Atma birader, belki görmüşsündür
16/08/2008
Taha KIVANÇ - Yeni ŞAFAK
Amiral gemisinin kaptanı patronuyla hergün görüşemiyor olabilir, ama Vatan'ın kurucusu Zafer Mutlu artık Aydın Doğan'a çok yakın. İyi de, bu ikili patronlarına yaranmak için pervasız atışlar yapacak yerde, Aydın Bey'in açılan son savaştan rahatsızlık duyacağını nasıl oluyor da keşfedemiyor? Pamukbank'a el konulduğu günlerde grup içerisinde bulunan isimler daha şimdiden “Damat yerinde duramadı, sevinç çığlıkları atarak zıpladı” türü tanıklıklarla ortaya atıldılar bile...
Bütün bu tartışma sırasında benim en hoşuma giden, pop sosyologumuzun tavrı oldu. Kendinden çok emin. Kimsenin karşı çıkmayacağını beklediği iddialı yazılar yazıyor. Dün sözgelimi, “Bunca yıldır gazetecilik yapıyorum, bu kadar pervasızca bir sahtekârlığa tanık olmadım” diye başlamıştı yazısına. “Sahte belge yayımlayanı gördüm. / Sahte belgeye inananı da gördüm. / Ama sahte belgenin üzerinde bile sahtekârlık yapacak kadar pespayeleşen bir gazetecilik anlayışını hiç görmedim.”
Vay be! Sakal bırakınca, o pamuk dede haliyle, kendini Şerif Mardin gibi (yoksa Ömer Şerif gibi mi?) görmeye başlamış olmalı.
“Görmedim” dediği türden gazetecilik örnekleri için arşivimi tarayıp Hürriyet'te çıkmış nice malzemeyi buraya taşıyabilirdim.
Daha kestirme bir yola başvuracağım. Alper Görmüş'ün vaktiyle medyakronik sitesinde 'En çok aldatılan gazete: Hürriyet' başlığıyla yayımladığı beş gün sürmüş değerlendirmeden kendi özetimi sunacağım. “Hepsini gördüm, ama böylesini asla” diyen, yanıldığını itiraf etmek zorunda kalacak...
İşte bazı örnekler..
“26 Eylül 1999... Jandarma, Ulucanlar Cezaevi'nde 'isyan çıkaran' siyasi mahkûmların kaldığı koğuşlara zorla girdi. Aramalarda '6 tabanca ve çok sayıda mermi, kullanılmaya hazır el yapımı bomba vb.' bulundu. İsyan bastırma faaliyeti sırasında 10 mahkûm öldü, onlarca mahkûm yaralandı. Bazı köşe yazarları, jandarmadan ölen ya da yaralanan olmadığını hatırlatarak sordu: 'Madem ellerinde bu kadar silâh vardı, çatışmada neden kullanmadılar?'
"Hürriyet gazetesi, 28 Eylül 1999 günü, yani baskından iki gün sonra, 'Beş dakika önce' manşetiyle çıktı. Birinci sayfanın neredeyse yarısını kaplayan bir fotoğrafın eşlik ettiği haberin spotu, fotoğrafı da açıklıyordu: Ankara Kapalı Cezaevi'ndeki teröristler, kanlı isyanı başlatmadan 5 dakika önce ellerinde sopalarla hatıra fotoğrafı çektirdiler. (...) Kanlı olaylara sahne olan Ankara Merkez Ulucanlar Kapalı Cezaevi'ndeki terör suçundan hükümlü DHKP-C, TKP (ML), TİKKO, TKİP Ekim örgütü üyeleri, isyandan 5 dakika önce çektirdikleri bir fotoğrafta, 'Devrimci tutsaklar teslim alınamaz' deyip üç ayrı örgütün imzasını attılar. Ancak bu fotoğrafta görülen üç teröristin isyanda öldüğü ortaya çıktı.'
"Esas gerçek ertesi gün ortaya çıktı: O fotoğraf Ulucanlar Cezaevi'nde beş dakika önce değil, başka bir cezaevinde tam beş yıl önce çekilmişti. Hürriyet, birkaç gün sonra, iç sayfalarda üç-beş satıra sığdırdığı tek sütunluk bir haberle, 'Beş dakika önce'nin doğru olmadığını duyurdu okurlarına ve özür diledi."
Bir de 'Ahmet Taner Kışlalı cinayeti' var. Suikasttan sonra, Kışlalı'nın kuzeni Hıncal Uluç ve ben, bazı karinelerden hareketle, 'Bombayı koyanın öldürme kastı olmayabileceği' tezini işledik. Devamını 'medyakronik'ten okuyalım: 'Hürriyet'in manşeti işte tam o günlere, suikastin dördüncü gününe denk geldi. Şöyleydi manşet: 'Ölüm üçüncü paketle geldi.' Suikastçının, Kışlalı'nın otomobiline daha önce de iki kez boş kola ve bira kutusu koyduğu anlaşıldı. İstihbaratçıların 'yemleme' diye adlandırdığı yöntemle, Kışlalı, bir yandan tepkisi ölçülürken bir yandan da bombalı kutuya alıştırıldı. Kışlalı, otosundaki bombalı bira kutusunu da gayri ihtiyari şekilde aldı.' Alışılmışın dışındaki büyük puntolarıyla dikkati çeken haberin 'ana fikri' belliydi. Haberi 'düz' okuyanlar şöyle düşünmüştü belli ki: Demek 'öldürme kastı yoktu' yaklaşımı doğru değil. Baksanıza, bombacılar işi garantiye almış!"
Söylemeye gerek var mı? Hürriyet'in haberi doğru değildi; 'yemleme' söz konusu değildi...
Ya Belladi Bahbahani konusu... Unuttunuz ama, 2000 yılı haziran ayında ülkemizde ünlüydü Bahbahani. İran gizli servis elemanıyken Türkiye'ye sığınmış, Yozgat'taki kampta sorgulanmıştı. Hizbullah ve Umut operasyonları ile gündeme gelen 'İran parmağı' iddiasını destekleyecek biçimde kullanıldı Bahbahani'nin varlığı Hürriyet tarafından... 'Molla bülbülü öttü' türü başlıklarla verilen haberlerin temelsiz, ajan olsa bile Bahbahani'nin Türkiye'deki eylemlerden habersiz olduğu ortaya çıktı. Konuyu bir hafta boyu manşetinden işleyen Hürriyet, sonunda 'İranlı, sahte' haberini de verdi, ama iç sayfalarda ve küçük puntolarla...
Biz böyle haberleri çok gördük. Hürriyet'te hem de...
http://www.moralhaber.net/yazidetay....8537&yazar=121
atmazlarsa hayatları duru bunalrın, atsınlar atsınlar serbest


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla