Üç Olay Üç Kişi


Kamuoyu, geçen hafta üç olayla yattı. Önümüzdeki hafta bu üç olayın şu veya bu biçimde devamı haberlerle uyanacağa benziyor.

Medya Çankaya’dakinin rektör atamalarında partizan ve türbansal tutumuna doğrudan yüklenmiyor. Bu sonucu kimi dış basın haberleri veya kimi siyasetçinin açıklamalarını aktarmak yoluyla eleştirir gibi oluyor.

Oysa Çankaya’daki; AKP’li kimliğiyle yaptığı uygulamalardan sonra gönül rahatlığı ile açık denizde.

Çankaya’daki için partizan atamalara imza atmasıyla başlayan tepkiler ve eleştirilerin önemi yok. Demokrasilerde olur böyle vakalar deyip geçiyor. Lakin Hayrünnisa Hanım’ın mavi bono ve tesettürlü mayo ile denize girdiğini iddia eden bir fotoğraf yayımlandı mı gazetelerde, kırmızı görmüş boğa gibi, derhal saldırıya geçiyor.

Türk basını Batı medyasından, Batılı cumhurbaşkanların, başbakanların örneğin Sarkozy ile Blair’in bu türden gezilerine sert tepki gösteren örnekler veriyor. Çankaya’daki ise tam bir vurdumduymazlık içinde, devlet ihalelerine giren, kısacası devletle iş yapan Fettah Tamince’ye ait lüks yatla açık denizde tatile çıkıyor.

Tek kaygısı Hayrünnisa Hanım’ın tesettürlü mayo ile resminin çekilip çekilmediği…

***

Bir başka olay, profesör sıfatlı AKP Genel Başkan Yardımcısı Edibe (Sözen) Hanım’ın okullarda ibadethaneler açılması ve pornografik yayın alanların fişlenmesini öngören, Almanya’daki yasadan esinlendiğini söylediği yasa önerisi…

Öğrendi ki, Almanya’da eğitim sırasında okullarda ibadethane ile pornografik fişleme yok; önerisini “geri çekmeye” karar verdi!

***

Kuşkusuz üzerinde çok fazla durulan haber hemen her çevrede hayret ve şaşkınlık yarattı.

YAŞ kararı; Türkiye’de gericilik olayları giderek yoğunlaşırken TSK’de geçen bir yıl içinde bu türden hareketlere hiçbir personelin katılmamış olduğuna işaret ediyor diye yorumlanıp, algılandı.

Gerçi Genelkurmay’ın yaptığı açıklama, “…hukuki yeterlilik ve dayanaklar açısından, ayırma kararına esas teşkil eden tutum ve davranışların tespiti ile ilgili inceleme ve araştırmalar uzun süre alabilmektedir” diyor. Bu açıklama YAŞ’ta bu yıl ihraçların olmamasını içeren eleştirileri karşılamak istiyor. Fakat, her ağustosa yetiştirilen “inceleme ve araştırmaların bu ağustosa yetiştirilmemesindeki hikmet” yanıtsız kalıyor.

YAŞ’tan ihraç kararı çıkmamasına yönelik eleştirileri CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir iki cümlesi seslendirdi ve başka yönlere tetikledi. Kılıçdaroğlu; sonucu, “ordunun büyüklüğü dikkate alındığında laikliğe karşı hiçbir dosyanın YAŞ’a gelmemesini hükümetle Genelkurmay arasında oldukça sıcak bir ilişkinin olduğu kanısına” bağladı.

Ve… Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’a emekliliğinde kullanması için tank mermisinin bile işlemediği iddia edilen Audi A8L marka, özel zırhlı trilyonla ifade edilen ithal bir arabanın tahsis edildiğini söyledi.

İhraç kararı olmaması ile özel zırhlı araba olayı, bir çeşit ödün gibi yorumlanarak birbirine bağlandı. Genelkurmay araba olayını doğrularken “satın alma işleminin tamamen devletin yasal mevzuatına uygun olarak yapıldığını” açıkladı ve:

Arkasından gazetelere böyle bir aracın alınmasını Orgeneral Büyükanıt’ın görevleri sırasında dört kez suikastla karşılaştığına bağlayan haberler sızdırıldı.

Doğal olarak akıllara, yanıt arayan başka bir olgu takıldı. Suikastlardan kurtulan eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’e emekli olduktan sonra zırhsız Renault Laguna ya da Volvo araba tahsis edilmişti. Bir başka dönemde kahvesine zehir katıldığı saptanan Genelkurmay Başkanı ve belki de niceleri aynı olaylarla karşılaşmışlar… velakin onlara emekliliklerinde zırhsız arabalar verilmişti.

Bu saptamalardan yola çıkan tartışmaların özünde şu soruya yanıt arandı, hâlâ aranıyor: Öyleyse?.. Bu ayrıcalık Orgeneral Büyükanıt’a hangi nedenlerden kaynaklandı?

Genelkurmay’ın orgenerale emekliliğinde zırhlı araba tahsisini normal bir işlem gibi göstermesi -zaten halk arasında konuşulan- başka yorumsal söylentilerin gazete haberlerinde yer almasına neden oldu.

Bu türden söylentilerin başında; 28 Nisan’daki sert açıklamadan bir hafta sonra RTE ile Büyükanıt’ın Dolmabahçe’de 3.5 saat süren baş başa görüşmesinin bilinemeyen içeriği… Ve sonraki süreçte TSK’nin kimi rejimsel kaygılar karşısında sessiz kalması… Askerle iktidar arasında “bir mutabakat” olduğu ifadeleri geliyor.

Fakatttt… Kimi resmi ağızlar, -örneğin TBMM Başkanı Toptan- orgenerale özel yapımlı lüks bir aracın emekliliğinde tahsis edilmesine değinen eleştirileri, TSK’yi yıpratmayı hedef aldığı biçiminde yorumluyor...

Lüks aracı 30 Ağustos’ta sona erecek olan görev süresinde kullanacağını.. emekliliğinde aynı görevden emekliye ayrılan silah arkadaşlarına uygulanan ne ise onunla yetineceğini açıklayarak kişisel ve özel konumda olan bir sorunu kapatabilecek durumda olan (ne ki kapatmayan) Orgeneral Büyükanıt’ın lüks araba olayını eleştirmenin...

… TSK’yi yıpratmaya neden olduğunu anlamış değilim!

Cumhuriyet


zaten bu soru yıpratmak için değil açıklama yapılmasını gerektirdiği için soruldu.Bir soru ile TSK yıpranmaz.Muammalı olaylardır TSK yıpratan..Zamanında Hilmi Özkökün sözde Darbe yanlılarına kasaptaki ete soğan doğramam demesi ve ya çuval olayında gıkını çıkarmaması sorgulanmadı diye bugün bu sorulara cevap verecek Büyükanıtın bunu TSK ni yıpratmaya yönelik diye sessizce kapatması hiçbirşeye çözüm olmaz.Aksine Genelkurmay Başkanlığına yakışır bir Asker gibi çıkıp açıklama yapması halkın muammalı düşüncelere girmemesini sağlar.Büyükanıt hakkında RTE nın onu tehdit edip etmediğinden tut,3 saatlik özel görüşmenin içeriği hakkında ve bu son olaylarda Atatürkçü çizgileriyle bilinen Paşaların terörist muammelesiyle PKK lılarla aynı koğuşta küçük düşürülmesine ,ve YAŞ irtica iddiaları olan 20 askerin neden bertaraf edilmediğine kadar çıkıp tatminkar bir cevap verip bunların aksini kanıtlamalıdır.Yoksa Kasaptaki ete soğan doğramayan Özkök 'le aynı görüş ve çizgide olarak emekliye ayrılacak ve Tarihte bunları yazacaktır.