İddianamenin en büyük dayanağını telefon dinlemeleri oluşturuyor. İki kişi arasında geçen telefon konuşmaları binlerce sayfa halinde iddianamede yer alıyor. Örneğin, avukat Fuat Turgut’un ikinci bir şahısla yaptığı telefon konuşmasında, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile ilgili olarak “Adam’ı Fatih Ürek’le kıyaslamak bile yanlış. Fatih Ürek, kendini satıyor, bu memleketi satıyor” dediği iddianamede açıkça yer alıyor. Turgut, aynı konuşmada yine Erdoğan için, “Sara hastası bu i..e” ifadesini kullanıyor. Türk Ceza Kanunu’nun hakaret suçunu düzenleyen maddeleri, bir beyanın hakaret sayılabilmesi için en az 3 kişi tarafından duyulmuş olması gerektiğini şarta bağlıyor. Böylece, normalde Fuat Turgut ile konuştuğu kişi arasında kalacak olan bu sözler, tüm basına dağıtılan iddianame sayesinde kamuoyuna duyuruluyor ve ‘devlet büyüklerine hakaret” suçu bizzat, iddianameyi açıklayanlar tarafından işleniyor..
--------------------------------------------------------------------------------
Kamuoyunda çok büyük bir beklenti yaratıldıktan sonra nihayet açıklanan 2.550 sayfalık Ergenekon iddianamesinde ilginç çelişkiler dikkat çekiyor. 600 yıllık geçmişe sahip olduğu iddia edilen Ergenekon adlı örgütün, 1999 yılında ‘reorganizasyona’ gittiğine işaret ediliyor. Örgütün en önemli eylemleri arasında gösterilen Gazi olayları ise, 1995 yılında olmuştu…
İddianamede, Cumhuriyet mitingleri başta olmak üzere, açık hava toplantıları, eş-dost sohbetleri, dernek faaliyetleri, telefon konuşmaları ve en önemlisi Şehit cenazelerine katılımlar bile “örgüt faaliyeti” olarak gösteriliyor.
“Sayın Elif Şafak” ve “İlhan adlı şahıs”…
Elif Şafak, Perihan Mağden, Orhan Pamuk gibi şahıslardan saygılı bir dille söz eden Ergenekon savcıları, İlhan Selcuk’tan “İlhan”, Veli Küçük’ten “Veli”, Kemal Kerinçsiz’den “Kemal Kerinçsiz adlı şahıs” diye sözediyorlar. İlhan Selçuk’un adının çoğu yerde “İ.Selçuk” şeklinde kısaltılması dikkat çekiyor.
“Oğlum” demek örgüt göstergesi…
AKP, ABD ve AB medyası tarafından “yüzyılın iddianamesi” olarak nitelenen belgede kişilerin birbirlerine karşı kullandıkları hitaplar bile “örgütsel bağların göstergesi” olarak değerlendiriliyor. İddianameye göre, Kuvvai Milliye Derneği Başkanı Fikri Karadağ’ın genç dernek üyelerine “Oğlum “ ve “yavrum” diye hitap etmesi, “güven duygusu vermeyi ve örgütsel bağları güçlendirmeyi” amaçlıyor…
Gazeteci olmasına rağmen paşalarla görüştü!
Cumhuriyet Gazetesi imtiyaz sahibi İlhan Selçuk ile Yazı İşleri Müdürü İbrahim Yıldız arasındaki günlük haber değerlendirmeleri iddianamede geniş yer almış. İlhan Selçuk’un bazı emekli askerlerle yaptığı görüşmeleri İbrahim Yıldız’a anlatmasına uzun uzun yer verilerek; “Şüpheli İlhan Selçuk’un gazeteci olmasına rağmen, bir çok emekli paşa ile görüştüğü anlaşılmaktadır. Buradan da Ergenekon terör örgütünün ne kadar üst düzey insanlara kadar ulaşabildiği açıkça anlaşılmaktadır” deniliyor…
Hücrelerin başkan ve üyeleri ortada yok…
Örgüt, çeşitli birim ve hücrelerden oluşturulmuş. Her biri genellikle “1 başkan ve 5 üyeden” oluşuyor. Örneğin, örgütün “Teori ve senaryo” biriminin “1 Başkan ve 5 senaristten” oluştuğu belirtiliyor ama diğer birimlerde olduğu gibi bu’ başkan ve senaristlerin’ kimler olduğu açıkça belirtilmiyor. İddianamede “örgüt senaristi” olmanın ne anlama geldiği de açıklanmıyor. Tek tek kişiler hakkında, “örgütün medya ve propaganda organizasyonun yürütmek” gibi suçlamalar var ama kimin hangi “hücrede” bu faaliyetleri yürüttüğü açık değil.
Başbakan’a edilen küfürleri kamuoyu İddianameden öğrendi.
İddianamenin en büyük dayanağını telefon dinlemeleri oluşturuyor. İki kişi arasında geçen telefon konuşmaları binlerce sayfa halinde iddianamede yer alıyor. Örneğin, avukat Fuat Turgut’un ikinci bir şahısla yaptığı telefon konuşmasında, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile ilgili olarak “Adam’ı Fatih Ürek’le kıyaslamak bile yanlış. Fatih Ürek, kendini satıyor, bu memleketi satıyor” dediği iddianamede açıkça yer alıyor. Turgut, aynı konuşmada yine Erdoğan için, “Sara hastası bu i..e” ifadesini kullanıyor. Türk Ceza Kanunu’nun hakaret suçunu düzenleyen maddeleri, bir beyanın hakaret sayılabilmesi için en az 3 kişi tarafından duyulmuş olması gerektiğini şarta bağlıyor. Böylece, normalde Fuat Turgut ile konuştuğu kişi arasında geçen bu sözler, bütün basına dağıtılan iddianame sayesinde ‘devlet büyüklerine hakaret” suçuna dönüşüyor.
Örgüt 1999’da kuruldu; Gazi olaylarının tarihi 1995!
1995 yılında meydana gelen Gazi olayları, iddinamede “Ergenekon” örgütüne dayandırılıyor. Oysa aynı iddianamede, söz konusu örgütün 1999 yılında kurulduğu anlatılıyor…İddianamede, sanık olmayanlar dahil çok sayıda kişinin cep telefonu ve ev adreslerinin açık biçimde teşhir edilmesi de dikkat çekti.
Ayranları yok içmeye…
Bu derece büyük eylemleri organize etmiş olan örgütün mali kaynaklarına ilişkin deliller iddianamede yer almıyor. Sanıklardan Zekeriya Öztürk ifadesinde, eylemlerin pek çoğundan sorumlu tutulan Muzaffer Tekin için, “Para sıkıntısı çekiyordu, 1500 YTL borç verdim” derken, iddianamenin başka bir bölümünde aynı Muzaffer Tekin’in Osman Yıldırım’a “Al şu 3 bombayı, Cumhuriyet’in bahçesine at. İş bitince sana 500 bin dolar!” dediğine yer veriliyor.
Kürt-Türk savaşı çıkarmak istediler mi, istemediler mi?
İddianamenin bazı bölümlerinde Ergenekon adı verilen terör örgütünün, Türk-Kürt savaşı çıkarmak amacıyla çeşitli provakasyonlar düzenlediği anlatılıyor. İddianamenin İşçi Partisi'nin faaliyetleri ile ilgili bölümünde ise aramalarda "Kürdü, Türkü birlikte örgütlemek" adlı bir belgenin ele geçirildiği, bu belgede, "Birlikte örgütlenmek için politika ve önlemlerin" yer aldığı anlatıldı.
"Saygılarımla" örgüt hitabı!
Çeşitli dernek ve araştırma kuruluşlarının arşivinde 'ele geçirilen" strateji raporlarının "saygılarımla" hitabıyla sona ermesi de "örgüt hiyerarşisinin işareti" olarak değerlendirildi. İddianameye göre, "saygılarımla" ifadesi, bu raporların "bir üst makama sunulduğunu" kanıtlıyor! Ancak, bu "üst makamların" kimler ve hangi yapılar olduğuna açıklık getirilemiyor.
Herkes "örgütünden" utanıyor...
Şimdiye kadar görülmüş örgüt davalarının aksine, sanıklardan hiç birisi, örgütün varlığını ve kendilerine atfedilen görevleri kabul etmiyor. Örgütün varlığı sadece Tuncay Güney'in verdiği bilgiler ve "gizli tanıklardan" alınan ifadelerde iddia ediliyor.
Sevgi ve şiddet bir arada...
İddianamede, "Ergenekon Terör Örgütü" hakkında karanlık, acımasız ve kan dökmekten çekinmeyen bir yapının varlığı anlatılıyor. Gerektiğinde kendi üyelerini bile acımasızca ortadan kaldırabilecekleri belirtiliyor: Diğer yandan, "örgüt üyelerinin" tutuklanan arkadaşlarının aileleri ile ilgilendikleri, para temin etmeye çalıştıkları ve ziyaret ettikleri anlatılarak, bunlar da "örgütsel dayanışma" olarak değerlendiriliyor.
Gazeteci: "Bana şantaj yapılmadı", İddianame: "Yapıldı"
Vedat Yenerer'in evinde bulunduğu iddia edilen bir seks kasedinin gazeteci T.D'ye ait olduğu, T.D'nin bu kasetle ilgili olarak şantajla karşılayıp karşılaşmadığı sorusuna "Hayır" yanıtını verdiği belirtildikten sonra, "Buna rağmen, Vedat Yenerer'in kasetle ilgili yazısı şantaj niteliğinde görülmüştür" deniliyor.
Ergun Babahan: “En azından emare var”
Ergenekon iddianamesi açıklandıktan sonra televizyon kanalları özel yayına geçerek, iddianamenin ayrıntılarını değerlendirmeye başladılar. Çeşitli televizyon kanallarında yorum yapan uzman, hukukçu ve gazeteciler “tatmin olmadıklarını” ve iddialar mahkemede somut delillerle kanıtlanamazsa çok büyük bir mağduriyetin ortaya çıkacağını belirtirken; Başbakan Erdoğan’ın damadının üst düzey yönetici olduğu Çalık grubuna kamu bankalarından teminatsız kredi sağlanarak satın aldırılan Sabah gazetesinin genel yayın müdürü Ergun Babahan, NTV’de katıldığı programda diğer konukların ağırlıklı olarak “İddialar sağlam temellere dayanmıyor” değerlendirmesine karşılık, “En azından emareler var” diyebildi.
Kaynak: Açık İstihbarat
http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=7783
Sevgi ve şiddet bir arada![]()


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla



