• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 3 123 SonSon
29 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    misafir <s><span style='color: #FF0000'>alpi1907</span></s> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-11-2005
    Mesajlar
    27,766
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    12

    İSLÂMİYET'İN DOĞUŞU ve YAYILMASI

    İSL&#194;MİYET'İN DOĞUŞU ve YAYILMASI

    1. İsl&#226;miyetten &#214;nce Araplar

    Din ve İnanışları: İslamiyetten önce Arapların b&#252;y&#252;k çoğunluğu puta tapardı. Putlarını K&#226;be'ye koyarlar, her yıl hac mevsiminde ziyaret ederlerdi. Musevilik, Hristiyanlık ve Hanif dini de vardı.

    Sosyal Yaşamları: Araplar kabileler halinde yaşarlardı. Kabileler arasında s&#252;rekli kan davaları vardı. Şehir ve köylerde oturanlar tarım ve ticaretle, göçebelerde hayvancılıkla uğraşırdı.

    Erkek birden fazla kadınla evlenebilirdi. Kız çocukları aşağılanır, bazan öld&#252;r&#252;l&#252;rd&#252; miras da verilmezdi. Kölelerin de hiçbir hakkı yoktu.



    2. İsl&#226;miyetin Doğuşu

    Hz. Muhammed 571 yılında Mekke'de doğdu. Babası Abdullah, annesi Amine Hatun’dur. K&#252;ç&#252;k yaşta anne ve babasını kaybettiğinden önce dedesinin sonra da amcası Ebu Talib'in yanında yetişti. &#199;obanlık ve ticaretle uğraştı. 25 yaşında Hz. Hatice ile evlendi. B&#252;t&#252;n köt&#252;l&#252;klerden uzak durması, doğruluğu ve zekasından dolayı “el emin” dendi. Kırk yaşlarına geldiğinde sık sık gittiği Hira dağındaki bir mağarada ilk vahyin gelmesiyle peygamber oldu.(610)

    Hicret ve Hz. Muhammed'in Seferleri: Hz. Muhammet İslam dinini önce gizlice yakınlarına anlattı. Daha sonra açıktan yaydı. Bu durum çıkarlarının elden gitmesinden korkan Mekke ileri gelenlerinin tepkisine yol açtı. Mekkeliler M&#252;sl&#252;manlara baskı yapmaya başladılar.

    Bunun &#252;zerine M&#252;sl&#252;manlar Mekke'den Medine'ye hicret (göç) ettiler (622). Böylece İslam Devleti'nin temelleri atıldı. Hz. Muhammed din ve devlet başkanı oldu.

    Mekkeliler M&#252;sl&#252;manların peşini bırakmadılar. M&#252;sl&#252;manların Mekke'de kalan mallarını yağmaladılar. Bu durum Bedir Savaşı’na yol açtı. 624'te yapılan Bedir Savaşı’nı M&#252;sl&#252;manlar kazandı. Bu durum M&#252;sl&#252;manların kendilerine g&#252;venini artırırken İslamın yayılışını da hızlandırdı.

    625'te Mekkeliler Bedir’in intikamını almak istediler. Yapılan Uhud Savaşı’nda M&#252;sl&#252;manlar yenildi. İki yıl sonra Mekkeliler M&#252;sl&#252;manları kesin olarak yok etmek için Medine’yi kuşattılar. Ancak kazılan hendekleri geçemediler. Mekkelilerin başarısızlığı Arapların M&#252;sl&#252;manlara olan ilgisini artırdı.

    628'de yapılan Hudeybiye Antlaşması ile Mekkeliler M&#252;sl&#252;manların varlığını tanımış oldu. 630'da Hz. Muhammed Mekke'yi ele geçirdi. Mekkelilerin tamamına yakını M&#252;sl&#252;man oldu. İslamiyet Arabistan'daki en b&#252;y&#252;k g&#252;ç oldu. 632'de Veda Haccı'nı yapan Hz. Muhammed aynı yıl vefat etti.



    3. İsl&#226;miyetin Yayılışı

    Hz. Muhammed'den sonra yerine Hz. Ebubekir halife seçildi. Onun zamanında yalancı peygamberler ve zekat vermeyen kabileler itaat altına alındı. Kuranı Kerim kitap haline getirildi. Yerine geçen Hz. &#214;mer zamanında Irak, İran, Suriye ve Mısır fethedildi.

    Hz Osman zamanında T&#252;rklerle savaşlar başladı. İlk İslam donanması kuruldu ve Kıbrıs alındı. Hz. Osman'ın son zamanında başlayan karışıklıklar Hz. Ali zamanında artarak devam etti. Bu durum İslam toplumunun böl&#252;nmesine ve fetihlerin durmasına neden oldu.

    İslam fetih hareketleri Emeviler zamanında (661-750) yeniden hızlandı. Kuzey Afrika'nın fethi tamamlandı, İspanya fethedildi. Horasan ve Mavera&#252;nnehir bölgesi ele geçirildi. İstanbul kuşatıldı. Abbasiler döneminde fetihler durmuştur. Abbasiler fetihlerden çok islam dininin yayılması için çalışmışlar; bilim, sanat ve edebiyatla uğraşmışlardır. T&#252;rkler ve İranlılar gibi Arap olmayan uluslara devlet ve ordu yönetiminde görevler vermişlerdir.



    4. İsl&#226;m K&#252;lt&#252;r ve Uygarlığı

    Devlet ve Memleket Yönetimi: Hz. Muhammed, din ve devlet başkanı olarak toplumun t&#252;m sorunlarıyla ilgilenmiştir.

    Hz &#214;mer zamanında &#252;lke illere ayrılmış, başına vali ve kadılar tayin edilmiştir. Emevilerde halifelik babadan oğula geçmeye başladı. Emeviler, posta, maliye ve emniyet teşkilatının temellerini attı. Abbasiler zamanında vezirlik makamı kuruldu.

    İslam Devleti’nin sınırları genişledikçe İslam dini de yayıldı. &#214;zellikle Abbasilerin hoşgör&#252;l&#252; ve adaletli tutumları sayesinde İslamiyet T&#252;rkler ve İranlılar arasında yayıldı.

    Sosyal ve Ekonomik Yaşam: İslam dininde b&#252;t&#252;n M&#252;sl&#252;manlar eşitti. Ancak Emeviler Arap olmayan M&#252;sl&#252;manlara ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapmışlardır. Abbasiler Arap olmayan M&#252;sl&#252;manlara da eşit davranmıştır. İslamiyet köleliği kaldırmamış, ancak haklarını genişletmiştir. Sınırların genişlemesi tarım ve ticareti de geliştirmiştir.

    Emeviler zamanında Arapça resmi dil oldu. Bilim dilinin Arapça olması Arapçanın yaygınlaşmasını sağladı.

    İslam dini bilim ve sanatın gelişmesini teşvik etti. Abbasiler zamanında medreseler kuruldu. Eski Yunan eserleri Arapçaya terc&#252;me edildi. Dini ilimlerin yanında matematik, tıp, astronomi, felsefe gibi bilimler de gelişti.

    Emeviler zamanında sanat hızla gelişti. &#214;zellikle mimaride Avrupa geçildi. Resim ve heykel yasak olduğundan gelişmedi. Bunun yerine hat, oymacılık, nakkaşlık, arabesk gibi sanat dalları gelişti.

    İSLAMİYET TARİHİ


    İslam tarihi, İslam dininin ortaya çıkışından başlayarak modern zamanlara kadar uzanan s&#252;reçte, İslam dini, İslam dinini benimseyen bölge ve toplumlar ve bu toplumların İslam çatısı altında ortaya koyduğu şeyleri barındıran tarih koludur. İslam tarihinin İslam inancını hem bir din hem de bir toplumsal m&#252;essese olarak ele aldığını ve çıkan sonuç, olay ve keşifleri bu bağlamda sunduğunu belirtmekte yarar vardır.
    Genel olarak Muhammed'in doğuşundan öl&#252;m&#252;ne kadar geçen zaman, ondan sonraki hilafet dönemi, daha sonraki saltanat devleri ve modern zamanlarda ortaya çıkan yeni akım ve durumlar ele alınır. Kabaca dört ana parçaya böl&#252;nebilse de, farklı yönlerden farklı şekillerde böl&#252;nmeler gerçekleşir, siyasi İslam tarihi farklı bir böl&#252;nmeyle incelenirken bilimsel keşifleri konu alan İslam tarihi daha farklı bir böl&#252;nme içerir.
    İslam tarihinin merkezini ve İslam tarihinin altın çağını teşkil eden dönem dinin doğuşundan peygamberin öl&#252;m&#252;ne kadar devam eden ve İslami kaynaklarda Asr-ı Saadet yani "saadet çağı" olarak adlandırılan dönemdir.
    Cahiliye Dönemi
    İslam dininin doğuştan hemen önceki ve doğduğu zamanki Arabistan.
    Cahiliye dönemi tam olarak hz. isa'ya gelen incil'in tahrif edildikten sonra, hz. muhammed (s.a.v.)'in peygemberliğine kadarki zamana denir. Bu döneme "cahiliye devri" denmesinin bir çok sebebi vardır.
    1. Uzun zamandan beri ALLAH tarafından herhangi bir peygamberin gönderilmemesi, 2. İnsanlar arasında ilahi olmayan dinlerin t&#252;remesi, 3. Ahlak'ın bozulması, 4. Putlara tapılması, 5. K&#252;ç&#252;k kız çocukları ergenlik çağına ermeden diri diri toprağa göm&#252;lmesi, 6. Mazlumların ezilmesi,Zalimlerin aşırı derecede g&#252;çlenmesi, 7. Kadınların köle olarak kullanılması, kadın değerlerinin alt-&#252;st edilmesi.
    Hz. Muhammed (s.a.v.) Dönemi
    • Dinin ortaya çıkışı ve peygamberin öl&#252;m&#252;ne kadar ki, Asr-ı Saadet. Asr-ı Saadet kendi içinde 2 ana böl&#252;mde incelenir bunlar: Mekke dönemi ve Medine dönemidir. Mekke dönemi daha çok dinin doğuşu, ilk M&#252;sl&#252;man topluluk, ahl&#226;ki ve dini değerlerin M&#252;sl&#252;man topluluk tarafından benimsenişi, var olan dini inanç ile İslam'ın çatışması ve direnişleri içerir. Bu dönem Hicret le beraber sona erer. Medine döneminde ise, İslam devletin ve toplumun kuruluşu ile daha siyasi ve toplumsal bir dönem olup, çeşitli savaşlara ve hem siyasal otorite hem de toplumsal refah anlamında y&#252;kseliş arz eden bir zaman dilimidir. Bu dönemde b&#252;t&#252;n Arap Yarımadası m&#252;sl&#252;manların idaresine girmiştir.


    4 Halife Dönemi
    Bu dönemde İslam Devleti'nin sınırları batıda Trablusgarp, doğuda Horasan ve kuzeyde Kafkasya'ya kadar genişletilmiş; böylece Arap Yarımadası dışına taşan İslamiyet, Asya ve Afrika'daki çeşitli milletlerce benimsenmiştir. Kurulacak olan yeni İslam devletlerinin siyasi ve hukuki temelleri de bu dönemde atılmıştır. Sırasıyla halife olan Hz. Ebu Bekir, Hz. &#214;mer, Hz. Osman ve Hz. Ali, Peygamber Efendimiz (sav)'in yolunu izlemiş, Kuran ahlakının hakim olduğu adil d&#252;zeni daha geniş bir coğrafyaya yayarak devam ettirmişlerdir. Bu nedenle Dört Halife Dönemi, "Doğru Yolda Giden Olgun Halifeler Dönemi" anlamına gelen "Hulefa-i Raşidin Dönemi" olarak adlandırılır. Halifeler seçimle başa getirildikleri için aynı dönem 'Cumhuriyet Devri' şeklinde de tanımlanır.


    Hz. Muhammed'in vefatınada Arap Yarımadası 632
    Emeviler Dönemi
    Emevilerdönemi 90 yıl kadar devam etti. Emevilerin başkenti Şamdır. Bu dönemde Halifelik babadan oğula geçerek satlanat haline geldi. Emeviler zamanında İslam devletinin sınırları Atlas Okyanusundan Orta Asya içlerine kadar genişlesi. Emevi iktidarı Abbasilerin iş başına gelmesiyle son buldu.
    Abbasiler Dönemi
    Abbasilerin başkenti Bağdattır. Abbasiler 5 asırdan fazla halifeliği ellerinde tuttular. Abbasiler siyasi alandan çok k&#252;lt&#252;r ve medeniyet alanında gelişme gösterdiler. Zamanla siyasi hakimiyetleri zayıfladı ve Abbasi devletinin sınırları içinde yeni devletler ortaya çıkmaya başladı. Bu durumda Abbasi h&#252;k&#252;mdarının islam d&#252;nyasındaki siyasi hakimiyeti giderek sembolik bir hal almaya başladı.
    Halifelik 1258'de Moğolların Abbasi devletini yıkmasından sonra Mısırdaki Meml&#252;k Devletinde devam eti.
    Osmanlılar Dönemi
    1517'de Yavuz Sultan Selim'in Mısır Seferiyle halifelik Osmanlı Devletine geçti. Mukaddes emanetler istanbul'a getirildi. Osmanlı Devleti'nin y&#252;kselişiyle beraber, İslam tarihinde farklı bir dönem başladı. Bu dönemde m&#252;sl&#252;manlar Viyana önlerine kadar ilerledi. Her ne kadar Osmanlı Devleti'nin tarih sahnesinde olduğu dönemde başka İslam devletleri bulunsa da, Osmanlı Devleti y&#252;kseliş ve hatta gerileme döneminde bile daima önemli bir konuma sahip oldu, d&#252;nyann değişik yerlerinde yaşayan m&#252;sl&#252;manlar çoğu zaman d&#252;şmanlarına karşı Osmanlı Devletinden yardım istemişlerdir. Osmanlı Devleti başka &#252;lkelerdeki m&#252;sl&#252;manlara yardım etmek amacıyla End&#252;l&#252;s'&#252;n M&#252;sl&#252;manların elinden çıkmasından sonra buradaki M&#252;sl&#252;man ve Yahudileri Kuzey Afrika'ya ve Osmanlı topraklarına taşıdı. Fas'ta Portekizliler'le savaştı. Yine Portekizliler'e karşı Endonezya Adalarındaki M&#252;sl&#252;manlara yardım etmek amacıyla Portekizliler'le Hint Okyanusu'nda savaştı.
    Avrupalıların her alanda g&#252;çlenmesiyle beraber, 19. asırın sonları ve 20. asrın başlarında M&#252;sl&#252;manların yaşadığı coğrafyanın b&#252;y&#252;k bir böl&#252;m&#252; batılı devletler tarafında söm&#252;rge haline getirildi. I. D&#252;nya Savaşının hemen öncesinde d&#252;yada sadece &#252;ç bağımsız islam devleti vardı. Osmanlı Devleti İran ve Afganistan. Osmanlı Devleti I. D&#252;nya Savaşı'nı kaybedince başkent İstanbul ve Anadolu'nun bazı yerleri işgal edildi. Kurtuluş Savaşı'ndan sonra İtilaf devletleri T&#252;rk topraklarından çıkrıldı. T&#252;rkiye'de Cumhuriyet ilan edildi.
    400 yıldan fazla T&#252;rklerin elinde kalan halifelik 3 Mart 1924'te çıkarılan bir kanunla kaldırıldı. Son halife ve Osmanlı Hanedanının b&#252;t&#252;n &#252;yeleri S&#252;rg&#252;ne gönderildi. Son Halife Abd&#252;lmecid Efendi1944'te Paris'te s&#252;rg&#252;nde iken vefat etti. Cenazesi &#214;l&#252;m&#252;nden uzun bir zaman sonra Medine'de torağa verildi.


    Kor cehalet cirkeflestirir insanlari !
    Suskunlugum asaletimdendir...
    Her lafa verecek bir cevabim var...
    Lakin bir lafa bakarim laf mi diye,
    Bir de soyleyene bakarim adam mi diye...
    Mevlana Celaleddin-i Rumii

  2. #2
    misafir <s><span style='color: #FF0000'>alpi1907</span></s> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-11-2005
    Mesajlar
    27,766
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    12
    HZ. MUHAMMED'İN HAYATI

    Hz. Muhammed Hicret’ten 52 yıl önce (Mil&#226;di 570), Rebi&#252;levvel ayının 17. g&#252;n&#252;nde Mekke şehrinde d&#252;nyaya gelmişlerdir. Babası, Hz. Abdullah daha Hz. Muhammed d&#252;nyaya gelmeden, 25 yaşlarında vef&#226;t etmiştir. Annesi, Hz. &#194;mine’yi ise 6 yaşında iken kaybetmiştir. K&#252;ç&#252;k yaşta babasını ve annesini kaybeden Hz. Muhammed’i, dedesi Abd&#252;lmutt&#226;lib himayesine aldı ve o zamana kadar kimseye verilmemiş olan Muhammed adını kendisine verdi. O da bir yıl sonra vef&#226;t edince, Hz. Muhammed’i amcalarından, Hz. Ali’nin babası Hz. Eb&#251; T&#226;lib yanına alıp b&#252;y&#252;tm&#252;şt&#252;r. Hz. Muhammed Mekke’nin en b&#252;y&#252;k ailesi olan H&#226;şimiler’dendi.

    Peygamberler, Peygamber olarak d&#252;nyaya gelirler ve o vazife için yaratılmışlardır. Peygamberlik gibi ağır bir emaneti y&#252;klenmek için bir hazırlık devresi geçirirler, sonunda il&#226;hi vahye mazhar olurlar ve insanlara il&#226;hi emirleri tebliğe başlarlar.

    Hz. Muhammed’in hayatı, Peygamberliğini açıklamaya emir alıncaya kadar; sade, temiz, çok d&#252;r&#252;st ve yaşayışı da insanlığa örnek bir yaşayış idi.

    Hz. Muhammed genç yaşlarında iken b&#252;t&#252;n Hic&#226;z’da, daha Peygamberlik gelmeden önce, huylarının g&#252;zelliği ve her hususta emin oluşları dolayısıyla, Araplar tarafından “Muhammed’&#252;l Emin” diye anılmaya başlanmıştı. Babasından mal, m&#252;lk, bir şey kalmadığı için bir hayli fakirdi; yalnız çok soylu bir aileden olduğu için çok itibar gör&#252;rd&#252;.


    Hz. Hatice ile Evlenmesi

    Kureyş hanımlarından olan Hz.Hatice ticaretle uğraşmakta idi. &#199;ok zengin ve dul olduğundan, mallarını idare etmesi, ticaretini s&#252;rd&#252;rmesi için emin bir kişi olarak görd&#252;ğ&#252; Hz.Muhammed’i kendisine yardımcı seçti. Daha sonra Hz.Muhammed ile Hz.Hatice evlendiler. Evlendiklerinde Hz.Muhammed 25, Hz.Hatice ise 38 veya 40 yaşlarında idi. Hz.Muhammed’in, Hz.Hatice’den iki erkek, dört kız çocuğu olmuştur.B&#252;t&#252;n evl&#226;tları kendi zamanında &#226;hiret d&#252;nyasına göç etti. Hayatta kalan tek evl&#226;tları Hz.F&#226;tıma ise Hz.Muhammed’in, Peygamberlikleri zamanında Hicret’ten 11 yıl önce d&#252;nyaya gelmiştir.

    Hz.Muhammed’in soyu çok sevdiği kızı “Ehl-i Beyt”ten olan Hz.F&#226;tıma’dan y&#252;r&#252;m&#252;şt&#252;r. Hz.F&#226;tıma’dan da, Hz.Peygamber’in çok sevdikleri “Ehl-i Beyt”ten olan torunları Hz.Hasan ile Hz.H&#252;seyin d&#252;nyaya gelmişlerdir.


    İlk Vahy’in Gelişi

    Hz.Muhammed ilk vahy’in gelişini şöyle anlatıyorlardı:

    “Hir&#226; dağında, adımın çağrıldığını duyardım; fakat çağıranı göremezdim. Derken bir g&#252;n melek gör&#252;nd&#252; bana; kucakladı beni, göğs&#252;ne bastırdı, sıktı ve &#171ku&#187; dedi. Ben okumak bilmem dedim. Tekrar sıktı &#171ku&#187; dedi. Aynı söz&#252; söyledim. Yine sıktı &#171ku&#187;” dedi. Ve Kur’&#226;n-ı Ker&#238;m’in şu &#226;yetlerini okudu:

    “(1) Oku Rabbinin adıyla ki b&#252;t&#252;n mahl&#251;katı yarattı, (2) İnsanı da bir parça kan pıhtısından var etti; (3) Oku ve Rabbin, pek b&#252;y&#252;k bir kerem s&#226;hibidir, (4) &#214;yle bir Rab ki kalemle öğretmiştir, (5) İnsana bilmediğini belletmiştir (öğretmiştir).” (Al&#226;k 1-5. &#226;yetler)

    Bu &#226;yetler Hz.Muhammed’e ilk inen s&#251;renin ilk beş &#226;yetidir.Hz.Muhammed’e, Allah tarafından ilk vahiy Ramazan ayında n&#226;zil olmuştur.

    “Ramazan ayı ki onda Kur’&#226;n inzal olunmuştur. Kur’&#226;n nas için aynı hid&#226;yettir; doğru yola göt&#252;ren, hak ile b&#226;tıl arasını ayıran açık delillerdir.” (Bakara 185. &#226;yet)

    Kur’&#226;n-ı Ker&#238;m, Hz.Peygamber ebed&#238; &#226;leme göçene kadar 23 yılda tamamlanmıştır. N&#226;zil olan b&#252;t&#252;n &#226;yetler, Allah tarafından zaman zaman vahiy edilmiştir.

    Kur’&#226;n-ı Ker&#238;m’de; kulun, yani Peygamber’in Allah ile ancak vahiy yoluyla konuşabileceği anlatılmaktadır. Bu konudaki &#226;yetler de şunlardır:

    “Vahiyle veya perde ardından olması veya bir elçi gönderip ona kendi izniyle dilediği şeyi vahiy etmesi suretlerinden başka hiçbir suretle Allah’ın konuşması hiçbir insana m&#252;yesser olmaz. &#199;&#252;nk&#252; O y&#252;cedir, işinde hakimdir.” (Ş&#251;ra 51. &#226;yet)

    “(192) Kur’&#226;n ş&#252;phesiz Rabbel&#226;leminin indirmesidir. (193-194-195) Sen Tanrı az&#226;bıyla korkutanlardan olasın diye onu &#171;ruh-i emin&#187; açık olan Arap diliyle indirmiştir.” (Şuar&#226; 192-195. &#226;yetler)

    “ (16) (Ey Muhammed)! Vahiy bitmesin diye acele almak için dilini kımıldatma. (17) &#199;&#252;nk&#252; onu kalbinde toplamak ve lisanında kıraatini sabit kılmak bize aittir. (18) Sana Kur’&#226;n-ı Ker&#238;m’i kıraat eylediğimizde sen onun kıraatine t&#226;bi ol. (19) Onu izah ve bey&#226;n yine bize d&#252;şer.” (Kıy&#226;met 16-19. &#226;yetler)


    Peygamber Oluşu

    Hz.Muhammed 40 yaşlarında iken (Mil&#226;di 610), yine Hir&#226; dağındaki mağarada halvette bulunuyordu. Bu sefer Allah tarafından, kendisini doğrudan doğruya Peygamberlik görevine çağıran, Kur’&#226;n-ı Ker&#238;m’in M&#252;ddesir S&#251;resi’nin 1-7. &#226;yetleri n&#226;zil oldu.

    “(1) Ey ört&#252;s&#252;ne b&#252;r&#252;nm&#252;ş Peygamber! (2) Kalk azapla korkut. (3) Rabbini b&#252;y&#252;kl&#252;kle an, (4) Elbiseni temiz tut. (5) Az&#226;ba bais olan şeyleri bırak. &#199;ok istemek &#252;zere bir şey verme. (7) Rabbin için her şeye katlan.”

    Gelen bu “vahiy”den sonra artık “vahiy”lerin arkası kesilmedi. S&#252;rekli ve zamana bağlı olarak “vahiy” gelmeye başladı. Hz.Muhammed’in, Peygamberlik hayatı iki devreye ayrılır. Birinci devre Peygamberliğinin başlangıcından Medine’ye Hicret’ine kadar geçen 13 yıllık dönemdir (Mil&#226;di 610-622). İkinci devre ise Hz.Peygamber’in Hicret’ten, Hak’ka vuslat edinceye kadar geçen 10 yıllık dönemdir (Mil&#226;di 622-632).

    Hz.Muhammed halkı İsl&#226;miyete davete başladığında, erkeklerden ilk olarak Hz.Ali, kadınlardan da Hz.Muhammed’in eşi Hz.Hatice M&#252;sl&#252;man olmuş; ona inanmışlar, uymuşlar ve ezeli &#238;manlarını izh&#226;r etmişlerdir. Belli bir s&#252;re sonra da Hz.Muhammed; önce akrabalarını, ardından Safa Tepesine çıkarak t&#252;m Mekke halkını, Allah’tan gelen emir gereğince açıktan açığa, M&#252;sl&#252;man olmaya çağırmaya başladı.


    Kardeşi, Veziri, Vas&#238;ysi, Hal&#238;fesi

    Kur'&#226;n-ı Kerim'in Şuar&#226; S&#251;resi’nin 214-216. &#226;yetleri:

    “(214) Pek yakın kavim ve kabileni (akrabalarını) Allah az&#226;bıyla korkut. (215) Sana t&#226;bi olan m&#252;’minlere kanadını alçak tut. (Onlara karşı yumuşak davran, l&#251;tufla muamele et) (216) Kavim ve kabilen sana karşı gelirlerse &#171;-Ben sizin işlediklerinizden v&#226;resteyim&#187; dersin.”

    Bu &#226;yetler n&#226;zil olunca Hz.Muhammed, Hz.Hatice’ye yemek hazırlatmış ve Hz.Ali’ye de; “H&#226;şim oğulları soyundan olanları çağırmasını” emir buyurmuşlardı.

    Yemekten sonra Hz.Muhammed:

    “Ben b&#252;t&#252;n insanlara, Tanrı elçisi olarak gönderildim. Ulu ve y&#252;ce Allah, mensub olduğum boydan, bana en yakın olanları korkutmamı buyurdu. Allah’tan başka yoktur tapacak demezseniz, sizi az&#226;bından kurtaramam” buyurdular. Amcası Eb&#251; Leheb; “Bizi bunun için mi çağırdın” dedi ve yakışmayacak sözler söyledi. Gelenler de dağılıp gittiler.

    Hz.Muhammed, H&#226;şim oğullarını bir kere daha çağırdı. Yedirdi, içirdi. Sonra; “Ey H&#226;şim oğulları” dedi. “Bana it&#226;at edin, yery&#252;z&#252;ne h&#226;kim olun. İçinizden kim bana yardım eder, bu işte beni kuvvetlendirirse kardeşim, vas&#238;yim, vezirim, v&#226;risim ve benden sonra hal&#238;fem olur” buyurdu. İçlerinden hiçbiri cevap vermedi. Genç yaşta olan Hz.Ali ayağa kalkıp; “Ey Tanrı elçisi! Bu işte ben sana yardım edeceğim” dedi. Hz.Muhammed; “Otur” buyurdu ve söz&#252;n&#252; bir kere daha tekrarladı. Yine Hz.Ali’den başka cevap veren çıkmadı. &#220;ç&#252;nc&#252; defasında Hz.Peygamber, Hz.Ali’ye; “Otur” buyurdular ve Hz.Ali’ye hitaben; “Artık kardeşim, vas&#238;yim, vezirim, v&#226;risim ve benden sonra hal&#238;fem sensin” demişler ve toplantıda bulunan H&#226;şim oğullarına “Ali’ye it&#226;at edin” buyurmuşlardır.

    Hz.Muhammed’in getirmiş olduğu yeni din, Mekke’de b&#252;y&#252;k muhalefetle karşılaştı. Bilhassa Kureyş’in ileri gelenleri, Hz.Peygamber’in halkı İsl&#226;m’a davetine, şiddetle karşı çıktılar. &#199;&#252;nk&#252; İsl&#226;miyet puta taparlığı kaldırıyor, insan hakları &#252;zerine birçok yenilikler getiriyordu. Bu durumda, Hz.Muhammed davetlerini bir m&#252;ddet gizli tutmak zorunda kalmıştır.

    Bu dönemde İsl&#226;m d&#238;nini kabul edenlerin b&#252;y&#252;k bir çoğunluğu, &#252;st d&#252;zeyden mal ve canlarını vermekten çekinmeyen kişiler oldukları halde, onlarda bir m&#252;ddet dinlerini gizlemek zorunda kalmışlardır.

    Az zamanda yeni dinin m&#252;minleri çoğaldı. Bunlara “Tanrı’ya teslim olan” anlamına gelen “İsl&#226;m” denildi. İlk M&#252;sl&#252;manlar çok ağır hakaretler, işkenceler görd&#252;kleri halde, &#238;manlarından, inançlarından asla dönmediler, kendilerine ve yakınlarına yapılan işkencelere tahamm&#252;l ettiler.

    Hz.Muhammed’in halkı M&#252;sl&#252;man olmaya çağırışı, bulundukları mevki ve ellerindeki g&#252;çleri yitirebilecekleri kaygısıyla, Mekkeli m&#252;şrikleri (ink&#226;rcıları-inanmayanları) tedirgin etti. K&#226;’be’den putlarının kaldırılmasının, ticaretlerini engelleyeceği ve bir takım alışkanlıklarına son verileceği için b&#252;y&#252;k bir tepki gösterdiler.

    Bu ortamda Arabistan diyarı gör&#252;lmemiş bir ahl&#226;ksızlık ve ceh&#226;let içindeydi. Onun için Hz.Muhammed’den önceki Arap tarihine “Cahiliye devri” denir. Hz.Muhammed’e kadar Hak d&#238;ni Hıristiyanlıktı. Ancak Hıristiyanlık d&#238;ni, Tanrı gör&#252;ş&#252;yle de, hukuk sistemiyle de, artık insanlığın ihtiyacını gerektiği gibi karşılayamıyordu.M&#252;sl&#252;manlık, b&#252;t&#252;n Peygamberleri Allah tarafından gönderilmiş elçiler olarak kabul ediyordu.

    Bu yıllarda İsl&#226;miyet’i kabul eden, kimsesiz ve yoksul olan M&#252;sl&#252;manlara; m&#252;şriklerin, ink&#226;rcıların yaptıkları cef&#226;lar, eziyetler gittikçe artmaktaydı. Hz.Muhammed’in, İsl&#226;miyet’e davete başladıklarının 10. yılında (Mil&#226;di 620) o yılın Ramazan ayında, &#252;ç g&#252;n arayla amcası Hz.Eb&#251; T&#226;lib ile vef&#226;lı eşi Hz.Hatice vef&#226;t ettiler. M&#252;sl&#252;manlar o yıla “H&#252;z&#252;n Yılı” adını verdiler


    Kor cehalet cirkeflestirir insanlari !
    Suskunlugum asaletimdendir...
    Her lafa verecek bir cevabim var...
    Lakin bir lafa bakarim laf mi diye,
    Bir de soyleyene bakarim adam mi diye...
    Mevlana Celaleddin-i Rumii

  3. #3
    misafir <s><span style='color: #FF0000'>alpi1907</span></s> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-11-2005
    Mesajlar
    27,766
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    12
    C&#194İLİYYE D&#214;NEMI




    Bilgisizlik, gerçeği tanımama. İsl&#226;m, tam bir aydınlık ve bilgi devri olduğu için, Arabistan'da İsl&#226;miyet'in yayılmasından önceki devre, daha dar anlamı ile Hz. İsa'dan sonra peygamberimizin gelmesine kadar geçen zamana "cahiliyye" devri adı verilmiştir.

    Cahiliyye, insanın Allah'ı gereği gibi tanımaması, ona kulluk etmekten uzaklaşması, onun il&#226;h&#238; h&#252;k&#252;mlerine değil de kişinin kendi hev&#226; ve hevesine uyması, insanların koyduğu emir ve yasaklara, siyas&#238; sistem ve d&#252;ş&#252;ncelere inanmasıdır. Kur'an-ı Ker&#238;m'de: "Onlar h&#226;l&#226; Cahiliyye devri h&#252;km&#252;n&#252; m&#252; istiyorlar? Gerçeği bilen bir millet için Allah'dan daha iyi h&#252;k&#252;m veren kim var?" (el-M&#226;ide, 5/50) buyurulur. İsl&#226;m'ın hakim olmadığı ortamlar Cahiliyye çağlarıdır. &#199;&#252;nk&#252; il&#226;h&#238; bilginin kaynağından yoksun olan ortamlardır. İsl&#226;m'ın gelişinden önceki dönemde yaşayan m&#252;şrikler Allah'a isyan etmiş onun h&#252;k&#252;mlerine sırt çevirmiş bir toplum olarak son derece ilkel ve cahil hayat s&#252;r&#252;yorlardı. Cahiliyye Arapları'nın s&#252;rd&#252;ğ&#252; hayattan ve içinde yaşadıkları ortamdan bazı örnekleri şöyle sıralamak m&#252;mk&#252;nd&#252;r:

    Putlara Taparlardi

    Cahiliyye insanları Allah'ın varlığını kabul etmekle beraber putlara taparlardı. Onlar putlarının Allah katında kendilerine şefaatçı olacaklarına inanırlar ve: Biz onlara ancak bizi daha çok Allah'a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz" (ez-Z&#252;mer, 39/3) derlerdi.

    Icki Icerlerdi

    Şarap içmek adeti çok yaygındı. Şairleri her zaman içki ziyafetinden bahseder, içki şiirleri edebiyatlarının b&#252;y&#252;k bir kısmını teşkil ederdi. Hatta Enes b. M&#226;lik (r.a.)'in bildirdiğine göre İsl&#226;m'da içki, M&#226;ide Suresi'nin doksan ve doksanbirinci ayetleriyle kesin olarak haram kılınmış, Hz. Peygamber (s.a.s) tellal bağırttırarak bunu il&#226;n ettiğinde Medine sokaklarında sel gibi içki akmıştır (M&#252;slim, Eşribe, 3).

    ***** Oynarlardi

    Cahiliyye çağında ***** da çok yaygındı. Cahiliyye Arapları ***** oynamakla öv&#252;n&#252;rlerdi. &#214;yle ki ***** meclislerine katılmamak ayıp sayılırdı. Onların şairlerinden biri karısına şöyle vasiyette bulunur:

    "Ben öl&#252;rsem, sen, aciz ve konuşma bilmeyen, iki y&#252;zl&#252; ve ***** bilmeyen birini isteme."

    Tefecilik Yaparlardi

    Tefecilik almış y&#252;r&#252;m&#252;şt&#252;. Para ve benzeri şeyleri birbirlerine borç verirler; kat kat faiz alırlardı. Borç veren kimse, borcun vadesi bitince borçluya gelir: "Borcunu ödeyecek misin, yoksa onu artırayım mı?" derdi. Onun da ödeme imk&#226;nı varsa öder, yoksa ikinci sene için iki katına, &#252;ç&#252;nc&#252; sene için dört katına çıkarır ve artırma işlemi böylece kat kat devam ederdi. Tefecilik ve faizin her çeşidini haram kılan Allah, özellikle Araplar'ın bu köt&#252; &#226;detlerine dikkati çekerek "-Ey iman edenler! Kat kat faiz yemeyin." (&#194;li İmr&#226;n,3/130) buyurmuştur.

    Faiz Oranlari Cok B&#252;y&#252;kt&#252;

    Faizcilik Araplar arasında o kadar yerleşmişti ki ticaretle onun arasını ayıramıyorlar; "Faiz de tıpkı alış-veriş gibi" diyorlardı. Bunun &#252;zerine inen ayette: "Allah alış-verişi hel&#226;l, faizi ise haram kılmıştır. " (el-Bakar&#226;, 2/275) buyrulmuştur.

    Fuhus Cok B&#252;y&#252;k Orandaydi

    Cahiliyye Araplar'ı arasında fuhuş da nadir şeylerden değildi. Cariyelerini zorla fuhuşa s&#252;r&#252;kleyenler vardı. Kur'an-ı Ker&#238;m'de bu hususa işaretle: "İffetli olmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. " (en-N&#251;r, 24/33) buyurulur.

    Kocanın birkaç metresi olduğu gibi, kadının da başkalarıyla ilişkide bulunması, bazı çevrelerce nefretle karşılanmayan bir davranıştı. Fuhuşla ilgili Cahiliyye Araplarının şu adetlerini zikredebiliriz:

    Kadın &#226;detinden temizlendikten sonra kocası ona "şu adama git ve ondan hamile kal" derdi. Kadın istenilen adamla beraber olduktan sonra kocası hamileliği belli oluncaya kadar ona yaklaşmazdı. Sonra yaklaşabilirdi. Bu, iyi bir çocuğa sahip olmak için yapılırdı.

    Sayıları &#252;ç ila on arasında değişen bir grup erkek kadının evine girerek, sırasıyla hepsi de onunla cinsi m&#252;nasebette bulunurdu. Kadın hamile kalıp da doğum yaparsa doğumdan bir kaç g&#252;n sonra bu erkekleri çağırır, erkekler de zorunlu olarak bu davete iştirak ederlerdi. Sonra onlara: "Olanları biliyorsunuz, doğum yaptım" içlerinden birine işaret ederek "çocuğun babası sensin" derdi. O da bundan kaçınamazdı.

    Bazı fuhuş yapan kadınlar da tanınmaları için kapılarına bayrak asarlardı. Bu t&#252;r kadınlardan biri doğum yaptığı zaman teşhis heyeti toplanıp çocuğun kime ait olduğunu tespit ederdi. O da çocuğun babası olduğunu kabul etmek zorunda kalırdı. (Buh&#226;r&#238;, Nikah, 36)

    Kadına değer verilmez, hak ve hukuku tanınmaz, adeta bir eşya gibi telakki edilip miras alınırdı. Biri öl&#252;p karısı dul kalınca ölenin varislerinden göz&#252; açık biri hemen elbisesini kadının &#252;zerine atardı. Kadın daha önce kaçıp bu halden kurtulamazsa artık onun olurdu. Dilerse mehirsiz olarak onunla evlenir, dilerse onu bir başkasıyla evlendirerek mihrini almaya hak kazanır ve kadına bundan bir şey vermezdi. Dilerse, kocasından kendisine kalan mirası elinden almak için onu evlenmekten menederdi. Bunun &#252;zerine inen ayette: "Ey inananlar! Kadınlara zorla mirascı olmaya kalkmanız size hel&#226;l değildir. " (en-Nis&#226;, 4/19) buyurulmuştur. (Şevk&#226;n&#238;, Fethu'l-Kadir, I, 440).

    Yiyeceklerin bazısı yalnız erkeklere ait olup kadınlara yasak ediliyordu. "Onlar: Bu hayvanların karınlarında olan yavrular yalnız erkeklerimize mahsus olup, eşlerimize yasaktır. &#214;l&#252; doğacak olursa hepsi ona ortak olur" dediler (En'&#226;m, 6/139)

    Kizlari Diri Diri Topraga Gömerlerdi

    Cahiliyye Arapları'nın köt&#252; adetlerinden biri de kız çocuklarını diri diri toprağa gömmeleriydi. Onlar bunu namuslarını korumak veya ar telakki ettikleri için, bazıları da sakat ve çirkin olarak doğduklarından yapıyorlardı. Kur'an-ı Ker&#238;m'de şu ayetlerde buna işaret edilir: "Onlardan birine Rahman olan Allah'a isnat ettikleri bir kız evl&#226;d m&#252;jdelense içi öfkeyle dolarak y&#252;z&#252; simsiyah kesilirdi. " (ez-Zuhruf, 43/17), " Diri diri toprağa göm&#252;len kız çocuğunun hangi suçla öld&#252;r&#252;ld&#252;ğ&#252; sorulduğu zaman... " (Tekvir, 81/8-9), "Ortak koştukları Şeyler m&#252;şriklerden çoğuna çocuklarını öld&#252;rmeyi s&#252;sl&#252; gösterirdi. "(el-En'&#226;m, 6/137)

    Ekin ve hayvanlarını iki kısma ayırıyor bir kısmını Allah'ın böyle emrettiğini sanarak Allah'a veriyor ve bir kısmını da Allah'a eş koştukları putlarına ayırıyorlardı. Onlar bu batıl inanç ve adetlerinde biraz daha ileri giderek Allah'ın payına d&#252;şeni alıyorlar, onu eş koştukları putların payına ekliyorlardı. Ama putlarının payından alıp öb&#252;r&#252;ne il&#226;ve ettikleri gör&#252;lm&#252;yordu. "Allah'ın yarattığı ekin ve hayvanlardan O'na pay ayırdılar ve kendi iddialarına göre: "Bu Allah'ındır, Şu da ortak koştuklarımızındır" dediler. Ortakları için ayırdıkları Allah için verilmezdi. Fakat Allah için ayırdıkları ortakları için verilirdi. Bu h&#252;k&#252;mleri ne köt&#252;yd&#252;!" (el-En'&#226;m, 6/136).

    Bir kısım hayvanlarla ekinlerin bazısını dilediklerinden başkasına yasaklıyorlardı. Ayrıca bir kısım hayvanlara binerken ve keserken Allah'ın adının anılmasına engel oluyorlardı. (el-En'&#226;m, 6/138).

    Bunun dışında hayvanlarla ilgili şu adetleri de vardı:

    Deve beş batın doğurup beşincisinde erkek doğurursa kulağını çentip serbest bırakırlardı. Artık ona binmeyi ve s&#252;t&#252;n&#252; sağmayı haram kabul ederlerdi. Buna "Bah&#238;ra"* derlerdi.

    Saibe*; dileği yerine gelen kimsenin putlara adadığı deve idi. Buna da binilmez ve s&#252;t&#252; sağılmazdı.

    Vas&#238;le*; koyun dişi doğurursa kendileri için; erkek doğurursa putları için olurdu. Şayet biri erkek, biri dişi olmak &#252;zere ikiz doğurursa, dişinin hatırı için erkeği de kesmezler ve buna "Vas&#238;le" derlerdi.

    H&#226;m* ; bir erkek devenin soyundan on döl alınırsa onun sırtı haram sayılır, su ve otlakta serbest bırakılırdı. Kimse ona dokunmazdı.

    B&#252;t&#252;n bunlardan başka m&#252;şrikler atalarından devraldıkları birtakım adetleri devam ettirme konusunda direniyor ve hatta bunların bazılarının, kendilerini Allah (c.c.)'a daha çok yaklaştırdıklarını ileri s&#252;r&#252;yorlardı.

    İbn İshak şunları aktarıyor: "Kureyş, ya Fil olayından evvel veya daha sonra meydana geldiğini tahmin ettiğim bir bid'at ortaya çıkardı ki, tarihte (Hums) diye anılıp, asalet-i diniye iddiasından ibarettir." Bunlar: "Biz, İbrahim'in evladıyız, ehl-i Harem biziz, Beyt'in sahibiyiz, Mekke'nin de s&#226;kini bulunuyoruz. Arap kabilelerinden hiçbir kab&#238;le, bizim sahip olduğumuz bu şeref ve itibara sahip değildir. Binaenaleyh biz, bu m&#252;stesna mevkiimizin şeref ve itibarını korumalıyız. Bundan sonra Harem haricinde hiçbir şeye tazim etmeyip b&#252;t&#252;n ihtiramatımızı Harem dahilinde hasretmeliyiz. Mesel&#226;, Arafat'ta halk ile bir sırada, yan yana, omuz omuza durup vakfe etmek, sonra halk ile geri dön&#252;p gelmek bizim kadrimizi tenzil eder" diyorlardı.

    İbn İsh&#226;k devamla: "Kureyşliler bu asalet fikrini ortaya koydu ve uygulamaya da başladı. Arafat'a çıkmayı, Arafat'tan ifaz&#226;yı terk ettiler. Herkes Arafat'ta vakfe ederken, bunlar M&#252;zdelife'ye giderler, orada dururlardı. Ve "Biz ehlullahız, Harem-i Şerif'in h&#226;dimleriyiz" diyerek, diğerleriyle eşitliği kabul etmezlerdi. Fakat bunlar, Arafat'ta vakfe etmenin İbrahim (a.s.)'in dini muktezası olduğunu biliyorlardı. Kin&#226;ne ile H&#252;z&#226;aoğuları da bu hususta Kureyş'e iltihak etmişlerdi.

    Bunlar hac için, umre için gelen bedev&#238;lere m&#252;dahaleye kadar ileri gitmişlerdir. Harem h&#226;ricinden gelen herkesin, Beyt'in ilk tavafı Siyab-ı Hums ile tavaf etmelerini kararlaştırdılar ve uyguladılar. Bu kararın neticelerinden biri: Kim ki adi bir elbise ile gelip tavaf ederse, tavaftan sonra o elbiseyi çıkarıp atması zar&#251;r&#238; idi.

    Bu kararların ikinci neticesi ise; asilzadelere mahsus bir elbisesi olmayan bedev&#238; erkeklerin çıplak; kadınların da yalnız ön&#252; yırtmaçlı kısa iç gömleği ile tavafa mecbur edilmesidir.

    Bu ve bunun gibi pek çok &#226;detler y&#252;r&#252;rl&#252;kte idi. Ras&#251;lullah (s.a.s)'a iletilinceye kadar da bu &#226;detler y&#252;r&#252;rl&#252;kte kalmaya devam etti. Daha sonra da A'r&#226;f suresinin 26, 27, 28, 31 ve 32. ayetlerinde, çıplak tavaf ile birlikte diğer bid'atler de yasaklanmıştır.

    Eb&#251; H&#252;reyre (r.a.)'den gelen bir rivayete göre, Eb&#251; Bekr es-Sıddık (r.a.) Ved&#226; Hacc'ından (bir sene) evvel, Hz. peygamber tarafından Hac Em&#238;ri* olarak (Mekke'ye) gönderildiğinde, Eb&#251; Bekr de Eb&#251; Hureyre'yi Kurban Bayramı'nın ilk g&#252;n&#252; Mina'da b&#252;y&#252;k bir cemaat içinde halka (şu iki maddeyi) il&#226;na memur kılmıştır. (Ebu H&#252;reyre): "Ey Nas! İyi biliniz, bu yıldan sonra m&#252;şriklerin haccetmeleri, çıplakların da K&#226;be'yi tavaf etmeleri yasaktır" demiştir. (Sah&#238;h-i Buh&#226;ri, Tecrid-i Sarih Terc&#252;mesi, VI,13) Fakat onlar bunu kabule yanaşmamışlar, atalarını kör&#252;kör&#252;ne taklide çalışmışlardır. "Onlara: Allah'ın indirdiğine ve peygambere gelin dendiği zaman: Atalarımızı &#252;zerinde bulduğumuz şey bize yeter' derler. Alaları bir şey bilmeyen ve doğru yolu da bulamayan kimseler olsalar da mı?" (el-M&#226;ide, 5/104). İsl&#226;m, topluma hakim olunca b&#252;t&#252;n bu cahil&#238; sistemin ilkel davranışlarını tamamen yasaklamıştır" (el-M&#226;ide, 5/103).

    B&#252;t&#252;n bunlara baktığımızda, Cahiliyye'nin bir inanma biçimi olduğunu gör&#252;yoruz. Cahiliyye; bir şeyi gerçeği dışında bilmek, anlamak ve buna göre amel etmek demektir. Bu duruma göre Cahiliyye; insanın ve toplumun İsl&#226;m öncesi ve İsl&#226;m dışı bir yaşayış biçimiyle yaşaması demektir. Doğru yolun zıddı, ilmin aksi olan, eskiyen ve değişken olan, bölgelere, kavimlere ve anlayışlara göre kurulan her t&#252;rl&#252; İsl&#226;m dışı rejimler; cahil&#238; sistemler ve h&#252;k&#252;mlerdir.


    Kor cehalet cirkeflestirir insanlari !
    Suskunlugum asaletimdendir...
    Her lafa verecek bir cevabim var...
    Lakin bir lafa bakarim laf mi diye,
    Bir de soyleyene bakarim adam mi diye...
    Mevlana Celaleddin-i Rumii

  4. #4
    misafir <s><span style='color: #FF0000'>alpi1907</span></s> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-11-2005
    Mesajlar
    27,766
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    12
    CAHILIYYENIN DIGER MANASI


    Cahiliyye; insanın insan iradesinin dışındaki unsurlar &#252;zerinde toplanmasını temine çalışan, insanı insana ve topluma köle yapan bir sistemin; beşeriyeti Allah'a ibadetten uzaklaştırıp, herhangi bir adla anılan beşer&#238; sistem ve prensiplere itaata zorlayan yönetimin adıdır. İnsanları, kavimlere, renklere, tarihlerinin karanlık çağı efsanelerine yönlendiren, ayrı ayrı dil farklılığı sebebiyle &#252;mmet şuurundan uzaklaştırmaya çalışan her t&#252;rl&#252; despotizm, cahiliyenin bir gör&#252;nt&#252;s&#252;d&#252;r. Kısaca cahiliyye, Allah'ın h&#252;km&#252;nden başka h&#252;k&#252;m arayan ve Allah'ın h&#252;km&#252;nden başka h&#252;kme rıza gösterenlerin tavrı, hayat biçimi ve sistemidir.

    EBREHENIN KULLEYS KILISESINI YAPTIRISI ve KABE'YI

    YIKMAYA KALKISMASI



    Habeş Necaşi nin Yemen Valisi ve Kumandanı Eryat'ı öld&#252;rerek yerine gecen Ebrehet&#252;lesrem Hiristiyandir. Halkın, Hacc Mevsiminde Hacca gitmeye hazırlandıklarını gör&#252;nce: "Halk, nereye gidiyorlar?" diye sordu. "Mekke'deki Beyt-i Harami Hacc etmeğe gidiyorlar!" dediler.Ebrehe "O Beyt, neden yapılmıştır?" diye sordu.

    "Tastan yapılmıştır" dediler.Ebrehe "Onun &#220;zerine ne ört&#252;lm&#252;şt&#252;r?" diye sordu."Bu &#252;lkeden giden Vasail'den (çizgili ince Yemen kumaşından) ört&#252;lm&#252;şt&#252;r. " dediler.Ebrehe "Mesih &#252;zerine yemin ederim ki: ben, size ondan daha iyisini yapacagim ! ' ' dedi.Kayser'e yazarak San'a'da bir kilise yapmak istediğini bildirdi ve bu hususta kendisine yardim edilmesini istedi.Kayser, Ebrehe'ye sanatkarlarla Mermer ve mozaik gönderdi.Ebrehe, meşhur Me'rib Kraliçesi Belkisin metr&#252;k sarayından da, ise yarayan tas, mermer gibi ne varsa, hepsini San'a'ya taşıttırdı.

    Kilisenin inşasını, çok siki tuttu. Iscilerden her hangi birisi, g&#252;neş dogmadan işinin başında bulunmaya-

    cak olursa, Ebrehe'ye göt&#252;r&#252;l&#252;r, o da, ceza olarak o işçinin elini keserdi!





    EBREHE'NIN KABE'YI YIKMAYA KALKISMASI



    Nitekim, işçilerden birisi, işinin başına erkence gelmekte gecikmiş g&#252;neş doğmuştu.Cezadan bağışlanmasını, Ebrehe'den rica etsin diye ihtiyar annesini de,yanında getirmişti.Kadıncağız, oğlunun mazeretini arz edip bağışlanmasını dilemişse de, Ebrehe "Ben, kendimi yalancı çıkaramam!" diyerek isçinin elinin kesilmesini emir

    etti.Bunun &#252;zerine, ihtiyar kadın. Demir baltanla vur (elleri, kolları kes)bakalım

    Bu g&#252;n, hakimiyet senin amma, her zaman, senin değildir. Yarin senden başkasıının olacaktır ! ' dedi . '

    Ebrehe "Onu, yanıma getiriniz!" dedi. Getirilince, kadına "Bu Kırallık, benden başkasına da, geçecek midir?"

    diye sordu.Kadın, hiç çekinmeden ` `Evet ! ' dedi.Ebrehe, Kuleys kilisesinin, &#252;zerine cikinca, Aden denizini göre bilecek derecede y&#252;kseltmek niyetinde idi. Fakat, "Bu g&#252;n&#252;mden sonra, taş &#252;st&#252;ne taş koymayacağım!" diyerek

    kadının oğlunun elini kesmekten vaz geçti. Halkı da, çalışmaktan af etti Yapılan Kilisenin dışından y&#252;ksekliği, alt mis zira' idi. İçten, on zira' doldurulmuştu.Kiliseye, mermer merdivenle çıkılmakta idi.Kilise, hisarla çevrilmişti Kilise ile hisar arasındaki açıklık, her tarafından iki y&#252;z zira' idi. Kilisenin duvarları, Yemenlilerin Cerup dedikleri s&#252;sl&#252; taslarla ör&#252;lm&#252;şt&#252;. Taşların aralarına burçları andıran ve birbiri içine girmiş m&#252;selles şeklinde, yeşil, kırmızı, beyaz, sarı ve kara taşlar konmuştu.Kilisenin b&#252;t&#252;n duvarları, yuvarlak biçiminde kara aban us ağaçları ile böl&#252;nm&#252;şt&#252;

    Ağaçlar, bir adamın kucaklayabileceği kalınlıkta idi.&#214;r&#252;len mermerlerin y&#252;ksekliği bir zira' idi.Mermerlerin &#220;zerine, San'a dağının parlak kara taşlarından, onların &#252;zerine, parlak sarı taşlarından, onların &#252;zerine de, parlak ak taşlarından ör&#252;lm&#252;şt&#252; .Kulleys kilisesinin duvarlarının kalınlığı altı zira' kapısının y&#252;ksekliği on zira ' , genişliği dört zira' idi.

    EBREHE’ NİN KABE'YI YIKMAGA KALKISI





    Ebrehe, kilisenin kapısının &#252;zerini altın levhalarla kaplattı. altın çivileri, birbirlerinden, m&#252;cevherlerle ayırdı

    Kapıya, kırmızı b&#252;y&#252;k bir yakut yerleştirdi.Kulleys kilisesinin kapısından girilince 40x80 zira' genişliğinde nakışla sac

    ağacından g&#252;m&#252;ş, altın çivilerle tavanlanmış bir ev vardı.Buradan da, sağ ve sol taraflardan uzunluğu 40 zira'kadar olan bir sofaya girilmekte idi. Sofanın direkleri cini ile kaplanmisti.Sofadan, 30X30zira'genisliginde bir kubbeye girilirdi.Kubbenin duvarları, cini ile kaplan mis olup içinde altın g&#252;m&#252;ş ile s&#252;s-

    lenmis çelik levhalar bulunmakta idi.Kubbede g&#252;nesin doğduğu tarafta 1O X 1O zira genişliğinde alaca renkte

    kara mermer konulmuş olup G&#252;neş vurduğu zaman, içeriden kubbeye bakanlarin gözlerini almakta ve g&#252;nesin, ayin ışığını k u b b e n i n içine aks ettirmekte idi.



    HALKIN KULLEYS KİLİSESİNİ TAVAF VE ZİYARETE &#199ĞIRILIŞI:



    Ebrehe, Kulleys kilisesini yaptırdıktan sonra, ona kapıcılar, bakıcılar da tayin etti.Kulleys'in içinde buhur yakılmağa başlandı Kısa zamanda isten, misk bulaşığından duvarlar kararıp m&#252;cevherler gör&#252;nmez oldu. Ebrehe, emr etti. Halk, Kulleys'i, tavaf ve ziyarete başladılar Ebrehe, ayni zamanda b&#252;t&#252;n Yemen &#252;lkesinde bulunanlara, Kulleys'i hacc

    ve ziyaret etmeleri gerektiğini ilan etti.Bu, Arapların çok ağrına gitti.Kulleys kilisesine ve onu yaptıran Ebrehe’ye kin bağladılar Hatta bir bedevi Arap Kulleys kilisesinin içerisine pisledi.Bazı Arap kabilelerinden Arabiler Kulleys kilisesinde çalışan hademeleri sarhoş ederek kilise içerisine kokmuş leşler, pislikler attılar.Bunu duyan Ebrehe kızarak bunu muhakkak Araplar yapmıştır diyerek öfkelendi ve Kabe’yi yıkmak için Necaşiden yardim istedi.Necaşi yardim maksadıyla elinde bulunan og&#252;n&#252;n en iri Fili olan Mahmud`u ve askerlerini gönderdi. Ve Ebrehe ,Kabe’yi yıkmak için yola çıktı


    Kor cehalet cirkeflestirir insanlari !
    Suskunlugum asaletimdendir...
    Her lafa verecek bir cevabim var...
    Lakin bir lafa bakarim laf mi diye,
    Bir de soyleyene bakarim adam mi diye...
    Mevlana Celaleddin-i Rumii

  5. #5
    misafir <s><span style='color: #FF0000'>alpi1907</span></s> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-11-2005
    Mesajlar
    27,766
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    12
    FİL VAKASI (EBABİL KUŞLARI)




    K&#226;be'yi yıkmak &#252;zere b&#252;y&#252;k bir orduyla gelen Yemen valisi Ebrehe'nin ordusuna saldıran kuşlar.

    Eb&#226;bil, Arapça'da "böl&#252;kler, s&#252;r&#252;, s&#252;r&#252;ler" demektir. Kelime, Kur'&#226;n-ı Kerim'de Fil s&#251;resinin &#252;ç&#252;nc&#252; &#226;yetinde geçmektedir. Fil s&#251;resinde olay şöyle anlatılmaktadır: "Görmedin mi Rabbin fil sahiplerine ne yaptı? Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı? &#220;stlerine s&#252;r&#252; s&#252;r&#252; kuşlar gönderdi. Onlara çamurdan sertleşmiş taşlar atıyorlardı. Nih&#226;yet onları yenilmiş ekin yaprağı gibi yaptı." (el-Fil, 105/1-5).

    Bu olay Hz. Peygamber'in doğduğu yıl olmuş ve orduda bulunan fil/fillerden dolayı Araplar arasında "Fil Vak'ası", geçtiği yıl ise "Fil Yılı" olarak meşhur olmuştur. Olay kaynaklarda şöyle zikredilmektedir:

    Habeşistan Kralı Nec&#226;şi Ashame'nin, Yemen'e h&#252;k&#252;mdar t&#226;yin ettiği Ebrehe b. Sabbah el-Eşrem, Mekke'ye giden kervan ve K&#226;be ziyaretçilerini çekmek ve San'a şehrini ticaret merkezi haline getirmek &#252;zere burada Kulleys veya Kalis denilen bir tapınak (kilise) yaptırdı. Ancak tapınağa gelen olmadığı gibi Fukaym kabilesine mensup bir Arap veya bir grup Arap kiliseye girerek pislediler. Bunu öğrenen Ebrehe çok kızdı ve K&#226;be'yi yıkacağına yemin etti. B&#252;y&#252;k bir ordu ve gayet iri c&#252;sseli "Mamud" adlı fili önde olduğu halde Mekke'ye yöneldi. M.S. 570 veya 571 yılında altmış bin asker ve on yahut dokuz fille yola çıktı. (İbn&#252;'l-Esir, el-K&#226;mil fi't T&#226;rih, Nşr: Tornberg, Beyrut 1965, I, 442).

    Ebrehe yolda Yemen kralı Z&#251; Neferi bozguna uğrattı, ardından Has'amlıları yendi ve bunların Nufeyl b. Nubeyb adındaki liderinin hayatını bağışlayarak kendisine Mekke'ye gidişte rehber yaptı. Taif'teyken Sakif'liler tanrıları L&#226;t'ı korumak uğruna Ebrehe ile işbirliğine yanaşıp Eb&#251; Regal'i ona rehber olarak verdiler. Ebrehe'nin fillerin desteğindeki muazzam ordusunun karşısında hiçbir ordu dayanamadı ve Kureyş'liler bu gelişe bakarak K&#226;be'nin yıkılacağına kesin olarak inanmaya başladılar.

    Abd&#252;lmuttalibin Ebrehe ile Gör&#252;smesi

    Mekke yakınında Mugammes denilen yerde Ebrehe ordusu çadırlarını kurdu ve çevredeki Mekke'lilere &#226;it develeri yağmaladılar. Burada, Eb&#251; Regal öld&#252;. Develerin içinde Abd&#252;lmuttalib'in de iki y&#252;z devesi vardı. Ebrehe'nin elçisi Hınata el-Himyeri Mekke'ye giderek Kureyş'lilerin ileri gelenleriyle gör&#252;şt&#252; ve "K&#226;be'yi tavaf etmeyi bıraktıkları takdirde onlara saldırmayacaklarını" söyledi. Onlara sadece K&#226;be'yi yıkmak için geldiklerini, kendileri ile savaşmayacaklarını bildirdi (İbn&#252;'l-Esir, a.g.e., s.443).

    Abd&#252;lmuttalib, "Biz onunla savaşmak istemiyoruz, buna g&#252;c&#252;m&#252;z de yetmez. Orası Beytullah'tır, eğer korursa O (Allah) Harem'i korur" dedi; develerini gör&#252;şmek &#252;zere Ebrehe'nin yanına vardı. Abd&#252;lmuttalib'e iyi davranan ve önce onu takdirle karşılayan Ebrehe, Abd&#252;lmuttalib develerini isteyince şöyle dedi: "Seni ilk görd&#252;ğ&#252;mde göz&#252;me b&#252;y&#252;k bir şahsiyet olarak gör&#252;nm&#252;şt&#252;n. Ama sen K&#226;be'nin korunmasını isteyeceğin yerde develerinin peşine d&#252;ş&#252;nce göz&#252;mden d&#252;şt&#252;n." Abd&#252;lmuttalib, "Ben develerin sahibiyim. K&#226;be'nin de sahibi var, O onu korur" dedi.

    Abd&#252;lmuttalib develerini alıp Kureyş'lilerin yanına dönd&#252;, onlara olup biteni anlattı ve hepsi, muhtemel bir katli&#226;ma karşı Mekke'den ayrılıp dağlara çekildiler.

    Fillerin Yere Cökmesi

    Sabaha karşı Ebrehe, Mekke'ye ilerledi. Mamud denilen b&#252;y&#252;k fil, şehre yakl&#226;şınca yere çök&#252;verdi; kalkması için çok uğraştıkları halde kalkmadı. &#214;teki fillerin de, K&#226;be yön&#252;nde s&#252;r&#252;ld&#252;klerinde yere çökt&#252;kleri, başka bir yöne yöneltildiklerinde koşarak kaçmaya çalıştıkları gör&#252;ld&#252;. Bu mucizeyi olayın sıhhati Hz. Peygamber (s.a.s.)'in Kusva adlı devesinin Mekke yakınlarında çökmesi olayında, Nebi (s.a.s.)'in söylediği sözlerle s&#226;bit olmuştur: Devesi çök&#252;nce Ras&#251;lullah'ın ash&#226;bı, "Deve çökt&#252;" dediğinde, Ras&#251;lullah; "Hayır, Kusva çökmedi, yalnız onu 'Fili engelleyen' engelledi" buyurmuştur. Buh&#226;ri ve M&#252;slim'de, Ras&#251;lullah (s.a.s.)'in Mekke'nin fethi g&#252;n&#252; şöyle dediği nakledilmektedir: "Y&#252;ce Allah filleri Mekke'ye girmekten alıkoydu. Ama Ras&#251;l&#252;n&#252; ve m&#252;'minleri oraya gönderdi. D&#252;n olduğu gibi bug&#252;n de oranın h&#252;rmeti i&#226;de olmuştur. Dikkat edin, hazır olan olmayana bildirsin. "

    Kuşlarn Ebrehe Ordusuna Saldirmasi

    Ebrehe ordusu Mekke'ye girerken deniz tarafından, dah&#226; önce o bölgede hiç gör&#252;lmemiş, kırlangıca benzer kuş s&#252;r&#252;leri bir anda ortaya çıkarak Ebrehe ordusuna saldırdılar. Gaga ve pençelerinde taşıdıkları taşları ve çamurdan balçıkları askerlerin &#252;zerine bıraktıklarında onlar, kurumuş, paramparça olmuş ağaç yaprakları gibi dağıldılar. Rehberleri Nufeyl kaçtı, askerler kuş saldırısında telef olup feci şekilde öld&#252;ler; yolda kalanlar, geriye dönenler de hel&#226;k oldular. Mekke'liler bu mucizeyi dağlardan seyrederken Allah'ın ir&#226;desi karşısında hayret ve dehşet içindeydiler. Ebrehe, bu saldırıda etleri parçalanmış, ç&#252;r&#252;m&#252;ş halde San'aya dönerken, Hasm kabilesinin yaşadığı bölgede göğs&#252; ikiye yarılarak acıklı şekilde öld&#252; (Kadı Beyd&#226;v&#238;, Env&#226;r&#252;'t-Tenzil, Fil S&#251;resi tefsiri).

    Kuşlar ve attıkları taşlar hakkında çeşitli riv&#226;yetler vardır. Bu olay Ras&#251;lullah'ın d&#252;nyaya geldiği yılda vuk&#251; bulduğundan, Peygamberimizin ilk mucizelerinden sayılmıştır. Muhammed b. İshak ve İkrime o yıl çiçek hastalığının Mekke'de yaygınlaştığını söylemişlerdir. Muhammed Abduh (v. 1905) bu riv&#226;yetlerden hareketle Kur'&#226;n'da geçen "Tayran Eb&#226;bile" if&#226;desiyle kastedilenin "sinekler" olduğunu ayaklarında salgın hastalık mikrobu taşıyan sinek s&#252;r&#252;lerini Allah'ın, Ebrehe ordusuna musallat kıldığını belirtmektedir. Yery&#252;z&#252;n&#252;n en ihtişamlı ordusu ve hayvanları (filleri) ile gelen Ebrehe ve ordusunu Allah, bir ibret olsun diye gözle gör&#252;lemeyen k&#252;ç&#252;k canlılarla mikroplarla hel&#226;k etmiştir. Bu gör&#252;ş&#252; yukarıda zikrettiğimiz gibi daha önce ilk siyercilerden Muhammed b. İshak da kaydetmiştir.

    Bu tefsirde önemli olan husus; Muhammed Abduh, Reşid Rıza, ve diğer bazı m&#252;fessirlerin, Allah'ın, olağan&#252;st&#252;, fevkal&#226;de, harikul&#226;de mucizesi ile bu Allah d&#252;şmanı orduyu hel&#226;k edişini dile getirmeleridir. Tefsirlerde kuşların m&#226;hiyeti hakkında değişik gör&#252;şler bulunmaktadır. İbn Abbas ile Dahhak, Eb&#226;bil'i "birbiri arkasından gelenler" diye yorumlamışlardır. Hasan-ı Basri ile Kat&#226;de, "çok" m&#226;n&#226;sına; İbn Zeyd "çeşitli, sağdan soldan gelenler" m&#226;n&#226;sına; M&#252;c&#226;hid, "toplu halde arka arkaya gelen" m&#226;n&#226;sına geldiğini söylemişlerdir. Kuşların, böl&#252;k böl&#252;k, karışık t&#252;rde oldukları anlaşılmaktadır. Riv&#226;yetlerde kuşlar; kırlangıca, kekliğe, sığırcığa, yarasaya, hatta "z&#252;mr&#252;d&#252; anka"ya benzetilmektedir .

    "Siccil" kelimesi, taş ve çamur demektir. Yahut, çamurla sıvanmış taş anlamına gelir. "Asf" kelimesi, ağaç yaprağı anlamına gelir. Haşerelerin ağaç yaprağını yiyip ufalttıklarında yaprak yenik yenik hale gelir ki, s&#251;rede anlatılmak istenen budur.

    S&#251;renin anlamı; Allah'ın, K&#226;be'nin m&#252;dafaasını m&#252;şriklere bırakmadığını, saldırganları alışılmadık şekilde hel&#226;k ettiğini bize anlatmaktadır.

    Olayın Gerceklestigi Yer

    Fil olayı, M&#252;zdelife ve Mina arasındaki Muhassab vadisi arasında bulunan Muassıb'da meydana gelmiştir. M&#252;slim ile Eb&#251; D&#226;v&#251;d, C&#226;bir'den riv&#226;yetle onun şöyle dediğini yazarlar: "Ras&#251;lullah M&#252;zdelife'den Mina'ya hareket ettiği zaman Muassıb vadisin de hızlanmıştı." İmam Nevev&#238; bunu şöyle izah etmiştir: "Ash&#226;b-ı Fil olayı burada cereyan etmiştir. Onun için, s&#252;nnet olan, hacıların buradan hızla geçmesidir" (Mevd&#251;d&#238;, Tefhimul Kur'an Trc: Muhammed Han Kayanı ve diğerleri, İstanbul 1988, VII, 238)

    İmam M&#226;lik de Hz. Peygamber'den, "M&#252;zdelife durma yeridir, ama Muassıb vadisinde durulmamalıdır" hadisini nakleder.

    M&#252;şrik Kureyşlileri bu olay o kadar etkilemiştir ki, &#252;ç y&#252;z altmıştan fazla K&#226;be putunu unutup yedi yahut on sene Allah'a tapmışlardır. Fil s&#251;resin de Allah, Ash&#226;b-ı Fil'in acı &#226;kıbetinin fec&#226;atine sadece ana hatlarıyla değinmiş ve m&#252;şriklere, Hz. Muhammed (s.a.s.)'in d&#226;vetine karşı çıktıklarında, onların başlarına gelebilecek acıklı azabı hatırlatmıştır.


    Kor cehalet cirkeflestirir insanlari !
    Suskunlugum asaletimdendir...
    Her lafa verecek bir cevabim var...
    Lakin bir lafa bakarim laf mi diye,
    Bir de soyleyene bakarim adam mi diye...
    Mevlana Celaleddin-i Rumii

  6. #6
    misafir <s><span style='color: #FF0000'>alpi1907</span></s> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-11-2005
    Mesajlar
    27,766
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    12
    HAZRETI HATICENIN PEYGAMBERIMIZI VERAKAYA G&#214;T&#220;RMESI:




    Peygamberimiz, y&#252;ce Allah tarafindan, Cebrail Aleyhisselamin getirip teblig ettigi Risalet vazifesini kabul ederek evine dönerek, hic bir agaca ve tasa rastlamadiki, kendisini selamlamasin!.

    Peygamberimiz,y&#252;regi titreyerek eve gelip,``Beni ört&#252;n&#252;z!,beni ört&#252;n&#252;z!``buyurdu.

    Kalkinca, hazreti Haticeye basindan gecen olaylari anlatti.

    Hazreti Hatice de onu alip Hiristiyanliga girmis olan,Veraka b.Nevfel&#180;in yanina göt&#252;rd&#252;.Ona, Ey Amucamin oglu! Dinle bak! Kardesiyin oglu,ne söyl&#252;yor!



    Veraka!&#180;&#180; Ne görd&#252;n kardesimin oglu?&#180;&#180; diye sordu.

    Peygamberimiz;görd&#252;klerini,isittiklerini,haber verince,Veraka:&#180;&#180;Senin bu görd&#252;g&#252;n,Allah tarafindan Musa Aleyhisselama indirilmis olan Namusul-Ekber&#180;dir.

    Ah Keske, kavminin,Seni (yurdundan)cikaracaklari zaman,ben,sag ve genc, dinc olsaydim!&#180;&#180; dedi.

    Peygamberimiz&#180;&#180; Onlar, beni cikaracaklarmi ki? !&#180;&#180; diye sordu.

    Veraka &#180;&#180vet! Cikaracaklardir.

    C&#252;nk&#252;, senin gibi, bir sey getirmis kimse yoktur ki, d&#252;smanliga ve iskenceye ugramasin!
    Eger, ben, Senin davet g&#252;nlerine yetisirsem, Sana,son derece yardim ederim!&#180;&#180; dedi.

    Cok gecmeden de, vefat etti.


    Kor cehalet cirkeflestirir insanlari !
    Suskunlugum asaletimdendir...
    Her lafa verecek bir cevabim var...
    Lakin bir lafa bakarim laf mi diye,
    Bir de soyleyene bakarim adam mi diye...
    Mevlana Celaleddin-i Rumii

  7. #7
    misafir <s><span style='color: #FF0000'>alpi1907</span></s> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-11-2005
    Mesajlar
    27,766
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    12
    İLK ABDEST VE ILK NAMAZ


    Peygamberimiz, Hiradan dönd&#252;g&#252; ve Mekke&#180;nin yukari tarafinda bulundugu sirada Cebrail Aliyhisselam, gelip vadinin bir kösesinde ökcesini yere vurdu.

    Oradan, bir su kaynadi.

    Cebrail Aleyhisselam, ondan Abdest aldi.

    Peygamberimiz,Cebrail Aleyhisselamin Abdest alisina bakiyordu.

    Cebrail Aleyhisselam,Namaz icin nasil Abdest alinip temizlenilecegini görs&#252;n diye,y&#252;z&#252;n&#252; dirseklerine kadar ellerini yikadi.

    Agzini, su ile calkalandi.

    Burnuna, su cekti, ve ona,Abdest almayi,Namaz kilmayi ögretti.

    Peygamberimiz de hanımı hazreti Haticeye, Cebrailin öğrettiklerini öğretti.


    Kor cehalet cirkeflestirir insanlari !
    Suskunlugum asaletimdendir...
    Her lafa verecek bir cevabim var...
    Lakin bir lafa bakarim laf mi diye,
    Bir de soyleyene bakarim adam mi diye...
    Mevlana Celaleddin-i Rumii

  8. #8
    misafir <s><span style='color: #FF0000'>alpi1907</span></s> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-11-2005
    Mesajlar
    27,766
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    12
    TEBLIĞİN BEŞ DEVRESİ


    Davet`in bes devresi olup birinci devresi: N&#252;b&#252;vvet devresidir.

    Davetin ikinci devresin yakin hisim ve akrabayi, Ahiret azabiyla korkutup uyarma devresidir.Davetin &#252;c&#252;nc&#252; devresiendi kavmini,Ahiret azabiyle korkutup uyarma devresidir.Davetin dörd&#252;nc&#252; devresiendilerine, daha önce Ahiret azabiyle korkutup uyarma devresidir.Davetin besinci devresi ise: Zamanin sonuna kadar, b&#252;t&#252;n Cinlerden ve insanlardan, kendilerine davet erisebilecek olanlari, ahiret azabiyle korkutup uyarma devresidir.

    PEYGAMBERIMIZIN VAZIFESINI ACIKTAN ACIKLAMASININ EMREDILMESI

    Peygamberimiz, Tebliğin ilk devresi olan n&#252;b&#252;vvet devresini &#252;ç yıl geçirdikten sonra

    açıktan tebliğ emri geldikten sonra akrabaları olan Abd&#252;lmuttalip oğullarını kendisine inanmalarını ve ona yardımcı olmalarını istemişti.

    Fakat akrabaları kendisine yardım etmediği gibi Amcası Ebu Leheb hakaret etmiş, bizi buraya bunun için mi çağırdın diyerek hakaret etmişti.



    Bundan sonra Peygamberimiz, Kureyş kabilelerini, Safa tepesi yanına toplayarak onları İslama davet etti, bu davetten de Kureyşilerden açık bir destek alamadı. Hatta Amcası Ebu Lehep Peygamberimize Hakaret ederek ona taş attı, bunun sonucu Tebbet suresi inzal oldu.



    İŞKENCELER

    Peygamberimiz tebliği açıktan yapmaya başlayınca Kureyşiler m&#252;sl&#252;man olanlara işkence yapmaya başladılar.

    Bu işkencelerin en fazlasını Peygamber efendimiz Aleyhisselam gör&#252;yordu.Ona, hakaret ediyorlar,namazını kılarken &#252;zerine pislik atıyorlar,geçeceği yollara diken,butrak gibi şeyler saçıyorlardı. Secde de iken Deve İşkembesini ve pisliğini kafasına atıyorlardı.

    Diğer M&#252;sl&#252;man olan insanların da hemen hemen hepsi işkence gör&#252;yordu. Bunlardan köle ve cariye olanların işkencesi öylesine ağırlaşmıştıki tahamm&#252;l sınırlarını aşmıştı.

    En çok işkence gören Sahabileri şöyle sıralamak m&#252;mk&#252;n:

    Bilal-i Habeşi,Zinnure Hatun,&#220;mm&#252; Ubeys,Nehdiyye Hatun,Amir b.F&#252;heyre,L&#252;beyne Hatun, Ebu Fukeyhe,Habbab b.Eret,Yasir b.Amir,Miktat b.Amr,Suheyb b.Sinan, vb...



    EBU CEHL'IN PEYGAMBERIMIZI &#214D&#220;RMEĞE KALKIŞMASI

    VE NADR B.HARİSİN BİR KONUŞMASI ,



    Nadr b.Haris'in Peygamberimiz Hakkındaki Konuşması:

    Ebu Cehl, başından geçeni, Kureyşli m&#252;şriklerine anlatınca, Nadr b.Haris, kalkıp "Ey Kureyş cemeati ! Vallahi, sizin başınıza hiç bir zaman, bir benzerile m&#252;btela olmadığınız,bundan sonra da, kolay kolay çaresini bulamayacağınız bir iş gelmiş bulunuyor!

    Muhammed; Şakaklarına ak d&#252;şt&#252;ğ&#252;n&#252; görd&#252;ğ&#252;n&#252;z zamana kadar, içinizde,en çok hoşunuza giden bir gençti.

    En doğru sözl&#252;n&#252;z ve en emininiz idi.

    Nihayet, size getirdiği şeyle gelince, ona (Sihirbaz!) dediniz.

    Hayır! Vallahi, o, bir Sihirbaz değildir!

    Biz, Sihirbazları ve onların &#252;f&#252;rmelerini, d&#252;ğ&#252;mlemelerini görm&#252;ş&#252;zd&#252;r.



    Siz, ona (Kahin!) dediniz.

    Hayır! Vallahi, o, bir kahin değildir.

    Biz, kahinleri ve onların titreyişlerini, görm&#252;ş ve Seci'li sözlerini, dinlemişizdir

    Siz, ona (Şair!) dediniz.

    Hayır! Vallahi, o, bir Şair de, değildir.

    Biz, Şiiri görm&#252;ş ve onun her çeşidini: Hezec'ini, Recez'ini.. dinlemişizdir.

    Siz, ona (Mecnun!) dediniz.

    Hayır! Vallahi, o, bir mecnun da değildir.

    Biz, delilikleri, görm&#252;ş&#252;zd&#252;r.

    Onun ise, ne boğulması, ne çarpınıp titremesi, ne evhamlanması, ne de,

    sözlerini, karıştırması, vardır.

    Ey Kureyş cemeati! Durumunuzu iyice d&#252;ş&#252;n&#252;n&#252;z, gözden geçiriniz!

    &#199;&#252;nki, vallahi, sizin başınıza, b&#252;y&#252;k bir iş gelmiştir ! ' ' dedi .


    Kor cehalet cirkeflestirir insanlari !
    Suskunlugum asaletimdendir...
    Her lafa verecek bir cevabim var...
    Lakin bir lafa bakarim laf mi diye,
    Bir de soyleyene bakarim adam mi diye...
    Mevlana Celaleddin-i Rumii

  9. #9
    misafir <s><span style='color: #FF0000'>alpi1907</span></s> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-11-2005
    Mesajlar
    27,766
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    12
    PEYGAMBERIMIZIN TEBLIĞE BAŞLAMASI VE İLK M&#220;SL&#220;MANLAR




    Allah (C.C) ilk teblig emri olan &#180;&#180y ört&#252;lere b&#252;r&#252;nen (Resul&#252;m), kalk ve insanlari uyar.&#180;&#180; Ayeti celilesi gelince Peygamberimiz teblig görevine baslamis

    ve insanlari Allahin birligine, davet etmeye baslamisti.

    Davete ilk icabet edip m&#252;sl&#252;man olanlarin isimleri sunlardir:

    Ilk M&#252;sl&#252;manlik serefine sahip olan kisi hazreti Hatice&#180;dir.

    Hz.Ali,hz Ebubekir,hz Zeyd b.Harise,Bilal-i Habesi ve Annesi Hamame,Ebu Fukeyhe, Halid b.Said,Umeyne bint-i Halef,Amr b.Said,Zubeyr b.Avvam, hz. Osman,hz.Talha b. Ubeydullah,Sad b. Ebi Vakkas, Abdurrahman b. Avf, Ebu Ubeyde b.Cerrah, Ebu Seleme,hz &#220;mm&#252; Seleme,Osman b.Mazun, vb...

    &#199;&#252;nki, vallahi, sizin başınıza, b&#252;y&#252;k bir iş gelmiştir ! ' ' dedi .


    Kor cehalet cirkeflestirir insanlari !
    Suskunlugum asaletimdendir...
    Her lafa verecek bir cevabim var...
    Lakin bir lafa bakarim laf mi diye,
    Bir de soyleyene bakarim adam mi diye...
    Mevlana Celaleddin-i Rumii

  10. #10
    misafir <s><span style='color: #FF0000'>alpi1907</span></s> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-11-2005
    Mesajlar
    27,766
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    12
    HAZRET-I &#214;MERIN M&#220;SL&#220;MAN OLUSU


    Kureyş M&#252;şrikleri Habeş &#252;lkesine hicret eden m&#252;sl&#252;manları, kendilerine teslim etmemesi &#252;zerine işkencelerini artırmaya başladılar.Kureyş M&#252;şriklerinin azıllılarından Ebu Cehil, kureyşlilere teklif göt&#252;rerek Peygamberi öld&#252;r&#252;lmesini teklif etti,ve bunu yapabilen her kim olursa b&#252;y&#252;k öd&#252;l&#252;n verileceğini ilan etti.Hz.&#214;mer ‘’ben buna talibim’’ dedi.Ona’’ Ey &#214;mer!Sen,buna elverişlisin!’’dediler.Hz.&#214;mer,vereceğiniz mallar hakkında Sağlam Kefalet var mı? Diye sordu.Ebu Cehıl ‘’Evet var! Dedi.Hz.&#214;mer bu hususta onlarla bir anlaşma yaptı. Hazret-i &#214;mer'in kız kardeşi Fatıma bint-i Hattab, Said b. Zeyd, b, Amr,b. Nufeyl ile evli olup Fatıma hatun da, Said b. Zeyd de, M&#252;sl&#252;man olmuşlardı.Fakat, M&#252;sl&#252;manlıklarını, Hz. &#214;mer'den, gizli tutuyorlardı.Yine, Hz. &#214;mer'in mensup bulundu&#167;u Adiy b. Ka’b oğullarından Nuaym b. Abdullah Nahham da, M&#252;sl&#252;man olmuştu.Kavmindan korktuğu için, o da, M&#252;sl&#252;manlığını, gizli tutuyordu.Habbab, b. Erett, Fatıma hatuna gelip gidip Kur'an, okur ve okuturdu,

    Bir g&#252;n, Hz, &#214;mer; Peygamberimizle Eshabından bir cemaata saldırmak &#252;zre, kılıcını, kuşanmış olarak, evinden çıkmıştı ki Peygamberimiz ve Eshabının, Safa tepeciğinin yanındaki bir evde toplandıkları ve kadınlı,erkekli kırk

    kişiye yakın oldukları, kendisine haber verilmişti.Dar-ı Erkam'da; Peygamberimiz Aleyhisselam ile Amucası Hz. Hamza,Eshab-ı Kiramdan Hz. Ebu Bekr, Hz. Ali ve Habeş &#252;lkesine hicret etmeyip Peygamberimizle birlikte Mekke'de oturan M&#252;sl&#252;manlardan bazıları da, bulunuyordu.Nuaym b. Abdullah, Hz, &#214;mer'e rast geldi. Ona "Ey &#214;mer! Nereye gitmek istiyorsun?" diye sordu.Hz, &#214;mer: "Kureyşilerin işlerini, darmadağan eden,Akıllarını, akılsızlık sayan, Dinlerini, ayıplayan, İlahlarına, dil uzatan , Şu Ata dinini, bırakıp yeni din tutan Muhammed'e gitmek istiyorum! &#214;ld&#252;receğim onu!" dedi.Nuaym b. Abdullah "Vallahi, ey &#214;mer! Seni, nefsin aldatmıştır nefsin! Sen, Muhammed'i, &#214;ld&#252;r&#252;nce, Abd. Menaf oğullarının, seni, yery&#252;z&#252;n gezer bırakacağını mı sanıyorsun.Sen, kendi ev halkına, dönsen de, onların işi &#252;zerinde dursan olmaz mı dedi.Hz. &#214;mer ", Sen, benim Ev halkımdan, hangisini kasdediyorsun?" diye

    sordu, Nuaym b. Abdullah "Enişten ve Amucanın oğlu olan Said b, Zeyd, b,Amr'ı ve kız kardeşin Fatıma bint-i Hattab'ı, kasd ediyorum! Vallahi, ikisi de, M&#252;sl&#252;man oldular, Muhammed'e, uydular ve Onun,dinine girdiler!

    Sana, önce, onlarla ilgilenmek d&#252;şer!" dedi. Hz. &#214;mer, hemen, geri dön&#252;p kız kardeşi ile Eniştesinin evine kadar gitti.O sırada, onların yanında Habbab b. Erett ve onun yanında da, içinde Taha suresi yazılı bir Sahife, bulunuyor, onu, onlara okuyordu: Hz. &#214;mer'in tıkırtısını, işittikleri zaman, Habbab, evin bir köşesinde gizlendi.Fatıma, hatun Sahife'yi alıp uyluğunun altına sakladı. Hz. &#214;mer, evin yanına geldiği zaman, Habbab'ın, Fatıma hatunla Said

    b.Zeyd'e, Kur'an okuduğunu, işitmişti.Eve, girince "İşitmiş olduğum o şey, ne idi?" diye sordu.Kız kardeşi ile Eşniştesi ` `Sen, bir şey işitmedin ! ' ' dediler.Hz. &#214;mer "Evet! Vallahi, ikinizin de, Muhammed'e uyduğunuzu ve Onun dinine girdiğinizi, haber aldım!?" dedi ve hemen Eniştesi Said b. Zeyd'in &#252;zerine çullandı.Fatıma hatun kalkıp onu, kocasının &#252;zerinden ayırmak, uzaklaştırmak isteyince, Hz. &#214;mer, vurup Fatıma hatunun başını yardı!

    Hz. &#214;mer, bunu, yapınca, kız kardeşi de, Eniştesi de "Evet! Biz, M&#252;sl&#252;man olduk, Allah'a ve Resul&#252;ne iman ettik!

    Sen, istediğini yap!" dediler. Hz. &#214;mer, kız kardeşinin başını, yarıp kanattığını, gör&#252;nce, yaptığına pişman oldu. Yapmak istediği şeylerden vaz geçti. Kız kardeşine "Demin okuduğunuzu sizden dinlediğim şeylerin yazılı bu-

    lunduğu şu Sahife'yi, bana, ver de, Muhammed'in getirdiği şeyin ne olduğuna bir bakayım?" dedi.Kız kardeşi "Biz, senin Sahife'ye, bir şey yapmandan,korkarız!" dedi.Hz.&#214;mer "Korkma!" dedi ve onu, okuduktan sonra, geri vereceğine, ilahları &#252;zerine yemin etti.Bunun &#252;zerine, Fatıma hatun, Onun M&#252;sl&#252;man olacağını umarak "Ey

    Kardeşim! Sen, puta taptığın m&#252;ddetce, pissin (temiz değilsin!) Halbuki, Ona (Kur'an-ı Kerim, yazılı Sahife'ye) pak olandan başkası, dokunamaz! " dedi.Hz. &#214;mer, kalkıp yıkanınca Fatıma Hatun, ona, Sahife'yi, verdi.Sahife'de, Taha suresi yazılı idi.Hz. &#214;mer, sureyi baş tarafından okumağa başladı.Hz. &#214;mer: "Bu sözler, ne kadar g&#252;zel, ne kadar değerli!" demekten, kendini, alamadı. Habbab, bunu, işitince, saklandığı yerden çıkıp Hz. &#214;mer'in yanına geldi.

    "Ey &#214;mer! Vallahi, Allah'ın, Peygamberinin duasını, sana nasib edeceğini, umuyorum:Ben, d&#252;n, Peygamber Aleyhisselam'dan işittim ki: O; (Ey Allahım! İslam'ı,Ebulhakem b.Hişam veya &#214;mer b. Hattab ile g&#252;çlendir!) diyerek dua etmişti. Ey &#214;mer! Artık, Allah'dan, kork! Allah'dan!" dedi.Hz.&#214;mer, Habbab'a "Ey Habbab! Sen, bana, Muhammed'in bulunduğu yeri, göster de, yanına varıp M&#252;sl&#252;man olayım?" dedi.Habbab: "O, Safa tepesinin yanındaki bir Ev'in içindedir.Yanında da, Eshabından bazıları, bulunuyordur." dedi.Hz. &#214;mer, hemen kalkıp kılıcını, kuşandı. Sonra, Peygamberimiz Aleyhisselam ile Eshabının bulunduğu yere kadar varıp kapıların, çaldı.Hz. &#214;mer'in sesini, işitince, Peygamberimizin Eshabından bir Zat kalkıp kapının gediğinden dışarı baktı.Hazret-i &#214;mer'i, kılıcını, kuşanmış olarak, gör&#252;nce, korktu. Peygamberimizin yanına dönd&#252; "Ya Resulallah! Bu, &#214;mer b. Hattab'dır. Kılıcını kuşanmış bir haldedir!" dedi.Hz.Hamza "Ona, izin ver! Eğer, o, iyilik için geldi ise, kendisine bol bol iyilik ederiz.

    Eğer, köt&#252;l&#252;k için geldi ise, onu, kendi kılıcıyla öld&#252;r&#252;r&#252;z!" dedi.Peygamberimiz "Ona, izin veriniz!" buyurdu.

    Kapıdaki zat, ona, izin verdi.Peygamberimiz, kalkıp ona, doğru vardı ve kendisi ile avluda karşılaştı.Kuşağından veya ridasının toplandığı yerden tutup kendine doğru hızlıca çekti. ve ’ Ey İbn. Hattab Ne getirdin Vallahi, Allahın, sana, bir musibet indirmesine kadar duracağını, sanmıyorum!" buyurdu. Hazret-i &#214;mer "Ey Allah'ın Resulu! Ben, Allah'a, Allah'ın Resul&#252;ne ve Ona, Allah'dan gelen şeylere iman edeyim diye Senin yanına geldim!" dedi.

    Bunun &#252;zerine, Peygamberimiz "Allahu Ekber!" diyerek Tekbir getirdi.Peygamberimizin Eshabından olan ve evde bulunan halk, hz. &#214;mer'in M&#252;sl&#252;man olduğunu, anladılar.Onlar da, Tekbir getirdiler.Tekbir sesleri, Mekke yollarında duyuldu.Hz. &#214;mer, der ki: "M&#252;sl&#252;man olup ta, döv&#252;lmeyen, dövmeyen bir kimse görmedim.Ancak, bundan, benim payıma, hiç bir şeyin d&#252;şmediğini görd&#252;m.Kendi kendime (M&#252;sl&#252;manlar, musibetlere uğrarlarken, ben, musibete

    uğramamak istemem !) dedim. M&#252;sl&#252;man olduğum gece, kendi kendime d&#252;ş&#252;nd&#252;m. (Mekke halkından,Resulullah Aleyhisselam'a, d&#252;şmanlıkta en azılısı kim ise, gidip M&#252;sl&#252;man olduğumu, ona, haber vereyim! Tamam! Ebu Cehl'e, haber vereyim. dedim.Sabaha çıktığım zaman, Ebu Cehl'in kapısını, çaldım. Ebu Cehl, yanıma çıkıp (Hoş geldin kız kardeşimin oğlu! Ne haber getirdin?) dedi.(Allah'a ve O'nun Resul&#252; olan Muhammed'e iman ve Kendisinin getirip

    bildirdiği şeyleri tasdik ettiğimi, sana, haber vereyim diye geldim!? deyince, kapıyı, y&#252;z&#252;me çarparcasına kapayıp (Allah, Seni de, Senin getirdiğin haberi de, çirkin ve iyilikten uzak etsin!) (Allah, senin de, belanı versin, senin getirdiğin haberin de,belasını versin!) dedi." Ve Hz. &#214;mer M&#252;sl&#252;man olduktan sonra M&#252;sl&#252;manlar açıktan ,Kabede ,toplu, cemeat halinde namaz kılmaya başladılar.Ve Hz.&#214;mer M&#252;sl&#252;manlığı seçtikten sonra , islamiyete meyili olan bir cok Kureyşli islamiyeti seçmeye başladılar.


    Kor cehalet cirkeflestirir insanlari !
    Suskunlugum asaletimdendir...
    Her lafa verecek bir cevabim var...
    Lakin bir lafa bakarim laf mi diye,
    Bir de soyleyene bakarim adam mi diye...
    Mevlana Celaleddin-i Rumii

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •