Ya dillerinin endazesi yok, ya kafaları çalışmıyor, ya da inadına yapıyorlar. Direkten dönmüş bir iktidar partisi, birkaç gün içinde bu kadar çok yanlış yaparsa, "Ne olmuş yani" deyip omuz silkeyemezsiniz. İktidar medyası olmak bile bu hakkı vermez size.

Laiklik karşıtı fiillerin odağı değillermiş!
Rektör atamaları bile, tarafsız olması gereken Cumhurbaşkanı'nın, laiklik karşıtı fiillerin odağı haline geldiği Anayasa Mahkemesi tarafından tescil edilen AKP'li gibi hareket etmekte beis görmediğini kanıtlamıyor mu? Türban yanlılarını rektör atayarak, modern Atatürk Türkiye'sinin en aydınlık yüzü olan Cumhuriyet üniversitelerini karıştırmaya ne Cumhurbaşkanı'nın ve ne de AKP'nin hakkı var. 27 Temmuz günkü yazımızda, "Üniversitelerin medreseye dönüştürülmesinin istenip istenmediği rektör atamalarından sonra belli olacak" demiştik.
YÖK ve Cumhurbaşkanı, elbirliğiyle, irfan yuvası olan üniversitelerimizi medreseye çevirmek üzereler. Bunlardan zaten başka ne beklenirdi ki... Dışişleri Bakanı Ali Babacan, İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad'ın Anıt Kabir'i ziyaret etmemek için Ankara yerine İstanbul'a gelecek olmasını, "Bunlar ufak tefek detaylar, ziyaretin özüne bakın" şeklinde değerlendirmedi mi?

Aynı ekolden gelen Cumhurbaşkanı ile Dışişleri Bakanı, tabii ki aynı yöne bakacaklar. Anıt Kabir'i ziyaretten kaçmak onlar için ufak tefek detaydır, asıl olan ise türban yanlısı rektörler atayıp üniversiteleri medreseye çevirmektir.

Güngören gevelemesi


AKP'nin, Anayasa Mahkemesi'nin kararından ders alacağını ve bundan sonra dikkatli davranacağını sananlar, fena halde yanıldılar. Bunlar, "Anayasa Mahkemesi AKP'yi kapatmazsa siz görürsünüz" diyerek muhaliflere gözdağı vermiyorlar mıydı?
Dediklerini yapıyorlar. Kendilerine oy veren veya vermeyen herkese "tiran" nasıl olunurmuş gösterecekler, hatta göstermeye başladılar bile.

Ne yaptıklarının acaba farkındalar mı? Üç-dört gün içinde Anıt Kabir'i, Silahlı Kuvvetleri ve üniversiteleri tartışma konusu haline getirdiler. Güngören katliamında -Alman istihbaratının yaptığı gibi- hedef saptırmak ve sorumluluğu başkalarının üstüne yıkmak için, yakalanan faillerin bölücü terör örgütüne mensup olduğunu açıkça söyleyemiyorlar. Bunu söylemek İstanbul Valisi'ne düşüyor.

Bölücüler Çankaya'da


CumhurbaŞkanI Abdullah Gül'ün Bahreyn Kralı Hamad Bin El-Halife onuruna Çankaya Köşkü'nde verdiği yemeğe, PKK mensubu olmaktan Gebze Cezaevi'nde tutukluyken İstanbul'dan milletvekili seçilen DTP'li Sebahat Tuncel'in katılması, "Medyanın amiral gemisi" diye tanımlanan gazeteye göre, "demokrasinin güzelliği" imiş!

Bölücüleri Meclis'e taşımak yetmiyormuş gibi, Çankaya Köşkü protokollerine de taşımak demokrasi ise, o da, güzelliği de sizin olsun. AKP'lilerin DTP ile ağız birliği yaparak, "demokrasi" sözcüğünü dillerinden düşürmemelerinin kerameti şimdi daha iyi anlaşılıyor. Üniter devletin mezar kazıcılarının Çankaya Köşkü'nde ne işi var?

Demokrasi diye diye Cumhuriyet'in, laikliğin ve üniter devletin mezarı mı kazılıyor?

En çok oy alan adayları değil türban yanlısı olanları rektör atayarak, çifte standarda dayalı çarpık demokrasi anlayışınızı da apaçık sergilediniz.
Sevsinler cici demokrasinizi!

Ama bu terazi, bu kadar sıkleti; gerçek demokrasi, bu kadar zilleti çekemez.

K


Ama bu terazi, bu kadar sıkleti; gerçek demokrasi, bu kadar zilleti çekemez.
Ne kadar da güzel söylemiş.. Helal olsun.