YAPIMCILAR : ABD-.AB ORTAKLIĞI
YÖNETMEN : George BUŞ
SENARYO : Graham Fuller-Morton Abramowitz
CAST : AKP
OYUNCULAR : Recep Tayyip– Abdullah Gül-Bülent Arınç– Fetullah Gülen, Öteki cemaatler- işbirlikçi liboşlar, holding medyası…
ARAÇLAR : Hükümet- TBMM- Cumhurbaşkanlığı- bütün bürokrasi- emniyet- MİT- parti kadroları- liboşlar- satın alınan veya şantajla teslim alınan medya…
KONU : Türkiye’de muhalefeti, aydınları, üniversiteleri, yargıyı, orduyu, demokratik kitle örgütlerini, sanatçıları, güvenilir ve saygın kurumlarla Atatürk ve Türk devrimini, bugüne değin yaratılmış eserlerimizi, ülkemize özverili hizmetleriyle her türlü takdiri hak eden büyüklerimizi ve atalarımızı iftira, saldırı ve karalama kampanyalarıyla sürekli olarak suçlamak; toplumda güvensizlik, umutsuzluk yaratmak; korkuyu, sinmişliği, teslimiyeti sağlamak; bu yolla Türkiye’yi “ılımlı İslam” modeli haline getirip BOP projesini gerçekleştirmek için Türkiye’yi kanıyla– canıyla cepheye sürmek…
Bu gerçek bir dizi filmdir. Sanal değildir. Yaşandıkça kurgulanmakta ve oynanmaktadır. Batı stratejistlerinin tanımıyla “21. yüzyılın en büyük siyasi projesi “olarak çekilmeye ve bölüm bölüm gösterilmeye devam etmektedir.
BOP denilen siyasi tasarımın en önemli ayağını Türkiye oluşturur. Bu coğrafyada en büyük ulusal devlet, en büyük askeri güç Türkiye’dir. Türkiye’nin Kemalist temelleri yıllardan beri yıpratılmıştır, zayıflatılmıştır. Ama bu temeller bütünüyle yıkılmadan, yok edilmeden BOP’un gerçekleşmesi sadece Batı’ın bir düşü olarak kalacaktır. Batı Kemaliz’mi tarihe gömerek hem yüz yıl önceki yenilginin intikamını alacak, hem de o dönemde gerçekleştiremediği amaçlara BOP projesiyle ulaşabilecektir.
Emperyalizm Kemalizm’i yok etmek zorundadır. Proje bu ana eksende şekillendirilmiştir…
Geçmişte demokrat, dürüst, solcu, namuslu bildiğimiz birçok insanın bugün liberal yaftasıyla AKP’ye destek vermelerini; etik, onur, insan hakları ve hukuk gibi hiçbir değere bağlı kalmadan adeta çıldırmış gibi Cumhuriyeti ve demokrasiyi savunan çevrelere saldırmaları, dengelerini yitirmeleri, özellikle Atatürk’ü saçma sapan sözlerle, bilgisizce suçlamaları Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu bunalımın ne kadar büyük olduğunu göstermektedir.
Ali Kemal bir İngilizle evlenmişti. Onlara hayrandı. İhanetine o dönemin koşulları içinde birçok gerekçe bulnabilir. Ama bugünün “vatanı bir kadın memesine satarım” diyebilen hainler cumhuriyet sayesinde yetiştiler. Ahlaksızca, namussuzca iftira atıyorlar. Demokrasiyi ağızlarından düşürmüyorlar. Ama yaptıkları hiçbir iş, hiçbir davranış demokrasi kurallarına uymuyor.
Bu satılmış kalemler, AKP’nin ülkemizi sömürge haline getirmek için çıkardığı yasaları “demokratik refomlar” olarak tanımlarken, sövüp durdukları 57. hükümetin AKP hükümetinden daha çok -gerçek anlamda– demokratik reform yaptığını görmezden geliyorlar!…
AKP’nin ne seçim çalışmalarında, ne parti finansmanında, ne yasama çalışmalarında, ne devletin temel kurumlarına saygıda, ne yaptığı atamalarda, ne yurttaşlara tahammül,de ne muhalefete katlanmada, ne ihalelerde, ne hükümet uygulamalarında demokratik bir anlayış görebilir misiniz?... “Yargıya güvenmiyorum” diyen, haklarında kalpazanlığa kadar birçok suçlama bulunan insanların dokunulmazlık zırhına sıkıca sarılmaları hangi demokraside vardır?... Bu kiralık kalemlerin demokrasiden anladıkları sendikaların susturulması, yandaş sendikalara şantajla adam toplanması, kamu sendikalarının toplu sözleşme ve grev haklarından mahrum edilerek çalışanların ve emeklilerin ezilmesi midir?
Ve en önemlisi; içerdeki ajandasını gerçekleştirmek için emperyalizmle işbirliği yaparak, ülkemiz yokluk ve sefalet içindeyken dişinden ve tırnağından artırarak yarattığı altın yumurtlayan ulusal kuruluşlarımızı öldüm fiyatına yabancılara pazarlaması nasıl savunulabilir?..
Anasını “kadın memesine” satmak bütün insanların utanç duyacağı bir namussuzluk değil midir?...
Bunların yazılarından İktidar yalakalığı yapmak için yaptıkları iğrenç saldırılar dışında, hangi doğru, hangi ahlak, hangi erdem, hangi demokrasi ve hangi insan hakları öğrenilebilir ki !..
Bir insan doğup büyüdüğü, ekmeğini yediği ülkeye, birlikte yaşadığı insanlara, kentlilerine, köylülerine zarar vermek için bu denli uğraştıran güç nedir? İşçinin-memurun-işsizin, çaresizin daha kötü olması bu aydın bozuntularına biraz daha paradan başka ne kazandırabilir?...
Böyle bir onursuzluğa nasıl teslim olunabilir ?..
Ülke toprakları, bankalar, sigorta şirketleri, Telekom, limanlar, petrokimya, demir-çelik, rafineriler, KİT’ler satılıyor, dağıtılıyor, yağmalanıyor…
Petrol, maden ve vakıflar yasası yabancıların istediği gibi çıkarılıyor
Tarım üretimi düşüyor. Köylü aç. Ürünü para etmiyor.
İşçi yoksullaşıyor.İşsizlik artıyor.Esnaf dükkan kapatıyor. Üretim yerine dışalım patlıyor. Kredi kartı borçları
tavana vurmuş…
BOP haritaları fütursuzca ortalarda dolaştırılıyor.
Eğitim dinselleştiriliyor. Ilımlı islâm düzeni kuruluyor.
İktidar sürekli olarak “biz” ve “onlar” ayrımı yapıyor.
Haydi medya bunları görmeyecek kadar uşaklığa ve tetikçiliğe soyundu diyelim. Madem ki hem AKP hem de yalaka medya demokrasi deyip duruyorlar. Öyleyse AKP’nin demokrasiye uygun bir icraatını göstersinler!...
Bakalım böyle bir anlayışı var mıdır. Biz henüz göremedik.
AKP’nin demokrat olduğunu söylemek şeriatçıların , gericilerin çağdaş olduklarını iddia etmektir.
Doğrusunu söylemek gerekirse böylesine saçma bir iddiayı sürekli bir medya bombardımanı ile Türk halkına yutturmayı başarmışlardır...
Ve 5 kasım 2007 deki Erdoğan -Buş görüşmesinde son ve en büyük hamlenin kararlaştırıldığını öğrendik…
Önce yandaş bir savcı bulundu. Hakkı olmayan büyük bir görev verildi. Yıllardır süren hazırlıklar hızlandırıldı. Geçmişte ne kadar kirli iş varsa hepsi bir araya getirildi. Bu işleri ihale edecek AKP muhalifleri, onurlu aydınlar belirlendi. Bütün istihbarat örgütlerinin işe yaramayan belgeleri, telefon dinlemeleri dosyalandı. Bunları birleştirecek senaryolar yazıldı ise de başarılamadığından “ birbirinden habersiz hücre örgütlenmesi” tanımı uyduruldu. Dalda dalga tutuklamalar yapıldı. Sanıklar önceden belirlendi. Baskınlar yapıldı. Götürldüler.Sonra bütün özel eşyaları arandı. “Kanıt” yaratılmaya çalışıldı. Kazara bir arkadaşınızla söyleşirken “ne olacak bu memleketin hali” demişseniz suçlanmanız işten değil... Uzaktan da olsa birini tanımak suç oldu. Dosyaya kondu. Kapanmış davaların kararları dedikodulara dayanarak görmezden gelindi. Dosya şişirildi. Amaç gerçek bir yargılama olmadığından, dosyanın şişirilmesi davanın uzaması demekti. Böylece psikolojik savaş uzatıldı. Bir yılı aşkın süre dava açılmadı. Bu arada görevli savcının kini o kadar çokmuş ki kanser hastasının bile tahliyesine karşı çıktı. Orada ölümünü izlemekten zevk almış olmalı. O denli intikam peşine düşüldü ki; savcı Atatürk’ün Bursa Nutku doğru mudur diye emniyete sordu. Demek ki bu konuları emniyet biliyor!...
Şimdilik gençliğe hitabeden kuşkulanmadı. Ama yarın onun hakkında da soruşturma açarsa şaşmayalım…
Hukuk adına hukuk kuralları , insan hakları çiğnenmeye devam ederken sırf bu iş için çıkarılmış gazeteler başta olmak üzere iktidar uşağı tetikçi medya mahkemece alınmış yayın yasağı olmasına karşın aylardır iddianameyi tefrika etmeye, kimlerin tutuklanması gerektiğini önceden belirleyerek yargıya yardımcı olmaya devam etti. !...
Ve bu arada ne yasalara, ne ahlaka, ne insan haklarına ne de demokrasiye uygun davranmayı aklına bile getirmedi.. Çok büyük olaylar yaşanırken bile uydurma Ergenekon haberleri yazmaya halen devam ediyor. Bütün yasakları yok sayıyor. Vurdukça vuruyır... Halkı kışkırtıyor...
AB ve ABD ile içerideki uzantıları bu gelişmelerden hoşnut. “Hukuka saygılı olalım”, edebiyatı yapıyor.
Muhalefet de “hukuka saygılıyız” demeçleri veriyor…
Kimse, “hukuk bunun neresinde “ diye sormuyor… AKP sözcülerinin prosedürü dört dörtlük kapatma davasında yüce mahkemeyi nasıl aşağıladığı, nasıl ortadan kaldıralım dediği, nasıl hakaretler yağdırdığı; yani huku-mukuk tanımadığı unutuluyor…
Hukuka elbette saygılıyız. Bunun için kampanya da yapıyoruz. Ama hukuk adına hukuksuzluk yapan savcıya neden saygılı olalım ki!..
Muhalefet hukuk ayaklar altına alınırken öylece bakıyor. Yarın içlerinden dokunulmazlığı olmayan parti yöneticilerini durup dururken tutuklayıp götürseler de “hukuka saygı” edebiyatı yaparak mu muhalefet edeceklerdir?...
DGM’nin aldığı bir karar gereği bir gece tutuklamasına Refah partisinin nasıl karşı çıktığını anımsatalım.
İşte siyasi mücadele öyle yapılır.
Hukuka saygılıyız. Ama yöntemince yapılan hukuksal işlemlere saygılıyız.
Zaten bütün istediğimiz de budur…
Şimdi bütün olayları yan yana koyalım ve düşünelim.
Geçmişte siyasal cinayetlerden, faili bilinmez suçlardan en çok çeken, sayısız kurban veren Kemalistler nasıl oluyor da suçlanabiliyorlar?..
Amaç faili meçhul cinayetleri, kontrgerillayı ortaya çıkarmak mı? Zaten bizim istediğimiz budur.
Ama neden suçluları aramak yerine kurbanların üstüne gidiliyor?
Bildiğim bir şey var.
Atatürk’ü bile suçlayarak süren bu dava büyük bir hukuksuzluk örneği olacaktır.
AKP en büyük siyasal hamlesini yapmış, başarısızlığın verdiği çılgınlıkla dengesini yitirmiştir..
Belki Ergenekon denilen küçük çaplı bir kontrgerilla örgütüne ulaşılabilir. O zaten bilinen bir şeydi. Hukuki gereğin tam anlamıyla yapılamamasına en çok bir üzüldük…
Ama Türkiye cumhuriyetini, çağdaşlığı, demokrasinin bütün değerlerini yaşamları boyunca savunan insanları, bütün Kemalistleri, bütün AKP karşıtlarını yok etmek için kurulan bir komlo var ki; bu komplonun adı Ergenekondur.
Bu anlamda Ergenekon AKP’nin Atatürk cumhuriyetinden intikam almak için yaptığı en son operasyonunun kod adıdır.
Bu operasyonun Türkiye Cumhuriyeti’ne ihanet olduğu konusunda kimsenin kuşkusu olmasın…
kaynak
Yazıya tamamiyle katılıyorum...
Hukuk adına Hukuksuzluk yapan Savcı bu ülkenin Adalet Sisteminide aynı zamanda yıpratmıştır.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla
