Tüm yaşananlar bir senaryo ise yaptıkları yanlarına kalmaz
Türkiye Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özok, Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltında tutulan Sinan Aygün, Mustafa Balbay, Hurşit Tolon gibi isimleri çok yakından tanıyor...
Tutuklama ile insanları mahkum ve mağdur etmenin hem yasalara, hem de vicdana aykırı olduğunu savunan Özok, Türkiyede yargı bağımsızlığına ve hukukun üstünlüğüne bu kadar büyük zarar veren insanların yaptıkları yanlarına asla kalmaz diyor.
Özdemir Özok, 7 yıldır Türkiyenin en önemli kurumları arasında gösterilen Türkiye Barolar Birliğinin Başkanı... Türkiyede görev yapan yaklaşık 65 bin avukatın tüm sorunları ondan soruluyor. 78 baro başkanının bağlı olduğu Özok, aslen Kahramanmaraşlı... Eski bir güreşçi. Aynı zamanda çok koyu bir Beşiktaşlı... Özok, Türkiye Barolar Birliği Başkanlığını çok onurlu bir görev olarak kabul ediyor. Eşiyle 1976 yılında evlenmiş... 37 yıldır avukatlık yapıyor. Türkiyenin en önemli hukuk adamları arasında gösterilen Özok, Ergenekon soruşturması ve AKPye açılan kapatma davası ile gerilen Türkiyenin, geldiği son noktayı yorumladı.
Türkiye gündeminde iki önemli dava var. AKPnin kapatılma davası ve Ergenekon soruşturması... Yabancı gazeteler şu günlerde Türkiyeyi değerlendirirken siyasi sistemin çöküşe geçmekte olduğu yorumunda bulundular. Siz bu değerlendirmelere katılıyor musunuz?
Bu çok iddialı bir laf. Yabancıların bu değerlendirmelerinin sağlıklı olduğuna inanmıyorum. Türkiyenin çok önemli iç dinamikleri var. Türkiye, eksiksiz demokrasiyi kuracak, hukukun üstünlüğüne dayalı hukuk devletini yaşama geçirecek yetişkin bir halka sahip.
Ergenekon kapsamında ilk tutuklananlardan Kuddisi Okkır tahliye edildi. Şimdi ölüm döşeğinde ve belki de hiçbir zaman neyle suçlandığını öğrenemeyecek...
Burada adaletin terazisi çok hassas olmalı. Cezaevine sapasağlam giren bir insanı 11-12 ay sonra ölümün eşiğinde yakınlarına teslim etmenin, hukuk devletiyle uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. Tutuklama bir tedbirdir, hüküm değildir.
Türkiyenin saygın isimlerinin Ergenekon kapsamında terör suçlamasıyla karşı karşıya kaldıklarını öğrendiğinizde, sıradan bir vatandaş olarak ne hissettiniz?
Tabii ki hayret ettim. Kendileri çok yakından tanırım. Sinan Aygün, Mustafa Balbay, Hurşit Tolon gibi isimler çok saygı duyduğum insanlardır. Kuşkusuz, her insan hakkında birtakım iddialar ve isnatlar olabilir, ama bu kişilere isnat edilen suçlar benim için sürpriz oldu. Bunu Özdemir Özok olarak söylüyorum. Çünkü hepsi demokrasiye yürekten inanmış, Anayasa, Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı, Cumhuriyetin değerlerini savunan, son derece saygıdeğer insanlar.
13 aydır tutuklu bulunan insanlara her geçen gün yenileri ekleniyor. Sizce bu toplumda Yarın sıra bana gelir mi diye bir endişeye yol açmaz mı?
Dikkat ederseniz, Türkiye olağanüstü bir dönem yaşamıyor. Bu kararlar, Türkiyede hukuk devleti kural ve kurumları içerisinde işleyen bir sistemden çıkıyor. Burada önyargılar ve amaçlar olabilir. Ama bu söylendiği gibi bir senaryonun parçasıysa, bu senaryonun parçasına alet olan ve bu senaryoyu yaratan yargıç ve savcılar varsa hukuk devletinde yaptıkları yanlarına asla kalmaz. O yüzden, biz hukukun üstünlüğüne ve yargının bağımsızlığına inanıyoruz. Bunu asla günlük siyasi polemiklerle karıştırmamak lazım.
Gözaltına alınanların çoğu, Cumhuriyet mitinglerini düzenleyen kişiler. Bu bir tesadüf mü?
Gözaltına alınan kişilerin hepsinin çizgisi belli. Ulusalcı, Cumhuriyetin değerlerine sahip çıkan, özgürlükçü demokrasiden yana olan insanlar. Bu bir tesadüf değil. Ben bu iddianamenin içinde ne olduğunu bilemiyorum. Ama bu arkadaşlarla ilgili iddianamedeki suçlamaların, haklı olup olmadığına hem mahkeme, hem de kamu vicdanı karar verecek.
Kamuoyunda AKPnin kapatma davası ile Ergenekonun bir çeşit hesaplaşma olduğu konusunda hakim bir kanı var. Siz ne düşünüyorsunuz?
Türkiyede devam eden milyonlarca davada, birçok haksız tesadüfler bir araya gelebilir. Bunun da bir tesadüf olduğunu umuyorum. Bu mukayeseyi bir hukuk adamı olarak aklımdan dahi geçirmek istemiyorum.
Sizce, yargının üzerinde bir siyasi baskı var mı?
22 Temmuz 2007de AKP Genel Merkezinin balkonundan Türkiyeye seslenen Başbakan Recep Tayyip Erdoğanı ben her zaman görmek istiyorum. O balkondan, Yüzde 47 oy aldık, yüzde 53ün teminatı da biziz. Özgürlük ve demokrasi bizim temel hedefimizdir. Hukukun üstünlüğü, hukuk devleti bu ülkede vazgeçilmez ilkelerdir. Gerçekten Atatürk ilke ve devrimleri bu ülkenin geleceğinin teminatıdır dedi. Ben bu sözlerinin arkasında durmasını umut ediyor, arzu ediyor ve bekliyorum. Yapılanlar ortada, icraat ortada... Bizim AKP ile bir hesabımız yok, kimseyle bir alıp vereceğimiz yok.
Ergenekon soruşturmasını başlatan Ümraniyede bir gecekonduda bulanan bombalar, mahkeme kararıyla imha edilerek ortadan kaldırıldı... Şüphelilerin avukatları bu şekilde delillerin karartıldığını iddia ediyor. Sizce de deliller karartılıyor mu?
Bu iddiaya katılmıyorum. Çünkü imha edilen bombalar laboratuvarlarda balistik incelemelerden geçirildi. Bu bombaları muhafaza etmek, emniyet yönünden veya başka nedenlerden dolayı sakıncalı olabilir. Yoksa müsadere edilen her türlü delil, her türlü suç aleti yargılamanın sonuna kadar muhafaza edilmek zorundadır.
Sinan Aygün polisler tarafından götürülürken, Atatürkü sevdiğim için gözaltına alınıyorum dedi. Bir başkası çıkıp TVden Atatürkü sevmiyorum diyor. Toplumda Atatürk ile ilgili bir paronaya mı oluştu?
Sinan Aygün öyle büyük bir haksızlıkla karşı karşıya kalmış ki, bu sözleri bir isyan, bu bir tepki, bu bir karşı duruş. Mustafa Balbay da Türkiyenin yetiştirdiği önemli gazetecilerden biri. Benim onlara karşı olan bu subjektif yaklaşımın, başkalarının onlara suçlama yapamayacağı anlamına gelmez. Ama tek bir koşulla. Bu suçlamaları yapan insanlar, bunun altından kalkmalı.
Peki savcı iddianamede bu suçlamaların altında kalkabilecek mi?
Göreceğiz... Biz Türkiyede hukuksuzluğu egemen kılmaya çalışanlara rağmen, hukukun üstünlüğünü ve yargı bağımsızlığını yaşatacağız. Bizim temel yaşam felsefemiz bu...
Daha önceki bir açıklamanızda, "Keşke bu AKP kapatma davası hiç olmasaydı" demiştiniz. Bu ne anlama geliyor?
Sayın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının Anayasanın 69., Siyasi Partiler Kanununun 101. maddesine göre anti-laik uygulamalarda odak noktası olmuşsa dava açma hakkıdır, görevidir, yetkisidir. Benim bütün dileğim, iktidarların sandıkla gelip, sandıkla gitmesi. Çoğulcu ve kalıcı demokrasinin temeli budur. Yoksa hiçbir aydın Türkiyede bir iktidar partisi için kapatma davası açılmasını istemez, düşünemez.
2003 yılında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer sizi Anaya Mahkemesi üyeliğine atamıştı ama CHP delegesi olduğunuz için istifa ederek çekilmiştiniz. Bugün gerçekten kritik karar verecek olan Anayasa Mahkemesi üyelerinden biri olmak ister miydiniz?
Biz siyasetin olduğu yerde bu düşüncelere sahibiz ama kamu vazifemizi yaparken objektif, tarafsız, görevimizi ifa ettik. Yansızlığımızı hep koruduk. Anayasa Mahkemesi üyeliği görevinde kalsaydım CHP ve Anayasa Mahkemesi ve Cumhurbaşkanı haksız yere kendini bilmeyen kişiler tarafından yıpratılacaktı. Bunu gördüm o nedenle istifa ettim. Ama keşke bugün orada bulunsaydım.
Yargı, darbeye alet de olmaz, boyun da eğmez CHP Genel Başkan Yardımcısı Sacit Yıldız, soruşturmayla ilgili olarak "Bu bir hukuk darbesidir" şeklinde bir açıklama yaptı. Siz bu görüşe katılıyor musunuz?
Asla katılamam. Hukuk ile darbe bir arada olamaz. Darbenin hukuku vardır. Ama bizim söylediğimiz evrensel hukuk kurallarının, Türkiyede yıllardır savunduğumuz hukukun üstünlüğünün darbesi olamaz. Hukuk devletinin kurallarını uygulayan yargıç ve savcı darbe ile yan yana getirilemez. Türkiyede yargının temel görevinin, hukukun üstünlüğünü ve hukuk devletini yaşatmak olduğuna inanıyoruz. Türkiyede yargı ne darbeye alet olur, ne de darbeye boyun eğer.
İddianamenin hazırlanmasının bu kadar uzun sürmesi hukuki açıdan doğru mu?
Adil yargılanmanın ön koşullarından biri de seri ve çabuk sonuca varmaktır. Bu soruşturma kuşkusuz hem kamu vicdanında, hem de soruşturmaya muhatap olan insanlarda ciddi kaygılar uyandırmıştır. 5271 sayılı CMK yasasında belirtilen bir süre yok. Ama Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, kararlarında soruşturmanın ve onu izleyen kovuşturma evresinin makul bir süre içerisinde yapılmasını öngörmekte.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi eski Yargıcı Rıza Tüzmen, dört günü geçen gözaltılar ve iddianamenin geç hazırlanmasının insan haklarına aykırı olduğunu söyledi. 12-13 aydır süren bir soruşturma var. Bu nedenle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bir dava açılabilir mi?
Olabilir tabii. Ölçülülük ilkesi burada tartışılabilir. Makul süre önemli... Şimdi bütün bunların cevabı iddianamenin somut sonucuna göre söylenebilir.
Adalet tarihinde dikta rejimleri hariç iddianamesinin hazırlanması bir yıldan fazla süren başka bir soruşturma var mı?
Ben hatırlamıyorum... Şimdi yapılan işe bakacağız. Yapılan işin boyutuyla ortaya çıkarılan sonuç birbiriyle örtüşüyor mu, örtüşmüyor mu hep beraber göreceğiz. Ama şimdi birilerinin yaptığı gibi yargıyı, bu soruşturmayı yapan insanları önyargılı bir şekilde itham edemeyiz. Bu bize yakışmaz.
Başsavcı Vekili Turan Çolakkadı, daha önce hiç 2 bin 500 sayfa iddianame incelemediğini söylüyor...
Sanıyorum kendisi daha 40 yaşında... Sıkıyönetim mahkemelerinde bulunduğum zamanlarda 200-300 sayfalık, Devlet Güvenlik Mahkemelerinde bin sayfalık, örgüt davalarında 500 sayfalık iddianameler hatırlıyorum. 37 yıldır avukatlık yapıyorum, ben de 2500 sayfalık iddianame görmedim. Ama 10 bin sayfalık iddianame de olur. Bunun her satırı, hukuki olmalı. Her satırında, suçlu okurken, Hakikaten de biz ne yapmışız demeli. Ama onu okuyan Allahtan kork, ben bunu yapmadım, biraz izan, insaf dedi mi, o iddianame iddianame değildir.
Bu kadar çok sayfalı bir iddianame ne kadar sürede incelenebilir?
2500 sayfa bir iddianameyi hakkını vererek incelemek istiyorsan, 15 gün boyunca sabah 09.00 akşam 17.00 mesai yapmak gerekir.
Ergenekon soruşturmasıyla yapılmak istenen, bir terör örgütünü çökertmek mi, yoksa AKP iktidarına en sert muhalefeti yapan blok mu tasfiye ediliyor?
AKPye yapılan bir muhalefeti etkisiz hale getirecek bir yargıcı, bir savcıyı Türk yargı yaşamında düşünemiyorum. Aklımın kenarından bile geçiremem. Bütün savcıların ve yargıçların objektif, ulusal değerleri, hukukun üstünlüğünü, hukuk devletini ve yargı bağımsızlığını hedeflediğini umuyorum, bekliyorum ve öyle olacağını varsayıyorum. Bir defa AKPnin muarızlarını ben susturacağım diye bir savcı ortaya çıkmışsa Türk yargısı adına bundan daha büyük bir felaket olamaz. Cumhuriyet değerleri kendisine teslim edilmiş olan hiçbir savcı, AKPnin muarızlarını yok edeyim diye yola çıkamaz. Çıkmamalıdır. Böyle bir düşüncenin bile Türkiyede egemen olduğunu kabul etmeme imkan yok.
KAYNAK