Dünyanın Şeker devleri, Şeker sektörünü tamamen ele geçirmek için pusuda bekliyorDünyanın en liberal ülkesi ABD, orda bile bir tane şeker fabrikası özel değil. Fransa özelleştirme yapmış, yaşatamamış gerisin geri çiftçilere devrediyor. Almanya da devrediyor. Polonya’da işçi-çiftçi ortaklığı var. Görüleceği üzere dünya şeker sektöründeki özelleştirmelerden vazgeçerken Türkiye şeker fabrikalarının özelleştirilmesi konusunda ısrarcı davranıyor.

Ülkemizin tarım ve hayvancılığı açısından üretiminden asla vazgeçemeyeceğimiz bir ürün olan pancarımız üzerinde tehlikeli bir oyun oynanıyor. Türkiye gündemi, AKP hakkındaki kapatma davası ve Ergenekon davasına kilitlendiği bir dönemde, ‘bazı eller’ de şeker sektörüne tamamen hâkim olmak için ellerinden ne geliyorsa yapıyorlar. Özelleştirme furyasına tarımsal üretimin en hassas fabrikalarını da katarak, Türkiye’yi pancar üretiminden soyutlayarak, tamamen kendilerinin pazarı haline getirecekler.

Pancar ve şekerin ülke ekonomisine katkıları saymakla bitmez. Tarıma dayalı kalkınmanın en önemli ve en başarılı örneğini sergileyen şeker sektörü, sadece ülkenin şeker ihtiyacını karşılamakla kalmıyor, tarımı ve hayvancılığı geliştirirken yan sektörleri de ayakta tutuyor. Sağladığı istihdamla işsizliğin panzehiri olarak görülüyor. Ülke ekonomisine yılda 3 milyar doların üzerinde katma değer sağlıyor. Doğrudan ve dolaylı olarak 10 milyona yakın insanımız geçimini pancar tarımı ve pancar şekeriyle sağlıyor. Ülkenin hem ekonomi hem de sosyal yapısına böylesine önemli stratejik katkılar sağlayan bu sektör, gözden çıkarılarak özelleştirmeye kurban verilmeye çalışılıyor.

Şeker fabrikalarını özelleştirme girişimleri uzun zamandır gündemde olan bir konu. Hükümet önce, şeker fabrikaları içinde atar damar görevi gören Bor, Ilgın ve Ereğli şeker fabrikalarını özelleştirmek istemişti. Ancak Şeker-İş Sendikası’nın etkin mücadelesi ve kamuoyundan gelen tepkiler üzerine bu satış işleminden vazgeçmek zorunda kalmıştı. Bu üç fabrika Türkşeker’e devredilerek ‘satıştan’ kurtarılmıştı. Fakat ne olduysa bu üç fabrikanın özelleştirmesinden vazgeçen hükümet, daha sonra Türkşeker’in bünyesindeki bütün fabrikaları özelleştirme programına aldı. Bu tavır değişikliği, Türkiye’yi nişasta bazlı şeker ve kimyasal tatlandırıcı pazarı haline getirmek isteyenlerin şeker fabrikalarının özelleştirilmesi yönündeki baskılarının artarak devam ettiğini gösteriyor. Yani ne pahasına olursa olsun ‘pancarımızı’ elimizden almak istiyorlar.

Pancar ve şeker sektörü üzerinde nasıl bir oyun tezgâhlanıyor? Neyi amaçlıyorlar? Şeker fabrikaları özelleştirilirse pancar üretimimiz bundan nasıl etkilenecek? Her şeyden önemlisi bu fabrikalar üretimlerine devam edebilecek mi? Hükümetteki karar değişikliğinin nedeni ne? Bütün bu soruların cevabını Şeker-İş Sendikası Genel Başkanı İsa Gök ile yaptığımız söyleşide aradık.

Fabrikaların özelleştirilmesi durumunda bacaları tütecek mi?

Böyle bir şeyi beklemek çok hayalcilik olur. Fabrikalar içinde paçal maliyeti minimize eden fabrikalar çalışır, diğerlerini ise alacak olanlar kotası için alacak. Artık bunu Özelleştirme İdaresinin yetkilileri bile açık açık söylemeye başladı. Şeker fabrikaları özelleştirme kapsamına alındığı günden bugüne kadar biz, sadece 3-4 fabrikanın çalışacağını, diğerlerinin ise kapanacağını söylemiştik. Bugüne kadar bu söylediklerimizi yalanlayan Özelleştirme İdaresi yetkilileri bile bugün bizim söylediğimiz noktaya geldi. Yaptıkları portföy dağılımına göre bir çok fabrikayı alacak olan kişilerin kotaları için alacaklarını söylüyorlar. 5 fabrika satılıyorsa bunlardan bir tanesi çalışacak diğer 4′ünü ise kotası için alacaklar. Özelleştirme İdaresi de bunu bugün açık açık söylemeye başladı.

Bu fabrikalar neden çalıştırılamaz?

Çünkü bu fabrikaların bir kısmı ülkemizdeki en düşük verimlilikteki pancar ekim alanlarına sahiptir. Kapasiteleri küçük, şeker üretim birim maliyetleri yüksektir ve işletme amacıyla satın alınmaları mümkün değildir. Bunların özel sektör tarafından işletmek amacıyla satın alınacaklarını düşünmek hayalî bir yaklaşım olacağı gibi, özel sektör zihniyetiyle işletilmeleri de mümkün değildir.

Yani bu fabrikalara sadece kotalarından dolayı mı talip olacaklar?

Evet, aynen öyle olacak. Talip olanların işletme dışı amaçları var. Zaten bu fabrikaların satış portföyüne konulmasının ardındaki temel amaç da fabrikaların değil, kotalarının satılmasıdır. Nitekim resmi makamlardan da bu fabrikaların kotalarının bir veya birkaç fabrikada birleştirilip diğerlerinin kapatılabileceği yönünde açıklamalar yapılmıştır. Bu açıklamalarla, daha önce sendikamızın uyarılarına karşı hiçbir fabrikanın kapanmayacağını, hepsinin satılabileceğini söyleyenler, bugün fabrikaların adeta kapatılmak üzere satış portföyüne alındıklarını alenen kabul ve beyan etmişlerdir.

Dikkatimizi çeken bir konuda şeker fabrikalarının özelleştirme stratejileri, Türkşeker’in rakibi konumunda bulunan ED & F Man şirketinin de içinde bulunduğu bir konsorsiyuma yaptırılıyor. Bildiğimiz kadarıyla ED & F Man şirketi, dünya şeker sektörünün lideri konumunda. Bu açıdan baktığımız kuzuyu kurda teslim etmiş olmuyor muyuz?

Bizimde cevabını bir türlü bulamadığımız bir konuya temas ettiniz. Fabrikaların satışına yönelik stratejiyi, bu fabrikaların rakibi konumunda bulunan ve şeker ticaretinde dünya lideri olan bir şirket tarafından yapılıyor. Böyle bir şey olabilir mi? Ülkemizin şeker üretimindeki her azalış, ED & F Man için kar anlamına gelecek. Size soruyorum; dünyada kendine sürekli pazar arayan bir şirket, Türkiye’yi de pazarının içine katmak mı ister yoksa bu ülkede şeker üretilsin, benim satışım önemli değil mi der. Böyle bir aymazlık olabilir mi? Her yönüyle ülke ekonomisi için hayati önem taşıyan şeker fabrikalarımızın geleceği kimlere teslim ediliyor? Türkiye’nin bu durumlara düşürülmesi içimizi sızlatıyor.

Malumunuz sektörün en önemli sorunlarından birisi de kaçak şeker. Özelleştirmeleri bu açıdan nasıl değerlendirmemiz gerekiyor?

Şeker fabrikalarının özelleştirilmesinin karşısında dururken ciddi endişelerimizden birisini de bu sorun oluşturuyor. Hâlihazırda yurda çok miktarda bavul ticareti ve sınır ticareti yoluyla kaçak ve kontrolsüz şeker ve yapay tatlandırıcı girişi olduğu, PKK ve işbirlikçilerinin yurt içi şeker piyasalarındaki dengeleri bozmak, örgüte gelir sağlamak gibi amaçlarla şeker kaçakçılığı yaptıkları bilinmektedir.

Özelleştirme sonrasında yerli şekere hasret kalacağız

Son aylarda şeker kaçakçılarının, faaliyetlerini gizlemek, piyasaya daha rahat ürün sürebilmek ve karını artırabilmek için, şekeri kesme şeker olarak işlemeye yöneldiği haberleri basında yer almaktadır. Buna göre kesme-küp şeker tesisi olarak üretim izni alan firmalar, yurt içindeki fabrikalardan düşük miktarlarda şeker alarak kaçakçılık faaliyetlerini kamufle ederken, İran, Irak ve Suriye’den getirdikleri yüksek miktardaki kaçak şekeri bu tesislerde işleyerek, yurt içi piyasaya sürmekte, böylelikle bir yandan vergi kaybına yol açıp haksız rekabete neden olurken diğer yandan içeriği bilinmeyen kaçak şekeri piyasaya sürerek halkın sağlığıyla oynamaktadırlar.

Devletsiz plan olmaz.

* Güvenlik sorununa dikkat çekiyorsunuz. Buradaki endişeniz nedir?

Kars, Ağrı ve Erciş fabrikalarımıza Ermeni asıllı Fransız şirketlerinin talip olduğu, bazı Ermeni ve Yahudi kökenli kişi ve kurumların bu fabrikalarımızın da bulunduğu Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizden arazi topladıkları yönünde zaman zaman basınımızda da haberler çıkıyor. Bu durum, söz konusu fabrikaların satışıyla birlikte ülkemizin en az terör kadar önemli ve hatta terörden daha tehlikeli güvenlik sorunlarıyla karşılaşabileceğini göstermektedir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri, güvenlik açısından son derece önemli bölgelerdir ve işletilmesi bakımından halkla iç içe olan şeker fabrikaları üzerinden buralarda güç kazanmak ve söz sahibi olmak, kalelerin çok kolay bir şekilde içten fethedilmesi anlamına gelecektir. Ayrıca, önemli bir ayrıntı bizim hep dikkatimizi çekmiştir. Şeker fabrikalarının olduğu illerde terörü göremezsiniz. Örnek mi; Muş, Van’ın Ercis’inde, Ağrı’da ve Kars’ın içinde terör göremezsiniz. Buna bir rastlantı diyebilir miyiz?

Dünyadan örnekler verebilir misiniz?

Devletsiz pancar politikalarının ve şeker sektöründeki özelleştirmelerin başarılı olamayacağının en belirgin örneğini Fransa oluşturmaktadır. Son yıllarda Fransa’da özel fabrikaların çoğunun kooperatiflere devredildiği ve kooperatiflerin sektördeki payının yüzde 65′e ulaştığı görülmektedir. Yine AB genelinde kooperatiflerin payı yüzde 44 iken, son yıllarda özel sektörden kooperatiflere doğru bir kayma yaşandığı ve bu oranın yüzde 60′a yükseldiği saptanmıştır. Dünyanın en liberal ekonomisi olarak bilinen Amerika’da ise şeker fabrikalarının tamamı kooperatiflerin elinde bulunmaktadır. Bu durum, şeker sanayisinde salt kar güdüsüyle faaliyette bulunmanın imkânsızlığını ortaya koymakta, çiftçiyi ve işçiyi dışlayan yapılanmaların başarı şansının olmadığını göstermektedir. Görüleceği üzere dünyada şeker sektöründeki özelleştirmelerin genellikle başarısızlıkla sonuçlandığı, pek çok ülkede yaşanan tecrübelerle ortaya konmuş olmasına rağmen Türkiye şeker fabrikalarının özelleştirilmesi konusunda ısrarcı davranıyor.

Yenilenebilir enerji kaynakları çerçevesinde düşündüğümüzde şeker pancarı dünyada stratejik bir ürün haline geldi. Bu açıdan baktığımızda Türkiye büyük bir fırsatı elinden kaçırmış olmayacak mı?

Evet. Bütün dünya enerji tarımına yönelirken, Türkiye şeker fabrikalarını satmakla uğraşıyor. Bildiğiniz üzere, yenilenebilir enerji kaynaklarının içinde en yüksek üretim potansiyeline sahip olan biyoetanol, üretici ülkeler için stratejik önem arz ediyor. Biyoetanol kullanımının artması, petrol ve petrol türevi ürünlerin ithalatını azaltır. Biyoetanol üretiminde de şeker pancarı başta geliyor. Petrolde de tamamen dışa bağımlı bir ülke olduğumuz düşünülürse şeker pancarının sadece şeker üretiminde değil enerji politikalarımız için de ne kadar hayati bir önem taşıdığını görmüş oluruz.

Türkiye ne yapmalı? Öneriniz nedir?

Türkiye, bir an önce gerekli tedbirleri alarak pancardan yana tercihini ortaya koymalı. Şeker sektöründe özelleştirme politikalarından vazgeçilerek, özelleştirme yerine ‘özerkleştirme’ yapılmalı, bu yapılmazsa mülkiyet devri yerine işletme hakkının devri yöntemi benimsenmelidir. Sektöre yönelik planlamaların devlet politikası olarak benimsenerek sektöre devlet desteğinin sağlanması gerekiyor.

Pancar, işsizliğin panzehiri…

Diğer yandan ülkemizin giderek yükselen işsizlik sorununa karşı da en kolay ve akılcı çaresi olarak var gücüyle şeker üretmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Aksi takdirde AB’ye tam üyelik durumunda ülkelerarası kota transferi nedeniyle ülke kotamız başka ülkelere aktarılacak ve ülkemiz mevcut şeker kotasını da kaybederek sektörden çekilmek zorunda kalabilecektir. Bu durumda Türkiye ABD ve AB ülkeleri gibi büyük şeker üreticisi ülkelerin ve dev uluslararası şirketlerin pazarı olacaktır.
http://www.ilk-kursun.com/2008/08/05...tirme-oyunu-2/
------------------------------------------------
ülkede herşey yabancı olacak ülke insanları da bu yabancılara asgari ücretle hizmet eden köleler olacak. 21. yüzyıl kölelik düzeni ve bu düzenin kurucusu akp ile yandaşları bundan sıyrılabileceklermi? hayır...!