Piyasaları sarsan fonlar, şimdi fakirin sofrasına el uzattı
Uluslararası piyasalarda meydana gelen dalgalanma ve kriz, topladıkları paraları kullanarak yatırımcılara yüksek getiri sağlamayı taahhüt eden hedge fonlarını hedefe oturttu. Petrol fiyatlarının 120 dolara çıkmasının, altının onsunun 1.000 doları görmesinin müsebbibi olarak gösterilen bu fonlar gıda fiyatlarına da el attı. Yaptıkları yüklü alımlarla pirincin uluslararası piyasalardaki fiyatının 300 dolardan 1.000 dolara çıkmasına yol açarken tahıl, süt ürünleri, et, şeker ve yağ fiyatlarının bir yılda yüzde 57 yükselmesine sebep oldu. Zaman Gazetesi, ani giriş ve çıkış yaparak piyasaları dalgalandıran hedge fonları masaya yatırdı.
Dünya bir süredir hedge fonla oturup hedge fonla kalkıyor. Yatırım enstrümanlarını yüksek kâr elde etmek uğruna altüst etmekten çekinmeyen bu fonlar için 'piyasanın çekirge sürüleri' ya da 'köpekbalıkları' benzetmesi yapılıyor.
Hedge, 'yüksek riskli yatırım fonları' şeklinde tercüme edilse de aslında riski çok seviyor. Başında iyi eğitim almış, kârlılığı artıracak her yolu mubah sayan, alacağı primi yüksek tutmak için agresif hareketler sergileyen yöneticiler yer alıyor. Diğer fonlar gibi sınırlamalara tabi olmadan portföyünü oluşturup yönetebildikleri için daha fazla risk üstlenebiliyorlar. ABD ve Avrupa ülkelerindeki düzenleyici kurumlar klasik yatırım fonlarına uyguladığı denetlemeleri hedge için yapamıyor. Ham petrolün varil fiyatının 120 dolara fırlamasından altının onsunun 1.000 dolara tırmanmasına kadar uzanan bir dizi olayı tetiklediği ileri sürülen fonların şimdiki hedefi ise gıda ürünleri. 2,1 trilyon dolara hükmeden bu fonlar, pirincin uluslararası piyasalardaki fiyatının 300 dolardan 1.000 dolara çıkmasına sebep oldu. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO)'ne göre fonların yaptığı büyük hacimli alımlar yüzünden tahıl, süt ürünleri, et, şeker ve yağ fiyatları bir yılda yüzde 57 arttı. Zaman, 1997 Asya krizi ve 1998 yılında Rusya'yı iflasın eşiğine getiren bunalımın müsebbibi olarak da gösterilen hedge fonları ma-saya yatırdı.
Dünya piyasalarını kasıp kavurdular şimdi de fakirin sofrasına el uzattılar "... Bunlar (hedge fonlar) çekirge sürüleri gibi hareket edip Alman sanayiini, şirketlerini ve istihdamını yiyip bitiriyorlar." Bu sözler Almanya Başbakan Yardımcısı ve Çalışma Bakanı Franz Müntefering'e ait. Alman Borsası'nı yönetirken hedge fonların baskısı yüzünden istifa etmek zorunda kalan Werner Seifer'ın bu konudaki yaklaşımı ise daha sert: "Bu fonlar Alman ekonomisinin kalbine kadar iniyor ve parçalıyorlar." Almanya'nın, yani dünyanın üçüncü büyük ekonomisinin bürokratlarını endişeye sevk eden hedge fonlar, son dönemde meydana gelen tüm fiyat hareketlerinin kaynağı olarak gösteriliyor. Ham petrolün varil fiyatının 120 dolara fırlamasından altının onsunun 1.000 dolara tırmanmasına kadar uzanan bir dizi olayı tetiklediği ileri sürülen bu fonların son dönemdeki hedefi ise gıda ürünleri. 2,1 trilyon dolara hükmeden bu fonlar o denli güçlü ki, çok değil, bundan birkaç ay öncesine kadar tonu 300 dolar civarında olan pirincin uluslararası piyasalardaki fiyatının 1.000 doları bulmasına sebep olabiliyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO)'ne göre bu fonların yaptığı büyük hacimli alımlardan ötürü tahıl, süt ürünleri, et, şeker ve yağ fiyatları Mart 2008'de bir yıl önceye göre yüzde 57 arttı. Hedge fonların günah defterinde yazılı olanlar sadece bununla sınırlı değil elbette. 1997 Asya Krizi ile 1998'de Rusya'yı iflasın eşiğine getiren bunalımın altında da onların imzasının olduğu düşünülüyor. Tıpkı bir dönem Asya ve Avrupa steplerine sinen 'Moğol korkusu' gibi kendilerinden önce ölümcül şöhretlere ulaşan bu fonlar, tabii olarak artık uluslararası toplantıların da ana gündem maddesini oluşturuyor. Avrupa Merkez Bankası'nın geçen yıl yayımlanan 'Finansal İstikrar Raporu'nda, dünya ekonomisinin karşı karşıya kaldığı en büyük tehlikelerden birisi olarak tanımlandılar. Yine geçen yıl düzenlenen G-7 Zirvesi'nin gündeminde baş sıraya oturmayı başaran 'hedge fonlar', gizemli yapıları ve inanılmaz hareket kabiliyetleriyle artık sadece ekonomi bürokratlarının değil, devlet başkanlarının da korkulu rüyası haline geliyor. Hakkında bu kadar çok şey söylenen hedge fonlarla alakalı cevap bekleyen çok sayıda soru var. Bu soruların ilki ve de en önemlisi "Nedir bu hedge fonlar?" olurken ikinci olarak "Bu fonları kimler yönetmektedir?" sorusu akla gelmektedir. Ve tüm bunlardan daha da önemlisi "Bu fonların amacı nedir?" Riski seven zenginlerin tercihi Bütün bu sorulara cevap verebilmek için önce 'hedge fonları' tanımlamak gerekiyor. Piyasa uzmanları tarafından, "Genel anlamda hem kısa hem de uzun vadeli pozisyon alarak ve çeşitli enstrümanları kullanarak yüksek getiri sağlamayı taahhüt eden fonlar." olarak tanımlanıyorlar. Adını 'hedge' kelimesinden, yani 'riskten korunmak'tan alan bu fonların izlediği yatırım stratejisi ise adıyla çelişen bir görüntü çiziyor. Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) uzmanlarının Türkçeye, 'yüksek riskli yatırım fonu' olarak çevirdiği bu fonlar, gerek kuruluş, gerek işleyiş ve gerekse para kazanma yöntemleriyle bilinen fonlardan oldukça farklı. Genelde 1 milyon doların üzerinde parası olan yatırımcıları kabul eden bu fonlara para yatırmak için belirli bir gelir düzeyinin üzerinde olma şartı aranıyor. Tıpkı bankalar gibi kendilerine emanet edilen paraları kullanarak yatırımcılara yüksek getiri sağlamayı taahhüt ediyorlar. Yatırılan paranın bir süre (en az bir yıl) içeride tutulmasını zorunlu kılıyorlar. Yüksek kazanç sağlamayı vaat eden bu fonlara asgari anaparanın yüzde 1'i düzeyinde komisyon ödeniyor. Yani 1 milyon dolar yatıran bir yatırımcı, bu paranın 10 bin dolarını peşinen fon yöneticilerinin hesabına yatırıyor. İkinci olarak, bu fonların büyük bir bölümü 'vergi cennetleri' olarak bilinen Cayman Adaları, Bermuda, Chanel Adaları, Bahamalar, Lüksemburg gibi ülkelerde kurulduğu için off-shore bankacılıkta olduğu gibi kazancın vergilendirilmesi noktasında da ciddi avantajlar sunuyor. Üçüncüsü bu fonlarda hesabı bulunan müşteriler genelde özel insanlardır. Bundan ötürü fonlar çoğu zaman gizemli bir yapıya sahiptir. Yani bu fonlarda kimin parasının olduğu çoğu zaman cevap aranmayan bir sorudur. Dünyadaki tüm piyasaları yakından izleyen ve tüm piyasalarda boy gösterebilen bu fonların aslında çok fazla personeli yoktur. Ortalama 10 kişinin çalıştığı bu fonların kurulması, çok fazla tecrübe de gerektirmiyor. Dolayısıyla bir hedge fonun başarısı önemli ölçüde yöneticisinin bilgi, beceri ve tecrübesine bağlı. Fon yöneticilerinin büyük bir bölümü gelirlerini aldıkları kâr paylarından sağladıkları için şirketlerin kârlılıkları hayati öneme sahip. Bu yüzden normal yatırım fonlarının almak istemeyecekleri riskleri almaktan asla çekinmemektedirler. Ellerinde 2,1 trilyon dolar var Bugün fonların denetimi altındaki para miktarının 2,1 trilyon dolara ulaşması, piyasadaki etkilerinin daha çok hissedilmesine sebep oluyor. Bu durum onları hem belirsizlik kaynağı, hem de finansal yatırımcıların rehberi haline getiriyor. Diğer yatırımcılar açısından da kılavuz haline gelen bu fonların küresel finansal mimarideki rollerinin artması ekonomi kurmaylarını düşündürüyor. Bir bankacı, tedirginliğin sebeplerini şu sözlerle izah ediyor: "Hedge fonların kural dışı çalışmaları ve şeffaf olmamaları bunları yönetenlere, gerçek varlıklarının çok üzerinde alım satım yapma, sınırsız borçlanma ve riske girme imkânı veriyor. Yine bu fonların hem spekülasyon hem de manipülasyona dönük hamleleri faiz, döviz gibi unsurlarda ani fiyat hareketlerinin yaşanmasına neden oluyor. Spekülasyon ileriyi görmektir. İleride olacakları tahmin ederek risk almaktır. Manipülasyon ise ileride olacaklara yön vermektir. Yani ileride olacakları, menfaat sağlamak için zorla değiştirmektir. Fiyat dalgalanmalarının arkasında ise önemli oranda manipülasyon yatmaktadır." YARIN: Merkez, hedge fonlara karşı döviz rezervini fazla tutuyor
Merkez bankalarının kâbusu haline geldi
Eski Merkez Bankası Başkanı Yaman Törüner, hedge fonların birçok merkez bankası başkanı için artık bir kâbus haline gelmeye başladığını ifade ediyor. "Bu fonların yüksek hareket kabiliyetleri, merkez bankası başkanlarını tedirgin ediyor." diyen deneyimli bankacının tespitleri şöyle: "Bugün sıcak para adını verdiğimiz yatırımların büyük bir bölümünü hedge fonlar oluşturmaktadır. Bu yüzden malî piyasalarında büyük miktarda hedge fon bulunan ülkeler, ister istemez muhtemel çıkışlara karşı kasalarında yüksek düzeyde döviz rezervi tutuyorlar. Bugün IMF ile yürütülen programın görünmeyen ayaklarından birisi de budur. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, muhtemel bir çıkışın önüne geçebilmek için yüksek düzeyde döviz rezervi bulundurmaktadır." Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Başkanı Tevfik Bilgin'in tespiti de bu yönde: "Bu fonlar köpekbalıklarına benziyorlar. Köpekbalıkları hareket etmediklerinde nasıl dibe çöküyorlarsa bunlar da güçlerini hareketlerinden alıyorlar. Bu yüzden kolay çıkış yapabileceklerine inandıkları borsa ve devlet kâğıtlarını tercih ediyorlar." Merkez Bankası'nın elinde bulunan araçların bu fonların ani çıkışlarını önleme noktasında yetersiz kalabileceği uyarısında bulunan Bilgin, bu konuda uluslararası bir alarm mekanizması kurulmasını öneriyor.
Fazla getiri elde etmek için fiyatları suni olarak yükseltiyorlar
Fatih Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr Vildan Serin, hedge fonların 1990'lardan sonra hız kazanan malî küreselleşmenin bir ürünü olduğunu ifade ediyor. Serin, 1990'lardan itibaren finansal küreselleşmenin hız kazanması ve paranın dolaşım hızının artmasının, bu fonlara ilgiyi artırdığı görüşünde: "Bu dönemde Batı piyasalarının ciddi anlamda istikrara kavuşması ve getirilerin düşmesi, fon sayısının patlamasına sebep oldu. Batılı zenginlerin, riskli ama getirisi çok yüksek bu fonlara akın etmesiyle hedge fonların hem büyüklükleri hem de kontrol ettikleri miktarlar artmaya başladı. Bu da ortaya yeni bir sorun çıkardı. Rekabetin artmasıyla birlikte fon toplamak giderek zorlaştı ve hedge fonları yöneten büyük oyuncular, yüksek getiri vaadini karşılayabilmek için spekülasyondan manipülasyona kaymaya başladı." Serin'in açıklamalarını rakamlar da teyit ediyor. Büyümesi ve gelişmesi özellikle 1990 sonrasında hız kazanan hedge fonların bu tarihte toplam büyüklüğü sadece 39 milyar dolardı. Bu rakam beş yıl sonra 186 milyar dolara ulaştı. 2000 yılına gelindiğinde ise 491 milyar dolara fırlayan fonların, 2005 sonunda ulaştığı büyüklük ise 1 trilyon 105 milyar dolar. Zira yine 1990 yılında 610 olan fon sayısı kötü yönetildiği için batan yüzlerce fona rağmen 1995'te 2 bin 383'e fırlamıştı. Finansal piyasalarda ciddi dalgalanmaların yaşandığı 90'larda kurulan fonların büyük bölümü tasfiye olmasına rağmen, yeni fonların kurulması sayesinde 2000 yılına gelindiğinde fon sayısı 3 bin 873'e yükseldi. Hedge Fund Research tarafından hazırlanan raporlara göre, 2005 sonu itibarıyla dünya üzerinde 8 bin 661 fon faaliyetteydi. Bu rakam, geçen yıl sonu itibarıyla ise 9 bin 500'e ulaştı.
Hedge Fund Intelligence'ın 2007 Ocak verilerine göre, son yıllarda bireysel ve kurumsal yatırımcılar arasında daha popüler hale gelen bu fonların büyüklüğü önceki yıla göre yüzde 30 artarak 2.08 trilyon dolara ulaştı. Fon sayısı aynı dönemde 10 bin 500 olduğu tahmin ediliyor. KPMG Peat Marwick ve RR Capital Management Corp. tarafından yapılan analizlere göre önümüzdeki 7 yıl içinde fon sayısı 25 bine ulaşırken, toplam fon büyüklüğü de 6 trilyon doları aşacak.
Türkiye, hedge fonlar için yolgeçen hanı
Ani giriş çıkışlarla piyasaları altüst eden hedge fonların Türkiye'deki hacmi tam olarak bilinmiyor. Çünkü, bunlarla ilgili hiçbir kayıt tutulmuyor. Uzmanlar, Merkez Bankası ile BDDK'nın, ortak bir izleme birimi kurup bu fonları yakın takibe alması gerektiği görüşünde.
Uluslararası piyasaları kasıp kavuran hedge fonlar, son yıllarda Türkiye'de de tartışılmaya başlandı. Kasım 2000 ve Şubat 2001 krizlerinin tetikleyicisi olduğu söylenen bu fonlarla ilgili tartışmalar Haziran 2006'daki büyük çıkış zamanında alevlendi. O dönemde ülkeden çıkan yaklaşık 11 milyar doların büyük bölümünün hedge fonlardan oluştuğu kamuoyuna yansıdı. Bir Merkez Bankası yetkilisi, 'sıcak para' olarak tanımlanan portföy yatırımlarının çok önemli bir bölümünü oluşturan bu fonların ani giriş çıkışlarının ülke ekonomisine büyük zararlar verdiğini ifade ediyor. Aynı yetkili, temel amacı para kazanmak olan bu fonların kesilmeyen iştahlarının politik karar vericileri baskı altına aldığına dikkat çekiyor: "Bu fonların amacı kriz çıkarmak değil, para kazanmaktır. Ama bunun için spekülatif hareketlerin dışında manipülasyona dönük hareketlerde de bulunmaları onları tehlikeli kılmaktadır." Türkiye'nin ekonomik anlamda fay kırıklarını çok iyi bilen uluslararası fonların bundan faydalanmak için bir dönem ciddi hareketler yaptıklarını aktaran yetkiliye göre bugün bu anlamda ciddi bir tehdit bulunmuyor. "Ekonomik temel dinamikler güçlü olduğu müddetçe spekülatörler bir şey yapamaz. Bu yüzden de bu tür hareketler Haziran 2006'dan bu yana pek yapılmıyor." diyen yetkiliye göre, bugün hedge fonların hükümet üzerinde ciddi bir baskı gücü bulunmuyor. Aynı yetkili, Türkiye'deki toplam hedge fon sayısının ve büyüklüğünün sorulması üzerine, bu sorunun muhatabının Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) olduğunu ifade ediyor. Ancak bu kurum yetkililerinin konuyla ilgili açıklaması oldukça şaşırtıcı: "Türk malî piyasalarında faaliyet gösteren hedge fonlarla alakalı herhangi bir kayıt tutulmamaktadır. Çünkü bunu kurula kaydettirmek zorunda değiller. 32 sayılı kanun çerçevesinde bize herhangi bir bildirimde bulunma mecburiyeti bulunmuyor. Yurtdışından bir aracı kurum aracılığıyla ülkemize gelen herhangi bir fonun içinde olabilirler."
Kayıt mecburiyetinin olmamasına karşın fonların genelde bilindiğini söyleyen bir üst düzey banka yöneticisi ise bu konuda şu bilgileri veriyor: "Sıcak paranın yaklaşık 30-35 milyar dolarlık bölümü hedge fonlardan oluşuyor. Merkez Bankası ile Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, ortak bir izleme birimi kurup bu fonları yakın takibe alabilir. Hatta anladığımız kadarıyla 74 milyar dolarlık döviz rezervi tutulmasının altında da bu yatıyor." Banka yöneticisine göre, AK Parti hükümeti bu konuda sadece güvenlik önlemleri almaya çalışmamalı, aynı zamanda bu fonlara yön veren uluslararası yatırımcılarla da diyalog kurmalı.
Denizbank Başekonomisti Dr. Saruhan Özel ise fonların, sermaye ihtiyacı duyan Türkiye açısından avantajlar ve dezavantajlar sunduğunu belirtiyor. "Bu fonlar girerken ortalığı çok cazip hale getiriyor. Ancak çıkarken de aşırı tahribata sebep oluyor. Hatta bugün Merkez Bankası'nı korkutup gereksiz yere faiz artırtan bile hedge fonların son 3 aydaki döviz talebidir." diyen Özel'e göre hedge fonlar Türkiye'den değil, yurtdışından ve off shore piyasalardan alım satım yapıyor. Neyi nasıl yaptıklarını göstermedikleri, gizledikleri için Türkiye'deki sıcak para içinde bu fonların ne kadar payı olduğunu kestirmek mümkün değil. Meseleye sadece piyasaların güvenliği açısından da yaklaşmamak gerekiyor. Fortis Portföy Yönetimi Genel Müdürü Alp Keler, hedge fonların özellikle mali piyasaların derinleşmesinde büyük katkı sağladığını düşünüyor: "Bu fonlar bizim gibi ülkeler açısından ciddi bir kaynak. Riskleri var mıdır? Evet, hareket kabiliyetleri fazla olduğu ve risk iştahları yüksek olduğu için bazı riskleri vardır, ama piyasalarımızda türev araçlar yeterince gelişmediği için bizim açımızdan fazla risk oluşturdukları söylenemez."
Ortadoğu'nun en önemli fonlarından birisi olan Abraaj Capital'in Türkiye İcra Direktörü Selçuk Yorgancıoğlu da Türkiye'nin sermaye açığını önemli oranda dış kaynak transferi yoluyla karşıladığına dikkat çekiyor. Halka açık birçok şirkete yatırım yapan bu fonların piyasanın derinleşmesine olumlu katkı sağladığını dile getiriyor. Yorgancıoğlu, "Bu fonların çıkacağı endişesiyle Merkez Bankası'nın yüksek rezerv bulundurması gerekiyor mu? Evet, gerekiyor. Fonların burada bulunma amacı sadece para kazanmaktır. Ama Türkiye'de sermaye sorunu yaşayan şirketlere hem doğrudan hem de hisse senedi alarak yatırım yapan bu fonlar, aynı zamanda ekonominin büyümesine ve derinleşmesine dev katkı sağlamaktadır." diyor. Yaşanan son küresel çalkantı sonrasında tüm dünyanın bir suçlu arayışına girdiğini kaydeden Yorgancıoğlu, sorunun sadece fonlardan değil, sistemin bizzat kendisinden kaynaklandığının göz ardı edilmemesi gerektiğinin altını çiziyor.
Türkiye'de emekleme aşamasında
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), 'serbest fonlar' olarak tanımladığı hedge fonların Türkiye'de de kurulmasına izin verdi. Dünyadaki uygulamaların aksine SPK denetiminde kurulan ve dolayısıyla tamamen kayıt altında faaliyet gösteren bu fonları ilk olarak Garanti Bankası ve İş Yatırım hayata geçirdi. Garanti Portföy Genel Müdür Yardımcısı Sinan Akıman, Türkiye'deki fonları diğer hedge fonlardan ayıran en büyük özelliğin 'şeffaflık' olduğunu vurguluyor: "SPK'nın bütün süreçleri yakından izlemesi, yatırımcılar açısından da büyük bir güvence olacaktır." Fonlara ayda bir kez fiyat açıklama mecburiyeti getirmenin yanı sıra yatırımcılarla alakalı sınırların da net çizilmesi, güven duygusunun pekişmesini sağlıyor. Üst kurul, bu fonlara yatırım yapacak yatırımcıları 'nitelikli yatırımcı' olarak tanımlıyor. 1 milyon yeni lira ve üzerine sahip kişi ve kuruluşların yatırımcı olabileceğinin belirtilmesi, risklerin de azalmasını sağlıyor. Yatırım fonları, emekilik fonları, aracı kurumlar ve bankaların yanı sıra gerçek kişiler yani parası olan sıradan vatandaşlar da bu fonlardan faydalanabiliyor. Türkiye'nin iki önemli finansal kuruluşunun attığı bu adımın kısa zamanda diğer şirketler tarafından da benimsenmesi ve piyasadaki şirket sayısının kısa zamanda artması bekleniyor.
İlk hedge fon 1949'da Amerika'da kuruldu
Tarihte, ilk hedge fonun Alfred Winslow Jones'un 1949 yılında New York'ta 'A.W. Jones & Co.' adıyla kurduğu fon olduğu kabul ediliyor. 100 bin dolarla kurulan bu fon, başlangıçta ortaklık şeklindeydi. Jones, yatırımcıları etkilemek için fondan yönetim ücreti almamış ve performansın yüzde 20'sini alan bir ücret belirlemişti. 1955-1965 arasında dolar bazında yüzde 670 getiri sağlayan Jones'un fonu, 1966 yılında Carol J. Loomis tarafından yazılan bir makale ile gündeme oturdu. Bu makaleden sonra hedge fonların sayısında ciddi bir artış gözlendi. Carl Jones 1964 yılında 'City Associates'i, Barton Biggs ve Dick Radcliffe 1965 yılında 'Fairfield Partners'ı, Warren Buffett 1956 yılında 'Buffett Partnership'i, Walter J. Schloss 'WJS Partners'ı ve George Soros daha sonra Quantum Fonu'na dönüşecek 'Double Eagle' hedge fonunu bu dönemde kurdu.
Kuyuya taşı ilk o atıyor
Hedge fonlar denilince akla gelen ilk isimlerden birisi de George Soros. Asıl adı György Schwartz olan ve 12 Ağustos 1930'da Yahudi bir ailenin çocuğu olarak Macaristan'ın başkenti Budapeşte'de dünyaya gelen Soros, 1969'da dünyanın önde gelen yatırım fonlarından birisi olarak kabul edilen Quantum (Kuantum) Fonu'nu kurdu. Fon ile 1992'de İngiltere Merkez Bankası'nı devalüasyona zorladı. 10 milyar dolarlık bu mali operasyondan bir gecede 1 milyar dolar kazandı. 1997'de yaşanan Asya krizinde de onun parmağı olduğu iddia edildi. George Soros'un bugüne kadar para kaybettiği tek ülke ise Rusya oldu. 1998'de yaşanan ekonomik kriz ve sonrasında gelen moratoryum yüzünden Quantum Fonu 2 milyar dolar zarara uğramış ve Soros, bunu bir kenara yazmıştı. Amerikan vatandaşı Soros, bu olaydan 6 yıl sonra Ukrayna, Gürcistan ve Kırgızistan'daki Rusya yanlısı hükümetlerin devrilmesiyle sonuçlanan 'Kadife Devrimleri', sahibi olduğu 'Açık Toplum Enstitüsü' eliyle devirerek rövanşı fazlasıyla aldı. Halen yaklaşık 13 milyar dolar büyüklüğe sahip Soros Fund ve Quantum Fund'un yöneticiliğini yürüten Soros'un piyasalara bakışı da oldukça ilginç. 'Para Sihirbazı'na göre piyasalarda sürekli bir dengesizlik, yani kargaşa hâkimdir. Bireysel veya kurumsal yatırımcılar, çoğu zaman eksik veya yanlış bilgilerle hareket ederek bu yüzden yanlış kararlar alırlar. Bu yüzden kurduğu fona kuantum fiziğinden esinlenerek, yani evrende kaotik bir düzen olduğu inancıyla bu adı vermiştir.
Girdikleri piyasaları kurutup çıkıyorlar
Girdikleri piyasalarda manipülasyon yaparak dalgalanmalara ve krizlere yol açan hedge fonlara artık ülkeler şüpheyle yaklaşıyor. Almanya Başbakan Yardımcısı ve Çalışma Bakanı Franz Müntefering'in "Bunlar (hedge fonlar) çekirge sürüleri gibi hareket edip Alman sanayiini, şirketlerini ve istihdamını yiyip bitiriyorlar." sözlerine AB'nin bir diğer ağır topu Fransa'dan da destek geldi.
Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, "Bu hedge fonlar gelip bir şirketi alıyor, parçalara bölüyor, çalışanların yüzde 25'ini kapının önüne koyuyor sonra da elde edilen kârın yüzde 25'ini ceplerine indirip ortadan kayboluyor." diyerek ülkesinin bu konudaki yaklaşımını ortaya koyuyor. Hollandalı siyasetçilerin değerlendirmeleri de aynı paralelde: "Onların yaptıkları tek şey çekirge sürüsü gibi bir piyasaya girip kurutup bir sonraki piyasaya geçmeleridir." Almanya Maliye Bakanı Peer Steinbrueck'un G-7 ülkeleri ve AB'yi hedge fonların küresel mali sistem üzerinde oluşturabileceği riskleri önleyici tedbirler almaya çağırması ve bu çağrının hemen ardından Avrupa Merkez Bankası'nın hazırladığı finansal istikrar raporunda "Hedge fonlar kuş gribinden bile tehlikeli." yorumunun yapılması, kıta Avrupa'sının bu konudaki yaklaşımını ortaya koyuyor.
Gelişmiş piyasaların bir diğer ayağını oluşturan İngiltere ve Amerika'nın ise bunun tersi bir tutum sergilemesi, kafaların karışmasına sebep oluyor. Mesela Amerikan eski Hazine Bakanı John Snow, hedge fonların tehlikeli bir oyun oynamalarına karşın finansal sistemin önemli ve vazgeçilmez parçalarından birisi olduğunu söylüyor ve ekliyor: "Hedge fonlar için de çok sıkı olmamak kaydıyla daha yakın kontrol lazım." Var olan mevcut fonların yüzde 30'unun Amerika'da kurulu olması ve birçok Amerikalı eski siyasetçinin bu fonlara danışmanlık yaptığı düşünüldüğünde bu açıklamalar biraz anlam kazanıyor. Ancak, Fortis Portföy Genel Müdürü Alp Keler, dev fonların denetime alınmasına yönelik ilk ciddi çalışmaların Amerika tarafından yürütüldüğüne işaret ediyor. Avrupa'nın ise bu konuda ağır davrandığını kaydeden Keler, çok önemli bir noktaya dikkat çekiyor: "Son dönemde kurulan fonların önemli bir bölümü Avrupa merkezli fonlardan oluşuyor. Yani Amerika ağırlık merkezi olmaktan çıkıyor."
Polis Akademisi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Süleyman Aydın'a göre ise AB'nin iki önemli sacayağı, Almanya ve Fransa'nın bu fonlara karşı önlem alınması teklifinin İngiltere ve ABD'de makes bulmamasının altında başka sebepler yatıyor. Anglo-Sakson ülkelerin sergilediği tavrın bu fonların sadece ekonomik değil, siyasi amaçlar için de kullanıldığı tezini güçlendirdiğini savunan Aydın, "Hedge fonların şeffaflıktan uzak olması, fonlarla alakalı kuşkuların artmasına sebep olmaktadır." diyor. Aydın, tezini şu sözlerle güçlendiriyor: "Bu fonları oluşturan kaynakların menşeinin bilinmemesi, akıllara karapara kuşkusunu getiriyor. Yine bilinenin aksine fonların her zaman para kazanmak için hareket etmemesi, finans uzmanlarının kafasında soru işaretleri oluşturuyor. Bazı analizcilere göre bu fonlar gizli servisler tarafından idare edilmekte ve örtülü bir ekonomik savaşın aracı olarak kullanılmaktadır." Polis Akademisi öğretim üyesi, bu konuda çok çarpıcı bir tespitte bulunuyor: "Amerikan Merkezi Haberalma Örgütü (CIA)'nün yasal olarak faaliyet gösteren çok sayıda şirketi var. Bunların bir bölümü yatırım danışmanlığı ve fon yönetimi konusunda hizmet veriyor. Bu durumda akla kaçınılmaz olarak şu soru geliyor; acaba bazı hedge fonlar çeşitli ülkelere karşı ekonomik bir silah olarak kullanılmakta mıdır?"
Halen görevde olan bir istihbarat görevlisine göre Aydın'ın dile getirdiği tezin ayakları oldukça sağlam. Eski CIA Başkanı ve Amerikan Başkanı George Bush'un Carlyle Group olarak bilinen bir yatırım fonuna danışmanlık yaptığına işaret eden istihbarat görevlisi, yine eski CIA Başkanı James Woolsey ile Henry Kissinger'ın da hedge fonların yönetiminde görev aldığına dikkat çekiyor. Soğuk savaş sonrası dönemde ekonomik operasyonların ağırlık kazandığını anlatan deneyimli istihbaratçı bu konuda ilginç bir örnek veriyor: "Gazeteci Michael Gordon ve emekli Korgeneral Bernard Trainor tarafından kaleme alınan Kobra II isimli kitapta ilginç bir bölüm var. Tezkerenin reddedilmesi ABD Başkanı George Bush ve ekibini öfkelendirir. En sert tepkiyi ise Dick Cheney'nin asistanı Scooter Libby verir ve 'Milyarlarca dolarlık Amerikan yardımını bir kenara itiyorlar. Piyasalara söyleyin Türklerin işini bitirsinler.' der. Yani piyasalar aslında kontrol altındadır ve yeri geldiği zaman ölümcül bir silah olarak kullanılabilmektedir. Bu silahın mermileri ise işte bu büyük fonlardır. Ekonomideki fay kırıklarını tetikleyerek deprem meydana getirmek isteyen gelişmiş ülkeler, yeri geldiği zaman bu fonlar vasıtasıyla hasım veya dost ülkelerin ekonomilerini yerle bir edebilirler."
Tasfiye etmek kolay değil
Hedge fonlar, küresel finansal sistemin zaaflarından faydalanmayı hayal eden bir grup yatırım uzmanı tarafından piyasaya sunuldular. Ancak zamanla o kadar güçlü hale geldiler ki bunların ortaya çıkmasına vesile olan piyasalar için giderek tehlike arz etmeye başladılar. Bir 'Frankeştayn' haline gelen fonları denetim altına almaya hazırlanan piyasaların büyük aktörleri için durum pek iç açıcı görünmüyor. Zira artık öyle bir noktaya gelindi ki piyasalar artık onlar olmadan kendi ayakları üzerinde duramaz hale geldi. Bugün hedge fonların faaliyetinden rahatsız olanların da kabul ettiği gibi yeni finansal sistemin en önemli aktörlerinden birisi haline gelen bu fonların yapısal sorunlar çözülmeden tasfiyesi ise şimdilik pek mümkün görünmüyor.
--------------------------------------------------------------------------------
Mortgage batıklarını gıdayla oynayarak telafi ediyorlar
Toplam büyüklüğü 2,1 trilyon dolara ulaşan hedge fonların son dönemde tarım ürünlerine yönelmesi, devletleri özellikle de gelişmekte olan ülkeleri ciddi bir tehlikeyle karşı karşıya getirdi. Ekvador'dan Japonya'ya, Fransa'dan İtalya'ya kadar birçok ülkede protestolara sebep olan, son olarak Haiti'de bir pazar yerinin yağmalanması ile dünya gündemine oturan küresel gıda fiyatları, Gıda ve Tarım Örgütü'ne (FAO) göre son bir yılda yüzde 57 arttı. Bu fonlar o denli güçlü hamleler yapıyor ki, çok değil, bundan birkaç ay öncesine kadar tonu 300 dolar civarında olan pirincin uluslararası piyasalardaki fiyatı bir anda 1.000 dolara ulaştı. Arbitraj geliri ve spekülasyona dayalı yatırım geleneğine sahip olan hedge fonların, ABD'deki mortgage krizinden uğradıkları kayıpları telafi etmek için mısır, buğday, soya fasulyesi, pirinç gibi emtiaların vadeli kontratlarına saldırması, fiyatların tırmanmasına yol açtı. Doların bir yılı aşkın süredir Euro karşısında yaşadığı sert düşüşler, en güvenli yatırım aracı olarak bilinen ABD hazine tahvillerinin getiri cazibesini kaybetmesi ve hem Amerika hem de Avrupa'da düşüşe geçen faiz oranları, hedge fonların tarımsal emtiaya yönelmesinin en büyük sebebi. ABD Merkez Bankası'nın (FED) faizlerini yüzde 5,25'lerden kısa bir süre içinde yüzde 2,50'ye kadar çekmesi ise gıda fiyatlarının pimini çeken asıl etken oldu.
Ancak bu kez işin ucu evine ekmek götürmekte zorlanan sıradan vatandaşa dokundu. Çünkü yatırım fonlarının aşırı talebi ile Chicago Emtia Borsası (CBOT) gibi vadeli işlemler piyasasında oluşan yüksek fiyatlar, ülkelerin ticaret borsaları için de referans fiyat olarak alınıyor. Batılı hedge foncunun Amerika'daki mortgage krizinden aldığı yarayı emtia üzerinden kapatmaya çalışması, tüketicinin sofrasını da etkiliyor. Fiyatlardaki yükseliş ise hükümetleri zor duruma düşürüyor. Son olarak BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un küresel gıda krizi sorununun çözülememesi halinde açlık, kötü beslenme ve sosyal ayaklanma riskiyle karşılaşılabileceği uyarısı, devletlerin karşı karşıya olduğu tehlikenin boyutlarını gözler önüne serdi. Benzer bir uyarı Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Dominique Strauss-Kahn tarafında da yapılmıştı. Strauss-Kahn, dünyada yükselen gıda fiyatlarının, hükümetlerin yıkılması ve hatta savaşların patlak vermesi gibi korkunç sonuçları olabileceği uyarısında bulunmuştu. Fiyatlarda yaşanan anormal artışlar sebebiyle 37 ülkede yüz binlerce insan sokaklara döküldü, göstericiler güvenlik görevlileriyle çatıştı. Sadece Kamerun'da son 3 ayda 40 gösterici hayatını kaybetti.
--------------------------------------------------------------------------------
Küresel dalga, fonları da vurdu
Hedge fon piyasasındaki en önemli kayıplardan birisi Long Term Capital Management'in (LTCM) Ağustos 1998'de iflas etmesi oldu. John Meriwether ve Nobel ödüllü ekonomistler Myron Scholes ile Robert Merton'un da dâhil olduğu bir grup tarafından yönetilen bu büyük fon, risklere karşı hazırlıksız yakalanıp iflas ettiğinde büyük bir şok yaşandı. Long Term Capital Management'in iflası, piyasalarda şeffaflığın artırılması, risk yönetimine daha fazla önem verilmesi ve daha iyi uygulamaların oluşturulması konularını gündeme getirdi. Hedge fonlardan daha fazla bilgi istenilmeye ve kredi imkânları daraltılmaya başlandı. 22 milyar dolar aktif büyüklüğe sahip 'Tiger Fonu'nun Japon Yeni'nin dolara karşı yükselişinden, daha sonra da teknoloji hisselerindeki hızlı yükselişten olumsuz etkilenerek 2000 yılında kapanması bir diğer şoke edici haberdi. Fonlar açısından en büyük kayıpların yaşandığı bir diğer dönem ise 2007 oldu. Dünya piyasalarını allak bullak eden mortgage krizinden ciddi yara alan birçok fon, iflas bayrağını çekti.
Zaman


LinkBack URL
About LinkBacks




Alıntı Yaparak Cevapla