Ergenekon dosyasında Kuvay-i Milliye Derneği Genel Başkanı Fikri Karadağ’a ait kurmaca belgede, Başbakan Erdoğan ile Genelkurmay Başkanı Org. Büyükanıt arasında bir gizli görüşme yapıldığı ve görüşmenin hakaretler içerdiği iddia edildi
Ergenekon terör örgütünün liderleri arasında olduğu öne sürülen Kuvay-i Milliye Derneği Genel Başkanı M. Fikri Karadağ’ın yazdığı 3 sayfalık, “Türkiye Artık Bizim Kontrolümüzde” başlıklı kurmaca yazıda, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile o dönem Kara Kuvvetleri Komutanı olan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt arasında bir gizli görüşme yapıldığı iddia ediliyor.
İddianamenin eklerinde yer alan dökümanda Karadağ, Erdoğan ve Büyükanıt arasında yaşandığını iddia ettiği dilayoglara yer veriyor.
Bu diyaloglar özetle şöyle:
Büyükanıt: Sayın Başbakan Şemdinli iddianamesi kapsamında elde ettiğimiz istihbarat TSK’ya karşı hükümetinizin ve partinizin bir komplo içinde olduğunu gösteriyor. Bana ve TSK’ya karşı tavrınızı ve YAŞ’a yönelik dış destekli oluşum tezgâhını kabul etmemizi ve sessiz kalmamızı bekleyemezsiniz. Eğer bugüne kadar TSK olarak, sorumlu paşalar birçok tepkiyi Anayasal platformda şahsınıza ve makamınıza iletmemişsek ülkemizde bir kaosa malzeme edinmekten çekinmemizdendir, ‘TSK konuştu, ekonomi çöktü’ dedirtmemek için kamuoyuna açık konuşmadık. Ama hükümetinizin ve partinizin dış destekli TSK’ya yönelik hamlelerine çok fazla seyirci kalamayız.
Erdoğan: Sayın Paşam, korkmayın ‘TSK konuştu’ diye Türkiye’de ekonomik kriz çıkmaz. Dünyanın önde gelen finans kuruluşlarıyla anlaştık. Şemdinli iddianamesinde size ve TSK’ya yönelik araştırılması gereken ne varsa araştırılacak. Türkiye artık TSK’nın kontrolünde bir ülke değil, millet idaresinin hâkim olduğu bir ülke olacaktır. TSK’da bir paşa da konuşsa ekonomide bir şey olmaz. Rockefeller gibi dünyanın en zengin, en güçlü gruplarıyla birlikte hareket ediyoruz.
Büyükanıt: Sayın Başbakan, bu üslup Türk Hükümeti’nin Başbakanı’na ait olamaz. Dünyanın önde gelen finans kuruluşları ile TSK’nın Anayasal sorumluluklarını yerine getirmesini engellemek için mi anlaştınız? Sayın Başbakan, Türkiye’ye karşı bir komplonun içindesiniz. Şemdinli’de Türk askerine karşı girişilen linç hareketinin arkasında partinizi iktidara taşıyan dış güçlerin istihbarat servisleri var. Sayın Başbakan, Şemdinli araştırılırsa TSK aklanır, ben aklanırım ama siz bu işin altında kalırsanız. Sayın Genelkurmay Başkanım, soruşturmaya gerek görmeyerek beni değil, Türk Hükümeti’nin onurunu ve haysiyetini korudu. Şayet, Şemdinli iyice soruşturulursa o işin ardından siz, sizin müsteşarınız ve sizi destekleyen dış güçler görülecekti.
Hükümetinizin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni temsil ettiğini unutuyorsunuz. Sayın Başbakan, siz Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı değil, Rockefeller’ın başbakanı olmuşsunuz.
Erdoğan: Sayın Paşam, istihbaratınız yanlış, Şemdinli’deki hadisenin ardında TSK’daki “Savaş Lordları” var.
Büyükanıt: O “Savaş Lordları”, AKP’yi iktidara taşıyanların içinde. Sizin ve partinizin arkasında “Savaş Lordları” var. Bazı müttefiklerimiz, partinizi ve sizi “Truva Atı” olarak kullanıyorlar. Siz Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin Başbakanı değilsiniz, ‘Savaş Lordları’nın başbakanısınız!
Çuval olayını Türk Silahlı Kuvvetleri’ni cezalandırmak için sizi iktidara getiren ABD içindeki güçlerle birlikte tezgâhladınız. Şemdinli hadisesini sizi iktidarda tutmaya çalışan siyonistler ve İngilizler kurguladı. Siz Türk milletine değil siyonistlere güvenen bir korkaksınız! TSK bu durumu eninde sonunda ortaya çıkaracaktır.
Erdoğan: Türkiye, bizim kontrolümüzde, TSK da benim kontrolümde. Kimi istersem onu paşa, Genelkurmay Başkanı yaparım. Biz ABD ile anlaştık, Irak’a da İran’a da Suriye’ye de birlikte operasyon düzenleyeceğiz. BOP’ta ABD bizi de ortak olarak görüyor. Sayın Paşa, Türkiye artık TSK’nın elinde değil.
Büyükanıt: Bu görüşmeyi Sayın Genelkurmay Başkanıma rapor etmek zorundayım. Sizler, gerçek Müslüman olamazsınız, sizler Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olamazsınız? Bu haliniz apaçık bir ihanet. İhanetiniz cezasız kalmayacaktır. Bu millet sahte dincilerden, sahte Atatürkçülerden, sahte milliyetçilerden, sahte demokratlardan çok çekti ama eninde sonunda hepsini cezalandırdı.
Erdoğan: Hiçbir şeye gücünüz yetmeyecek. Türkiye başka ellere geçti ve geçiyor. Her yere hâkimiz, Size tavsiyem, siz de bize katılınız.
Büyükanıt: Sayın Başbakan... Sizler gibi ihanet içinde olamam...
Erdoğan: Beni yanlış anladınız. (Ayakta Paşa’nın çıkmasını engellemeye çalışırken)... Biz Şemdinli olayında Savcı’yı cezalandıracağız. Bazı cemaatler, TSK’nın aleyhinde olabilir. Olayı onların uzantıları araştırdı.
Büyükanıt: Bu tavırlar ve yalakalıklar bir Başbakan’a yakışmıyor. Bu iğrenç ortamdan çıkıyorum, toplantı bitmiştir.
‘Yanlış yaptık’
Bu diyalogların ardından metinde parantez içinde şunlar yazıyor: “RTE, bir takım telefon konuşmaları yapar. Çok sinirlidir. ‘Birini bul, Paşa’yı teskin etsin arkadaş, çok büyük yanlış yaptık. Kim dediyse Yaşar Büyükanıt her türlü teklife açık diye bizi yanılttı, onu bana bulun, ismini verin’ emirleri ve azarları birbirini kovaladı)
Milliyet
Siz Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin Başbakanı değilsiniz, ‘Savaş Lordları’nın başbakanısınız!
Çuval olayını Türk Silahlı Kuvvetleri’ni cezalandırmak için sizi iktidara getiren ABD içindeki güçlerle birlikte tezgâhladınız. Şemdinli hadisesini sizi iktidarda tutmaya çalışan siyonistler ve İngilizler kurguladı. Siz Türk milletine değil siyonistlere güvenen bir korkaksınız! TSK bu durumu eninde sonunda ortaya çıkaracaktır.
bunlar yenilir yutulur cinsten cümleler değil, ama yenilmiş yutulmuş.
Şemdinli İddianamesi :
Savcı iddianamesi değil sanki PKK bildirisi
Aslında Van Savcısı Sarıkaya’nın iddianamesinin dili, delil ve ihbar olarak ortaya sürdüğü belgeleri ve fikir yapısı bile pek çok şeyi ortaya çıkarmaktadır. Metin son derece ideolojik bir metindir. Dili ideolojisini yansıtmaktadır. Radikal ve Gündem gazeteleri bir komisyon kursa ve iddianameyi kaleme alsalar ancak böyle bir metin ortaya çıkabilir.
Savcı Şemdinli olaylarının devletin üst düzey görevlilerinin çıkardığı bir provokasyon olduğu kanısının güçlü olduğunu vurgularken PKK bağlantılı “www.kerkuk-kurdistan.com/pdf/semzinan1105_2.pdf” internet sitesini kaynak gösterebiliyor. Yine savcının 20 sayfalık ifadesine yer verdiği Şemdinli olaylarıyla hiçbir ilgisi olmayan baş “tanık” Altındağ ifadesinde PKK’lılara milis diyor. Kendi işyerinde de “milislerin” çalıştığını kabul ediyor. İşin ilginç savcının kendisi bile bu jargonu benimseyip iddianamede yer yer terörist yerine “milis” ifadesini kullanıyor.
Yine savcının iddianamesinde ihbarlar bölümünde PKK yandaşı olduğu çok belli olan isimlerin ihbarları isimleri C.K. gibi kısaltmalarla gizlenerek veriliyor. Savcının baş tanıklarının hepsi PKK yandaşı DTP’li belediye başkanları. Hatta Şemdinli Belediye Başkanı Hurşit Tekin PKK sempatizanı olduğunu ifadesinde de gizlememektedir: “Bu olayı PKK’nın yaptığını düşünmüyorum. Çünkü PKK’nın içerisinde de yer alan insanlar bu yörenin insanıdır, bu vatanın evladıdır. Herkes bu karmaşa ortamının sona ermesini ve demokratik bir ortamın olmasını istiyor. Zirâ yapılacak etkinlik de bir barış ve şenlik günüdür. Bu günde kanımca PKK’nın böyle bir eylem yapacağını düşünemiyorum. Orada bulunan kişilerde barış istiyor, karmaşa istemiyor.” Savcının tanıklarına göre bölgede karmaşa ve terör istemeyen PKK’dır. Yine savcının ifadesine ve tanıklara göre ise illegal bir örgüt ve yapılanma olan JİTEM ve JİT (yani Jandarma İstihbaratı) ise karışıklıktan esas sorumludur.
Savcı JİTEM’in bir terör odağı olduğuna kanıt olarak ise yine PKK’nın yayın organına konuşan ve örgütün uzantısı Aram Yayınevi’nden kitabı çıkan, İsveç’te yaşayan eski PKK itirafçısı Abdülkadir Aygan’ın “itiraflarını” gösteriyor. Yanlış anlamayın, bunlar Aygan’ın devlete yaptığı itiraflar değil. PKK’nın ifadesiyle kendilerine yaptığı itiraflar. Savcı için de bunlar suç duyurusu niteliği taşıyor. PKK artık bu ülkede suç duyurusu yapabiliyor.
Savcıya göre her türlü PKK propagandası delil olabiliyor. Ancak Şemdinli’deki PKK hükümlüsü eski bombacı Seferi Yılmaz’ın dükkanına atılan el bombasının MKE yapımı standart bomba değil, Alman yapımı PKK’nın kullandığı bomba çıkması bir delil olamıyor. Çünkü “şüpheli Ali Kaya’nın savunduğu şekilde MKE yapımı el bombalarının araç içerisinden karmaşa ve karışıklık ortamında terör örgütü mensupları veya yandaşlarınca değiştirmeleri gerekeceği, bu varsayımın ise dosyadaki delil kapsamına göre gerçekleşmesi mümkün değildir.” Yani Savcı’ya göre JİTEM’in her şeyi yapması mümkün ama PKK’nın ve yandaşlarının terör ve provokasyonun baş sorumlusu olması mümkün değil. Bundan olacak ki, jandarma subaylarını linç etmeye çalışan gruptan olduğunu açıkça itiraf eden isimler bile Savcı’nın huzuruna sanık değil tanık olarak çıkabilmiş.
Savcı açıkça PKK’yı ve Türk Ordusu’nu eşitlemektedir: “Hem terör organizasyonunun eylemi, hem de buna karşı yürütülen operasyonun kendisi “toplumsal mühendislik” amacı taşımaktadır” diyerek Türk Ordusu’nu terörün esas kaynağı olarak göstermektedir. Ama zannedilmesin ki PKK’ya karşı yeni bir terörle mücadele yöntemi önerilmektedir. İşte Savcı’nın “Kürt sorununa” çözümü: “Yine belirtildiği üzere yüzyıllardır akrabalık ilişkileri içerisinde harmanlanan Suriye, İran ve Irak’taki yapılar, büyük ölçüde Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğusu ile benzerlik taşımaktadır ve etkileşim içerisindedir. Dolayısıyla bölgeye yönelik çözümlerin buraları da içine alacak bütüncül projeler üretmeksizin mümkün olamayacağı düşünülmektedir.” Savcı, PKK’nın Pankürdist “demokratik konfederasyon” programını iddianamesinde resmen dile getirmiş. Ancak ne yalan söyleyelim tam olarak Apo’nun terminolojisini kullanmamış. Kullandığı jargon 80 öncesinin azılı bölücü terör örgütlerinden “Beş Parçacılara” daha yakın.
Son olarak savcı PKK’nın K. Irak’taki şefi Karayılan’ın, “Büyükanıt çetenin başıdır, yargılanmalıdır” talimatını kendi duygusal üslubuyla dillendirdiği cümleyi seçiyoruz: “Kan ve gözyaşı üzerinden politika üreten ve menfaatlerini temin için devletin bütün mekanizmasını kullanmaktan çekinmeyen güçlerin birtakım üst makamlara gelmesi halinde ise Devletin bekası için son derece tehlikeli bir durum ortaya çıkabilir.” Burada açıkça Büyükanıt kastediliyor. Ama “devletin bekası” derken hangi devletten bahsediliyor anlaşılamıyor. Barzani’nin ABD kuklası terör devletçiği mi yoksa Apo’nun “Kürt konfederasyonu” mu?


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla



