNDEM
MUSTAFA BALBAY
AK Babanın Çırpınışları...
Affedersin La Fontaine, görüşmeyeli hayli zaman oldu... Görsen bu zaman diliminde bizim ormanda neler oldu. Seninle ilk usta-çırak ilişkisine tutuştuğumuz günlerin güvercini, kurdu, arısı gitti, yerine AK Baba geldi. Gelişten sizi haberdar ettim... Sonrasında olup bitenleri izlemekten aktarmaya fırsat bulamadım.
Deme, insan ne yapar eder haber verir...
Kendimi arıyorum meşgul çalıyor desem, yeridir.
Sözün özü usta; bizim orman, karman çorman... Orman tarihi boyunca düşündü ki iktidardakiler; anlaşılan hep iktidarda kiler... O zaman biz de dolduralım kileri vakit geçirmeden, her şeyin bir yolu bulunur, bazen viraj bazen kestirmeden...
AK Baba türünün bütün özelliklerini gösteriyor, kendinden olana yol veriyor, olmayanı yere seriyor. Dediğim dedik çaldığım büyük diyor. Arkasına almış bir ‘AB’a, bazen nazik bazen kaba...
Her satılandan pay alıyor; doymak bilmiyor...
Her değeri kemiriyor; durmak bilmiyor...
Her yasayı deliyor; saymak bilmiyor...
Sözüm ona, demokrasiyi tabana yayacaktı; yolsuzlukları yaydı. Her kesim boyu kadar, gidişten payını aldı.
***
İşler böyle giderken tatlı tatlı... AK Baba’yı ürküttü bir beyaz atlı... ‘Ben’ dedi, ormanın hukukunu korurum, haddini aşanın kapısına kilit vururum...
Vayyy sen misin bunu diyen... Yoksa payını almadın mı; yok mu sülalende yiyen...
Her yöntemi denediler, başaramayınca sendelediler. Yırtınmaktan kalmadı bağırlarında kılları, almıyordu akılları... Ormanın tek hâkimi AK Baba’ya tüm kapılar açılırdı, şimdi nasıl olurdu da dava açılırdı...
Buldular içeride dışarıda t-onlarca kukla... Her biri ezberledi dersini, mutlulukla:
“Kesinlikle yargılanamaz ormanın başına geçen kişi... Buna cüret eden bilmiyor bu işi... İktidar hukuku der ki; AK Baba’ya yasa işlemez... Karşısında herkes el pençe divan durur; kurt ulumaz at kişnemez... Ne demek AK Baba’ya kilit, haddini İngilizce de veririz; kill it...”
Sürerken bu tartışmalar, atışmalar, durumu iyi özetleyen biri çıktı:
Dangır Hır Meret Kır At...
Ormanın kuruluş günlerine kadar götürdü hıncını... “Ağaçlar dikilirken, ırmaklar tarlalara su verirken, yollar yapılırken, herkes benliğini bulurken biz kendimizi kaybettik” dedi, “uğradık travmaya... Belki bundandır, karışık biraz maya...”
Ormanda uğultular yükselince, bizimki devam etti tarihsel lince:
“Her kim ki, ormanın temellerini okudum derse şaşırırım... Böyle birini görsem, eşek gibi anırırım...”
Buna yata kalka kahretti eşekler, az geldi yorganlar döşekler... Dediler:
“Bizim anırmamız seninkinden düzgündür... Eşekler seninle yan yana durmaktan üzgündür!”
***
Farkındayım usta, uzattım lafı... O kadar çok ki AK Baba’gillerin gafı... Elbet soracaksın:
“Anladım çırak, uzun lafı bırak... Yok mu aklı başında, gidişe yön verecek biri bu ormanda; ne bileyim, kurt kuş, o da yoksa manda?”
Ahh usta sorma, yaramızı deşip bizi yorma...
Gidiş ormanda ne sağ bıraktı ne sol...
Sağdakiler sağır... Kıratın başına biri geçti, soylu mu değil mi daha belli değil... Ötekinin mumu sönmüş, yansa da ferli değil...
Soldakiler soluksuz... Kimi oklarını korumakla meşgul; her taraftan saldıran saldırana... Kimi ölse de baba güvercin başımdadır diyor, iç dese içerim bal derim baldırana...
Özeti bu usta, yine senlik oldu bizim orman...
Her şeyin üstüne çöktü AK Baba; biraz derman!
Umutsuz da değiliz hani, silkelensek toparlayacağız...
Belki adalet terazisi dengesini bulunca parlayacağız!
ankcum@cumhuriyet.com.tr Kaynak/29 Haziran 2008 tarihli Cumhuriyet