Kamuda Ses Getirecek İfadeler

2008-08-03 10:17 Kenthaber Yayın Koordinatörü Erdem Yücel, kamudaki gizli çekişmeyi gözler önüne serdi.
Polis ile öğretmenler arasında başlayan 'ücret' kavgasını tarafların ağzından objektif bir yaklaşımla dile getiren Yücel, her iki tarafın da dört gözle beklediği 'zam' tartışması için Polis İle öğretmen çekişmesi!.. başlıklı yazısında bakın hangi ifadeleri kullandı...

Polis İle öğretmen çekişmesi!..

Günümüz ortamında anlamsız ve hiç nedeni olmayan bir çekişme, Kenthaber’e gönderilen okuyucu yorumlarına da yansıdı. Her iki taraf birbirlerini en ağır sözlerle itham ediyorlar. Bunların büyük bir kısmı da aşırı hakaret içerdiğinden yayına girmemiştir.

Bu karşılıklı atışma nereden kaynaklanıyor?

Başbakan, dört yıl önce verdiği bir sözü, ancak bugün yerine getirerek, polislerin maaşlarına 200-700 TL’lik bir zammı yürürlüğe koydu.

Türkiye’de birbirlerinden farklı görevleri sürdüren memurlar varken, polislere neden zam yapılmıştı?

İşte, öğretmenler ile polisleri karşı karşıya getiren de bu oldu. Polise yapılan zamma tepki öğretmenlerden geldi.

Aslında şaşılacak bir durum...

Türkiye’de memurların çileli yaşamı (işini bilenler hariç) yıllar yılı, hiç de iç açıcı bir durum göstermiyor. Memurların çoğu ezelden beri sıkıntı içerisinde, ay sonlarını zar zor getiriyorlar. Kredi kartları kurtarıcı olarak görülse bile o kartlar onları daha da bir batağın içerisine çekiyor... Emeklilerin ise onlardan aşağı kalan yanı yok...

Ne denir? Türkiye’de memurların ve emeklilerin yazgısı yıllardır çözülemeyen, kangrene dönüşmüş bir sorundur.

Polislere yapılan, zamma öğretmenlerin tepkisini anlayabilmek biraz zor... Gönül ister ki, yalnızca öğretmenler ve polisler değil, tüm devlet memurları hakları olan bir yaşam düzenine eriştirilebilsin. Ancak hiçbir hükümet bu konuda radikal bir çözüm üretemedi. Sıkışınca da “IMF elimizi kolumuzu bağladı” denildi. İMF’ye bağımlı olmadığımız günlerde de bu işin üzerine gelmiş geçmiş hükümetlerin hiç birisi tam olarak eğilmedi.

Şimdi gelelim, bizim okuyucu yorumlarımıza yansıyan polis ve öğretmen çekişmesine;

Her iki kurum da saygı duyulması gereken, memleketimiz için çalışan kurumlarımızdır. Öğretmenler genç nesli eğitmek, öğretmek ve yetiştirmekle yükümlüdür. Emniyet teşkilatı ise, vatandaşının güvence içerisinde yaşamasını sağlayan, gerektiğinde canını çekinmeden ortaya koyan bir diğer kurumdur.

Kısacası, birbirlerinden farklı kulvarlarda görev yapan iki ayrı kurum...

Bu yazıyı yazarken öncelikle belirtmek isterim ki, ailemde ne polis ve ne de öğretmen var. Bu bakımdan gelişen olaylara, aralarındaki çekişmeye daha objektif olduğumu sanıyorum.

Günümüz koşullarında polisin işi gerçekten çok zordur. Gecesi gündüzü yok, bize gelen yorumlardan öğrendiğim kadarıyla ailelerine yeterince zaman da ayıramıyorlar. Ayrıca polis göreve giderken, öğretmenin aksine evine ne zaman döneceği veya dönüp dönmeyeceği de belli değildir.

Kırsal kesimlerde görev yapan öğretmenler de bazı polislerimiz gibi şehit olmuştur.

Bazı öğretmenler biz eğitimliyiz gibisinden, eskilerin deyişi ile “abesle iştigal”, talihsiz bir laf etmişler. Sanırım bu sözü söyleyen öğretmenler, çok eskilerde kalmışlar... Yakın tarihlere kadar polislerin içlerinde ilkokul, orta okul ve lise mezunu olanlar vardı. Yüksek tahsilli olanlar ise teşkilatta kolayca yükselirdi. Benim fakülteyi bitirdiğim yıllarda bazı arkadaşların Emniyet Teşkilatına başvurmuş, komiser yardımcısı olarak göreve başlamış ve kısa sürede de yükselmişlerdi. Bugün şartlar değişmiştir; o eski eğitimsiz denilenler yavaş yavaş emekli olarak teşkilattan ayrılmışlar ve yerlerini fakülte mezunu polisler almıştır. Emniyet Genel Müdürlüğünde görev yapan polislerin hemen hemen hepsi iki veya dört yıllık fakülte mezunlarıdır. İçlerinde Yüksek Lisans, hatta doktora çalışması yapanlar da vardır.

Çeşitli nedenlerle polise işim düştüğünde gördüğüm manzara çok farklı olmuştur. Güler yüzlü, sıcakkanlı polisler çay ikramı bile yaparak benimle ilgilenmişlerdi. Eğitimli oluşlarını her haliyle görevlerine yansıttıklarını da gözlemlemişimdir. İçlerinde istisnaları yok mudur? Kuşkusuz her meslekte olduğu gibi onların da aralarından ayrık otları çıkabilir. O bakımdan bir iki kişi yüzünden hepsini töhmet altında bırakmaya da gerek yoktur...

Öğrendiğim kadarıyla bir polis ayda 240 saat görev yapıyor. Buna en azından 60 saat olmak üzere 300 saatlik bir de ek görev süresi ekleniyor. Sabah 8’de göreve başlayan bir polis, kaç saat görev yapacağını bilemez. Haftanın üç dört günü yapılan profesyonel veya amatör maçlarda, mitinglerde, yürüyüşlerde, yabancı devlet misafirlerinin korumasında görev alır. Daha doğrusu görev almadığı durum ve olay yoktur. Buna karşılık hiçbir ek görev ücreti alamadığı gibi bu görevi süresince karnını kendi imkânları ile doyurur.

Buna karşılık aldığı para ile ucu ucuna kendisini ve ailesini geçindirmeye çalışır. Bazıları bunalıma girer, içlerinden cinnet geçirerek intihar edenler bile olmuştur. Bazıları psikolojik yönden tedaviye muhtaç duruma da düşerler.

Bu bakımdan yapılan bu zam bile bence çok azdır. Analarının ak sütü gibi helaldir. Geç bile kalınmıştır.

Öğretmenlere gelince, onların görevlerini polislerle karşılaştırmak olanaksızdır. Arada çok farklar vardır.

Öğretmenler de çok güç koşullar altında görev yapmaktadır. Öncelikle yozlaşmış bir Milli Eğitim Bakanlığı’nın müfredat programına uymak zorundadır. Bunun dışına çıkarak öğrencilerine daha aydınlatıcı bilgiler veremezler. Verecek olurlarsa müfettiş takibatına uğramaları işten bile değildir. Bunun yanı sıra, her an çok cahil aile bireyleri ile karşı karşıya kalırlar. Kendilerine arka çıkacak bir merci de yoktur. Kırsal kesimlerin öğretmenleri ise çok daha zor koşullarda, mahalle baskısı ve geçim sıkıntısı altında boğulmuşlardır. Maddi imkânsızları yönünden sosyal yaşantıları yoktur, tüm uğraşlarını internet ortamına çevirmişlerdir.

Bununla beraber öğretmenleri iki ayrı kategoriye ayırmak da mümkündür. İşini bilenler ve işini bilemeyenler gibi...

Örneğin; fen bilimleri, matematik, yabancı dil öğretmenleri özel dershanelerde dolgun ücretle iş bulmakta, ders saatleri dışında oralarda çalışmakta, özel dersler vermektedir. Diğer bölümlerin öğretmenleri ise ya kaderine küser, elindeki avucundaki ile zar zor geçinmeye çalışır. Bazıları da mesai saatleri dışında gizli gizli şoförlük, pazarcılık ve satıcılık yaparlar...

Aslında bu durum Türkiye’nin bir ayıbıdır. Öğretmenine değer vermeyen, onlara normal bir geçim standardı sağlayamayan devlet ondan ne kadar verim alabilir ki?

Kısacası polisin de öğretmenin de işi çok zor; her iki görevdekiler de çok güç şartlarda geçim mücadelesi veriyor.

Devletin iki kurumunun; birine verilen, diğerine verilmeyen küçük bir zam uğruna birbirine düşmesi gerçekten çok üzücü. Bir de şimdilik sessiz kalan diğer kurumların ayaklandığını düşünün... Sırası gelmişken belirtmek isterim ki, pek az kişi isteyerek öğretmen veya polis olmuştur. Şartlar ve işsizlik onları oralara taşımıştır... Örneğin bir mühendis, bir hukukçu veya iktisatçı polis olmak yerine kendi branşında çalışmayı ister. Ama geçim sıkıntısı, işsizlik kişileri başka başka sahalara itmiştir. Bu bakımdan kaderlerine razı olmuşlardır.

Devlet adaletli, adil olmalı, evlatlarını birbirine düşürmeden, haklarını onlara vermelidir. Her iki kurum da siyasete bulaşmamalı, siyasetçiler onlardan elini çekmelidir.

Giovanni Vica’nın dediği gibi; “Adalet baldan tatlı, yağdan yumuşak, ıtırdan daha güzel kokuludur.”