Kime sorsan “Türk Halkı benim gibi düşünüyor” diyor… Siyasetçiler, gazeteciler, oda başkanları… Hatta Başbakan Erdoğan diyor ki halkın işaret ettiği esastır… Halkın dediği kesindir… Halkın söylediği değiştirilemez olandır…
“Halk bendendir” diyerek “Halkın söyledikleri esastır” diyenlerin bütün söylediklerine katılıyorum… Yalnız hatırlayamadığım veya yanlış hatırladığım bir şey var ben oy kullanmaya gittiğimde seçenekler arasında “Barosso”, “Soros”, “Avrupa Birliği”, “yabancı temsilciler” gibi tipler yok!
Yani bu ülkede kimse, siyasetçisinden, yargısına, seçilmişinden, atanmışına herkese “posta” koyan “yabancı temsilcilere” veya AB’ye “oy” vermedi… Benim bildiğim kadarıyla “bu adamlar” Türkiye’de herhangi bir Anayasal kurumun da “yetkilerini” devralmadılar!
Sevgili dostlar, şakayla karışık benzetme bir yana, birkaç yılda yaşananlar ve son dönemde dozu artan yabancı müdahaleleri, bir Türk vatandaşı olarak beni çok üzdü, yaraladı ve yaralamaya devam ediyor… Avrupa’nın bir “memuru” geliyor, iktidarından, muhalefetine “önüne gelene” meydan okuyor, TBMM’de “milletvekillerine” sömürge valisi edasıyla “hitap ediyor” ve ülkede kimsenin “gıkı” çıkmıyor! Burası nedir ben anlayamadım. Veya yanlış mı hatırlıyorum biz Sevr anlaşmasını yırtıp atmadık mı! Biz bağımsız bir Cumhuriyet olma hakkını kazanmadık mı!
Sevgili dostlar, bu AB “yalanı da”, bu yolda Türk halkına anlatılanlar da canıma tak etti. Olmayan bir üyelik sürecinde bir ülkenin “gururu” bu kadar kırılabilir, olmayan bir yolda insanlardan ancak bu kadar taviz alınabilir, olmayan bir yolda insanların umutları ancak bu kadar sömürülebilir. Ayrıca Gümrük Birliği adı altında yapılan “maddi” sömürü de işin ayrı bir boyutu.
Peki ne yapabiliriz?
Somut olarak bir teklifim var. Başbakan ne diyor Halkın “dediği” esastır, kimse üstünde olamaz, gerekirse her konuda referanduma gideriz! Çok güzel, o zaman gelin bu “Avrupa yalanı” konusunda da bir referandum yapalım ve artık “bu sanal” yapıyı bizi “sömüremeyecek” şekilde bitirelim. Bakın net olarak iddia ediyorum Türk halkının, bırakın yüzde 51’ini, yüzde 41’i bu oylamada “evet” desin, ben bir daha hiçbir basın kuruluşunda “yer almayacağım”, özür dileyip “kenara” çekileceğim! Mümkün değil. Halk gerçeği görüyor, bugün yüzde 20’lerden az bir “evet devam edelim” oranı var ve buna rağmen bazı “elitler” ile bu süreci “kendi siyasi amaçlarını” saklamak için kullananlar, Avrupa’nın “içimizdeki” temsilcileri ile birlikte “bu süreci” savunuyorlar!
Sonuç: Sizden ricam referandum yapılması için “kamuoyu oluşturmaya” yardım edin. Bu ülkeyi bu “yalandan, bu sömürüden, bu onursuz” gidişten kurtarmamız lazım! Lütfen yardım edin! Hepimizin geleceği ve bu ülkenin “Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti” olarak kalması için yardım edin…
Son söz: Bugün “Avrupa Birliği” başlığı altında pazarlanan yapı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin “temeline” asit dökmenin “renkli etiketlerle” süslenmiş halinden başka bir şey değil! Ben bir vatandaş olarak buna sonuna kadar karşı çıkmak zorundayım, bunu yapmak bu ülkeyi “canı pahasına kurup, bize bırakanlara” borcum… Borcumuz.
Not: Yabancılar Fransa’ya veya hatta Yunanistan’a Türkiye kadar “küstah” davranabiliyorlar mı? Davranamıyorlarsa acaba neden?
Temmuz 16, 2008 - VATAN, YİĞİT BULUT


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla