Kavga eden kazanıyor
12/07/2008 08:31
Gemi işkolundaki insanlık dışı koşullara karşı çözüm bütün dünyada tek: Örgütlü mücadele.
soL (HABER MERKEZİ) İşçi haklarının gelişkin olduğu Kuzey Avrupa ülkelerinden, gemi inşa sektöründe bir numara olmak adına sendikacı avına çıkılan Güney Kore'ye, dünyanın dört bir yanında tersane işçileri, hakları için mücadele ediyorlar.
Güney Kore'nin 3. büyük tersanesi olan ve devlet tarafından işletilen Daewoo gemicilik şirketinde bu yıl nisan ayında işçiler, şirket hisselerinin %51'inin özelleştirilmesini engellemek için, satış tarihinde greve çıkacaklarını açıkladılar. İşyerindeki çalışanların %93'ü grev için evet oyu kullandı. Özelleştirme kararı henüz yeniden gündeme gelmedi.
Güney Kore'de sendikacı avı
Güney Kore'de işçilerin çalışma saatleri Avrupa'ya göre oldukça uzun. Gemi inşasında dünyadaki ihalelerin %43'ünü alarak dünya birinciliğini elinde tutan ülke, temel haklar için mücadele eden ve grev organize eden sendikacılar, gözaltılar ve tutuklamalar ile durdurulmaya çalışılıyor. Geçen yıl en az 170 sendikacı, yasa dışı grev örgütlemek suçundan tutuklandı.
Ülkede 1987'de yine Daewoo tersanesinde, tersanenin kapatılması kararına karşı yapılan bir gösteride polisle çatışan 21 yaşındaki bir işçinin ölmesi üzerine, işçinin cesedinin başında grev başlatmıştı.
Elektriği keserek üretimi durdurdular
İran'ın güneyinde kurulu Sadra tersanelerinde bir aydır ücretlerini alamayan 500 kadar işçi, bu yıl Mayıs ayında grev başlattı. Sadra'daki endüstri havzasına giden elektriği kesmeyi başaran işçiler, tüm üretimi birkaç saatliğine durdurdular. Bunun üzerine, tersane yöneticileri işçi temsilcileri ile görüşmelerde bulundu.Tüm eksik ücretlerin ödeneceği sözü verilmesi üzerine işçiler üretime geri döndüler.
Sadra tersanelerinde geçen yıl Ocak ayında da, 38 arkadaşlarının işten atılmasını ve sözleşme sürelerinin kısalığını protesto eden 150 işçi üretimi durdurmuştu.
Venezuela'daki Sidor çelik fabrikasında özelleştirmelerden sonra 17 iş kazası olmuştu.
Finlandiya'da taşerona karşı mücadele
Kasım 2006'da, Norveçli Aker firmasının Finlandiya'da bulunan tersanelerinde, yabancı taşeron işçilerine yapılan muameleyi ve ödenen düşük ücretleri protesto eden yaklaşık 3000 tersane işçisi üretimi durdurdu. Ayrıca metal işleyen çok sayıda önemli fabrikada da grev eşzamanlı olarak yürütüldü.
Grevin örgütlenme süreci ise dikkat çekici. Devlet tarafından tersanede görevlendirilen iş müfettişleri, tersanede iş güvenliğine aykırı çalışma koşulları olduğunu, sağlık hizmetlerinin yetersiz olduğunu, iş saatlerinin düzensiz işlediğini saptayarak Finlandiya Metal İşçileri Birliği'nin işyeri temsilciliğine haber verdi. Müfettişin saptadığı bir durum da ücretlerle ilgiliydi. Örneğin Litvanyalı bir taşeron firma, çalışanlarına düşük ücretler verdiği gibi onların sigortalarını da yatırmıyordu. Taşeronlar toplu sözleşmeyi ihlal etmek için çeşitli yollar buluyordu. Müfettişler ayrıca, iş saatlerinin gereğinden uzun tutulmasının işçilerde isteksizlik yarattığını söylüyordu.
Latin Amerika'da artık "ölümler kaçınılmaz" değil
Latin Amerika'da yaşananlar ise iş cinayetlerinin ancak emekçi iradesi ile durdurulabileceğini ortaya koydu. Latin Amerika'nın çeşitli ülkelerinde yaşanan fabrika işgalleri 1980'lerde Polonya'da fabrika, tersane, hatta okul işgalleri ile yürütülen "Solidarnosc" deneyimini hatırlanabilir. Farklı olarak, Latin Amerika'da fabrikalarını işgal eden işçiler sosyalizm için mücade ettiler.
90'larda IMF politikaları dahilinde ülkelerin en önemli kamu yatırımlarının özelleştirildiği Latin Amerika'da, 2000'li yılların başında emekçiler ve halk özelleştirmelerin zararlarını gündelik yaşamlarında bire bir hissetmeye başladı. Arjantin'de ekonomik kriz sonucu iflas eden fabrikalar, patronlar tarafından kapatılmak istendiğinde farklı sektörlerde çalışan işçiler ortak hareket ederek fabrikalarını işgal ettiler. 7 ay boyunca, 200 fabrikada yaklaşık 11 bin işçi koordine bir direniş gerçekleştirdi.
"İşgal fabrikaları"
16 Haziran'da "Tuzla'da ölümlere son" grevine destek vermek için Şili, Arjantin, Brezilya, Venezuela ve Bolivya'dan gelen işçi temsilcileri, 15 Haziran'da Gönen'de düzenlenen Dünya Genç İşçiler Buluşması'na katılarak "işgal fabrikaları" deneyimlerini paylaştılar.
Arjantin'deki Chilavert fabrikasını işgal edenlerden 28 yıllık işçi Placido Penarrieta, direnişin ilk safhalarında tutuklamalara maruz kaldıklarını, ancak sürecin sonuna doğru talep ettikleri kamucu yasaların çıkarılmasını sağladıklarını söyledi. "Başlangıçta biz illegaldik, sonra ise onlar illegal hale geldiler. Biz kaçıp gitseydik tabii her şeyi kaybederdik, ama fabrikamızda direndik ve kazandık."
Latin Amerika'da, özelleştirmenin doğrudan işçilerin canına mal olduğu bir örnek ise Venezuela'dan. 1969'da Venezuela'da kurulmuş olan Sidor çelik fabrikası, ülke için kritik önem taşıyan bir işletme. 13 bin kadar kadrolu çalışana sahip olan fabrikada 1997'de yapılan özelleştirme ile önce 9 bin kişi işten atıldı, sonra bu işçiler sözleşmeli personel statüsünde ve taşeron bünyesinde yeniden istihdam edildi. Özelleştirmelerden sonra birbiri ardına 17 ölümlü iş kazası yaşandı, birçok kişi ise sakat kaldı.
Sidor'dan katılan temsilci Jean Marcos Ruizpena, fabrikalarında Tuzla'dakine benzer süreçler yaşadıklarını söyledi. "İşveren sadece hızlı ve daha çok üretim istiyor. Ancak fabrikada işçi kontrolü ve sendika bulunursa birileri işverene dur diyebiliyor. Aksi takdirde iş kazaları 'kaçınılmaz'." Ruizpena, Chavez döneminde gerçekleştirilen kamulaştırma hamlesi ile birlikte artık Venezuela'da işçilerin kontrolünde bulunan pek çok fabrika olduğunu, buralarda artık hiç iş kazası yaşanmadığını belirtti.
Kaynak
Direnişçileri terörist, onlara destek verenleri ütopyacı olarak görenler iyi okusun. Bunların hepsi gerçek ve bizim ülkemizde de mümkün sadece biraz çaba ve örgütlenme, halkın iradesine kimse dayanamaz!


LinkBack URL
About LinkBacks

Alıntı Yaparak Cevapla