• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
4 sonuçtan 1 --- 4 arası gösteriliyor
  1. #1
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    15-05-2008
    Mesajlar
    67
    Karizma Gücü
    0

    Refik Halid Karay - Efendiler Nereye?

    Not: Talat Paşa kabinesi 8 Ekim 1918 günü istifa etmiş ve 30 Ekim’de Mondros Mütarekesi imzalanarak savaşın kaybedildiği tescil edilmiştir. 1 Kasım günü İttihat ve Terakki son kongresini toplayarak kendisini feshetmiştir. Artık İstanbul’un işgali beklenmektedir. 2 Kasım gecesi üst düzey İttihatçılar bir Alman torpidosuna binerek ülkelerini yüzüstü bırakarak kaçarlar.

    Efendiler Nereye?

    Ziyafet bitti, fakat ağzınızı silmeden, elinizi yıkamadan, bir de acı kahvemizi içmeden efendiler nereye?

    Yaz başlangıcında sırtı karnına yapışmış, sarı, sıska, cansız birtakım tahtakuruları çıkar, iğne gibi vücudumuza batarlar, derimizi haşlarlar, kanımızı emerler, sonra sabaha karşı etli canlı, iri yarı şuraya buraya kaçarlar... Galiba şafak attı, güneş doğuyor; tahtakuruları nereye?

    Kedisiz evlerde fareler vardır; kilerlere girerler, dolapları delerler, şunu, bunu kemirip, sağa sola koşuşup baş köşede gezerler, bir pıtırtı olunca deliklere girerler... Galiba koku aldınız, kedi geliyor; koca fareler nereye?

    Dul annelerin haylaz çocukları vardır; sandıkları kırarlar, paraları çalarlar, bohçaları aşırıp Yahudi [eskiciye] satarlar ve sonra korkup sokak sokak kaçarlar... Galiba foyanız meydana çıktı, yakanız ele geçecek, ziyankâr evlatlar nereye?

    Vurdular, kırdılar; yaktılar, yıktılar; astılar, kestiler; kastılar, kavurdular; nihayet leşimizi meydanlara sererek yılan gibi kaçtılar; memlekete düşmanları sokarak üzerimizden aştılar...

    Eli sopalı, beli palalı, gözü kanlı paşalar damdan dama nereye?

    ***

    Siz âmir olmadınız, sergerdelik [kabadayılık] ettiniz... Siz valilik yapmadınız, asesbaşılık [polis şefliği] ettiniz... Efelere, taş çıkardınız; zorbalara parmak ısırttınız...

    “As” deyince sıra sıra darağaçları kurulur, “yak” deyince alev alev meşaleler tutuşur, “bas!” deyince tabur tabur jandarmalar üşüşürdü... Elinizde zindan anahtarları, belinizde idam ipleri, sırtınızda darağaçları vilâyet vilâyet dolaştınız... Beş senedir her tarafta kargalara insan leşinden öbek öbek ziyafetler çektiniz; akbabaları çocuk ölüsü ile besleyip kartalları artık Âdem etinden tiksindirdiniz.

    Muhalif mi? Al aşağı... Muharrir mi? Vur başına... Türk mü? Sür ölüme... Rum mu? İste parasını... Ermeni mi? Kes kafasını... Arap mı? Çek ipe... Kadın mı? Gönder eve... Haydut mu? Buyurun köşeye... Külhanbeyi mi? Gelsin yanıma... Yahudi mi? Sor fikrini... Kalan kimseye at sopayı... Paraları koy cebine... İşte sizin programınız bu!

    Palalarla sopalarla işe giriştiniz; sürülerle insanları dağ başlarına götürüp satırlardan geçirdiniz; babaları, evlatları yoktan yere harcayarak Anadolu içerisinde dul kadından, yoksul yetimden başkasını bırakmadınız. Ne oluyordunuz? Bu kanlı işgüzarlıklar, bu canavar akını, bu fitne ve fesat siyaseti ne fayda verecekti? Ne kazanacaktık? Dünyayı mı alacaktık, Mısır’a sultan mı olacak, Hind’e şah mı gidecektik?

    Sizin sadrazamlıkla, seraskerlikle, nâzırlıkla gözleriniz doymamıştı, a padişah heveslileri... Şam’da, Halep’te az daha namınıza hutbe okutup, isminize sikke kestirecektiniz. Yiğitlik sizde, kahramanlık sizde, avurt zavurt sizde, caka tavır, hepsi sizdeydi... Şimdi böyle sinsi sansar gibi tavandan tavana nereye?

    ***

    Evet, nereye gidiyorlar? Mahalle kahvesinden bir adımda sadârete, meyhane peykesinden bir basışta nezârete, tulumbacı koğuşundan bir hamlede vilâyete eren bu türediler nereye gidiyorlar? Kendileri kürklere büründüler, milletin derisini soydular... Anamıza sövdüler, babamızı dövdüler, hulâsa bacağından yakalayıp bu devleti yerden yere vurdular, paçavraya çevirdiler.

    İşte milleti artık büsbütün öldürdüklerinden emin olsunlar... kollarımızda bir zerre kuvvet kalmış olsaydı, yakalarından yapışır öcümüzü alırdık... Halbuki kollarını sallıya sallıya, yüzümüze tüküre tüküre gittiler.

    Aşkolsun! At da size yaraşır; meydan da. Bizde bu ölü kan, sizde o yaman surat olduktan sonra bir gün olur yine gelirsiniz... Biz size: “Kırk katır mı, kırk satır mı?” diye soramadık; yarın sizin bize:

    - Ölümlerden ölüm beğen!

    Demek artık hakkınızdır. Lâyıkımız olan paşalar! Topumuzun başını bir kılıçla çıkarmadan [uçurmadan] nereye?

    5 Kasım 1918 günü Zaman

    Bu yazıyı burdan kaldırabilirsiniz ama ne arşivlerden kaldırabilirsiniz ne de tarihten silebilirsiniz.

    Bu yazıyı burdan kaldırmanız, devekuşunun kafasını kuma gömmekten farkı yoktur. Ortada bir yazı var bu bir gerçek. Sizin görmek istememeniz ve/veya sizin işinize gelmeyen bu yazıyı başkalarının görmesini engellemeniz var olan bu yazıyı yok edemez. Aynı devekuşunun kafasını kuma gömdüğünden bulunduğu yerden saklanamadığını gibi.

  2. #2
    TruckTurkey adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    16-12-2007
    Mesajlar
    2,102
    Karizma Gücü
    5

    Taşnakların Etnik Temizlik ve Toprak Politikası

    Taşnakların Etnik Temizlik ve Toprak Politikası

    Taşnak Ermenistanı'nın varlık nedenlerinden biri,hükümetin izlediği etnik temizlik politikasıdır.Taşnaklar ,bölgedeki Müslüman halklara ve Gürcülere karşı büyük bir nefret beslemişlerdir.Tarihi ve coğrafi-etnografik haritayı önlerine seren Taşnaklar, herhangi bir pürüzle karşılaştıklarında, yani etnik dağılım, kuracakları devletin haritasına denk düşmediği zaman ''makrel,srbel''(ermenice bölgeyi temizleme), başka millet ve din mensuplarını ''kaytsel'' (ermenice küle çevirme, yok etme) programını uygulamışlardır.Bu terimler Ermeni devlet edebiyatına girmiştir.
    Taşnaklar, devlet iktidarını,ülkedeki Müslüman halkı yok etmek
    ve mallarını yağmalamak için örgütlenmişlerdir.Taşnakların toprak politikası ise Müslümanlardan temizledikleri toprakları, hükümet yetkililerine,akrabalarına peşkeş çekmektir.Olgular göstermektedir ki, ''Katliam ve Yağma Bakanlığı'' bile kurulmuştur.Sivil halkı yok etme ve yağma,devlet idaresinde sistematik bir hal almıştır.Hatta bu politika, o kadar örgütlü bir duruma gelmiştir ki, Ermeni nüfusunun bütün unsurları
    buna katılmıştır:Ayaktakımı,Taşnak Bakanları,aydınlar,askerler,
    subaylar ve hatta din adamları.Ve bütün katliamlar açıktan savunulmuştur.

    Bagrat Artemoviç Boryan (Ermeni politikacı ve tarihçisi)
    Armeniya,Mejdunarodnaya Diplomatiya i SSCR, c. 1-2
    Gosudarstvennoe İzdatelstvo, Moskva-Leningrad, 1928-1929

    Evet masalcı teyze, bazı şeyler asla arşivlerden ve tarihten silinmez. Ki benim verdiğim kaynak birinci elden hukuki bir delildir.
    Bu mesaj en son " 23.07.08 " tarihinde saat 03:45 itibariyle TruckTurkey tarafından düzenlenmiştir...


    Soykırım Propagandacılarına Kriz Geçirten Site
    Linke Tıklayın
    Armenian Genocide Photos

  3. #3
    TruckTurkey adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    16-12-2007
    Mesajlar
    2,102
    Karizma Gücü
    5

    Mütareke Basını

    “Mütareke basını” sözü, özellikle son yıllarda çok sık kullanılmaya başlanılmıştır. Bu deyim, kısaca, Millî Mücadele tarihimizde yaşanmış bir kısım basının ihanet tavrına verilen addır!


    30 Kasım 1918’de Mondros Mütareke (=ateşkes) Antlaşması imzalandıktan sonra girilen süreçte, Türkiye’de kişiler ve kuruluşlar, dayandıkları ve bulundukları tarafları açıkça tayin etmişlerdir. Bu belirginleşme sonucunda, bir kısım yazar ve düşünürler, Millî Mücadeleyi (Milliyetçileri / Ulusalcıları) tutarken, diğer bir kısım yazarlar ise, Millî Mücadele aleyhine tavır alarak, işgalci emperyalist devletlerle aynı bakış açısını ve onların menfaatlerini savunmuşlardır. İşgalci devletlere karşı konulmamasını, onların isteklerine uyulmasını, hatta Yunan işgaline bile onları büyük devletler gönderdiği için karşı çıkılmamasını istemişler ve zehirli yayınları ile halkı bu yönde ikna etmeye çalışmışlardır!

    Bu bakımdan, Mütareke basını, işbirlikçidir, yaranmacıdır, millî hareket ve tepkilere düşmandır! Mütareke Basını, emperyalizme karşı direniş ve direnişçilere kötü gözle bakmış; onları adeta emperyalistlere ihbar etmiştir! Bu sebeple Mütareke basını sömürge zihniyetlidir!

    Buna karşılık; 1919 ve 1920’lerde, “Sivas” ve “Ankara” demek, emperyalizme bir karşı duruş demektir!.. Bağımsızlık ve kurtuluş kavgası demektir!.. Haysiyet ve şeref mücadelesidir!.. Bu kapsamda, Heyet-i Temsiliye bir hareket noktası, Millî Meclis ise Türk’ün yeniden dirildiği bir devrim yuvasıdır!..

    İşte bu millîci ve anti emperyalist, bağımsızlıkçı mücadelenin karşısında yer alan basın, tarihimizde “Mütareke Basını” adıyla yer almıştır!

    Millî Mücadele’nin karşısında olan basın, Alemdar, Peyam, Sabah, Peyam-ı Sabah, Köylü, Ferda gibi gazetelerdir.

    Bu tavrın içinde yer alan yazarlar, Ali Kemâl, Refî Cevat, Refik Halit gibi kişilerdir. Kezâ Ahmet Emin (Yalman) gibi yazarlar da sürekli olarak manda taraftarlığını ve bunun yararlarını savunmuşlardır.

    Yine bazı parti ve dernek gibi kuruluşlar da Millî Mücadele aleyhine ve işgalci devletler lehine yayınlar yapmışlardır! Meselâ Teâlî İslâm Derneği, yayınladığı bildiriler ile Millî Mücadeleyi ihanet gibi gösterip, İngilizlere teslim olunmasını telkin etmişlerdir!

    Ayrıca, bu Mütareke basını mensupları, aynı zamanda diğer bazı basın mensuplarını da yanlarına alıp Wilson İlkeleri Derneği, İngiliz Severler Derneği gibi dernekler kurarak, Amerika ve İngiltere mandası için faaliyette bulunmuşlar ve Amerika ile İngiltere’den açıkça manda ve himaye istemişlerdir.

    REFİK HALİT (KARAY)
    İttihatçı karşıtı ve koyu bir Hürriyet ve İtilaf taraftarıdır. Hürriyet ve İtilaf partizanlığı ile Millî Mücadele düşmanlığı yapmıştır. İngilizcidir. 150’liklerdendir. Sürgün döneminde Halep yakınlarındaki Cuniye kasabasında yaşamıştır. 1938’deki aftan sonra Türkiye’ye gelmiş ve Tan gazetesi ile diğer bazı gazete ve dergilerde çalışmıştır. 1965 yılında ölmüştür. Şunları söylüyor Refik Halit:

    “Bizim için tutulacak yegâne kurtuluş yolu Mütarekeden sonra, hemen İngiltere devletiyle beraber yürümek için siyasî girişimde bulunmaktı. Bunu nedense yapamadık. Memleketin zırlak, çatlak, hımhım bir sesi, bir İttihatçı sesi vardı ki, bütün serap olan ümitlerden sonra hâlâ bu devletin yarını ile uğraşıyor, hâlâ burnunu her şeye sokuyordu….. Ve özellikle Amerika’nın hayâlî mandasıyla bir hayli vakit kaybettik….. O zaman hükümet doğrudan doğruya İngiltere politikasını takip eylemiş, İngiltere’nin yardımını talep ve emin etmiş olsaydı, yine vakit kazanmış, boş yere lâfı güzaf ile
    kendimize fena partiler çıkartmış olmayacaktık. İttihatçı gazetelerin büyük bir kısmı da doğrudan doğruya “bağımsızlık” diye bağırıyorlardı. Asıl savunulan nokta “bağımsızlık” değil, İttihatçıların gerçek mahiyetini bilen İngilizlerden uzak kalmaktı….. Bağımsızlığa bütün kuvvetimizle taraftarız. Fakat bunu yalnız başımıza devam ettiremeyecek bir durumdayız. Mütarekeden sonra doğrudan doğruya İngiltere’ye meyletmiş bulunsaydık, o zaman ortada iyi niyetimiz söz konusu olacak, bu zavallı milletin zorla İttihatçıların eliyle felâkete sürüklenmekten artık bıkmış, usanmış olduğunu medenî âleme açıkça söylemiş bulunacaktık. Bizim için milletlerarası bir yönetim felâkettir. Türkiye veyahut İstanbul milletlerarası bir yönetim ile gitgide Girit’e benzer. Bunu dilemeyiz. Çünkü şimdiye kadar mütereddit bir hareket tarzı takip eylemenin cezasını görüyoruz….. Bundan ötürü bizim için yapılacak şey, bir tek devletin siyasî beraberliğidir. O devlet de İngiltere’den başkası olamaz, olamaz, olamaz.” (9 Ocak 1920, Alemdar) (39)


    “Bunlar Onlar Değil mi?
    Kimdir bu millet kurtarıcısı ki, arkadaşları gibi ihtilâl ve isyan silâhı ile kanunları parçalamış, iradeleri yırtmış, pazu zoruyla meydana çıkmış, gururlu ve emredici, “Türk’ü kurtaracağım” diye haykırıyor? Şu Vatan ve Millet menfaatine aykırı olarak girilen savaşta, bugün kurtaracağını iddia ettiği neslin yarısını keşke o zaman Enver’in emri atında, Almanların maiyetinde akılsızca ve müsrifçe harcayıp tüketmeseydi! Kimdir şu hatip ki kürsüden halka “sizi kurtaracağız” diye bağırıyor? Onlar bizim bildiklerimiz değil mi? Millî tüccar olup kanımızı fahişelere emdiren külhanbeyler, çeteler yapıp tabanımızı satırdan geçirten başıbozuklar, ceplerindeki altınlarını namus ve ırza tecavüz için destekleyen uşaklar, damatlar asan, Padişahlar süren nüfuzlu kimseler bunlar değil mi? Artık size kimse ne Osmanlı tahtı, ne de Osmanlı ülkesinin geri kalan kısmını emniyet edebilir?..” (16 Ocak 1920, Alemdar) (40)

    “Bizim bağımsızlığımız.
    …Durumun lehimize tecellisinden bahsettiği sırada bunun başlıca sebebini “Harekâtı Milliye” olmak üzere ima etmek istiyor. Pek de açıkça ısrar edilmeyen bu imaya ne yalan söyleyeyim epeyce güldük. Hâlâ idrak etmek istemiyorlardı ki, “Harekâtı Milliye” namı altında döndürülen bütün o karışık dolapların maksat ve gayesini artık bilmeyen, anlamayan kalmadı. Neler yapıldığını ve yapılmakta olduğunu da artık kör gördü, sağır işitti.” (20 Ocak 1920, Alemdar) (41)

    “Bir zaman Rumeli’de ‘Süngü’ler, ‘Top’lar çıkaran İttihat ve Terakki şimdi de Anadolu’da ‘İzmir’e Doğru’, ‘Müdafaa-i Milliye’ler çıkarıyor. ‘Süngü’, ‘Top’ ne derdi? Bugün ‘İzmir’e Doğru’, ‘Müdafaa-i Milliye’ ne derse onu derdi: Küfür, iftira, meydan okuma, savaş ve hile teranesi… Efendiler, ‘Süngü’ ve ‘Top’ Rumeli’ye hayır getirmemişti. Korkuyoruz ki aynı tezvirler, aynı meydan okuyucular ve aynı aptallıklarla dolu bugünkü ‘İzmir’e Doğru’lar, Müdafaa-i Milliye’ler de sevgili Anadolu’muza felâketler getirmesin?” (30 Ocak 1920,Alemdar) (42)

    Refik Halit, 2 Şubat 1920 tarihli yazısında; İstanbul’da toplanan Meclis’e, Anadolu’dan seçilen mebusları şöyle aşağılamaya çalışır:

    “Topuna Hoş Amedi.
    Merhaba Sivas kuzuları, Ankara keçileri ağıla mı geldiniz? İttihat sürüsünden yeni çobanbaşı, millet paşası mı sizi seçip ayırdı? Tüylerinizi kabartıp, boynuzlarınızı varaklayıp, sırtınızı kınalayıp bize sizi o mu hediye gönderdi? Boynunuzdaki tasmayı da o mu taktı? Kösemendiniz kimdir? Sivas’ın şu Karakeçisi mi? Yoksa Karaman “kahraman” kuzusu mu? Niye Koç Ankara’da kaldı? Âdeti uzaktan mı toslamaktır?...” (2 Şubat 1920, Alemdar) (43)

    “Yeni Bir Yavru Daha.
    Bereketi bol olsun, başımıza bir Millî daha çıktı, geceler bir Millî daha doğurdu. Millet anamız yine varlığını gösterdi. Ortaya bir Millî yavru daha attı: “Millî Misak”... Aman Allahım! Söylenmesi ne güç, ne çirkin, ne gayrı millî bir kelime!... Galiba Millîler yarım düzineyi geçti…. Millî Kongrenin ne fırıldak olduğunu seçimlerde öğrendik. Millî Blok da bir tür dalavere idi.…. Kısaca bu Millîlerin ne biçim marifetler olduğunu cümle âlem anladı, acaba “Millî Misak” nedir?” (2 Şubat 1920, Alemdar) (44)

    “Kuvayı Milliye adı altında yaptıkları kötülükleri alkışlaya alkışlaya bu milletin başına bu felâketleri getirenleri asla unutmayınız…” (19 Mart 1920, Alemdar) (45)

    “Genel savaşta cahilce hesaplarından başka bir şey göstermedikleri halde, mütarekeden sonra Zaloğlu Rüstem kesilen o serserilerde bir zerre namus ve haya olsa, bir zerre vatan muhabbeti bulunsa, sebebiyet verdikleri bu faciaya karşı ******** kafalarını çoktan patlatırlar, uğursuz varlıklarına nihayet vererek kurban eyledikleri mağdur milletin içten gelen âlicenaplığına mazhar olurlardı.” (23 Mart 1920, Alemdar) (46)

    Bilge ORHUNLU


    Soykırım Propagandacılarına Kriz Geçirten Site
    Linke Tıklayın
    Armenian Genocide Photos

  4. #4
    KUKLALARIN EFENDİSİ (: umudun_guncesi adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-10-2006
    Mesajlar
    10,233
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    ben konuyu siliyorum siz inatla açıyorsunuz bu ne yüzsüzlüktür !

    ortada bir deve kuşu varsa onlar da ermenilerdir
    biraz tarih okuyun !
    hadsizlik yapmanıza gerek yok

    bu ne biçim bir ithamdır,kendinize gelin.
    burası SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMINI İNKAR B&#214ÜMÜDÜR !
    siz gelip burada bizi saçmasapan hikayelerinizle deve kuşu ilan edeceğinize gidin de tarihite yaptıklarınızı okuyun
    bakın o kadar konu araştırdım kaynak topladım
    kapı gibi resimler koydum oraya havadan sudan gelmedi o resimler, o kadar kaynak !
    sizin gibi yüzsüzlük yapmıyoruz,hikaye anlatmıyoruz...
    sizin gibiler içinde sinek küçüktür ama mide bulandırır işte diyebiliyoruz ne yapalım.
    anca mide bulandırıyorsunuz başka işe yaradığınız yok.
    eğer hikaye istiyorsanız şahitleriyle görgü tanıklarıyla okuyun kim ne anlatmış !
    okuyun biraz okuyun !!!!!!!!!!!!!!

    http://www.turkforum.net/showthread.php?t=669349

    terbiyesiz !
    tarihten ne silebilirmişiz
    biz bir tarih yazdık onu hiç bir ermeninin kirletmesine izin vermeyeceğiz !
    siz sahipsiz sandınız bu ülkeyi,gelen geçen sömürmeye çalışıyor
    sizin gibiler yüzünden gerçekler tarihe gömülüyor !
    sizsiniz deve kuşu,bir yalanın arkasına sığınıp ifrit gibi oradan oraya mikrop gibi yayılıyorsunuz !
    yok ! izin vermezler buna,kimse unutturamaz ahırlarda diri diri yanan insanlarımı!
    kimse unutturamaz kadınlarıma edilen tecavüzü !
    kimse unutturamaz bebeklerin,çocukların acımasızca katledilişini !
    siz ! yalancı bir tarihin arkasından yollara düşen ermeni ırkını savundukça benim öldürülen insanlarımın kemikleri sızlıyor,lanet okuyor herbirinize
    yok ! unutturmayız o yılları,unutturmayız attığınız yalanları !
    nefret büyüktür! ama hesabıda sorulacaktır !

    franternité ya da nam-ı diğer LEF* mi demeli
    Bu mesaj en son " 24.07.08 " tarihinde saat 14:09 itibariyle umudun_guncesi tarafından düzenlenmiştir...
    En basit yalanları gözümün içine bakarak söyleyen aptallar tanıdım; inandığımı Sandılar...Bense onların kuş kadar akılları ve cahil cesaretlerine hayrandım...

    Dedim: Çok yalnızım.
    Dedin: ... Ben ki sana çok yakınım. Bakara-186


 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Refik Halid ve "Çete"
    2006 Konuları bölümünde PaSTaFaRYaN tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 25.02.06, 12:54
  2. Binin Efendiler
    2005 Konuları bölümünde ForumX tarafından açılmış
    Yanıt: 20
    Son Mesaj: 26.11.05, 18:17

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •