Başbakan kendini hep öteki mahallenin Başbakanı gibi gördü . O yüzden hiçbir zaman ülkeyi gönlünde birleyemedi. Çatallaşmış yüreği; bir kesimin Başbakanı, diğer kesimin Başyakanı olmakta bir mahzur görmedi.
Fısıldanan sözler, çok kere yüksek sesle söylenenlerden daha uzağa gider. (Çin Atasözü)
Evet, bu söz AKP kadroları ve tabanının mantığını çok iyi izah eden bir sözdür. Çünkü bu kadro ve zihniyet yıllarca fısıldanan sözler üzerine bir Cumhuriyet tarihine inandılar. Onların Atatürk, Cumhuriyet, Son Padişah, Cumhuriyet kurulduktan sonra başlayan isyanlarla ilgili yazılı devlet bilgileri ile taban tabana zıt fikirleri vardır. Fil dişi kulelerinden yayın yönetmenliği yapanlar halkı tanımadıkları için, fısıltı sözcüklerine esir olmuş insanların işi nerelere vardıracağını tahmin bile edemediler.
Bu girişten sonra;
Sayın Başbakan, siz bu fısıltı kültüründen gelerek ülkeye, pardon, öteki mahalleye Başbakan oldunuz. İçinizde biriken mesnetsiz “mesnetsiz diyorum, çünkü inandığınız fısıltı sözcükleri ciddi bir araştırmaya dayanmıyordu” iddialara dayanan kin sizi ne yazık ki bir kesimin ve cumhuriyet kazanımlarının Başyakanı durumuna getirdi.
Siz sadece AKP seçmeninden oy almamıştınız.Siyasete küsmüş, krizlerden yılmış,bankalarının talan edilmesine dayanamayan insanların tepki oylarını da almıştınız. O alınan oyları ülkeyi ileriye taşımaya tahvil edeceğiniz yerde ne yazık ki kinlerinizin intikamını almaya çalıştığınız bir arenaya dönüştürdünüz. “Rüzgar eken fırtına biçer” diyen atalarımızı hiç aklınıza getirmediniz.
Sayın Başbakan, madem beslendiğiniz fısıltı sözcükleri içinizde bir puta dönüştü, bir Başbakan olarak son Osmanlı arşivleri ve Cumhuriyet döneminin devlet sırrı olmaktan çıkmış istihbarat raporlarını açıklamanın önünü açan bir yasa çıkarsaydınız da “aslında gerçekler çok farklı” diye bahsettiğiniz gerçekleri biz de öğrenseydik. Ama hayır değil mi Sayın Başbakan, bunu aklınızdan bile geçirmediniz, çünkü beslendiğiniz bir damar kesilmiş olurdu.
Sayın Başbakan, “ülkeyi dindarlaştırmak” adına yola çıktınız. Anadolu insanının bir sözü vardır:”Kendi kendine gelin-güvey olmak”... Çünkü hakikat yoluna baş koyanlar Allah’ın vermediği bir görevi yürütmeye kalkanlara “edep hatası yaptı” derler.
Sayın Başbakan, Ankara Ulus meydanı trafik ışıklarında bir meczup vardır bilir misiniz? Başında şapka, elinde düdük, kendi kendine trafik polisçiliği oynar. Resmi bir durumu yok, yetkisi yok… Kendi kendini kandırıyor. Din adına Allah’ın vermediği bir göreve talip olmak, gönül ehlince o meczubun yaptığı ile eşdeğer tutulur.Ya siz Sayın Başbakan, kendi karanlığınızı yendiniz miki başkalarına ışık tutacaksınız? Hani gönül ehli der ya:” Allah yarattığının gönlünü de bilir”. Biz ne dersek diyelim, Allah yarattığı mahlukatı bilir. Başınıza gelenler “verilmeyen görevi icra etmeye kalktığınız için" olabilir mi acaba? Çünkü Allah görevlendirdiği kulunu zelil etmez. Bilirsiniz(!), “cümle işler Halıkındır, Kul eli ile işlenir”.
Merkez Efendi ne demiştir? "Bir kafir ölse bir kafir yaratır, bir mümin ölse bir mümin yaratırdım. Herşeyi kendi merkezinde bırakırdım." O nedenle de adı Merkez Efendi kalmıştır. Eğer siz "Yol-Tarik"lerinden biri olsaydınız her kesimi kucaklar, tarik ehlinin kinci insanlara "cinnidir" dediklerini de bilirdiniz.
Sayın Başbakan, bu yazdıklarımı Anadolu insanının değer ve kültürüne Fransız kalan gazeteciler bilmez. Onların bir kısmı “hırs ve öfkenize çanak tutup” kendi çıkarları için sizi alkışlamakla meşgul, diğer yarısı da sadece laiklik deyip duruyor. Bu durumda şeytanın işi zaten kolaylaştırılmış olmuyor mu Sayın Başyakan?
Sayın Başbakan, damadınızın gazetesinde Sayın Karagülle siz ve hükümetiniz için “hastalıklı iktidar tutkusu” cümlesini kullanmış. Aslında "iktidarınızın açıklaması" tek cümle ile budur!..
Size sorayım o zaman:
İktidar hırsı Hz. Adem’de miydi yoksa şeytanda mı? Sizin bu hırsınız aslında şeytanın yolunu temsil ederken ve o iktidar yolunda her yanı şehit kanları ile sulanmış bir ülkeyi AB-D mandası yapma yolunda ilerlerken, nasıl oluyor da siz benim dinimi temsil ediyorsunuz? Hayır Sayın Başbakan, biz aynı Allah ve Peygamber’e inanmıyoruz. Benim Allah(c.c.)’ım Rahman ve Rahim dir. Peygamberimiz El-Emin ve “ümmeti,ümmeti, ümmeti” diyen güzel ahlakı tamamlamak üzere gelmiş son peygamberdir. Peki Sayın Başbakan, devletin gücünü kişisel hırs ve öfkeleri için kullanmak şeytandan başka kimin kitabında yazıyor?
Sayın Başbakan, insan vücudunu korumakla mükelleftir değil mi? Peki bir ülkenin vücudu nedir? Toprakları değil mi? Siz o ülkenin topraklarını, yani tenini pervasızca satmadınız mı? Ülkenin bütünlüğünü “bazen 36, bazen 47 gibi” etnik farklılıkları vurgulayarak ayrıştırmadınız mı? Siz en büyük günahlardan birinin “fitne” olduğunu bilmiyor musunuz? Ayrıştırmayın, birleştirin sözü sizin için ne ifade ediyor Sayın Başbakan?
Bir söz: “Girdiği her savaşı kazanan usta değildir. Karşısındakini savaşmadan çaresiz bırakan, işte o ustadır.”
Evet Sayın Başbakan, sizlerin hastalıklı iktidar tutkunuz nedeni ile Çanakkale’de, Ege’de denize döktüklerimiz ülkemizi savaşmadan çaresiz bıraktılar. Siz Özbudun’a telefon ederek “bize bir anayasa hazırlayın” diyecek kadar gayri ciddi bir yol izlediniz. Hangi ülkede bu kadar gayri ciddi bir anayasa hazırlanır? Hangi ülke iktidarı kendi halkından sakladığı taslağı bir başka ülkede "AB-D’de" tartışmaya açar? Bu olanlardan hiç mi yüzünüz kızarmaz?
Vatandaşa emeklilik yaşı ile ilgili bir yasa çıkarıyorsunuz, bu yasadan kurtulmak için Çankaya’ya çıkardığınız Zat kendi oğlunu alel acele sigorta yaptırtıyor. Yani ilk hile-i şeriyye anlamına gelen uygulama Devlet’in Başından geliyor. Edep yahu desem kim anlar?
%47 oy ile iktidar olup muktedir olamamayı neye bağlıyorsunuz sayın Başbakan? Sakın muhalefet demeyin, sizi iktidar yapan o muhalefettir. Yargıçlar hiç demeyin!... Siz fırsat vermezseniz, kimse sizi aşağılayamaz. (E. Roosevelt)
Siz çok iyi bir fırsatı hastalıklı iktidar tutkunuza ve sağlıksız ön yargılarınıza, kininize kurban ettiniz. Ülkemiz adına yapabileceğiniz onca şey varken önyargıların peşinden gittiniz. Yazık oldu Sayın Başbakan. Şimdi kimseyi suçlamayın!. Başbakanı olmayı tercih ettiğiniz kesim her yanlışınızı alkışladı, Başkesen’i olduğunuz kesime öyle küçümseyerek baktınız ki, onların çığlıklarına kulaklarını tıkadınız. Eğer siz hakikat yolunda olsaydınız Allah’ın uyuz itinden vazgeçmediğini de bilirdiniz. Haklısınız Sayın Başbakan,”Onların kulakları vardır işitmez, gözleri vardır görmez…” Bunu en iyi siz bilirsiniz, çünkü kişi başkalarını kendi gibi bilirmiş.
Sayın Başbakan, kulaktan dolma mahalli kültür ile devlet yönetmeye kalktınız. Öteki diye algıladığınız her kurum ve kişilerle kavga ettiniz. Size göre birileri “bereketsiz”dir. Bu söz İsmet Paşa için kullanılmıştır Anadolu’da. Sebebi de İsmet Paşa’nın 2.dünya savaşına girmek zorunda kalırız diye köylerden toplattığı buğdaylardır. Buğdayları toplayan vergi memurlarından bazıları köylerde zulümler yapmıştır. İsmet Paşa kendisine “bizi aç bıraktın” diyen bir çocuğa “ama yetim bırakmadım” diye cevap vermiştir. Kendisi Türkiye’yi 2.Dünya Harbine sokmamayı başarmıştır.
Sözler amacını aşarsa bumeranga dönüşür. Sayın Başbakan, ülkenin susuzluğu sizin döneminizde başladığına göre, sizin mantığınızdan bakarsak bizim kime “uğursuz ve bereketsiz” dememiz gerekir?
Sayın Başbakan, siz kendi halkınıza verdiğiniz elektriğin birim fiyatından daha ucuz elektriği Irak’a verdiniz. Ve Kandil’de PKK bizim elektriğimizi sayenizde bizden daha ucuz fiyata kullanıyor. Şimdi de bir gazetenin haberine göre MKE’si Türk Ordusuna 47 sente verdiği mermiyi bir Arap ülkesine 17 sente zararına vermiş. Bunun açıklaması nedir Sayın Başbakan?
Sayın Başbakan, bize etmeseniz bile kendinize itiraf ediniz. Sizlerin bu yaptıklarınızı başka hükümetler yapsa idi sizin şu damat gazetesi, vakit, din söylemli gazeteler kıyamet koparır mıydı, koparmaz mıydı? Ne yazık ki artık o gazeteler de inandırıcılık ve itibarlarını yitirmiş, parti bülteni haline gelmiştir.. Hz. Ali(r.a.) der ki:”Hakikatin hatırı dostun hatırından üstündür”. Onlar kişisel çıkarlarını "hakikatin hatırından" üstün tutmuşlardır. Şayet hakikatin hatırı onlar için üstün olsaydı, belki de bu noktalara sürüklenmezdiniz. Oysa siz şakşakçıyı dost, hakikati söyleyenleri düşman bellediniz.
Ve sözümüzü 2.adamınızın deyişiyle bir kesime travma yaşatan(!) Atatürk’ün sözü ile bağlayalım:
Vazifeyi ihmale sürükleyen merhamet vatana ihanettir. M.K.Atatürk.
kaynak
Sözler amacını aşarsa bumeranga dönüşür ve RTE nın ettiği kelamlar,dönüp kendisini isabet etmiştir.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla
