• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
6 sonuçtan 1 --- 6 arası gösteriliyor
  1. #1
    Lnx
    <span style='color: #FFA500'><span class='glow_FF0000'>Lnx</span></span> çevrimdışı
    (-∞,∞) <span style='color: #FFA500'><span class='glow_FF0000'>Lnx</span></span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-07-2006
    Mesajlar
    9,093
    Karizma Gücü
    7

    "Düşünce" ve "Düşünmek" II

    "Düşünce" ve "düşünmek" dediğimiz zihinsel süreçleri en baştan alıp, şöyle bir gözden geçirmeye ne dersiniz? "Düşünce"nin büyüsüne kapılmadan, gücünü abartmadan, ilk kez içselleştiriyormuşcasına geriye çekilip nasıl bir süreç olduğunu, korkmadan ve üşenmeden irdelemeye, var mısınız? Varım, diyorsanız, hadi, buyrun!

    "Düşünmek" fiilinin kadim nesnesi "dünya" Diğer mahlûkattan farklı olarak (en azından bugünkü bilgilerimize göre diğer mahlûkattan farklı olarak) insanoğlu, ölümün kaçınılmazlığının ve kendi varoluşunun farklında olan bir yaratık. Bu çerçevede, ister balta girmemiş Amazon ormanlarında, ister kutuplarda, ister çöllerde, insanoğlunun "düşünmek" eyleminin kadim nesnesi hep hayat ve dünya olmuş. Düşünmek eylemini kendisini içinde bulduğu dünyayı anlamlandırmaya, işleyişini çözümlemeye, gelişmeleri öngörmeye, ölümü manalandırmaya odaklamış.

    Yine bugünkü bilgilerimize göre, dil, şuurun aynadaki aksi. Dil, bize bilincimizin durumu hakkında haber veriyor; insanoğlunun bireysel varoluşunda, oluşumun ve gelişiminde, 'us'lanma sürecinde belirleyici öge olarak kabul görüyor.

    İnsanlık tarihinin bilinçsizlik kutbundan, bilinç kutbuna yönelmesinin dile aksettiği gözlemlenleniyor; ön-insanlıktan, dilerseniz mağara adamlığından, gelişmiş insana dönüşmenin evrelerinin dilin gelişme evrelerine paralel yürüdüğüne inanılıyor. Bir dilin zengin ya da fakir olmasının önemsenmesi de bundan. Kullanılan dil ne kadar zenginse, kullananların bilinçlerinin de o denli gelişmiş olduğu kabul ediliyor.

    Ön-insanın bilinçlenme sürecinin, kapsama alanındaki canlı-cansız varlıkları isimlendirmek ile başladığına kesin gözü ile bakılıyor. Buna göre, ön-insan çocukların dil öğrenme süreçlerini anımsatır biçimde, önce canlı/cansız varlıklara, nesnelere, oluşumlara, sonra uyku, korku, susuzluk, acıkmak, üşümek vb. duygularına belirtici isimler veriyor. Konuşma, bu isimlerin seslendirilme süreci. Tıpkı bir bebek gibi, görsel, işitsel ya da bedensel uyaranlara, ses formatında tepki veriyor, bu tepkilerini tepki verdiği nesne'nin ismini zihnine yerleşinceye kadar tekrarlıyor.

    İmdi...

    Dikkatli okurun hemen farkına varacağı gibi, anlatageldiklerimin altında yatan bir varsayım var: insanoğlunun bilincinin de evrime tabi olduğu varsayımı. Bu anlatımda, bilinç fıtrî değil, fıtrî olan (olsa olsa) bilinçi mümkün kılan korteks. Şuur gelişmeye açık ve nitekim gelişiyor, zenginleşiyor, hatta, korteksin pek az bir bölümünü kullanabildiğimize dair iddialar ileri sürülüyor.

    Mantık ,bize, şuurun gelişime tabî olduğu doğruysa, Kitaplı dinlerin bildirdiği ilk çift olan Adem ve Havva'nın da gelişmeye açık olduklarını söylüyor: Öncüller: - İnsan, şuurlu bir mahlûktur. -

    Şuur, gelişmeye açıktır. - Adem ve Havva insandırlar. Vargı - Adem ve Havva, şuurludurlar. - Adem ve Havva'nın şuurları gelişmeye açıktır.

    Mantık bize, Adem ve Havva'nın gelişmeye açık olmaları durumunda, Hazreti Musa'nın da, Hazreti İsa'nın da, Hazreti Muhammed'in de gelişmeye açık olmaları gerektiğini söylüyor. Öncüller: - İnsan, şuurlu bir mahlûktur. -

    Şuur, gelişmeye açıktır. - Peygamberler insandırlar. Vargı - Peygamberler şuurludurlar. - Peygamberlerin şuurları gelişmeye açıktır. Bir argümanda öncül ya da öncüller sonucu (vargıyı) kaçınılmaz kılıyorsa, o argümanın geçerli olduğu söylenir. Yukardaki tümdengelimsel argümanların her ikisi de geçerli argümanlardır. (bkz. Aklın Ölçüsü yazısı) Ne var ki, bu argümanlarda yeralan "şuur gelişmeye açıktır" öncülü, mükemmelikten uzak olma halini belirttiği için peygamberleri de kapsadığı durumda dinlerin ve müminlerin "doğru" olduğunu kabul etmeyecekleri bir önermedir. Özellikle de Hz. İsa'nın Allah'ın oğlu olduğunu vazeden Hıristiyanlık söz konusu olduğunda, "Peygamberlerin şuurları gelişmeye açıktır" vargısının "sacreligious" yani "küfür" olduğu açıktır. Bu durumda, "mizan-ül akl" aklın ölçüsü olma niteliğini kaybetmez mi? Hayır, kaybetmez, çünkü, bir, mantık, öncüllerin "kabuller"den ibaret olduğu esası üzerine bina edilmiştir. Kabuller, bilimsel verilerden, gözlem sonuçlarından oluşabildikleri gibi, dini inançlar, ahlâki değerler, hatta örf ve adetler temelinde de oluşabilirler. İki, mantıkta "doğru" ve "geçerli" eşanlamlı kelimeler değillerdir. Bu çerçevede, yukardakiler gibi, genel öncüllerden münferit olgulara doğru gidilerek kesin bir sonuca varmayı hedefleyen tümdengelimsel argümanlar, doğru ve geçerli olabildikleri gibi, yanlış ve geçerli de olabilirler.

    Mantık, "doğru"ların değil, "geçerlilik"lerin bilimidir; öncüllerin/kabullerin neye göre ve ne kadar doğru oldukları ile değil, öncüllerden/kabullerden belli bir vargının/sonucun çıkarsandığı kanıtlama tarzının geçerli olup olmadığı ile uğraşır.

    Hal buyken, yukardaki argümanların kimilerine göre "doğru ve geçerli," kimilerine göreyse "yanlış ve geçerli" olması, "mizan-ül akl"ın kurallarının ihlâli anlamına gelmez. Bu nedenledir ki, bilimde, bilimsel verilerde, toplumsal değer yargılarında ya da inançlardaki değişiklikler, mantık kurallarının dışında kalan oluşumlar-dı. Bu "-dı" ekine lütfen mim koyun; bu konuya "saçaklı mantık"ı irdelediğimizde geri döneceğiz. Aklın ölçüsü sabit değildir İnsanoğlunun düşünmek diye isimlerdiği zihni sürecin nasıl işlediğini irdemeye başladığı tarih kesin olarak saptanamamakla birlikte, İsa'dan önce 4. yüzyıl cıvarında gelişme sürecine girdiği kabul edilir. Akıl yürütme yönteminin çözümlenmesi uğraşında öne çıkan üç medeniyet, Çin, Hint ve Yunan medeniyetleridir.

    Modern mantığı şekillendiren, eski Yunan'ın Aristo'sudur. Aristo mantığı diye bildiğimiz düzenleme, daha sonra İslam mantıkçıları tarafından geliştirilmiş, onlardan sonra da Ortaçağ Avrupası filozoflarının ilgi alanına girmiştir. 18. yüzyılda keşfedilmiş olan Hint mantığının modern mantığa katkısı nisbeten yenidir.

    Aklın yolu da bir değildir nitekim Eski Yunan'da mantık, biri Megaralı Öklid (Euclid) diğeri Aristo geleneğinde olmak üzere iki rakip koldan ilerler. Öklid'in önermesel (propositional) mantık dedikleri akıl yürütme sistemi, günümüzde önermesel ya da cümlesel (sentential) cebir diye bildiğimiz matematiğe yakındır. Öklid sisteminde cümleler, simge dizilerine dönüştürür; argümanlar, teoremler ve formüller uzun uzun cümleler yerine bu simgelerle ifade edilir.

    Yeri gelmişken, mantık bilgisinin matematik öğretimini kolaylaştırmasının nedeni de budur. Matematik öğrencilerinin ezberlemeye çalıştıkları formüllerin aslında sayfalar dolusu yazılı metinler olduğunun farkında olduklarını düşünün!

    Ya da, okumakta olduğunuz bu metni, cümlesel cebirin simgelerine döktüğümüzü hayal edin! Matematik öğretiminde müthiş bir aşama kaydetmez miydik?! Herneyse. Aristo'ya göre "düşünmek" = "neden?" sorusu = bilim=felsefe

    Öklid'inkinden başka bir de Aristo'nun Peripatetik geleneği denilen akıl yürütme sistemi var. Peripatetik "etrafta dolaşanlar" anlamına geliyor; Eflâtun ve Aristo'nun çevrelerinden olup, onların dergâhının talipleri, öğrencileri demek. Aristo'nun düşüncelerine sahip çıkanlar etrafta dolaşan bu insanlar.

    Üstadın dünyayı anlamlandırma, işleyişini çözümleme, gelişmeleri öngörme çabaların başlangıç noktası deneyimlerinden elde ettiği veriler. Aristo'ya göre düşünmek demek, zihninin kapsama alanına giren her şeyde "neden" sorusunun cevabını aramak demek. Diğer bir deyişle, Aristo'ya göre felsefe ve bilim aynı uğraştır; dolayısıyla, tümevarım dediğimiz akıl yürütme biçimini kullanarak, eldeki verilerden evrensel sonuçlara varmaya çalışır. "Düşünmek" eyleminin iki farklı temeli: a posteriori, a priori

    Bu Latince terimler korkutmasın: ilki, tecrübeden kaynaklanan bilgi; ikincisi ise, tecrübeden bağımsız bilgi anlamına gelir. Tecrübeden kaynaklanan a posteriori bilgi; Aristo'nun deneyimlerinden elde ettiği bilgidir, verilerdir.

    Aristo, bu verileri kullanarak tümevarım argüman geliştirir, evrensel doğrulara ulaşmaya çalışır. Dilbilgisi bağlamında a posteriori kelimesi sıfat, bilgi kelimesi ise isim'dir; a posteriori bilgi bir argümana, teoreme, iddia ya da teze temel teşkil eden bilginin kaynağını (tecrübe sonucu elde edilmiş olduğunu) söyler. Örneğin, "Su, (H2O) iki hidrojen bir oksijen atomunun bileşkesidir" ya da "Atatürk, 10 Kasım 1938'de öldü" a posteriori bilgilerdir.

    Apriori bilginin ise tecrübeyle ilgisi yoktur. A priori bilgiler , insanlar tarafından doğru oldukları kabul edilen bilgilerdir. Örneğin, 2+2=4 bir tasarımdır, kabuldür; Öklid geometrisi tümüyle a priori bilgidir, çünkü, örneğin bir çember ya da üçgen, insanoğlunun çevresinden edindiği bir deneyim sonucu değil, zihinsel tasarımının sonucudur. Aynı şekilde, evli olmaya erkeklere "bekâr" ismini verenin insan olduğunu düşünün: "hiç bir bekâr evli değildir" şeklindeki bilginin de a priori bilgi olduğunu kavrarsınız.

    Yine yeri gelmişken; matematik eğitimimizin sefaletini bu kavramların anlatılamıyor olmasına bağladığımı söylemeliyim. Gözlemlediğim kadarıyla, kafasında a priori bilgi ile a posteriori bilgi arasındaki fark net olmayan öğretmenin "matematik ne işime yarayacak" diye soran öğrencisine verebileceği tatminkâr bir cevap yoktur.


    alıntı
    103
    ~
    cordy~


    ƒ(φ)=∞

  2. #2
    Lnx
    <span style='color: #FFA500'><span class='glow_FF0000'>Lnx</span></span> çevrimdışı
    (-∞,∞) <span style='color: #FFA500'><span class='glow_FF0000'>Lnx</span></span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-07-2006
    Mesajlar
    9,093
    Karizma Gücü
    7

    "Düşünce" ve "Düşünmek"

    Düşünce" ve "düşünmek" dediğimiz zihinsel süreçleri en baştan alıp, şöyle bir gözden geçirmeye ne dersiniz? "Düşünce"nin büyüsüne kapılmadan, gücünü abartmadan, ilk kez içselleştiriyormuşcasına geriye çekilip nasıl bir süreç olduğunu, korkmadan ve üşenmeden irdelemeye, var mısınız? Varım, diyorsanız, hadi, buyrun! Başlangıç noktamız: şuur. Kelimenin aslı şu'ür, Arapça, "hissetmek, bilmek"ten
    geliyor; "insanın kendisini bilmesi, içinde yaşadığı mekân ve zamandan haberdar olabilmesi melekesi" olarak tanımlanıyor; bilinç eşanlamlı kullanılan diğer kelime.

    İnsanın kendisini bilmesi zihinsel süreçlerinin farkında olması anlamına geliyor; zihinsel süreçler dedikleri ise, düşünceler, güdüler /saikler, algılar, duyular. Basit bir örnek: televizyon seyrederken yan odadan gelen gürültülerin, sokaktan geçen arabanın,
    ocaktaki yemeğin, yağan yağmurun, halıdaki lekenin vb.vb., farkında olma halimiz; dikkat, şuurun bu süreçlerden birisine yönelmesi ve teksif olması durumu. Meselâ, ocaktaki yemekten yanık kokuları gelmeye başlamışsa, şuur, kokuya özel bir anlam yüklüyor ve dikkat ekrandan mutfağa yöneliyor. Bu bağlamda, şuur, kişiyi ve çevresini tarassut altında tutan, düşünce ve davranışlarını denetleyen bir inzibat görevi de üstleniyor.

    Çevremizde ve/veya kendi içimizde oluşanlara verdiğimiz tepkiler, çoğunlukla otomatik oluyor, çünkü, pek çok şeyi bilinçli farkındalık olmadan öğrenmiş gereğini yerine getirmiş oluyoruz. Ne zamanki istemediğimiz birşeylerle karşılaşıyor, önemli kararlar vermek durumunda kalıyoruz, şuur, dağarcığımızda önceden kayıtlı önemli olabilecek bilgileri de ortaya döküyor ve kullanıma sunuyor.

    Göreceli kavramlar olarak: şuur yada bilinç
    Bilinçsizlik, bilinçlilik yada şuursuzluk, şuurluluk gibi isimlerin (dilbilgisi bağlaında) veya şuurlu, şuursuz, bilinçli, bilinçsiz gibi sıfatların belirttikleri gibi, şuur veya bilinç göreceli kavramlar.

    Skalanın bir ucunda, amip gibi, bakteri gibi, duyuları olmayan, farkındalıkları ölçülemeyecek kadar düşük, tek hücreli şekilsiz canlılar, diğer ucunda, onlarla kıyaslanamayacak kadar gelişmiş insan var. Tek hücrelilerin dünyaları koyu karanlık bir lekeden ibaret iken, hücre sayısı arttıkça canlıların evrelerindeki ışık, titreşim, basınç yada kimyevi değişimleri algılama melekelerinin güçlendiği görülüyor.

    Organizmaların haberdar olma yetileri, duyu organlarının gelişimine doğru orantılı; örneğin, gözler, hem ışığı, hem de ışığın yönünü ayırd edebilecek hale geliyor. Bakterilerin koyu karanlık bir lekeden
    ibaret olan dünyaları, birden-fazla hücrelilerde farklı tonlar ve şekiller almaya başlıyor.

    Haberdar olunan bilgilerin düzenlenmesi ve organizmanın diğer parçalarına ulaştırılabilmesi, sinir sisteminin gelişmişliğine bağlı. Merkezi bir işlem sistemi, yani beyin, dünyaya ilişkin haberleri biraraya getiriyor, böylece çevreye dair daha bütünlüklü bir resim oluşturuyor.

    Beyin kabuğu (korteks) olan yaratıklarda hafıza ve tanıma yetileri
    gelişiyor; bunlar dikkat ve hatta amaç sergiliyebiliyorlar. Örneğin,
    beyin kabuğu göreceli olarak gelişmiş olan köpekler, kovaladıkları
    kedinin görüntüsünü kedi kaçıp kaybolduktan sonra da
    koruyabiliyorlar.

    Beyin kabuğunu oluşturan lobların altında kıvrım şeklinde uzanan limbik sistem, uyku, açlık, susuzluk, cinsellik gibi bedensel işlevleri düzenleyen sistem. Limbik sistemi olan yılan, timsah gibi sürüngenlerin duyguları var.

    Beyin kabuğu (korteks/cortex) ve şuur
    Korteks genişledikçe bilinç yeni vasıflar kazanıyor; simge kullanma yetisi bunların en önemlisi. Simge kullanma yetisi, akıl yürütmeyi mümkün kılıyor. Dahası, simgesel dil denilen iletişim şeklini doğuruyor.

    Şempazelerin ve gorillerin konuşamama nedenleri kortekslerinin kusurlu olması değil, larynx denilen ses tellerinin yokluğu ve dillerinin insanlarınki kadar esnek olmayışı. Oysa, simgesel dil kullanabildikleri gibi, duyma özürlüler için kullanılan işaret dili öğretildiklerinde insanlarla iletişim kurabiliyorlar. California'ya
    eğitim gören Coco isimli gorilin bini aşkın kelimeden oluşan bir dağarcığı var, ve işaret dili kullanarak iletişim kurabiliyor.

    Anadil ve şuur
    İnsanların gelişmiş ses telleri ve bir yaşından itibaren karmaşık sesler çıkarmalarını mümkün kılan esnek dil'leri var. Bu iki özellik konuşmayı, daha da önemlisi deneyimlerin paylaşılmasını mümkün kılıyor. Deneyim paylaşmak, insanların birbirlerinden öğrenebiliyor olmaları, topluca oluşturulan ortak bilginin yeni kuşaklara aktarılmasını sağlıyor; toplumu birleştiren harç görevi yapıyor.

    Konuşma yetisi, şuuru/bilinçi genişletiyor; çünkü, böylece yaşadığımız mekân ve zamanda yeralmadıkları için bizzat tanık olmadığımız olgulardan haberdar olabiliyoruz; çünkü, dili sadece başkalarıyla değil, kendi kendimize, içimizden konuşmakta da kullanabiliyoruz; hepsinden önemlisi, kendi kendimize kelimeler
    kullanarak düşünüyoruz. Kısacası, dil bilinci geliştirirken, bilinç de dili geliştiriyor.

    Kelimelerle düşünmek ve geçmiş Kelimelerle düşünmek, bize algılarımızı geçmiş deneyimlerimize bağlama imkânı veriyor. Örneğin, "ağaç" kelimesini düşündüğümüzde, zihnimizde ağaç görüntüleri beliriyor. Bir tanıdığın adını andığımızda, kendimizi onunla yaşadıklarımızı hatırlarken buluyoruz.
    İnsanoğlunun korteksi gelişmiş diğer canlılardan farkı, onların geçmiş deneyimlerini hatırlayabilmeleri için ilgili nesnenin duyularının kapsama alanı içinde olması gereği; yani, köpeğin kediye ilişkin deneyimini hatırlayabilmesi için kediyi görmesi, işitmesi
    yada koklaması gerekiyor. Gözden uzak kedi, beyinden de uzak oluyor.
    İnsanoğlunda durum farklı. İnsanoğlu, geçmişteki olayları içinde olduğu olaylardan bağımsız olarak hatılayabiliyor - geçmişi yeniden canlandırabiliyor. Düşünmek, insana geçmiş deneyimlerinden yararlanma
    imkânı veriyor.

    Kelimelerle düşünmek ve gelecek Kelimelerle düşünmek insanoğlunun geleceği değerlendirmesini de mümkün kılıyor. Neyin olup, ne olamayacağını kestirmeye çalışabilir, plânlanama yapabilir, geleceğe ilişkin kararlar alabiliriz. Düşünmek içrek bir özgürlüktür - geleceğimize ilişkin karar vermek, hayatımızı
    yönlendirmek özgürlüğü.

    Kelimelerle düşünmek ve akıl yürütme Akıl yürütme yada eşanlamlı ifadeler muhakeme, uslamlama,, "bilinen
    ve/veya kabul edilenler üzerinde düşünüp, gerekli incelemeleri
    yaparak yeni yargılara varma işi" şeklinde tanımlanıyor. İnsan zihnini akıl yürütme sürecine açan, kelimelerle düşünmek yetisi. Bu yeti, bize limbik sistemin nasıl çalıştığından, ABD'nin Irak'tan ne istediğine varıncaya kadar sonsuz sayıda soru sormak imkânı veriyor.
    İnsanoğlu böylece, kendisini bulduğu dünyaya dair hipotezler ve inançlar geliştirebiliyor.

    Kelimelerle düşünmek ve anlamak Kelimelerle düşünmenin şuura kattığı boyut - anlamak. Farkında
    olduğumuzun farkında, şuurlu olduğumuzun bilincindeyiz. İnsanoğlu sadece kendisini içinde bulduğu dünyayı değil, kendisini de anlamak yetisine sahip. Bilinçli deneyimlerimiz üzerinde düşünebiliyor, bilincimizin mahiyeti ve niteliğini araştırabiliyoruz. Medeniyet,
    kelimelerle düşünebiliyor olmamızın ürünü; dil lmasaydı, insanoğlu mağaradan çıkamazdı.

    Kelimelerle düşünmek ve dilbilgisi.
    Düşüncenin düşüncesinin olmazsa olmazı, ammaddesi, tuğlası, demiri, çimentosu, harcı, dil. Akıl yürütme, mantıklı düşünce, dilin doğru kullanımına özen göstermeden mümkün olmuyor; dilin doğru
    kullanımı ise dilbilgisi kurallarına mutlak riayet demek.
    (Küçümsediğimiz, kaytardığımız, öğrenmemek için elimizden geleni ardımıza koymadığımız dilbilgisi!) Anadilimizi -Türkçe'mizi- ne kadar
    iyi kullanıyorsak, düşünce mantığınız da o kadar sağlam oluyor.

    Kötü Türkçe = kusurlu mantık.
    Dünya düşünce tarihi bize insanoğlunun zihinsel yetilerini terbiye ve ıslah etmek, disipline sokmak için kullandığı en temel ve evrensel yöntemin dilbilgisi olduğunu söylüyor. Cümlelerin çözümlenmesi,
    cümleleri oluşturan parçacıkların yapılarının ve sıralanışlarının incelenmesi, ifadenin uslup ve renginin belirlenmesi gibi dilbilgisinin alanına giren uğraşlar, doğru ve mantıklı düşüncenin, akıl yürütmenin temelini teşkil ediyorlar. Bu çerçevede, ister sosyal
    bilimlerde olsun, ister fen bilimlerinde, bilimadamları olası yanlışları ve mantık hatalarını, tezlerini dilbilgisi kurallarının tedrisinden geçirerek saptama yoluna gidiyorlar.
    103
    ~
    cordy~


    ƒ(φ)=∞

  3. #3
    ali2007 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    12-01-2007
    Mesajlar
    1,212
    Karizma Gücü
    0
    düşünce ve düşünmek birbirinden çok ayrı şeylerdir

  4. #4
    demett adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    20-10-2006
    Mesajlar
    796
    Karizma Gücü
    0
    dusunmek, dusundugunun bilincinde olmaktir, hayvanlardan farkimizda bu... vede gelecegimiz hakkinda endiselenmekte insani bir davranistir
    ...

  5. #5

    Kayıt Tarihi
    03-01-2011
    Mesajlar
    3
    Karizma Gücü
    0
    kesinlikle düşünme ve dusunmek cok ayrıcalıklı bi konu düşünüldgü zamnda anlamını gösterıyor zaten

  6. #6
    ÇOK GENİŞ FİKİRLİYİMDİR. DETEKTİF adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-03-2010
    Mesajlar
    6,659
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    Allah, Kur'an'da "tefekkür"(düşünmek) kavramını sık sık zikretmiştir.Veya "akıl etmiyor musunuz, aklınızı kullanmayacak mısınız" türünden bizleri düşünmeye zorluyor...

    İYİ DÜŞÜNEN, HAYATTAN ZEVK ALIR.NEGATİF DÜŞÜNEN İSE HEP RUHİ BUNALIMA GİRER..
    Adaleti çiğneyen devlet adamlarını cezalandırmayan milletler çökmek zorundadır. HZ. MUHAMMED (S.A.V.).

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. neyi merak ediyoruz"""forum üyeleri hakkında"""" (arak konu :M)
    TF Üyeleri-TF Olayları-TF Ekseni bölümünde SlamDunk tarafından açılmış
    Yanıt: 26
    Son Mesaj: 18.07.05, 13:50

Bu konuyla ilgili etiketler

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •