Bakara 171: O küfre sapanların durumu, bağırıp çağırma dışında bir şeyi işitmeyen varlıklara haykıranın durumuna benzer. Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bu yüzden akıllarını işletemez onlar.
Enfal 22: Çünkü yeryüzünde debelenenlerin Allah katında en kötüsü, akıllarını işletmeyen sağır-dilsizlerdir.
Bu ayetlerde görüldüğü gibi küfre sapanlar kör sağır ve dilsiz olarak nitelendirilmektedir. Şüphesiz burada kastedilen arazlar fiziki anlamda değil, zihinsel seviyedeki algılama bozukluğuna dayalı arazlardır. Ayetler algılamadaki bu arazların aklı işlemez duruma getirdiğini belirtmektedir.
Zihin kendisine ulaşan verileri değerlendirirken kendisinde var olan bilgilere ve yeteneklere dayanarak işlemek zorundadır. Algılanan her yeni bilgi daha önce var olanlarla bağlantı kurularak ilişkilendirilir, anlamlandırılır ve değerlendirilir. Zihnin bu çalışma biçimi hiç durmaksızın devam eder. Zaman içinde pek çok bilgiyi alır, değerlendirir ve arşivleriz. Bu bilgilere bağlı olarak davranış modelleri geliştiririz, inançlarımız, değerlerimiz, karakterimiz oluşur, duygusal tepkilerimiz, hevamız gelişir, bizi belirli şekilde davranmaya yönlendiren belirli zihin çerçevelerine sahip oluruz vb. Sözün özü bizim dış dünya ile olsun kendimizle olsun ilişkilerimizi düzenleyen kendimize özgü bir zihin yapımız oluşur. Değerlendirmelerimizi bu zihin yapısı ile yaparız, kararlarımızı bu zihin yapısı ile veririz, davranışlarımızı bu zihin yapısı yönlendirir.
Akıl çalıştırılmadıkça, sağlam muhakeme metotları kullanılmadığında, veriler akıl süzgecinden geçirilmeden kabul edilince, zihin dış dünyadan gelen bilgileri mevcut algıları doğrultusunda kendine katacak, bir sonraki algıladığı bir önceki bilgi temelinde olacak ve iç içe geçen bu süreç boyunca, kendini bir önceki zihinsel yapı temelinde yeniden ve yeniden yapılandıracaktır. Okuduğumuz ciltler dolusu kitaptaki bilgileri, geleneklerimizi, toplumsal kültürümüzü, aldığımız eğitimi, sohbetlerimizi, ulaştığımız sonuçları, dinlediğimiz şarkıları, izlediğimiz reklamları, seyrettiğimiz manzaraları, vb zihnimizde biriktireceğiz. Kütüphaneler dolusu bilgi biriktireceğiz. Aklın denetiminde olmayan bu biriktirme işlemi sonucunda, zihin bilgiye batmış, ancak yine de doğruyu-yanlışı ayırt edebilme yeteneğini yitirmiştir.
Yukarıda bahsedilen özellikleri ile zihin şeytanın da tam istediği çalışma alanıdır. Şeytanı uzaklarda aramaya gerek yok, şeytanın gücü zihinden, zihinde oluşturacağı etkiden geçmektedir. Şeytan her türlü eylemin zihinsel planda, düşüncede başladığını çok iyi bilmektedir. Dıştan gelen emri kolayca algılayıp direnme olasılığı yüksektir, açık emir bilinci kolayca harekete geçirir amacını sorgular. Peki ya emir içeriden sinsice bir telkinle gelirse ? Yani düşünceyi benimsemişseniz…
Nisa 120: Şeytan, onlara söz verir, ümit verip hayal kurdurur, hurafeye/anlamını bilmeden okumaya iter. Ama o, onlara bir aldanıştan başka hiçbir şey vaat etmez.
Enam 43: Zorluğumuz kendilerine gelip çattığında bir sığınabilselerdi! Ne yazık ki kalpleri katılaştı; şeytan, yapmakta olduklarını onlara süslü-püslü gösterdi.
İbrahim 22: İş bitirilince şeytan onlara şöyle dedi: “Allah size hak bir vaatle vaatte bulundu, ben ise vaat ettim ama vaadimden caydım. Benim sizin üzerinizde bir sultam yoktu. Sizi davet ettim, siz de bana uydunuz. Hepsi bu. Şimdi beni kınamayı bırakın da öz benliklerinizi kınayın.
Yasin 62: Yemin olsun, şeytan, içinizden birçok nesli saptırmıştı. Aklınızı hiç işletmiyor muydunuz?
İnkar edenlerin şeytanın hilelerine nasıl kandıgı ortada...algıda problem anlama kabiliyetini köreltiyor


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla



