• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
10 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    ter-m adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-06-2005
    Mesajlar
    817
    Karizma Gücü
    0

    Hatırlatmada fayda var!!!

    Orhan Pamuk’un söyledikleri,

    Roman yazdığı ve edebiyatçı olduğu söylenen Orhan Pamuk, İsviçre’nin Tagesanzeiger’le yaptığı bir konuşmada, Türkiye’de 1915-1917’de Ermenilere yönelik etnik temizlik yapıldığından ve 1984 yılından bu yana da Kürtlere kötü davranıldığından söz ederek şöyle dedi:

    “Bu topraklarda 1 milyon Ermeni, 30 bin Kürt öldürüldü ve benden başka hiç kimse bunu söylemeye cesaret edemiyor. O halde ben yapıyorum ve bu yüzden benden nefret ediyorlar.”

    Bu konuşmada Orhan Pamuk Avrupa’yı “düşünce özgürlüğü ve demokrasisi” için övüyor ama Avrupalı gazetecinin sorularına sinirleniyor ve onu da Avrupalı saymıyor!..

    “Sizi kutlarım!.. Bu söyleşide, kendimi Avrupalı değil de, bir Türk gazetecinin karşısına oturuyorum gibi hissettim.”

    İsviçreli gazeteci “kendisinin Türk’e benzemediğini” söyleyince, Pamuk “Hayır ama, bu ülkede 2-3 yıl önce hortlayan milliyetçiler gibi konuşuyorsunuz…” diyor! Yani ona göre ülkeyi sevmek ölmüş bir duygu! “Milliyetçilik” ilkesi sanki Atamızın bize mirası değil, üç beş yıllık bir fikir!

    En yukarıdaki sözü içinde (sözde soykırım hakkındaki sözleri) Avrupalı gazetecinin sağduyulu,

    “Ama siz hala konuşuyorsunuz. İlle de başınızı derde mi sokmak istiyorsunuz?” sorusu üzerine, Orhan Pamuk “Evet…” diyor!

    Başını derde sokmaya meraklı olan Orhan Pamuk’un bu sözleri Aktüel dergisinde yayımlanınca, hakkında, Yeni Türk Ceza Kanunu’nun 310-1 maddesi uyarınca 1 yıla kadar hapis istemiyle, 30 Haziran 2005 tarihinde dava açıldı. Böylece Pamuk istediğini gerçekleştirmiş oldu..

    Yalan aynı yalan sayılar şişirme!

    “Beyoğlu’nda 2 Kasım 1918’de Rumlar şenlikler yapar, Türkler elemden ağlarken Patrikhane’de mühim bir toplantı olmuştur. Burada alınan kararlara uygun olarak Aydın mebusu Emanuelis, İzmir mebusu Mimaroğlu ve Çatalca mebusu Dimitriyadis ertesi gün, üyesi bulundukları Osmanlı Devleti’nin Parlamentosu’nda, Damat Ferit’in önce temas ettiği, azınlıkların katliamı konusunu bir takrirle getirmişler, suçluların cezalandırılmasını istemişlerdir. Türkler’in bir milyon Ermeni’yi imha ettiklerini, “40 asırdan beri memleketin medeniyet unsuru” olduğunu söyledikleri Rumlar’dan 500 bininin imha, sürgün ve emlakinin de müsadere olunduğunu iddia etmişlerdir.” (16 Mayıs 1919, İstiklal Harbi Gazetesi)

    Sözde soykırım şimdi de Kürtlere yapılmış… Heyhat!

    Hrant Dink’in Söyledikleri,

    Türkçe ve Ermenice yayımlanan Agos Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, Yahudi Soykırımı ile sözde Ermeni soykırımını arasında benzerlik olduğunu belirttiği “Ermeni Kimliği Üzerine” başlıklı yazı dizisinde, 13.02.2004 tarihinde şunları yazdı:

    “Türk’ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni’nin Ermenistan’la kuracağı asil damarında mevcuttur.”
    “Ermeni kimliğinin bugünkü yapısını şekillendiren ve Ermeni kimliğinde bir tür kansorejen tümör işlevi gören asıl etken “Türk” olgusudur.”

    Bu ifadeler nedeniyle Hrant Dink hakkında, eski Türk Ceza Kanunu’nun 159. maddesi, Yeni Türk Ceza Kanunu’nun 301. Maddesi uyarınca, “Türklüğü alenen aşağılama” suçundan dava açıldı. Yargılama yapıldı ve Hrant Dink 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Ceza ertelendi…

    Elif Şafak’ın söyledikleri,

    “Baba ve Piç” adlı romanı okudunuz mu? Aylarca liste başı kaldı bu kitap… Hangi gazetenin kitap ekine baksam liste başı… Bu kadar gaz verilir mi birine? Veriliyor işte! Bu kitapta Türkleri “soykırımcı kasap” olarak gösteriyor yazar Elif Şafak:

    “Bütün akrabalarını 1915’te kasap Türkler’in ellerinde kaybetmiş soykırımzede bir sülalenin torunuyum.”

    Bu cümleden dolayı Elif Şafak’a 301. maddeden yargılandı ve suçsuz bulundu! Nasıl mı?

    “Roman karakteri bunu söylüyor, ben değil” diyerek…

    Gazi Üniversitesi’nden Prof. Dr.(!) Atilla Yayla’nın söyledikleri,

    “Amerika’nın Kurduğu Parti”nin bir gençlik kolu etkinliğinde konuşan Atilla Yayla:

    “Kemalizm gericiliğe karşılık gelir.” Dedi…

    Bir sürü tartışma çıktı, yaygara kopartıldı.. Peki sonuçta ne oldu? Hiç… Atilla Yayla hala Gazi Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır, ve profesör ünvanı yerli yerinde…

    AKP’li Belediye Başkanı Cuma Bozgeyik’in söyledikleri,

    Selanik’teki Atatürk’ün doğduğu evi ziyaretten dönerken, otobüste Atatürk ile alay ve hatta hakaret eden bu AKP’li zat ne oldu?

    Cuma Bozgeyik’in anlattığı bu fıkrayı buraya alamam. Çünkü bu yayın ilkem ile bağdaşmaz! Kalleşler kalleşlik yaptıkları yerde kalacaklar!

    Ertuğrul Özkök’ün söyledikleri,

    Hürriyet Gazetesi yazarı Ertuğrul Özkök, sanırım Türk Milleti’nin kutsal saydığı üç şeyi bilmiyor olsa gerek ki, “Üç Güzel Bayrak ve Milli Marş” adlı 8 Mart 2006 tarihinde bir yazı yazdı:

    “Türkiye’de milli marşın okullarda zorunlu olarak öğretilmesini gerektiren bir kanun var mı? Dün bu konuyu araştırdım ve olmadığını öğrendim.”

    Özkök! Kanun olmasına gerek var mı? Bu Millet’in başından geçen olayları anlatan en güzel yapıttır “İstiklal Marşı”mız ve her Türk evladının öğrenmesi gereken bir eserdir.

    Bir Milleti Millet yapan en önemli üç şey:

    • Vatan’dır
    • Bayrak’tır
    • Milli Marş’tır

    Ayrıca Milli Marş’ımız, Anayasamızın daha 3. maddesinde güvence altına alınmıştır. Siz herhalde yasaları sondan okumaya başladınız…

    Yaşar Kemal’in söyledikleri,

    Yaşar Kemal, pek çok defa Nobel Ödülü’ne aday gösterildi… Ama söyledikleri Orhan Pamuk kadar etkili olamamış ki Orhan Pamuk ödül alırken Yaşar Kemal de hava gazı almıştır…

    13 Ocak 2007’de “Gerillanın adını terörist koyduk!” diyerek PKK’yı açıkça savunan Yaşar Kemal, Türk Ceza Kanunu’na göre, ”terör ve teröristi alenen övme” kapsamında yargılanmadı… Ama söyledikleri bununla kalmadı:

    “Gerillanın adını terörist koyduk. Bundan da bir umut bekledik. Sözcükler her zaman, her koşulda değişebilir ve bir gün işe yaramaz olur.(..) Kendi halkıyla savaşan bir ülke olduk.(..) Ey milliyetçi ırkçılarımız, dünyada bir tane dostumuz varsa, o da Irak Kürtleridir.(..) Bir insana, bir halka ne yaparsanız yapın, ama onuruyla oynamayın. Bu benim gençliğimden bu yana dilimde pelesenk ettiğim bir sözümdür. Bizim yöneticiler bunun tersini yaptılar. Halka etmediklerini bırakmadılar. Yüreğim yanıyor bunları söylerken, ben bir yazarıyım çünkü bu halkın.” (Gerillanın Adını Terörist Koyduk, Hürriyet Gazetesi, 14 Ocak 2007 s.1 ve 22)

    Başkent Ankara’da Nadire İçkale’nin İçkale Oteli’nde yapılan ve DTP (Demokratik Toplum Partisi), İHD ( İnsan Hakları Derniği), ve Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir’in ön plana çıktığı “Türkiye Barışını Arıyor” adlı toplantıya, Türkiye Cumhuriyeti Yargıtay’ına bir dönem başkanlık yapmış olan Sami Selçuk da katıldı ve konuşmaları dinledi!

    Yaşar Kemal bu toplantı da böyle konuştu:

    “Binlerce çiçekli bu bahçeden bir çiçeği kopararsanız bir kokudan, bir renkten mahrum kalırsınız” dedi.

    Leyla Zana’nın söyledikleri,

    1991 seçimleri sonrası 6 Kasım Çarşamba günü TBMM’de milletvekili yemin töreni yapılıyor… Koalisyon ortağı SHP listesinden milletvekili seçilen eski HEP (-Halkın Emekçi Partisi- tescilli hainlerin örgütü PKK’nın siyasi organı olarak çalışıyordu, 1990 yılında SHP’den ayrılan 10 milletvekili tarafından Fehmi Işıklar başkanlığında kuruldu; Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılma tehlikesine karşı 1991’de adını DEP –Demokratik Halk Partisi- olarak değiştirdi) milletvekilleri “Kürtçe yemin” ediyordu…

    TBMM’ye gelen Leyla Zana, Hatip Dicle ve beş arkadaşı, PKK’yı simgeleyen renklerden oluşan yaka mendilleri, saç bandı ve PKK rozetleri taşıyorlardı!…( Erkek milletvekillerinin ceketlerinin mendil ceplerinde PKK bayrağının rengini taşıyan sarı-yeşil-kırmızı renklerden oluşan mendiller, yakalarında ise PKK rozetleri, Leyla Zana’nın başında da aynı renklerden örülmüş bir bant ve yakasında da iğnelenmiş bir mendil bulunuyordu. Hatta Diyarbakır SHP milletvekili ve Divan üyesi Sedat Yurttaş yakasında da PKK rozeti vardı.)

    Leyla Zana Genel Kurul’da İstiklal Marşı okunduktan sonra, salona girdi. Ayrıca Aykut Edibali, Alparslan Türkeş ve Necmettin Erbakan da İstiklal Marşı okunduktan sonra Genel Kurul salonuna girdiler… Leyla Zana’ya yemin sırası geldiğinde, önce Hatip Dicle kürsüye çıktı ve aynen şunları söyledi:

    “Biz ve arkadaşlarım bu metni, Anayasa baskısı altında okuyoruz!”

    Bu sözlere SHP ve özellikle ANAP sıralarından hiçbir tepki gelmedi. DYP milletvekilleri ise masalara vurularak, sürekli olarak protesto ettiler. Hatip Dicle’yi konuşturmadılar.

    Hatip Dicle, milletvekili yemin metnini iki kez okudu ve her defasında “Anayasamıza aykırı olarak” eklemeler yaptı ve yemini geçersiz sayıldı. Saat 18:14 sıralarında kürsüye gelen Leyla Zana ise “Kürtçe yemin etti ve sonunda Kürtçe slogan attı!..”

    Leyla Zana’nın Kürtçe ne dediğini kimse anlamadı. Katipler de Kürtçe bilmediği için zabıtlara

    “Leyla Zana anlaşılmayan bir dilde bazı kelimeler kullandı!” diye geçirdi…

    Tüm bunların yaşanmasının nedeni, yani bu PKK’lı teröristlerin Türk Ulusu’nun Meclisi’ne girmelerinin sebebi, SHP’nin HEP’lilerle koalisyona gitmeleridir. SHP’nin başında oturan İsmet Paşa’nın oğlu Erdal İnönü her ne pahasına olursa olsun meclise girmek istiyordu… Sonunda bu amacına ulaştı. Bu nedenle parti içindeki liderlik yarışında muhalifi Deniz Baykal’a karşı Ocak’ta toplanacak Olağanüstü Kongre’de bir tek oya bile ihtiyacı vardı. İnönü, oy kaybına uğramamak için HEP’liler ne yaparsa yapsın onlara şirin gözükmek istiyordu… Yani oy karşılığı ülkenin bütünlüğüne resmen kastediyordu!

    Leyla Zana bilindiği gibi “Bölücü terör örgütüne üye olmak ve devletin bölünmez bütünlüğünü bozmak” suçundan mahkum olmuştu…

    Ama daha önce Cumhurbaşkanı Özal’ın geleneksel yılbaşı resepsiyonlarının birincisi 8 Ocak 1992 Çarşamba akşamı Çankaya Köşkü’nde verdiği yemeğe katıldılar…

    Yani dağdaki haydut, eli kanlı teröristler meclise girmekle kalmadı, Atamızın ikamet ettiği köşke, Çankaya’ya da adım attılar!!!

    Hatip Dicle’nin söyledikleri,

    SHP’nin milletvekili Hatip Dicle, “Türkiye’yi böleceklerini” ve “bağımsız bir Kürt Devleti kuracaklarını” yurt dışında açıkları.

    Dicle, Belçika’da yayınlanan Le Libre Belgigue Gazetesi’ne verdiği demeçte,

    “1923’ten bu yana ulusal Kurtuluş Savaşı verdiklerini, Lozan Antlaşması’nın Kürdistan’ı böldüğünü, bir Kürt Kürdistan’ı olmadığını” söyledi…

    Ayrıca;

    “Türkiye’ye NATO silahı vermeyin. Türkiye NATO silahını Kürtlere karşı kullanıyor. Bu silahları Türkiye’ye vermemek lazım. Silahı sevmeyiz ama kendimizi savunmak için bizim silahlanmamız lazım. Barış ve siyasi çözümden yanayız. Türkiye’nin gelip bizimle konuşması lazım. Ben ve 21 Kürt arkadaşım, her an ölüm cezasına çarptırılabiliriz. Türkiye Parlamentosu’ndayız ama parlamentoda demokratik tartışma ortamı yoktur. Alernatif yok. Silahlı gerillayı desteklemek zorundayız.”

    Değerli arkadaşlar,

    Bunca konuşmayı bir araya derledim… Görüyorsunuz! Öylesine bir demokrasi ve ifade özgürlüğü var ki ülkemizde, herkes konuşuyor… Ama konuştuklarının cezasını çekmeye gelince nedense hep Avrupalı medeni(!) ağabeylerine sığınıyorlar, gözyaşı döküyorlar… Ceza alıyorlar AB affedin diyor…

    Teröristler Türkiye Meclisi’ne giriyor, çıkar uğruna… Ne olmuş güzelim Vatanıma? Ne yapmışlar? Bunlar gizli kapaklı olan olaylar değildir. Bunlar alenen olmuş, yaşanmış olaylardır… İşte buraya da bunları yazıyoruz ki Türk Milleti’ni hala aptal olarak görenler utansın, Millet’i cahil görenler utansın!

    Biz Türkler her devirde uygarlığa örnek olmuş bir milletiz! Dünya bizimle medeniyete ve kültüre ulaşmış! Ancak kendilerini çok ileri sayan Avrupalılar bizzat teröre destek vermişler, terör yaratmışlar, sırf para, güç uğruna dünyadaki tüm insanlığı kirli oyunlarına alet etmişlerdir! Bunun acı bilançosu ise iki Dünya savaşı ile özetlenebilir:

    Dünya Savaşı; Batılı devletlerin çıkardığı bu savaşın sonucunda 50 milyon kişi ölmüştür…
    Dünya Savaşı; Yine Batılı (sözde medeniyet abideleri) devletlerin çıkardığı bu savaşın bilançosu ise 30 milyon kişidir…
    Evet neyse yine dönelim konumuza… Ülkemiz tam bir haklar ve özgürlükler cenneti! Diğer Avrupalı Devletlerin yasalarını inceledikten sonra hayretler içinde kalmamak mümkün değil! Bizim sözde aydınlarda yukarıda saydığım kişilerin ceza almasından pek bir muzdarip! Neymiş efendim! Tam özgürlükmüş… Neymiş efendim sınırsız ifade özgürlüğüymüş… Yahu siz hiç sınırsız özgürlük diye bir şey gördünüz mü ki? Bize ilkokuldan beri kişi hak ve özgürlüklerimizin, bir başkasının hak ve özgürlüklerinin başladığı yerde bittiği öğretilmedi mi? Siz hangi sınırsızlıktan bahsediyorsunuz?

    Atatürk’e, O eşsiz kumandanın eserlerine sövmek mi ifade özgürlüğü?
    Türk’e, Türklüğe sövmek mi ifade özgürlüğü?
    Türkiye’ye, Devlet’in bölünmez bütünlüğüne, Ulusal Egemenliğe karşı çıkmak mı ifade özgürlüğü?
    Şehitlerimize, gazilerimize sövmek mi ifade özgürlüğü?
    Gece biz rahat rahat ”yan gelip yatalım” diye nöbet tutan askere, orduya, kumandanlara sövüp, teröristleri övmek mi ifade özgürlüğü?
    Terörist başlarına, bölücülere, vatan hainlerine, hükümet şakşakçılarına, Yahudi uşaklarına, ABD hayranlarına, ABperestlere ödüller vermek, veren elleri alkışlamak mı ifade özgürlüğü?
    Kahrolsun böyle ifade özgürlüğü… Olmaz olsun!

    O sizin çok övdüğünüz Avrupa Birliği Devletlerinin yasalarına bir bakalım şimdi, nedir bu ifade özgürlüğü hangi ülkede ne kadar var?

    Fransa

    Avrupa Birliği Kurucu Üyesi,

    Fransız yasaları;

    Dinci ve ırkçı nefreti ifade eden yazı yazılmasını yada halka bu yönde konuşulmasını yasaklamıştır.
    Nazi Almanya’sında Yahudi soykırımı (Holocaust) yağıldığını inkar etmeyi yasaklamıştır.
    Türkiye’nin Ermeni Soykırımı yapmadığını söylemek yasaklanmıştır.
    Kişilere cinsel tercihleri nedeniyle nefret içeren söz söyleme ve yazı yazma yada şiddet uygulama, hapisle cezalandırılacak bir suçtur.
    Hükümet, yayın ruhsatı bulunan radyo ve televizyon kanallarına bile kısıtlama getirme hakkına sahiptir.
    Devletin resmi belgelerinde ve yayınlarında, Fransızca’nın dışında bir dile ait kelimelerin kullanılması yasaktır. Ayrıca, ticari söylemlerde, yani reklamlarda da Fransızca dili dışında bir dilin kullanılması yasaktır. (Ama nedense bize gelince diğer dillerde eğitim hakkı, bilmem ne hakkıyla Türkçe yok edilmeye çalışılıyor! Devletin bakanlıkları bile İngilizce yayın yapıyor, rapor hazırlıyor. Size ilginç bir anekdot daha: Diyarbakır Belediyesi’nin Internet sayfası Türkçe, İngilizce ve Kürtçe…)
    Almanya

    Almanya AB üyesidir.

    Alman Anayasasında;

    Kişisel hakaretler ve nefret söylemleri (Volksverhetzung) yasaktır.
    Neo-Nazi propaganda ve Gamalı-Haç gibi Nazi sembollerinin kullanılması yasaktır.
    Polonya

    Polonya AB üyesidir.

    Katolik Kilise’sinin dinsel görüş duygularına hakaretin cezası ya hapse çarptırılmak yada en az bir gün gözaltında tutulmaktır.
    İrlanda

    İrlanda da AB üyesidir.

    İfade özgürlüğü, kamu düzenini ya da kamunun ahlakını bozacak ya da Devletin otoritesini sarsacak biçimde kullanılımaz.
    Vay anasını!

    Herifler de öyle bir özgürlük var ki;

    Devlet’e, Devlet’in kurucusuna/kurucularına, kurtarıcılarına sövebilirsin!
    Ülkeyi bölebilecek yayın yapabilirsin!
    Kendi milletine de sövebilirsin!
    Dilini de, kültürünü de yerden yere vurabilirsin…
    İşte o sizin hayran olduğunuz uygar(!) devletler ve yasalarındaki “ifade özgürlüğü”…

    Bizim bu yukarıda saydığımız kişilerin, Orhan Pamuk, Hrant Dink, ve Leyla Zana, ortak bir yönü var…

    Ne olduğunu merak ediyor musunuz?

    Orhan Pamuk, yukarıda belirttiğimiz sözlerinden sonra “Nobel Ödülü” aldı…
    Hrant Dink, yukarıda belirttiğimiz sözlerinden sonra Norveç Edebiyat ve İfade Özgürlüğü Akademisi tarafından 13 Ekim 2006’da “ödüllendirildi.”
    Leyla Zana, Avrupa Parlamentosu’ndan “Sakharov Barış Ödülü” aldı. (Zana’ya ödül 1995’te verilmişti ama o yıllarda hapiste olduğu için ödülü 9 yıl sonra 2004’te aldı.

    Yani Devletimizi bölmek parçalamak isteyenler ödüllendirildi! Kim tarafından?

    AB… Yani Avrupa Birliği Devleti!

    Türkiye, Avrupa Birliği’nin sanki daimi üyelik adayı… Sonu gelmez! Tam anlamıyla bitmeyen oyun!

    Yukarıda belirttiğim kişiler Avrupa Birliği’nden ödül aldılar. Peki ya diğerleri?

    Diğerleri de sıradalar… Merak etmeyin onlarda çalışmalarının karşılığını alır! Bol bol ödül var zaten hepsine yeter…

    Birde sözde Ulusalcı ve Atatürkçü geçinen bazı Cumhuriyet gazetesi yazarlarına bikaç şey söylemek istiyorum…

    Mesela Başta Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İlhan Selçuk’a!

    Orhan Pamuk’a ve Hrant Dink’e dava açıldığında, köşesinden;

    “Pamuk’un ve Dink’in cezalandırılmalarına tümüyle karşıyız” (Bir Bardak Suda Fırtına.., İlhan Selçuk, Pencere, Cumhuriyet Gazetesi, 14.10.2005) diyen Selçuk…

    Sonra yine bir Cumhuriyet Gazetesi yazarı Oral Çalışlar’a;

    “Hrant’ın mahkum olan yazısında ne söyleyip ne söylemediğini tartışmayacağım. Sonuç olarak düşüncesini söylemişti. Bu düşünceler bir kısım insanın hoşuna gitmeyebilir.”

    “Düşünce ülkemizde hala suç olmaya devam ediyor. Hala yazanlar, çizenler, konuşanlar, sırf düşündüklerini söyledikleri için yargılanmaya ve mahkum olmaya devam ediyor.” (Arkadaşım Hrant Dink, Cumhuriyet, 08.10.2005) diyerek nesnellikten çok öznel bir yaklaşımla “ifade özgürlüğünü kullanan Çalışlar..

    Fethullahçı Atatürkçü(!) Profesörümüz Toktamış Ateş’e;

    “Hrant Dink’in 6 ay mahkumiyetine yol açan yazısını okumadım. Fakat Türklüğe hakaret ettiğini hiç sanmıyorum.

    Orhan Pamuk’un o talihsiz beyanatı neden verdiğini anlayamadım. Zaten o zaman, bu konudaki “bilgi eksikliğini” vurgulamıştım. Ancak “Orhan Pamuk bazı şeyleri yanlış biliyor ve gereksiz konuşuyor.” Diyerek, Orhan Pamuk’u mahkum etmenin anlamı olduğunu da düşünmüyorum. Eğer bu ülkede düşünce özgürlüğü varsa insanların, doğru yada yanlış, her türlü düşüncelerini dile getirme özgürlüğü olduğunu düşünüyorum.” (Düşünce Özgürlüğü ve Hrant Dink” Arayış, Cumhuriyet, 11.10.2005) diyerek tam bir laf salatası yapmış olan ve söylediklerinden kendisi de bir şey anlamayan profesörümüz Ateş’e..

    Cumhuriyet’in baş yazarı Ali Sirmen’e,

    “Özgün görüşlerini savunan, gazeteci Hrant Dink 2005 yılında, Türklüğe hakaretten, 6 ay hapis cezasına çarptırıldı, cezası 6 ay ertelendi. Hrant Dink kendine özgün görüşlerin ve cesur tavırlarıyla, çok kişiye, hatta kimi zaman artık bir avuç kalmış Ermeni cemaatinin kimi üyelerine de aykırı bir insan.

    Şahsen ben, “1.5 milyon Ermeni’yi kestik” diyen Orhan Pamuk’un bu sözlerinden çok, velev ki, belgesiz ve dayanıksız olsun, bu fikri açıkladığı için kovuşturulmasını toplum için tehlike olarak görüyorum.” (Atilla İlhan’dan Hrant Dink’e Türkiye, Cumhuriyet, 13.10.2005)

    Yine bir Cumhuriyet yazarı Zeynep Oral’a,

    “Lafı dolandırıp durmayayım: Hayır, asılacağından falan değil, sırf mahkum olduğu için günlerdir Hran dink ile atıyor kalbim.

    Orhan Pamuk hakkında “Türklüğü alenen aşağılama” suçundan, üç yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.
    Evet birileri Türkiye’yi ve Türklüğü fena halde alenen aşağılıyor… Ama kim?
    Dilerim şu günlerde Hrant Dink’le ve Orhan Pamuk’la karşılaşmam… Karşılaşmam ki, özgürlüğümden utanmayayım!” (Özgürlüğümden Utanmak, Esintiler, Cumhuriyet, 16.10.2005) diyen ama diğer arkadaşlarıyla nesnel bir inceleme yapmaktansa gene öznel ve duygusal bir açıklama yapmayı yeğleyen Oral’a..

    Cumhuriyet gazetesi yazarı Vecdi Sayar’a,

    “Önceki gün, bir grup arkadaş Hrant Dink’i ziyarete gittik, Agos Gazetesi’ne. Dostluğundan her zaman gurur duyduğum Ermeni bir yurttaş, seçkin bir aydının “Türklüğü aşağılamaktan” hüküm giymesine tepkisiz kalamazdık elbette.

    Şimdi de, Orhan Pamuk benzer suçlamalarla karşı karşıya. Umarım, uluslar arası yazar örgütleri ve Avrupa Birliği’nin uyarıları etkili olur da benzer bir akıbetle karşılaşmaz Pamuk.” (Çok İşler Oldu İstanbul Şehrinde, Kedi Gözü, Cumhuriyet, 14.10.2005) diyerek Avrupa Birliği’nin zaten içişe olan ilişkilerimize daha da baskı yapmasını isteyen, tüm devletlerin yıkımlarında baş neden olan azınlıklar üzerinden siyaseti yeniden hortlatmaya çalışan şu cümlelerle Sayar’a…

    Görüyorsunuz ya, profesörler bile bu ülkede okumuyorlar, okumadıkları yazı hakkında fikir beyan ediyorlar! Böyle olmamıştır da şöyle olmuştur… Yapmaz canım, yapmaz kesinlikle! Sanki çocuklarının kötü bir işe bulaşıp, sonra haber verildiğinde “hayır benim çocuğum öyle biri değil, yapmaz kesinlikle” diye kol kanat geren ebeveynler…

    Ne günlere düştük?

    Sizler bu ülkenin “aydın” kişilerisiniz… Oturmuşsunuz size verilen “ifade özgürlüğü” denilen şeylerden yararlanıyorsunuz. Hem de teröristlerin ve bölücülerin kullandığı “ifade özgürlüğünden”…

    Yazın çizin bakalım belki size de bir “ödül” verirler…

    İstihbarat dünyasında “kuş yumurtası üretmek” diye bir deyim vardır. Diyelim ki X ülkesinde bundan 20 sene Sonra yapmak istediğiniz uzun vadeli bir operasyon var. Bu operasyon için size çeşitli provakatörler lazım ve en güvenilir provakatör kendi yetiştirdiğinizdir. Bu iş için yetenekli ama geleceği parlak olmayan zayıf karakterli bir “yumurta” bulunur.

    Mesela bu genç üniversitede devşirilir ve aşama aşama önce öğretim görevlisi daha sonrada medya parlatmaları ve şirket sponsorluklarıyla ülkede sözü dinlenen bir Profesör haline getirilir. Gerekirse tüm araştırma ve kitapları da eline hazır olarak verilir.

    Ülkedeki insanlar bu kişinin yazdığını sandıkları muhteşem eserleri okur ve ona olan saygıları artar.Böylece yumurta kuluçka aşamasını bitirmiş ve çatlayıp güzel bir kuş olma zamanı gelmiştir.

    Belirlenen zamanda bu profesör medya yoluyla müthiş radikal açıklamalar yapmaya başlar ve tüm ülkeyi karıştırır.

    Aynı anda kendisi gibi yetiştirilen diğer yumurtalarda farklı faaliyetlere girişirler. Neyse konu uzun benim yerim dar ama ilgilenenler için Doğu Bloğunun çöküş dönemine bakmalarını salık veririm.

    Bu alakasız konudan sonra gelelim Orhan beye.

    Ferit Orhan Pamuk Beyin (kimsenin bilmesini istemediği göbek adı Ferit’tir) aslında ülkesine bu kadar muhalif olmasına bir sebep yoktur. Hani fakir ve hayatını zorluklar içinde geçirmiş, içerde yatmış birisi olsa belki anlayacağım ama Orhan Pamuk sülalece aristokrat tabakasına mensuptur ve bugün eleştirdiği devletin çok ekmeğini yemiştir.

    Mesela dedesi Cumhuriyetin ilk mühendislerindendir ve özellikle Atatürk,İnönü dönemlerinde yapılan demiryolu hamlesinde büyük ihaleler alıp kısa zamanda zengin olmuştur. Oğulları bu koca servetin büyük kısmını sefahatle tüketseler de Orhan Pamuğun zengin bir hayat sürmesine yetecek kadar servet kalmıştır.

    Peki Orhan Pamukta oluşan bu sistem düşmanlığı nereden kaynaklanıyor ve acaba “yapay” bir düşmanlık mı sorularına cevap arayalım..

    Orhan Pamuğun hayatının ilk evrelerine baktığımız zaman koca bir başarısızlık olduğunu görüyoruz. 30 yaşına kadar iki okul değiştirmiş ve sırf askerliğini kısa dönem yapmak için Gazetecilik okumuş bir insan. İlk başlarda ressam olmak isterken sonra yazarlığa sarıyor. Yıllarca evinin odasına kapanarak ödüller alan ama kimsenin para vermek istemediği romanlar yazıyor. Tam artık buraya kadarmış aşamasına geldiği anda sihirli bir değnek değmiş gibi Orhan Pamuğun kitapları satmaya ve yurtdışında tanınmaya başlıyor.

    Peki bu sihirli değnek acaba nerede değmiş olabilir. Benim kanaatimce bu değneğin izini Amerika‘da sürmek lazımdır.

    Amerika’ya gitmeden önce Orhan Pamuk üzerinde derin etkileri olduğu anlaşılan birisinden bahsetmek lazım. Bu kişi Orhan Pamuğun erkek kardeşi Şevket Pamuk’tur.

    Şevket Pamuk, Orhan Pamuğun ilk dönemlerinin aksine oldukça başarılı bir insan. Amerika’da Yale, Berkeley gibi sağlam üniversitelerde ekonomi okuduktan sonra Türkiye’de bir çok üniversitede ders veren Şevket Pamuk, Osmanlı ekonomisi üzerinde tanınmış bir uzman. Kendisi pek çok yabancı üniversitede Osmanlı ve Türkiye ekonomisi üzerine dersler vermiş.

    Bu üniversitelerden en ilginci İsrail’de bulunan Negev Ben Gurion üniversitesi. İsmini İsrail’in ilk başbakanı, İsrail’in kurucularından ve hatta anarşik faaliyetleri yüzünden Osmanlı tarafından Filistin’den kovulacak kadar fanatik siyonist olan David Ben Guriondan almıştır.

    Üniversitenin derslerini MOSSAD‘ın da ilgiyle takip edip raporlar hazırlattığı bir “Ortadoğu Çalışmaları“ bölümü bulunmakta. İşte sayın Şevket Pamuk böylesine kaliteli bir bölümde (!!!) ders verebilecek kadar yetenekli bir ekonomi uzmanımız.

    Ben Gurion üniversitesinin başında 14 sene Dünya Bankası’nda çalışmış ve daha sonra bu başarılarından ötürü Rotary ve Lions klüplerinin 2000 yılının adamı olarak seçtikleri Prof.Avishay Braverman bulunmakta. Böylesine başarılı bir ekonomistin yönettiği üniversitede ekonomi dersi vermenin önemini anlamışsınızdır. İşte Orhan Pamuğun kardeşi Şevket Pamuk bu kadar değerli bir hocamız.

    Evet biz Orhan Pamuğun Amerika yolculuğuna dönelim gene.

    1985-1988 arasında tam üç sene Amerika’da kaldı Orhan Pamuk. Bu dönemde Amerika’da harıl harıl kitap yazmanın dışında çok önemli bir kursu da başarıyla bitirdi. Bu kurs Iowa üniversitesi bünyesinde verilen International Writing Program (IWP) isimli çok ilginç bir kurs.

    Kursun amacı: “Dünyanın değişik bölgelerinden gelen ve kendilerinde potansiyel görülen yazarların Amerikan hayatını tanımaları ve kitaplarını yazabilecek güzel bir ortama kavuşmaları.”

    Bu “iyiliksever” programın bünyesinde her sene 20 kadar yazar ağırlanıyor.

    İşte Orhan Pamuğun bu kurstan sonra hayatı değişti. Yani onun deyimiyle “Bir kursa gitti hayatı değişti”. Bu arada kurstan 2004 senesinde mezun olan bir başka Türkün ismi de MAHİR AKTAŞ, aklınızda bulunsun çünkü geleceği parlak…

    İnsan düşünmeden edemiyor bu üniversite bu kadar insanı çağırıp onları aylarca yedirip içirecek ve ağırlayacak parayı nereden buluyor diye.

    Cevabı basit.

    Bu yazar eğitim kursu programının baş sponsoru Amerikan Dışişleri Bakanlığı.

    Orhan Pamuğun şansı Amerika’da bundan sonra oldukça açılıyor.

    Baktığımız zaman Orhan Pamuğun Amerika’da basılan kitaplarının tamamına yakını aynı yayınevinden çıkmış. Bu yayınevi Random House.

    Yayınevinin sahipleriyse dünyaca ünlü Alman Bertelsmann yayıncılık. Bertelsman’ın kurucusu ve şu anda emekli hayatı süren dünyanın en zenginlerinden Reinhard Mohnda sihirli değnek örneklerinden. Bay Mohn İkinci Dünya Savaşı’nda general Rommelin Afrikakorps birliğinde asteğmen olarak savaşıyor. Burada Amerikalılara esir düşerek Kansasda bir esir kampına tıkılıyor. O zamana kadar kitaplara ilgi duymayan Mohn biranda kitap sever oluveriyor. Savaştan sonra komünizm tehdidi altındaki ülkesine dönen Mohn aniden bir yayınevi açarak ilahi kitapları ve dini kitaplar basmaya başlıyor. İşte Bertelsmanın kuruluşu böylesine mütevazi.

    1991 senesinde emekli olduğu zaman Bertelsmann dünyanın en büyük yayıncılarından ve kendisi de karun kadar zengin. Bu Amerikalılar asteğmen Mohn’a esir kampında ne yedirdilerse adam başarının sırrını buluveriyor bir anda. Bertelsman’ın bir diğer ilginç özelliği Doğan Holding’le 2001 senesinde Müzik piyasasına yönelik bir ortaklığa gitmeleri. Bu ortaklığın tüm görüşmeleri bizzat Aydın Doğanın kızı Hanzade tarafından yapıldı. Buna göre şu an Türkiye’de yayınlanan pek çok yabancı müzik albümü hep bu ortaklığın sayesinde Türkiye’ye ulaşıyor.

    İşte bu büyük grup Orhan Pamuğu çok sevmiş olacak ki tüm kitaplarını satsa da satmasa da ısrarla onlar basıyorlar.

    Orhan Pamuğun en büyük başarılarından biri de dünyaca ünlü IMPAC Dublin ödülünü almış olması. Bu ödül öylesine basit bir plaket değil tabii ki. Çünkü ödül jürisi “Benim adım Kırmızı” kitabını öylesine beğenmiş ki birde hediyesi olarak 115 bin dolar vermişler.

    Peki bir Türk yazarına kendisiyle aynı mesleği yapan çoğu meslektaşının hayatları boyunca bir arada göremeyeceği meblağı veren kurumun arkasındaki güç kim?

    Bu şirket ödüle ismini veren IMPAC şirketi.

    IMPAC tüm dünyada yaygın yönetim danışmanlığı hizmetleri veren bir Amerikan şirketi. Yönetim danışmanlığı adı altında güzel istihbarat hizmetleri verdiği de bilinir. Şirketin başındaki Dr James Irwin İrlanda’yı ve kitapları çok sevdiği için böylesine güzel bir ödül ortaya çıkarmış ve her sene başarılı bir yazara bu ödül veriliyor.

    Edebiyatsever dostumuz bay Irwin de çok aktif birisi. Kendisi Amerika’nın önde gelen Cumhuriyetçilerinden ve Amerikan ordusuyla arası harika. O kadar harika ki Amerikan Askeri akademisi West Point’den üstün hizmet ödülü almış.

    Orhan Pamuğa verilen ödülün sponsoru bay James Irwin “International Democratic Union” derneğinin de baş üyesi ve muhasebecisi. Bu dernek dünya çapındaki merkez sağ partileri bir araya getirmek için kurulmuş.

    Kurucuları arasında Ronald Reagan, Margaret Thatcher, Baba George Bush, Helmut Kohl ve Jack Chirac gibi önemli isimler de bulunmakta.

    Derneğin Türkiye’den de iki üyesi var. Bunlar Anavatan Partisi ve Doğru Yol Partisi. Derneğin şu anki başkanı Avustralya’nın Amerikan yanlısı başbakanı John Howard.

    James Irwin bunun dışında Washintonda bulunan “Center for Democracy” derneğinin de üyesi. Tüm dünyaya Amerikan demokrasisi getirme amacındaki bu derneğin en ilginç siması artık hepimizin tanıdığı Henry Kissinger. Kissinger dendi mi o demokrasinin nasıl geleceğini hepiniz tahmin edersiniz herhalde.

    Orhan Pamuğun otuz yaşlarına kadar odasından çıkmayan biri olarak çok büyük aşamalar kaydettiği büyük bir gerçek. Şu anda kazandığı ünün ve paranın keyfini çıkarmakla meşgul. Taksim meydanına yakın ve muhteşem boğaz manzaralı teras katında yeni eserleriyle uğraşıyor. Duvarlarında Japon edebiyatına kadar tasnif edilmiş yüzlerce kitap bulunan lüks dairesini sadece çalışma amaçlı kullanıyor ve bazen de yakın dostlarıyla yemek yiyor.

    Bu eve sık sık gelen yakın dostlardan biride Yahudi asıllı Amerikan gazetecisi Jeri Liber di. Bu şahsiyeti hafızası güçlü olanlar hatırlayacaklardır. Kurucusu olduğu insan hakları izleme komitesini temsilen Türkiye’deki insan hakları ihlallerini konu alan bir rapor yazmıştı. Sonra bu rapor kitap haline de dönüştürüldü. Bu raporda Türk ordusunun Kürtlere katliam yaptığını iddia edilmiş ve Türk ordusuna açıkça “serseriler” diye hitapta bulunulmuştu.

    Bu kitabın çevirisini yapan Ertuğrul Kürkçü ve Ayşe Nur Zarakoğlu hakkında dava açılınca Jeri Liber onlara destek vermek için hemen Türkiye’ye gelerek mahkemelere katılmıştı.

    Herhalde Sayın Orhan Pamuğun fikirlerinin oluşmasında Jeri Liberle özel teras katında yaptığı yemekli sohbetlerin büyük etkisi olmuştur….

    Pamuk roman yazarlığını bir kenara bırakıp, tarihçiliğe soyunarak bir İsviçre gazetesine, “Bir milyon Ermeni, 30 bin Kürt öldürüldü. Kimse söylemiyor, bari en söyleyeyim…” diye bir beyanat verdiğinde ise kayaya çarpmıştır. Osmanlı Ekonomisi konusunda uzman, dolayısıyla tarhini de iyi bilen ağabeyi Şevket Pamuk dururken, hiçte konusu ile alakalı olmayan Orhan Pamuk’un bu demeciyle ne yapmak istediği pek yakında anlaşıldı…

    Orhan Pamuk Nobel alan ilk Türk(!) yazar oldu…

    ALINTI...

  2. #2
    TruckTurkey adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    16-12-2007
    Mesajlar
    2,102
    Karizma Gücü
    5
    Memleketin bu yıllarını gözümün önüne getirdiğimde aklıma hep Osmanlı'nın son yılları geliyor. Gerçi her geçmişin kendine özel durumu vardır ,biri diğeriyle örtüşmez ama, bu dönemin benzerliği çok fazla.

    Bu benzerlikler üzerine birçok saptama yapabilir,eleştirebilir,bir ton laf edebilirim .

    Ama aklıma hep o yılların akibeti geliyor.Her resmi bayram törenlerinde edilen beylik lafları edenlerin ve bu lakırdıları dinleyenlerin gerçekten 1890' dan bu yana,bu ülkenin insanlarının hangi koşullarda neleri feda ettiklerinin farkında olmadığını düşünüyorum.

    Bu bizim suçumuz mu? Kısmen evet, kısmen hayır.

    İnternet üzerinde bile dolaşırken tarihi fotoğraflar ,illustrasyonlar o dönem insanının nasıl aç kaldığını,nasıl soğuklarda titrediğini ve hatta donduğunu, savaş sırasında süngüsüyle, kemiğiyle ve eti ile kutsal bildiği değerler için mücadele ettiği burda bir iki yazıyla anlatabilmek mümkün değil.

    Para yok, para olsa bile alacak yiyecek yok,hastalandın ilaç yok.Yol yok.
    Yok ta yok.

    Bu ülkenin gençleri 1980'den bu yana politikalardan uzak yetiştirildi. Liselerde,üniversitelerde aldıkları bilgiyi sorgulamadı,herşeye bir ''iş '' sahibi olabilmek gözüyle baktı ve hala da aynı şekilde bakıyor bu dünyaya!

    Her zaman düşüncelerinden hoşlanmadığımız insanlar ya da açıkça bu ülkenin insanlarına düşmanlık besleyenler olacaktır.Her ülkenin kendine göre düşmanı vardır. Şimdi onlara '' tüh kaka'' diyince sorun çözülmeyecek.

    Eğer siz sırf siyasi görüşünden ya da kişisel ilişkilerinizden ya da kişisel menfaatlerinizden ya da benzer sebeplerden dolayı sizinle birlikte yaşayan 70 milyon insanın zararına olduğunu bildiğiniz şeylere göz yumar ve hatta desteklerseniz ; '' Sizin Düşmanınız Hep Olur ''

    Güçlüyseniz ayaktasınızdır.

    Şu çok değerli şahsiyetlere gelince.
    Ben Orhan Pamuk'u niçin sevmiyorum biliyor musunuz? ''1 milyon Ermeni,30bin Kürt öldürüldü'' dediği için değil. Bu sözleri sarfettiği yerde ''Ruanda'da 800bin Tutsi, Cezayir'de bilmem kaç milyon insan,Filistin'de şu kadar İnsan öldürüldü'' demediği ya da diyemediği için sevmiyorum.

    Orhan Pamuk , ''1milyon Ermeni ve 30bin Kürt öldürüldü'' sözünü Edebiyatçı mı,yoksa Tarihçi mi,yoksa İnsani vasıflarıyla mı söylemiştir? İşte işin özü budur?
    Ama Hrant Dink'e üzülmüşümdür.O adam ''sözde soykırıma'' inanmasına rağmen, Ermenilerin ve ''soykırım kavramının'' batılılar tarafından desteklendiğini ve ''batının Türkiye ile bir hesabının olduğunu'' söyleyebilen nadir Ermenilerdendir.

    İnsanların ne söylediğinden öte çoğu zaman bunu ''niçin'' söylediği daha önemli olmuştur.

    Bu konular rant getiren konular olduğu sürece bu tip olaylar hep olur ve olacaktır da.

    Şimdi bu hikayeleri bir kenara bırakalım.
    Ben insanlara şunu sorayım.

    Gerçekten bizim için bu kadar önemli olmaya başlayan bir konuda ; bu uydurulmuş ''soykırım'' hikayesinde , kaçınız ciddi bir bilgi birikimine sahip? Kaçımız şu ''ermeni diasporasının'' tam olarak ne iddia ettiğini biliyoruz?

    Hep söylediğimiz o dış düşmanlar durup dururken başarıya ulaşmadı. Adamlar özellikle 19. yy ile birlikte tüm Ortadoğu'yu,hatta nerdeyse tüm Asya'yı karış karış dolaştılar.Nerde ne kadar Ermeni veya Rum var,ne kadar Alevi ya da Şii var,ne yerler-ne içerler,ekonomileri,yeraltı zenginlikleri nelerdir,hepsini öğrendiler.

    Biz 21.yy da sabah programlarında bacımızı izliyoruz , yeni peydahlanan dünya sosyo-ekonomilerinden bihaber tarikat şeyhlerimizin ne dediklerini pür dikkat dinliyoruz. ''Kemalizm'' ya da ''milliyetçilik'' laflarını ağzından düşürmeyen ama hiçbir sosyal ekonomi politikası olmayan insanların peşinden gidiyoruz.

    21.yy da bu düşünce sistemleriyle mi rekabet edeceğiz. Bu şekilde ancak ''amele '' olunur.


    Soykırım Propagandacılarına Kriz Geçirten Site
    Linke Tıklayın
    Armenian Genocide Photos

  3. #3
    eli_f adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    13-06-2008
    Mesajlar
    560
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı ter-m tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Orhan Pamuk Nobel alan ilk Türk(!) yazar oldu…
    Bu tümcenizle Orhan Pamuk'un davranışlarını net bir biçimde belirtmişsiniz; özellikle de "Türk(!)" sözcüğü ile...
    "Biz doğrudan doğruya millet severiz ve Türk Milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu toplulugun fertleri ne kadar Türk Kültürüyle dolu olursa, o topluluğa dayanan cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur."
    M. Kemal ATATÜRK

    °••[Bye Bye Türkçe Birligi]••°

  4. #4
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    03-04-2008
    Mesajlar
    2,946
    Karizma Gücü
    0
    zaten kim İslam dinini veya yaşadığı ülkeyi yeren bir şey yazarsa batıda bu durum şişirilir ve suni olarak edebiyat şaheseri gibi tanıtılıp ödüllendirilir..

    orhan Pamuk, Yaşar kemal, salman rüşdi ve niceleri..

  5. #5
    eli_f adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    13-06-2008
    Mesajlar
    560
    Karizma Gücü
    0
    Güzel söylemişsiniz.İşleri bu değil mi zaten...Ustaca yapıyorlar.
    "Biz doğrudan doğruya millet severiz ve Türk Milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu toplulugun fertleri ne kadar Türk Kültürüyle dolu olursa, o topluluğa dayanan cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur."
    M. Kemal ATATÜRK

    °••[Bye Bye Türkçe Birligi]••°

  6. #6
    istemi yabgu adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-09-2007
    Mesajlar
    1,756
    Karizma Gücü
    0
    Bu adamlar zamanında Hitler'i Nobel Barış Ödülü adayı(1938'de) yapmışlardı. Neden kaale alıyoruz ki? Orhan Pamuk yazarmış, tamam görürsek söyleriz.
    Bu mesaj en son " 06.08.08 " tarihinde saat 02:17 itibariyle istemi yabgu tarafından düzenlenmiştir...
    EY MENIM TÜRK HALGIM, ÖZÜNE DÖN! ÖZÜNE DÖN! VE SEN BÖYÜK OLURSAN!

    Ebulfeyz Elçibey 1938- ....

  7. #7
    Ali Cengiz adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    24-02-2006
    Mesajlar
    1,061
    Karizma Gücü
    0
    15 - 20 yıldır yeni tip insanlar yetiştiriyoruz.
    Yep yeni ve epeski …
    Bu yeni tiplerin milli görevi daha cok millik ve daha cok gerginlik.

    Bu yeni tiplerde yetmezse asil soyumuzu dedikodulardan korumak icin kanunlar cıkardık.
    Yeni Türk Ceza Kanunu 310 gibi.
    Dedikodulardan ne kadar korkar olmuşuz.
    Hic yakışmiyor 5000 yılık şanlı tarihimize!

    Bu memlekte eskiden bir aydın kesmi vardı.
    Ama coğu sonunda susuturldu yada kendisi susutu!

    " Elimde değil susamıyorum " diyenlerde Vatan haini ilan edilip
    ya sokak ortasında kurşuna dizildi, ya arbasına bomba kondu , yada linc edildi.

    Bir coğuda memleketi terk etdi.

    Tek sucları dedikodu !

    "Gayri gider oldum gardaşlar
    Ve de kız kardaşlar
    Gayri haram bu can bana
    Bu toprak damlar bu yollar bana
    Bu sevdalar bu ağaçlar haram bana
    Oğul uşak birde karım
    Kurt bana hastir çeker
    Yılan bana çiyan bana
    Hastir ceker yılan bana
    Lan kardaş bu nasıl yara
    Lan kardaş bu nasıl yara

    Kanar her yerimden
    Dövülmüşüm, sövülmüşüm, kovulmuşum ben

    Hastir çekilmişim yani kendi öz yurdumdan
    Çeker giderim..."
    Nerede çok fazla gurur varsa orada utanma ve aşağılanmanın hayaleti dolaşır.

  8. #8
    HAMZA... adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    09-02-2007
    Mesajlar
    5,134
    Karizma Gücü
    7
    Şu çok değerli şahsiyetlere gelince.
    Ben Orhan Pamuk'u niçin sevmiyorum biliyor musunuz? ''1 milyon Ermeni,30bin Kürt öldürüldü'' dediği için değil. Bu sözleri sarfettiği yerde ''Ruanda'da 800bin Tutsi, Cezayir'de bilmem kaç milyon insan,Filistin'de şu kadar İnsan öldürüldü'' demediği ya da diyemediği için sevmiyorum.
    Meselenin özü budur. Entellektüelizm dediğimiz değiş tonton davranışları bir kişi üzerinde ancak bu kadar şık durabilir. Osmanlı tarihinde sanki her şey aksamışta, dünyada her şey yolunda gitmiş. Bu açmazlar içindeki Pamuk, üç kuruşluk Nobel için onurunu satmıştır. Yoksa tarihi gerçeklerden Orhan'ında maalesef haberi yok. Ona söyletilmek isteneni söylemiştir o kadar. Fransızların Cezayir'de, Amerika'lıların kızılderili'lere yaptığı vahşeti anlatsaydı bu ödülü alabilirmiydi. Popilistlik yapmış yalakalığın etek uçlarında o kadar
    HAMZA...


    Son Ağaç yıkıldığında, Son Nehir kuruduğunda, Son Balık öldüğünde,son Çiçek solduğunda paranın yenmeyeceğini öğreneceksiniz (Kızılderili Atasözü)



    TÜRKYAŞAM
    FENERBAHÇELİLE

    Hep DESTEK
    Tam DESTEK!!




    NE KADAR BİLİRSEN BİL, SÖYLEDİKLERİN KARŞINDAKİ KİŞİNİN ANLADIĞI KADARDIR. (HZ. MEVLANA)

  9. #9
    eli_f adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    13-06-2008
    Mesajlar
    560
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı istemi yabgu tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Bu adamlar zamanında Hitler'i Nobel Barış Ödülü adayı(1938'de) yapmışlardı. Neden kaale alıyoruz ki? Orhan Pamuk yazarmış, tamam görürsek söyleriz.
    Haklısınız.
    "Biz doğrudan doğruya millet severiz ve Türk Milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu toplulugun fertleri ne kadar Türk Kültürüyle dolu olursa, o topluluğa dayanan cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur."
    M. Kemal ATATÜRK

    °••[Bye Bye Türkçe Birligi]••°

  10. #10
    endless~ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-12-2007
    Mesajlar
    1,347
    Karizma Gücü
    5
    bigün beni sinir eden bi ermeni olursa söz hatırlicam
    Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey,
    Dünyanın en güzel sesinden
    En güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...
    Fakat artık ümit yetmiyor bana,
    Ben artık şarkı dinlemek değil,
    Şarkı söylemek istiyorum.

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •