Türk solu demokratlaşabilir mi?
05 Ağustos 2008 12:09
Star

26 Temmuz akşamıydı. Ankara’daki ‘Darbeye Karşı Ses Çıkar’ yürüyüşünden dönüyordum. Elimde, orada aldığım Sosyalist İşçi dergisi vardı.


Darbecilerin yargılanması talebiyle ilgili manşet ilgisini çekmiş olmalı ki, orta yaşlı bir kişi, dergiye bakmak istedi. Baktı ama memnun olmadı. Söylediğine göre kendisi komünistti, aslında o da darbeye karşıydı, ‘ama...’.

‘Ama’dan sonrasını tahmin edersiniz. Biraz çakırkeyif olmasının da etkisiyle ‘siyaseten doğrucu’ sözlerin ötesine geçmesi uzun sürmedi. En son ‘ben muhtıraya karşı değilim’e kadar gelmişti.

Ayrılırken, bu ülkedeki egemen zümrenin böyle ‘muhalif’lere sahip olduğu içinne kadar şanslı olduğunu düşündüm. Ve tabii bu ülkede solda demokrasi mücadelesi verenlerin işinin ne kadar güç olduğunu da...

Yaşadığımız süreç her kesimi kendi içinde ikiye böldü. Ama solu daha kenardan böldü.

Aslında az sayıdaki partiyi, parti girişimini, dergi çevresini ve bağımsız sol/sosyalist entelektüeli dışta tutacak olursak, öteden beri Türkiye solu demokrasi dersinden sınıfta kalıyor. Ayrıcalıklı bir zümrenin oyunu alan ve çıkarlarını savunan CHP tipi ‘merkez sol’un demokrasiye mesafesini anlamak mümkün; ama sosyalist solun büyük bölümü de, sonuçta tutum olarak ona benzer bir yerde duruyor. Kendisine muhalif bir misyon biçiyor, ama çoğu kez pratikteki adalet sorununu görmüyor. Gerçek hayattaki taraflar, teorideki taraflara karşılık gelmiyorsa, sorunun önemini, hatta varlığını

Dünyada Türk solu kadar siyasi analiz fukarası başka bir sol var mıdır, bilmem. Sınıfsal analiz yapıyorum diye aşikar kötülüğe karşı çıkmayan, zalim ile mazlum arasında taraf olmayan, reel kötülükle mücadeleyi ıskalayan, onu hayali bir geleceğe erteleyen bir sol bu. Darbeler arasında ayrım yapan, bazen ondan medet uman, sonra kendisi de dayak yiyen ama yine uslanmayan bir sol. Bütün anti-demokratik rejimlerin ‘bize de böylesi nasip olsun’ diye dua edecekleri türden bir sol.

Solun niteliği gereği iyi olduğunu düşünenlerden değilim. Dünyada sosyalist solun demokratlaşması uzun bir yolun sonucudur ve bu genellikle başlangıç noktasına rağmen çatışarak, evrilerek ve değişerek demokratlaşabilmiştir. Ama başarmıştır. Öyle ki, bugün özellikle Batı demokrasilerinde insan hakları mücadelesinin bayrağı genellikle onların elindedir. Azınlıklara, kırılgan gruplara ve ihlale uğrayanlara destek de en fazla onlardan gelmektedir.

Bizde ise, kestirmeden söyleyelim, sosyalist solun ana kitlesi Baasçıdır, ittihatçıdır. Doğu Bloku yıkılıncaya kadar bu ülkedeki sosyalizmin ana akımının Stalinist olması tesadüf değildir. Stalinizm, bizdeki ittihatçı Kemalist düşünce geleneğine uygun olduğu için ana akım olabilmiştir.

Sosyalist sol, söylem düzeyinde rejime ne kadar sert muhalefet yaparsa yapsın, Kemalist önyargıları içinde taşır. Onun milliyetçiliğini örtük, kaba pozitivizmini ve din algısını açık biçimde yansıtır. Zaten ‘ulusalcılık’ türü nasyonal sosyalist sapmaların kolay zemin bulması da bundandır.

Sonuç, Rasim Ozan Kütahyalı’nın saptamasıyla, ‘Ergenekon olayına dair söylemleri Kürtler’den ve gayrimüslimlerden bir zerre destek görm[eyen]’ bir ‘etnik Türk solculuğu’dur; ‘...kimliğe dayalı sebeplerle potansiyel suçlu ilan edilmemiş, o duyguyu yaşayanları anlayamayan, devlet zihniyetinin ‘yaramazlık yaparlar ama bizim çocuklardır’ diye baktığı, bilinçaltında Kemalizmi yaşatan ama bunu inkár eden bir laik cemaatin solculuğu...

Bu haliyle onun sorunu, ideolojiden öte, bir ahlak ve vicdan sorunudur. Bütün yaşananları, ‘sermayeler savaşı’na indirgeyebilmesi de ancak böyle açıklanabilir. Ve demokratlaşmak için hareket noktası da burası; tabii eğer gerçekten istiyorsa.

Son olarak, kerameti kendinden menkul ‘sınıfsal analiz’lerle veya bütün bir insanlık durumunu ‘izah eden’ hiçbir zaman çürütülemeyecek ‘mega teoriler’le zulme ortak olanlara bir soru:

Diyelim ki haklısınız. Diyelim ki iki sermaye grubu arasındaki bir savaş yaşadığımız. Ama gözünüz kör mü ki, ortadaki kanı görmüyorsunuz? ‘Akepe’ye yarar’ diye mi? Masum insanlar öldürülürken bu ne soğukkanlı bir ‘sınıfsal analiz’ böyle. Bu ‘analiz’inizi katledilen insanların çocuklarının yüzüne karşı da tekrarlayabilir misiniz?

Ortada elbette bir savaş var. Ama ‘iki sermaye grubu arasındaki savaş’ı aşan, iki vicdan grubu arasındaki savaş

Ve birileri bu savaşı kaybediyor.
reddediyor. olmuştur. Solun insan hakları kavramıyla yakınlaşması çok zaman almış ve örneğin Stalinizmden uzaklaştığı ölçüde demokratlaşabilmiştir. Ama sonuçta sadece muhalefet ettiği sistemle değil, kendi kendisiyle de bu.
Berak ÖZİPEK - STAR


http://www.haber7.com/haber/20080805...sabilir-mi.php

Hayır bunlar değişime ayak uyduramazlar hala 1940 tan kalma kafa yapıları var bu solcuların.